28 Mart 2015 Cumartesi

Çocukluk Fotoğrafları

Hep olur ya, çocuğunu çok seven babalar vardır. Daha doğmadan evvel bir fotoğraf makinesi alır. Çocuğunun hiç bir anını kaçırmamak için hatta en iyisini alır. O çocuk büyüdükçe, yüzlerce hatta binlerce fotoğraf çeker. Eskiden bastırılırdı o fotoğraflar, albüm yapılırdı. Anneler beğendikleri fotoğraflara süslü çerçeve alırdı. Fotoğraflar yıllar içinde çoğalırdı. Toz içinde kaldığında özenle silinirdi. Şişkin bir göbeği zar zor örten bir tişört altında tombik bacak boğumlarını gösteren dar bir şort, ayaklarda da beyaz veya kırmızılı lacivertli deri sandaletli fotoğrafı. Onun yanında bir de kırmızı tulumlu, çizgili kazaklı, eller eldivenli, kıyafet çokluğundan kolları kavuşturamadığın ve seni bir kardan adamın eşlik ettiği bir fotoğrafın vardır. Yıllar içinde renkleri solan bir kumsal fotoğrafında, muhtemelen de üstsüzsündür. Belki suyun içinde gencecik annenin elinden tutuyorsundur. Bir de babanın omzunda vardır bir fotoğrafın...yazlığa giderken yolda durup çekilmiştir o, belki bir ayçiçeği tarlasında. Gençliğinle serpildikçe, incecik bedeninle, ergenliğin getirdiği tuhaflıkla komikleşir fotoğrafların. Ya bir kardeş, ya da kuzenler...bir boğuşma halidir gider; altlı üstü, balonlu, pastalı bir doğum günü partisinden kalma. Sonra mezuniyet fotoğrafı vardır. Elinde kırmızı kurdeleli diploma, omuzlarında cüppe, kafanda kep artık anne ve babandan birer kafa uzunsundur. Babanın içinde olmaktan rahatsız olduğu belli takım elbisesi, yanında en olmayacak topuzu ile annen ve sen; bu fotoğrafta ise düğünündesinizdir. Çocukların, torunlar derken her anın fotoğraflanır.
Genelde de babalar çeker bu fotoğrafları. Bir şekilde onların görevi olmuştur. Annelerin bu görevi üstlendiği çok nadir görünür. Sanırım bizim yapımız buna çok müsait değil. Kültürel olarak "problem çözmeye" şartlandığımız için, çocuklarla günümüz onların bakımları ve problemlerini çözerek geçiyor. Babalar ise çocuk bakımı konusunda daha rahat davranabiliyorlar. Örneğin, onlara yemek hazırlarken bir yandan mutfağı toplamak için uğraşmıyorlar, tadını çıkarabiliyorlar o anki aktivitenin ve sanırım bu yüzden fotoğraf çekmek daha çok babalara uygun bir faliyet.
Çocuklar yetişkinlerin aksine saklanmazlar, utanmazlar fotoğrafları çekilirken hatta çok sever fotoğraflarının çekilmesini. Oğlum, "haydi böyle çek anne, şimdi şöyle çek anne" der mesela. Severler çünkü, o anda tüm ilgi onlardadır. Babasının/annesinin yani dünyasının objektifinde/merkezinde bir tek o vardır. Bu ilgi sevildiklerini hissettirir onlara ve buna doymuş olarak büyürler, arkalarında babalarının olduğu öz güvenle devam ederler hayatlarına. Gerektiği durumlarda baba yine merkezine alır seni, bilirsin bunu. 
Çoğumuz, babasının objektifine girememiş kadınlarız. Erken çocukluk dönemimizde, heves edilip çekilmiş bir kaç fotoğraftan sonrası yok. Objektife hiç alınmamışız, hiç merkezinde olmamışız birilerinin bu yüzden de çoğumuz bizi objektifinin merkezine almış (gibi görünen) insanlara hayatımızı adarız, taa ki öyle olmadığımız anlayıp kendimizi tüm objektiflerden sakınmaya başlayıncaya kadar.
Babalar bu yüzden önemlidir. Çocuklarını objektiflerinin tam merkezine almak için çünkü bu duyguyu yaşayarak büyüyen çocuklar, yetişkinlik hayatlarında gereksiz insanların merkezine girmekle vakit kaybetmezler...ama tabii babalar da yoksa ortada, bu görev anneye düşer. Bu yüzden problem çözücü ve bakıcı rollerimizi ve dahası mutsuzluğumuzu ve huzursuzluğumuzu bir kenara bırakıp, durup çocuklarmızı objektifimizin tam merkezine almalıyız, alabilmeliyiz ki güzel anılar bırakabilelim onlara...güzel fotoğraflarla.

