15 Şubat 2015 Pazar

#sendeanlat ve Kaybolan Çocukluk

Özgecan Aslan. 
İlk değil bu beni nefessiz bırakan, acısının yüreğimi dağladığı tecavüz ve şiddet hikayesi. İstanbul'a taşındığımdan bu yana Kadın Cinayetlerine Son Platformunu yakından takip ediyorum. Yürüyüş ve toplantılarına katılmaya çalışıyor, onlar için gelir sağlayacak projeler düşünmeye çalışıyorum. Her gün yeni bir şiddet ve cinayet hikayesi çıkıyor karşıma. Annesi babası tarafından defalarca dövülen, kendi şiddet görmüş bir insan olarak benim için hakikaten çok zor bu gerçeklerle her gün yüzleşmek. İnanın gözlerimi kapatıp bu olayların hiç biri aslında olmuyormuş gibi davranmak benim için çok daha kolay...ama çok da bencilce, çünkü biliyorum ki ben susarsam bir başka kadın kardeşim benzer bir taciz ve şiddete maruz kalacak. 
#sendeanlat bu yüzden çok önemli. Ben ilk tacizimi 6-7 yaşlarında yaşadım ben. Babam ve kocam beni dövdü, sevgilim dediğim erkekler cinsel ilişkiye zorladı, arkadaşım dediğim erkekler, genç erkek öğretmenler boş okul sınıflarında beni sıkıştırdı. Dolmuş ve otobüslerde yabancı bedenler bedenime dokundu, iş yerimde kadın olduğum için kapıya dayanan erkek çalışanlar oldu, yere düşen kitabı almak için eğildiğimde "bana kıçını mı göstermeye çalışıyorsun" diyen erkek profesörüm oldu. Böyle büyüdük biz. Kendimizi korumaya çalışarak. Giyim tarzımızı, beden dilimizi, davranışlarımızı hatta tebessümlerimizi bir idareli kullandık her yerde ulu orta ortaya "buradayız" diyemedik, yanlış anlaşılır diye...pıstık kenara, köşelerde saklandık. Erkeklerden korktuk, başka kadınların büyüttüğü erkeklerden.
Şimdi de ben bir erkek çocuk büyütüyorum.
Özgecan Aslan için yapılan, yine Platformun düzenlediği cumartesi günkü Taksim yürüyüşüne ben de gittim, oğlum da yanımdaydı. Kadına karşı şiddet yürüyüşü olduğunu biliyordu. Çok düşündüm götürmesem mi diye ancak bu kaçıramayacağım bir yürüyüş idi ve oğlumu bırakamayacaktım. Benimle geldi. Henüz çocuk, ne gerek var diye çok düşündüm ancak baklava, çikolata çaldıkları için hapis cezası yiyen, ekmek almaya çıktıkları için vurulan, belli bir etnik kökene sahip oldukları için hedef gözetilerek öldürülen çocukların ülkesine neyin çocukluğundan bahsedeceğiz. Neyi, ne kadar saklayabiliyoruz yavrularımızdan. Çok temel bir hak olan aydın, tarafsız, laik eğitim için henüz ilkokuldayken boykot yapmak zorunda olan çocuklarımızın hangi çocukluğunu koruyabiliyoruz. Tacize karşı ellerindeki tek silahın çığlıkları olan bu çocuklarımızın, parkta bahçede yaşayacak yerde dört duvar arasında geçen hangi özgürlüklerini koruyabiliyoruz. Siz yaşına göre erken diye cinselliği anlatmasanız da, bilgisiz, cahil bırakılan ve kontrolsüz büyüyen bir sınıf arkadaşının; siz arkanıza döner dönmez internet'te bulduğu şiddet içerikli porno filmlerini göstermesinden nasıl koruyabilirsiniz ki (bir arkadaşımın oğlunun başına gelmiş gerçek olay, ben de kendi oğlumun aynı yaştaki arkadaşının bilgisayarını internet'e bağlamaya çalışırken görmüştüm internet'te şiddet içerikli porno aradığını).
Oğlum da geldi benimle yürüyüşe. Bir erkek olarak kadın kardeşlerini, arkadaşlarını koruması gerektiğini erkenden öğrenmek zorunda olduğu bir Türkiye de yaşıyoruz çünkü. Geldi çünkü o bir sınıf arkadaşının yaşça daha büyük erkek çocuklarca taciz edildiğine şahit olmuştu daha minnacık bir ilkokul öğrencisiyken. Geldi çünkü kendisini korumak zorunda ve özellikle kız arkadaşlarını kollamak zorunda. Geldi çünkü yanlışların neler olduğunu erkenden bilmek zorunda, çünkü hatalar o kadar yaygın ve ulaşılır ki doğruları parmak ile göstermek gerekiyor. Belki o çocukluğunu bugün feda ederse yarın onun çocukları daha güvenli ve özgür bir ülkede büyüyebilir ve umarım onların Türkiye'sinde başka Özgecan'lar olmayacak. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder