31 Aralık 2014 Çarşamba

Zaman Zaten Hep Sizin

Bu sene çok güzel kadınlar tanıdım hepsi birbirinden güçlü, bazısı şanssız ama şansını çevirip, hayatlarına yepyeni yön verenler. Çok kadınlar tanıdım bir anda her şeylerini kaybedenler...canlarını...
2014 biterken kadın kardeşlerime dileklerimi yolluyorum....hayatlarınız, özgürlüğünüz, eşit haklarınız için elinizden gelenini ardınıza koymayın 2015 de. Çocuklarınıza iyi, güçlü örnek olun. Dik durun, korkmayın. Sesinizi duyurun, ezilmeyin. Üzülmeyin, kendinizi unutmayın. Ülkenize, geleceğinize sahip çıkın, aktif olun. Tüm çocukları sevin, tüm çocukları benimseyin. Farklılıkları sevin, çeşitliliğimize sarılın. Okuyun, çok okuyun, okutun. Doğaya sahip çıkın. Temiz gıda, temiz su, temiz hava hakkınız bunu da unutmayın. Ayağınızı toprağa uzatın, parmak uçlarınızı suya değdirin. Gülün, konuşun, şarkı söyleyin. Elbiseler giyin çiçekli, allı morlu, yeşilli, sarılı. Pantalonlar da giyin, formalar da. Her işi en güzel şekli ile, hakkıyla yapabileceğinizi fark edin. Ruj da sürün en kırmızısından. Korkmadan, başınız dik yürüyün sokaklarda. Asla hiç kimsenin ya da hiç bir şeyin kuklası olmayın! Akılcı olurken vicdanlı da olun. Haklarınızın üzerine basılmasına izin vermeyin, hayallerinizin kenara atılmasına engel olun!
Unutmayın, herkes size bakıyor, bundan utanmayın gururlanın. Çocuklarınız sizi örnek alıyor, bu sorumluluğu iyi taşıyın. Zaman zaten hep sizin, iyi kullanın. 
Nice mutlu yıllara.

28 Aralık 2014 Pazar

Bir Şeyler Yanlış Gidiyor - I

Bir Şeyler Yanlış Gidiyor serisini; gerek çocukluğumuzda bize öğretilenler, gerekse kendi hayalperestliğimiz ve sabır adı altında, aile, çocuk, aşk uğruna vazgeçtiğimiz öz saygımız, kişisel haklar ve eşitlik nedeniyle başımıza gelen ve bize yapılan ama zaman içerisinde normalmiş gibi algıladığımız ancak hatalı olan ve ileri zamanlarda ciddi sorunlar yaratabilecek davranış ve olguları anlamak ve hatırlatmak için oluşturuyorum. 
Blog içerisinde bir kaç defa anlattığım duygusal ve fiziksel şiddet, zehirli ilişkiler, bağımlılık ve kişilik bozukluğu konularının bir tekrarı olacak ama kendimize bunların tümünü hatırlatmakta fayda görüyorum (hatta elimde olsa bu bilgileri madde madde yazıp, broşür halinde tüm kadınlara dağıtırdım).

İlgisizlik ve Eşitsizlik
Çok büyük aşkla veya umutla evlendiğiniz kişi evliliğin ilk günlerinden itibaren sizin ihtiyaçlarınıza karşı ilgisiz davranıyorsa ve haklarınızı çiğniyorsa, bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Bunlar gibi olabilir:


  • Ev işi: İkiniz de çalışıyorsunuz ama evin tüm işi sadece sizin sorumluluğunuz olmuş. Aynı saatte eve giriyorsunuz ama ne yemek ne de temizlik konusunda size yardımcı olmuyor. Unutmayın, o evde siz tek başınıza yaşamıyorsunuz. Diyelim ki çalışmıyorsunuz ve evdesiniz, ev işine ayıracak bol bol zamanınız var. Bu onun eve gelip, "sen nasılsa evdesin" diye evi dağıtmasına bahane değil. Siz nasıl iş yerine gidip onun üzerinde çalıştığı raporları yırtıp atmıyorsanız, o da eve gelir gelmez sizin sorumluluğunu alıp kurduğunuz ortak düzeni bozup sizin arkasını toplamasını bekleyemez.
  • Para: İster ikiniz çalışıyor olun veya olmayın, sizden maddi durum hakkında bilgisiz bırakması, size harçlık verir gibi para vermesi, faturaların ve masrafların tüm kontrolünü elinde tutması yanlış olduğu kadar bunların tamamı ile sadece sizin ilgilenmenizi beklemesi de hatalı bir davranış. Artık bir ortaklık var aranızda ve iş ortaklığı gibi aile ortaklığı veya sevgililik de şeffaf olmayı gerektirir. Sizden gizli bankadan veya bir tanıdığından borç alması, sizin ondan gizli alışveriş yapmanız gibi bir birinizden habersiz işler bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Bunu demişken, birbirinizden ayrı, gizli olmayacak şekilde, kendinize özel bir birikiminizin olmasının önemi yadsınamaz. Evin gelirinin eşit bir biçimde ikinizin çalışıp karşılaması veya birinizin çalışıp karşılaması konusu da ortak bir karar olmalıdır, spontane gelişen bir durum veya baskı ile atılan bir adım olmamalıdır.
  • İletişim: Kadınların en büyük şikayetlerinden biri iletişimsizlik iken, erkeklerin de en büyük konusu "karısının dırdırıdır". Evet kadın ve erkekler doğaları gereği farklı iletişim tarzlarına sahiptir ama eğer siz sesinizin duyulmadığını hissediyorsanız, eşiniz ile içinizden geçen herhangi bir konuyu rahat rahat konuşamıyor onun tepkisinden çekiniyor hatta korkuyorsanız; bir şeyler yanlış gidiyor demektir. İletişim her tür ilişkinin can damarıdır. Çocuğunuz ile bile, daha doğar doğmaz iletişim kurar ve karşılıklı birbirinizi anlamaya çalışırsınız. Ancak eşiniz eve gelir gelmez TV karşısına geçip sizin ile hiç bir şey paylaşmıyor ise, zaman içerisinde kendinizi iyice yalnız ve mutsuz hissedeceksiniz. Bu doğru değil.
  • Seks: Konuşulmayan bir konu ancak çok önemli. Eğer eşiniz sizi sekse zorluyor ise, siz seks esnasında şefkat ve sevgi hissetmiyorsanız, kendinizi kullanılmış hissediyorsanız, dahası sizden kendinizi rahat hissetmediğiniz şeyler bekliyor ve canınızı acıtıyor ise; bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Bu konudaki diğer önemli bir nokta da doğum kontrolüdür. Evliliklerin çoğunda doğum kontrolü sadece kadının sorumluluğuymuş gibi algılanıyor. Hayır. Doğum kontrolü ortak alınan bir karardır ve kimin uygulaması gerektiği ise, sağlık önceliği altında uzman eşliğinde atılması gereken bir adımdır.