25 Mart 2015 Çarşamba

Travma Sonrası Annelik

Hayatı travmalarla geçen kadınların anneliğe ilk adımları öyle romantik komedi tadında olmuyor. Ne sevinçten karısını zıplatan kocalar, ne "büyük anne, büyük baba mı olacağız?" diyen anneler ve babalar oluyor.
Hayatı travmalarla geçen kadınlar, anneliğe korkarak giriyorlar. Belki her hamile kadının yaşadığı "ya iyi bir anne olamazsam" korkusunun binlerce katı olur içlerinde...modelimiz yoktu, nasıl yapacağız ki...
Kitaptan öğrenebileceğimiz şeyler var elbette: hamilelikte beslenme, doğum eğitimi, emzirme, bez, mama, ihtiyaç listesi ama ya sevgi ve güven?
Hiç bir kitapta yazmaz sevgi ve güveni bebeğine nasıl sağlayacağın. Görmüş olman, gördüğünü model alman beklenir. Ya bilmiyorsan, hiç görmemişsen? Ya tek başına kaldıysan?
Sevgi ve güven öğrenilir mi demeyin. Bazı kadınlar, sağlıklı sevgiyi ve gerçek güveni sil baştan öğrenmek zorunda kalıyor. Ders çalışır gibi, ince ince, derin derin öğreniyor.
Kitapta yazmaz o bilgiler.
Yavru karnını tekmelediğin anda başlar. Zaman zaman yine unutursun dersler, sonra yine hatırlarsın, tekrar edersin öğrendiklerini.
Travman varsa, her şey iki katı çaba gerektirir ama başarırsın eninde sonunda çünkü kendini sevmeyi ve kendine güvenmeyi sil baştan öğrenirsin büyüdüğünde ve bilirsin, yaş ilerledikçe yeni bilgiyi sindirmenin zorluğunu ama inat edersen, öğrenirsin.
Sonunda...
... gerçekten sevmeyi ve güvenmeyi de öğrenirsin ama çok şanslısındır ki en temiz ve en saf sevgi ve güveni öğretecek en iyi öğretmenin kollarının arasında, kocaman, sana muhtaç gözleri ile sana bakıyordur.... hatta sadece bakmakla kalmayıp gecenin bir yarısı seni onuncu kez uykundan uyandırıp memene yapışmış, bezini dolduruyordur!

10 Mart 2015 Salı

Kırığım Ben

Kırıldım ben...
Belki babam bana ilk defa vurduğunda kırıldım, belki yaramazlık yaptığım için köşede tek ayak üzerinde durmaya mahkum edildiğimde, annemler den ümidi kesip "teyze kurtar beni" diye en sevdiğim teyzeme ağlayıp da babamdan çekindiği için bana el uzatmadığın da kırıldım belki. Babamın sinirlenip en sevdiğim oyuncakları kırmasına kırıldım, hep vurmasına ama daha çok da bana 18 yaşıma gelmiş olmama rağmen vurmasına kırıldım.
Belki sayıları anlamadığım için, o hafta içi gecesi, annemin bana vurup "geri zekalısın sen, beni rezil edeceksin, kitaplarını alıyorum gitmeyeceksin artık okula" dediği gece kırıldım. Hoşuna gitmeyen her davranışımda beni okuldan alacağını tehdit etmesine kırıldım.
Belki babamın annemi tekmelediğini gördüğümde kırıldım, belki de saçından tutup sürüklediğinde ve annem kanlı kazağı ile eve döndüğünde kırıldım. Belki kocasının rızası olmadığı için babamın yanı haricinde annemin başka bir işte çalışamadığını, daha sonra girdiği işe babamdan ve devletten  gizli girdiğini duyduğumda kırıldım. Babamla her kavgasında "sizi bırakacağım gideceğim" demesine kırıldım. Aklım erdiğinde "git kurtar kendini" dediğimde gitmemesine kendisini kurtarmamasına, kendi rızası ile babamla kaldığını anladığımda kırıldım.
Belki de hoşlandığım çocuk beni boş bir sınıfta sıkıştırıp öpeceğim diye  yüzümü yaladığında kırıldım. Belki de daha 14 yaşındayken, ilk erkek arkadaşım beni sarışın ve güzel bir kızla aldattığında kırıldım. Hayır ya...coğrafya öğretmeni beni boş bir sınıfta sıkıştırıp öptüğünde kırıldım belki de. Yollamazlar beni bir daha dershaneye üniversiteye giremem diye aileme anlatamadığıma kırıldım sanırım.
Hep ailem olsun istedim. Belki annemin mutlu bir yuva hayallerimi yazdığım yazımı bulup "orospu mu olacaksın" diye yüzüme fırlattığında kırıldım ben.
Belki de beni 19 yaşında zorla, tanımadığım birine nişanladığında kırıldım. Hatırlıyorum da, nişanımda zorla yüzüm önümde eğik, namuslu ama evleniyor olmaktan mutlu olan bir kızı oynamaya çalışırken içim kırılıyordu. sahipli olduğum bilinsin diye zorla alyans alıp parmağıma taktığında annem, parmağım kırılmıştı hatırlıyorum da.
Bilemiyorum ki...belki doğuma otobüse binip gittiğimde kırıldım, belki oğlumu yalnız başıma doğurmaya çalıştığımda. Hayır ya...sanıyorum oğlum doğduğunda onu görmeye ailemden kimsenin gelmemesine kırıldım. Yavruyu kucaklayıp, henüz 1 haftalıkken yapayalnız kaldığımda kırıldım. Evden kaçmamın cezası idi bu, kırılmaya hakkım yoktu. Ben de onları kırmıştım onların istediği ile evlenmediğimde.
Belki de kocam beni benden çok daha genç bir kadınla aldattığında kırıldım, belki de aslında benim de o zamanlar daha sadece 26 yaşımda olduğuma kırıldım.
Hayır ya, sanıyorum beni kilo aldığım için aldattığına kırıldım ya da "sen kocanı ilgisiz bırakmış olabilirmisin de seni aldattı" dediğinde yardım için gittim psikolog, kırıldım.
Çok kırıldım mı ayrılalım dediğimde oğlumu göstererek "bu çocuk iki kapılı evin köpeği mi olacak" demesine? Yoksa "bensiz yapamazsın" demesine mi kırıldım?
Patronum bana bağırdığında kırılmış olabilirim ama sanıyorum beni kadın olduğum için hepsinden çok çalışmama rağmen erkek çalışanlardan ayrı bir yere koyduğu için kırıldım. Hakkımı vermediği için kırıldım.
Eski kocam bana vurduğunda kırıldım ama en çok da bunu oğlumun yanında yapmasına kırıldım. Polise gitsem, şikayetçi olsam kimsenin bana yardım etmeyeceğini biliyor olmak kırdı beni. Hatta o bana vururken onu üzerimden alan adamların "abla sen git" demesine kırıldım, sanki o adamın bana vuruyor olması benim suçummuş gibi, sanki ben yok olsam ortalık süt liman olacakmış gibi.
Kırığım ben. Anne olduğum için, aşkı hak etmediğimi düşünen erkekler kırdı beni. Sevgi ve ortak bir beraberlik değil de, kendime ve oğluma baktıracak bir erkek arıyormuşum gibi davranmaları kırdı beni. Evlenip boşandığım için hayatım hep eksikmiş gibi davrananlar da kırdı beni, sevişmemem gerekirmiş gibi, evli olmadığım için hiç sevişemiyormuşum gibi. Sanki hayatımı tamamlayan tek şeyin medeni halim olması gerekirmiş gibi.
Kırığım ben. Kalbim kırık, kemiklerim kırık. Yamuk yumuk kaynadı kırıklarım, buraya başladığımdan çok farklı bir ben'im; biraz eğik, biraz büzük ama içim deli dolu bir bıdık (Kimi kandırıyorum ya, bıdık olan tek yerim belki de büyümeyi rededen yanım yoksa dev gibiyim).
***************************************************************************************************************
Bu yazıyı 8 Mart sebebiyle yazmış, farklı bir yerde yayınlamayı hedeflemiştim ama olmadı. Paylaşmak için daha fazla bekletmek istemedim. 
Bu sene Taksim deki 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşüne oğlumla katıldım. Oradayken sloganları tek tek anlattım. Eve döndüğümüzde "Sen olmasaydın da ben bu yürüyüşe katılırdım" dedi.