14 Ocak 2015 Çarşamba

Dersine Çalış


Oğlum bu sene akademik kariyerinin ilk hüsranını yaşayarak bir dersten düşük not aldı. Bugüne kadar tüm notları süper olan oğlumun bu krizini özel ders aldırarak bir miktar telafi etmesine yardımcı oldum. İkinci sınavdan çok daha iyi bir not aldı ancak karne zamanı yaklaşırken, o dersten 5 almasının çok mümkün olmadığı dank etti kendisine. Bugüne kadar mükemmel karnesi ile gönül rahatlığıyla tatilini yapan çocuğum, bir anda paniğe kapıldı ve geçtiğimiz akşam ağlamaya başladı. Başarısızlık olarak adlandırdığı bu gelişmeye karşı içi rahat etmediği gibi bir de "babama ne diyeceğim" tedirginliği bastı.
Oğlumu rahatlatmaya çalıştım. Başarısızlığın ancak ondan ders çıkarılmadığı zaman gerçek bir başarısızlık olduğunu ve derslerine yeterince çalışmayıp, zorlandığı konularda yardım istememenin sonuçları ile bu kadar erken yüzleşmesinin aslında şans olduğunu anlattım önce.
Hıçkırıklar arasında "babama ne diyeceğim" deyince de üzüldüm açıkçası. "Ne baban, ne de bir başkası senin eğitimin için sorumluluk almadığı gibi, ilgi ve destekleri karneden karneye 'kaç aldın' demekten öteye gitmiyor. Bundan dolayı onlara hiç bir şekilde bir cevap borçlu değilsin. Senin öncelikli sorumluluğun kendine" dedim.
Çok mu sert oldu diye düşünürken, hıçkırıklar arasında "ya kış tatilinde ders çalışmam için zorlarsa" dedi. Hey allahım...ben psikolojik ve gelişimsel çözümlemeler yapmaya çalışırken veledin derdine bak! "Ben söylerim, ders çalıştırtmaz sana. Nasıl olsa senin sorumluluğun %100 bende, bu yüzden seninle beraber bu tip kararları verebiliriz" dedim. "Uzaktan ebeveynlik olmaz ki yahu" diye söylene söylene ayrıldım yanından. Herkes dersine çalışacak efendim!

Bekar Anneler Destek Grubu Güncelleme

Bekar Anneler Destek grubuna artık online olarak da katılmak da mümkün. Bilgi için bekarveanne@gmail.com. Ayrıca 25 Ocak, Pazar günü toplanıyoruz. Katılmak için yine bekarveanne@gmail.com.