  • Çocuk bakımı: Eğer çocuk ile sadece siz ilgileniyorsanız, bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Çocuk hem anne, hem de baba sevgisi ve ilgisine muhtaçtır. Evet, başta anne'ye düşen görev daha fazladır ancak bu asla tek kişinin %100 alması gereken bir sorumluluk değildir. Disiplin, eğitim, sağlık ve sosyal aktivitelerin tamamında taraflar eşit derecede söz sahibi ve dahası aksiyon sahibi olmalıdır.
  • Gelecek ile ilgili planlar: Ev almak, emeklilik planları, çocuklar için birikim, hatta tatile nereye gidileceği gibi tüm konularda planlama ortaklaşa yapılmalıdır. İplerin tamamını kendi eline alması kadar bu tip önemli kararların tamamını size bırakması da bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Unutmayın, sizler bir hayat ortaklığı yaşıyor olmalısınız, diktatörlük değil.
  • Eğlence ve Sosyalleşme: Sosyalleşmek için her dakika bir arada aynı aktivitelere katılıyor olmanız gerekmediği gibi, sadece ayrı ayrı sosyalleşiyor olmanız da bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Onun sadece arkadaşları ile maça gidiyor olması, sizin sadece kızlar ile kahveye gidiyor olmanız ve bir arada sinema, tiyatro konser, arkadaş toplantısı, baş başa yemeğe gitmiyor olmanız doğru değil. Biriniz evde oturmayı daha çok severken diğeri de gezmeyi daha çok seviyor diye hiç evden çıkmamak veya sokaktan eve girmemek çok yanlış bir durum.
  • Kıskançlık: Kıskançlık baskı yarattığı, güvensizlik yarattığı ve hatta şiddete sebebiyet vermesi ile bir ilişkiyi en çok yıpratan olgudur. Eğer öz saygı ve öz güveniniz tam ise, hissettiğiniz ama anlam veremediğiniz kıskançlığın çok mantıklı bir sebebi olabilir. Sizi seven, sayan bir eş ile güven dolu bir ilişkide kıskançlığa pek yer yoktur. Ya görmek istemediğiniz işaretleri görüyorsunuzdur ve ortada gerçekten de güvensizliğe sebebiyet veren davranışlar vardır yada en başta güven dolu bir ilişki değil ki bu da bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir.
  • Kavga: Kavga etmek ve tartışmak her ilişkide az çok var olan bir şeydir. İnsan bazı günler huysuzdur, kendi başına kalmak ister veya o gün hava durumundan tutun da pilavın tutmaması ile memleket meseleleri gibi bir çok konuya canı sıkkın olabilir ve eşine karşı sabırsız ve anlayışsız olabilir. Kavga ve tartışma olgusunu ben yapıcı ve yıpratıcı olarak ayırmak isterim. Yapıcı tartışmalar normaldir. Korku yoktur, ortada bir kalp kırıklığı veya anlaşmazlık vardır ve tartışılır ve sonunda bir şekilde tatlıya bağlanır ama eğer kavga çıkacak diye yumurta kabuklarının üzerinde yürüyorsanız, fikrinizi söylemekten çekiniyorsanız ve dahası korkuyorsanız bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Bu konudaki son sözüm de kavga etmekten vazgeçmeniz de kötü. Yıpratıcı tartışmalara döndüğü için yapıcı tartışmalardan bile vazgeçen ilişkiler artık uğuruna savaşacak bir şey kalmadığının göstergesidir.
Aslında bunlar bildiğimiz konular. İlişki eşitliktir, yoldaşlıktır. Korkmadan açıkça iletişim kurabilmek, her an desteklendiğini, sevildiğini ve güvende olduğunu hissetmektir. Eğer bu duygular yok ise, bir şeyler yanlış gidiyor demektir ve bu konuda bir şeyler yapmanız gerekiyor demektir.