Annelik Kariyerine Bekar Anne Yaklaşımı

Son zamanlarda fazlasıyla maruz kaldığımız karmakarışık, hüzün dolu, adaletsiz ve hatta acımasız siyaset dünyasına değinmeden geçmek mümkün olmuyor. Öyle ki benim elim ayağımı kilitliyor olaylar. Donup kalıyorum ve çok sevdiğim şeylerden uzaklaşıyorum. Yazmak, dahası buraya yazmak anlamsız geliyor ama yazmak lazım değil mi. Hele hele bir kadın olarak hepimizin sesimizi olduğunca kuvvetle duyurması lazım.
Hepiniz duymuşsunuzdur, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu bir annenin "annelik kariyerinin" hayatının en önemli kariyeri olduğunu beyan etti ve bunu yılbaşında doğan ilk bebeği ziyareti esnasında yaptı. Daha sonra yaptığı açıklamalarda, Müezzinoğlu "Annelik asla vazgeçilmeyecek, insanlığın varoluşundan sonuna
kadar var olacak bir kariyerdir. Annelik tartışılmasız ve kutsal bir kariyerdir" diye tutumunu sürdürdü; aldığı onca tepkiye rağmen.
Müezzinoğlunun sözlerinin annelik ve hatta kadınlık açısından değerlendirilmesini, eleştirilmesini ve hatta savunulmasını benden çok çok daha yetkin, çok iyi yazarlar, çizerler ve siyasetçilerlerin kaleminden, ağzından dinlediniz. Ben burada tekrar tekrar söylenenlerin saçmalığını ifade etmeyeceğim. Annelik için çıkarılan "teşvik paketlerinden" de bahsetmeyeceğim (sanki rahmimiz de yeni donanım geliştirip, vajinamızdan en son yüksek teknolojili bilgisayar çıkarıyormuşuz gibi geliyor bana bu 'teşvik' kavramı - zaten hakkımız olan şeyleri paketleyip hediye veriyorlarmış gibi önümüze koyuyorlar paketten ne çıkacağı belli değil, pandoranın kutusu vesselam). Ben size kariyer tanımını yapacağım.
Kariyer, en basit ifadesi ile bir yolculuktur, bir gelişimdir. Bu tanım içerisinde annelik de bir kariyer olabilir tabii, gezgin olmak da, serseri olmak da. Fakat siyasilerimizin kelimelerin özenli seçimi tesadüfi değil (neydi...manidar idi değil mi). Günümüzde ve en yaygın ve alışılmış kullanımında; bir insanın belli bir meslekte çalışıp kendisini belirli bir alanda geliştirip, geliştirdiği bu alandaki hizmet ve iş gücü karşılığında para alırken artan rütbe ve sorumluluk ile ödüllendirilmesine kariyer denir. Kariyer basamaklarına tırmanılır veya stabil ve sabit bir kariyer sahibi olunur. Ya muhasebe departmanında yıllarca aynı pozisyonda çalışabilirsin, ya da yükselip muhasebe müdürü filan olabilirsin.
Bu kariyer denilen şey, çeşitli alanlarda edinebilir; tıp, eğitim, satış v.s. gibi. Bir insan, aynı benim gibi, bir kaç alanda da kariyer sahibi de olabilir. Ben, bugüne kadar, tam olarak 3 ayrı meslekte mini mini kariyerler yaptım ama annelik asla bunlardan biri değildir.
Müezzinoğlu eğer her kadının bir kariyere sahip olması gerektiğini söyleseydi, onu ayakta alkışlardım. Her insan çalışmak zorunda değil, hatta eğer her gün çalışmadan hayatını maddi anlamda idame ettirirken manevi anlamda da mutlu olabiliyor ise, lütfen sırrını bizimle paylaşsın. Ancak, her insan mutlaka bir meslek sahibi olmalıdır bence hatta listenin en başına da özellikle bu ülkede, kadınlar gelmelidir.
Neden mi özellikle kadınlar? Kabul edin, bu ülkede kadınlar erkekler tarafından eziliyor, dövülüyor ve hatta öldürülüyor. Milli kapsamda bir kısmetsizlik var diyelim, işin sosyolojik ve psikolojik sebebi ve boyutlarını tartışmak istemiyorsak. Ben misal. Çalışmıyor olsaydım, hayatta boşanamazdım. Zaten evden kaçarak evlenmişim, ailem beni dışlamış, baba evine dönmek gibi bir şansım yok... a lütfen, ben bunu yazarken kırsal bir köyden veya yaygın tarifi ile şehrin varoşlarından yazmıyorum; yüksek lisans sahibi, dil bilen bir ailenin, yüksek lisanslı ve dil bilen kızı olarak yazıyorum. Ancak tüm bunlara rağmen meslek olarak kullanacağım bir altyapım ve deneyimim olmasaydı ne kendime ne de oğluma bakabilecek durumda olurdum. 3 farklı alanda "kariyer" yaptım ama 3'ün 2'sini tamamen sıfırdan öğrenerek edindim dahası eğitimini aldığım işimi bile yapmıyorum.
Velhasıl, ben boşanabildim çünkü ayaklarımın üzerinde durabilecek kuvvetteyim. Bunu tekrar açmalıyım: ben şiddet gördüğüm bir ilişkiden sade ve sadece çalışabildiğim için bu kadar az hasar ile kurtulabildim. Tekrarlamama gerek yok sanırım.
Peki bir de kariyer kavramına kadınca bir bakalım.
Ben çalışmaya başladığımda zaten evlenmiştim. İlk işimde bu yüzden çok rahat çalıştım ve yükseldim. Bu işimi oğlumun doğumundan sonra bırakmak zorunda kaldım. İkinci işimde anneydim ve çok erkek egemen bir sektörde, çok maço bir patron için çalıştım. Yaptığım işi, mesleği sıfırdan öğrendim ve inat ettim. O kadar çok çalıştım ki patron  bana izin vermezdi ben de buna karşılık önce saklayarak, sonra da ulu orta oğlumu işe götürmeye başlamıştım. Çok çalışıp, şirketin vazgeçilmezi haline geldiğim için ofiste çocuğa göz yumuyorlardı (bazı geceleri oğlumu uyur halde eve götürürdüm). Burası küçük bir şehirdeki küçük bir ofis idi, yani küçük denizdeki büyük balıktım. Şanslıydım evet, ama şansımı çok çalışarak arttırdım. Daha sonra İstanbul'a taşındım. İlk plaza işimde, işe ilk başladığım gün patron bana 2 sene hamile kalmayı yasakladı... evet, evet yasakladı! Büyük şirketler dünyası ise çalışan ve çocuğuna bakacak bir yakını veya ücretini karşılayamadığı için bir bakıcısı yok ise, çetindir. Geç toplantılara kalamazsın, seyahatlere çıkamazsın, çocuğun hastalanması ve işten izin almak zorunda kalman ise düşünülemez bile. Senin yerin her an genç, evlenmemiş bir kadın veya daha da iyisi, bir erkek çalışan tarafından doldurulabilir. En anlayışlı "a tabi evine git çocuğunun yanına" diyen patron bile sen daha kapıdan adımını atar atmaz senin arkandan rahatlıkla sövebilir.
Anneler için kariyer zor, bekar anneler için ise daha da zor.
Tutamayacağım kendimi. Rahmimi bir laboratuvarmış gibi görmeme sebep olan şu teşvik paketini az da olsa irdeleyeceğim.
Gel gelelim part-time işlere, hani siyasilerimizin çıkardığı "teşvik paketinde" yer alan ve "devlet ile özel sektör el ele" kadınlara destek olacak part-time işlere. Kadın evde hangi işi yapacak? Ya da şöyle soracağım... ofis içerisinde bir çalışana iş yaptırmak varken, part-time olarak kadına evde yapılması için hangi iş verilecek? Peki diyelim ki verildi. Part-time işten kazandığı para yeterli olacak mı? Çocukları büyüdükten sonra, bu kadın iş gücüne dış dünyada yeniden katılmak istediğinde, tecrübesi ofis içerisinde aynı işi yapan bir başka çalışan ile eşdeğer kılınacak mı? Kariyer merdivenlerini aynı şekilde tırmanabilecek mi? Ofis deneyimi olmayan kadın, evden part-time hangi işi yapacak?
Bir bekar anne, özellikle babadan nafaka veya herhangi bir yardım almıyor ise, part-time çalışarak evini geçindirip çocuğuna dışarıda çalışan bir aile ile aynı şartları sunabilecek mi? Bence hepsinin cevabı (haydi kötümser olmayayım, şimdilik diyeyim) hayır. Kötüsünü söylerken, iyi tarafını söylememek olmaz... diğer bir yandan part-time iş güzel bir fikir ve çok yapıcı da olabilir ama günümüz iş dünyası şartları buna hazır mı? Ful-time çalışmak için kreşler yeterli mi? Kreşlerde çocuklarıma neler öğretilecek? Liste uzar da uzar.
Peki neden bu annelik kariyeri söylemi?
Kadınsın, sus otur. Erkenden evlen. Al sana devletten evlenmek için para yardımı, haydi şimdi de doğur. 3 değil 5 doğur. Çalışma, okuma da hatta, cahil kal ki sırtından sopa, karnından da sıpa eksik olmasın, sorgulama çocuklarına da sorgulamayı öğretme. 
Cahil kalmanın bedeli ise çok ağır biliyorsunuz sayın ülkemin seyircileri.
Anlatamadıysam tekrar kısaca özet geçeyim... Kadın çalış. Devamlı çalışamasan bile, çalışacak kadar bir işi bil ki etrafında sırtını dayanacak kimse kalmaz ise kendi ayaklarının üzerinde durabil. Kanma boş vaatlere. Aç gözlerini, gerçekleri gör. Önce kendin sonra da çocukların için daha iyisini, en iyisini iste. Senin kariyerin annelik değil, senin mesleğin kariyerin. Annelik ise kullanıp kullanmayacağın sana kalmış bir seçenek