18 Aralık 2014 Perşembe

Bekar Annelik Alternatif Yaratmaktır

2 yetişkinli bir ailenin bile çocuk büyütürken aşırı derecede yorulduğunu düşünürsek, bekar bir annenin tek başına çocuk bakarken, iş ve ev dengesini kafayı yemeden gününü geçirmesi gerçekten de çok zor olabiliyor (hoş, klasik yapıda erkeklerde pek yardımcı değil). Ben bekar anneliğin günlük rutinlerinin alternatif yollardan çok fayda göreceğini düşünüyorum.
Kargaşa sabahtan başlar ve güne iyi başlamak çok önemlidir ama özellikle uykusunu alamamış, huysuz veletlerle kolay olmuyor. Akşamdan çocuğun forması hazırlanır. Eğer kreşe giden bir çocuk ise ve giyim konusunda aşırı nazlı ise akşamdan ertesi gün üzerine giydirilecekler giyidirilir ve o şekilde yatırılır. Erkekler için eşofman takımları kızlar için tayt üzeri pamuklu elbiseler. Kışın bir hırka, kazak oldu bitti. Kendi kıyafet seçimlerini haftasonuna bıraksınlar, istedikleri gibi kot üzeri en iyi düğünlük gömlek veya kış ortası yazlık elbise ile takılsınlar. Hafta içi vakit yok. Sen çocuktan yarım saat evvel uyan, giyin, hazırlan, kahvaltısını hazırlarken bir fincan kahve iç. Sen ayılmadan sakın çocukları uyandırma, bu kötü bir fikir olur.
Kahvaltıyı sevmez mesela benim çocuk, süt içmez. Hafta içi kruvasan yer, yanına bitki çayı. Evde bol bol ayran bulunur bu nedenle, kalsiyumunu yoğurttan alsın diye. Bazı günlerde peynirli sandviç. Tutuştur eline kemirsin. Yumurtayı haftasonu veya bazı akşamlarda omlet formatında ver gitsin. Yemek konusunda kavgaya girişme. Meyve yemiyorsa, daya salatayı, kuruyemişi bir de pestili. Hiç tartışma, enerjini gereksiz yere harcama. Doyar o çocuk, doyar da büyür de.
Ütü ile uğraştıracak kumaşlardan kıyafet alma. Kıyafetlerini makineden çıkarınca düzgünce as, katla. En kırışık şey bile üzerinde açılır, dertlenme. Ütüyü toplu yapmaya kalkma. Giymeden evvel yap gitsin. 45 dakika yerine maksimum 3-5 dakika harcamış olursun. Ben, çok özel bir toplantı yok ise, maksimum tek bir parçayı ütülemek zorunda kalacak şekilde giyniyorum. Bekar anneyim, hem çocukla uğraşıp, hem de saatlerce ütü filan yapamam...kimse kusura bakmasın.
Temizlik haftada bir gün. Çocuk yardım etsin. Ver eline toz bezini silsin. Ben oğlumla arkadaşlarını 4 yaşından itibaren temizlik görevine verdim. Olduğu kadar. Onlar oyalanırken bezle filan, sen o arada yerleri süpürürsün. Yerleri silmesen de olur, tozlardan arındır yeter. Hiç alamasan bile bir sonbaharda bir de ilkbaharda yardımcı al eve. Cam pencere, dolap içleri bir güzel temizlesin. Banyo'yu temizlemek için duşa gir. Duşunu yapmadan evvel bir elden banyoyu yıkarsın. Mis gibi oldunuz işte...sıhhatler olsun. Çocuk ise yatmadan evvel yıkansın. Yıka, sar, sarmala yatır. Üşüttü mü derdi olmaz.
Yemek yapmak yorucu mu? Patlat bir makarna peynirli, üzme kendini. Salata yap içine az miktar ince bulgur koy ki bulgur sevmiyorsa bile tadını almadan yesin. Zamanında pazı'lı lazanya bile yapmışlığım var. Uğraşma çok yemekle. En kolay neyse onu yap, üzülme...pilav taze olduktan sonra hepsi güzel. Ellerine sağlık. Maksimum kişi başı bir tabak kullanmaya çalış. Fazla bulaşığa ihtiyacın yok. Yemeğini yiyen tabağını makineye koysun. Mutfakta günlük harcayacağın süre, yemek pişirmekle beraber 45 dakikanı almasın. O arada çocuk da sana gününü anlatsın, mutfak masasında resim filan yapsın.
Hafta sonu bir gün (tercihen cumartesi gecesi) salonda yap yatağını. Sehpanın üzerine bir tabakta biraz börek, kurabiye vs hazırla akşamdan. Çocuk uyandığında yanına gelsin. Aç bir çizgi film, sen 1 saat daha uyuklarken çocuk tabaktakileri yerken takılsın. En azından kendini bir miktar şımartmış olursun. İşe giderken müzik dinle, kitap oku. Kurma kafanda bir şeyleri. Meşgul tut kendini.
Ders mi çalıştırman gerekiyor? Sakince yapabiliyorsan yap. Yok benim gibi deliriyorsan bul bir üniversite öğrencisi gelsin anlatsın. Hem daha uygun fiyata anlatırlar hem de çocuk için iyi birer modeller kazanmış olursun. Bir süre bir şeylerden kısarsın, ödersin.
Çok para harcamamaya çalış. Başka çocuklarının eskilerini giydirmenin hiç bir sakıncası yok. Büyüdüğünde alırsın yeni kıyafetleri. Kitap al onun yerine, yaratıcı oyuncaklar, iyi kreş veya okul...
Arada kendini şımartmayı unutma. Çok bir şey yapmana gerek yok. Manikür yaptırmak bile iyi gelecektir.
Evet, bekar anne, tek başına çocuk bakarken çok yorulacaksın ve zorlanacaksın ama karşına sana yardımcı olacak biri çıkıncaya kadar kendine alternatifler yaratacaksın çünkü her şeyin alternatifi var ama kendini iyi hisseden, sağlıklı ve mutlu bir annenin alternatifi yok.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Küçük bir Not