3 Ocak 2015 Cumartesi

Kimlik Önemlidir: Boşandıktan Sonra Soyadı Değişikliği

Boşandıktan sonra yapılacak önemli işlerden biri kimliğin değiştirilmesidir. Benim gibi duygusal bir karmaşa yumağı iseniz, bu işlem sizin için de çok teferruatlı hatta belki de uzun süre ertelediğiniz bir iş olabilir ancak aynı zamanda çok da eğlenceli ve özgürleştirici bir deneyim haline getirmeniz mümkün.
7 adımda yapılacaklar:
1. Hiç gitmiyorsanız bile, kimliğinizi değiştireceğiniz gün kuaföre gidin ve saçlarınıza güzel bir fön çektirin.
2. Yeni, yep yeni bir gömlek giyin.
3. Hafif bir makyaj yapın, abartmayın (hep makyaj yapıyorsanız zaten abartın gitsin) bugün özel bir gün.
4. Fotoğrafçıya gidin, aynadan yüzünüzü ve saçlarınızı son bir kontrolden geçirin ve tabureye otururken kendinize "bundan sonra her şey çok güzel olacak, ben çok güçlüyüm" diyin ve en içten, kendinizi sevdiğinizi gösteren en sıcak ve en özgüvenli gülüşünüzü gösterin.
5. Yeni basılmış fotoğraflarınız ile nüfus müdürlüğüne gidin zaten gerisini orada halederler.
6. Yeni basılmış, taptaze kimliğiniz ile bir kahve içmeye gidin. Biraz hüzünlenmek normal ama ne kadar yol aldığınıza bir bakın ve geleceğin süprizleri için hazır olun.
7. Kimliğinizi cüzdanınıza sokuşturun ve kuyruğu dik tutun. Alt tarafı bir kağıt parçası yahu! Sizi tanımlayan sizin özgüven ve özsaygınızdır! Haydi devam yola.

Boşandıktan Sonra SGK ve AGİ

Boşandıktan sonra ilk yaptığım işlerden biri, SGK'ya gidip çocuğumu üzerime geçirmekti. Babası üzerinde görünen oğlumun sigortasının benim üzerimden yapılmasını istiyordum keza babası sürekli işsiz olduğu için, sigortasının sürekliliği de yoktu ve herhangi bir sağlık durumunda dımdızlak ortada kalmak istemiyordum. Diğer bir yandan da Asgari Geçim İndiriminden faydalanmak istiyordum. Zaten nafaka vermediği gibi, çocuktan dolayı artan AGİ gelirinden de faydalanıyor olsun istemedim. 
Bu sene yıl sonu hesaplamalarımı yaparken (2 senedir zamsız çalışıyorum iş değiştirip, kısa süreli çalıştığım için) 2015 yılı AGİ'sine bakayım dedim. Bekar ve 1 çocuklu kişi eşi çalışan 1 çocuklu kişi ile aynı rakamı yani 100,74 TL alabiliyorken, evli ve eşi çalışmayan kişi 118,26 TL alabiliyor. Ben bu duruma çok içerledim ama sanırım duruma şu açıdan bakılıyor: Evli olsun veya olmasın bağımlı tek kişi olduğu zaman verilen AGİ, bağımlı 2 kişinin olması durumundan daha düşük oluyor. Hayli çok atarlanmıştım ben bu konuyu çözünceye kadar ve çözünce aslında atarlanacak çok şey olmadığına kanaat getirdim (başka bunca şey varken ülkemizde atarlanacak) fakat yine de yazmak ve hatırlatmak istedim: çalışıyorsanız SGK'ya soyadınızı bildirmeniz gerekiyor. Ben SGK'ya hem soyadı değişikliğimi bildirmiş hem de mahkeme kararının beyanı ile oğlumun SGK'sını kendi üzerime almıştım hatta işlemi yapan memur "Ne gerek var ki kalsın babasının üzerinde" gibi saçma sapan bir yorum yapmıştı. Yorumlara kulaklarınızı tıkayın ve çocuğunuzun hakları için savaşın. Aylık 100 TL çok para.