Bazı konuları yazmak, anlatmak bana hala acı veriyor... tekrar tekrar aynı konulara dönmek zor geliyor. Bazen sil baştan yaşıyormuşum gibi hissediyorum anlatırken ama sonra kendi gerçekliğime dönüyorum.Geçti diyorum. Ayağa kalkıyorum, üzerimdeki tozları silkeliyorum ve yürümeye devam ediyorum ama yürümemi sağlayan yerlerim bazen acıyor, tökezliyorum. Gecikmem bundan. Afola.

Psikolojik Manipülasyon: Kişilik Bozukluğunun En Kuvvetli Silahı

Bir arkadaşım var, uzun zamandan beri çok ama çok mutsuz bir evliliği var. Bu kız çok zeki. Güzel bir okul bitirmiş, uzun yıllar çok önemli görevlerde çalışmış, dünya güzeli iki çocuk büyütmüş fakat yıllardır işsiz, iş beğenmeyen sadece kendi gezmesini ve eğlencesini düşünen, ona çok kötü davranan bir kocası var. Kız tam bir yıldır boşanmaya çalışıyor ama ne yaparsa yapsın ucundan geri dönüyor. Son çabasında; davadan bir gün evvel yine vazgeçmiş. Sebebi kocasının mucizevi bir şekilde ona karşı ve kendi duygusuzluğu ve şiddet dolu hareketlerine karşı ayılması, karışına çiçeklerle özür dilemesi ve gönlün alarak aşkını ilan etmesi değildi, kızı yaptığının yanlış olduğuna inandırmış olması.
Ben de aynı şeyi yaşadım, arkadaşımı çok iyi anlıyorum. Beni aldatan, bana fiziksel ve duygusal olarak şiddet uygulayan, çalışmayan, çocuğu ile ilgilenmeyen adam; ne zaman ayrılmanın eşiğine gelsem ya da daha da ötesi sesimi birazcık çıkartıp ona karşı çıksam beni ne yapar ne eder düşüncemin dünyanın en berbat ve saçma fikri olduğuna, hatanın bende olduğuna, kendi yaptığı tüm ahlaksızlıkların aslında kendi hatası olmadığına hatta ve hatta benim hatam olduğuna inandırırdı bana. Şimdi ben belki dünyanın en zeki insan değilim ama kafam çalışır. Eğitimliyim, 19 yaşımdan beri kendi paramı kazanıyorum, elim yüzüm düzgün, sağlığım yerinde. Zekamın bir çok aptallığı ve etik inançlarımın ahlaksızlığı alt edecek yeterlilikte olduğunu düşünsem de fark etmediğim şey manipülasyonu alt edecek kadar zeki değildim ne yazık ki dahası sevgiye aç ve aile olmaya inanmış bir yanım da vardı ve eski koca bunları çok, çok iyi biliyordu.
Manipülasyon karşındaki insanı "etkilemeye" çalışmaktan farklıdır. Çocuğunuzu sağlıklı beslenmek için etkilemeniz vaya eşinizi size daha iyi davranmasını sağlamaya çalışmanız onu etkilemektir ancak benim en iyi biçimde tanımlayabileceği şekli ile; manipülasyon algılarınızın bilinçli bir şekilde kandırmaca yolu ile değiştirilmeye çalışmasıdır.
Psikoloji uzmanı George K. Simon'a göre başarılı bir manipülasyon için gerekli üç şart vardır. Bunlar:
1. Agresif niyet ve davranışları gizlemek
2. En etkili manipülasyon yöntemi için kurbanın psikolojik zayıflıklarına dair en iyi bilgilere sahip olmak ve en iyi taktikleri belirlemek
3. Kurbana zarar vermek ile ilgili herhangi bir çekincemeye sahip olmamaktır.
Klinik psikolog Harriet Braiker ise manipülasyon yöntemlerini aşağıdaki gibi sıralamaktadır:
1. Pozitif yaklaşım yani övgü, yüzeysel çekicilik, sempati (timsah gözyaşları), aşırı derecede özür dileme, para, onaylama, hediyeler, ilgi, zorla gülme, sosyal olarak tanınıyor olma.
2. Negatif yaklaşım yani negatif bir durumdan kurtarma örneğin "sana bunu yapmama izin verirsen ödevini yapmak zorunda kalmazsın."
3. Aralıklı destek örneğin kumar oynayan birini kumar oynayarak arada bir kazanması ama çoğunluklar para kaybetmesi yani kurbanın davranışlarını sürdürürken korku ve şüphe ortamının yaratılması.
4. Cezalandırma yani bağırma, söylenme, sessiz kalma, göz dağı verme.
5. Travma yaratma yani sözel hakaret, ani öfke veya daha başka korkutma yöntemi ile dominant veya üstünlük taslama. Böyle tek bir sefer bile kurbanın manipülasyon yapan kişiyi sorgulamasına, ona karşı gelmesine engel olabilir.
En yaygın manipülasyon teknikleri yalan söyleme, bilgileri gizleme, durumu veya yapılanları ret ederek olmamış gibi davranma, akıla yatkın hale getirme (rasyonelleştirme), minimalize etme (size yapılan kırıcı ve aşağılayıcı bir yorumun sadece "şaka" olduğunu söyleme), seçici dinleme ("bu konuyu dinlemek istemiyorum"), yönlendirme (mesele olan konudan konuşmayı uzaklaştırıp, bir nevi gündemi değiştirme), esas konudan kaçınma, göz dağı verme, karşısındakini suçlu hissettirme ("ne yapayım, bende annesiz büyüdüm"), kurban rolünü oynama (bir öncekine benzer bir yaklaşım), kurbanı irite edip kendini haklı göstermek için bilerek kızdırma (damarına basma), ezik davranma (hizmetçi rolünü oynama yani davranışın tamamen kurbanı olarak seçtiği kişinin 'isteklerini' yerine getirmek için belirli davranışları sergilediğini söylemek), baştan çıkarma (karşısındakinin güvenini kazanmak için yalancı komplimanda bulunmak), yansıtma (kendi hatalı davranışları ve düşüncelerini karşısındakinin yaptığını söyleme örneğin aldatan kocanın devamlı surette karısının onu aldattığını söylemesi ve buna dair baskı kurması), safa yatma, masummuş gibi davranma, kafası karışmış gibi davranma, öfke ile kurbanını korkutmadır.
(kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Psychological_manipulation)
Özellikle kişilik bozukluğu olan kişiler manipülasyon ustasıdır ve bazı kişilik tipleri onlar için ideal kurbanlardır. Bu tiplerden de, manipülasyondan kendinizi koruma yollarından da ileride bahsedeceğim.
Ben psikolog değilim, bunlar uzman yorumları değil. Burada yazdıklarım sadece kişisel deneyimlerim. Ben psikolojik manipülasyon için çok başarılı bir karakterdim ve yaşadığı tüm olumsuzluklara hatta parmağım gözüme raddesine gelecek olan olaylara karşın kendini bu tip "zehirli" ilişkilerden kurtaramayan insanları çok iyi anlıyorum. 
Psikolojik manipülasyon bilinçlenme ile kurtulunamayacak bir şey değil ama çok iyi biliyorum ki ciddi çaba ve kuvvet, dahası destek ve özgüven gerektiriyor.
Bu konuda yazmaya örnekler ile devam edeceğim ama bu arada bir düşünün: günlük hayatımızda kimler bu şekilde bize psikolojik manipülasyon uyguluyor? Ailemiz, arkadaşımız, patronumuz... ya devlet?

Çok Utanıyorum Kendimden

Magazin ile pek bir ilgim yok, magazine ayıracak zamanım hiç yok ama bilirsiniz günlük gazetede bile magazinsel bir haber muhakkak ki gözünüze gözünüze girer. Bir şekilde haberimiz oluyor hangi ünlü kimle, nerede, nasıl görüntülendi!
Bugün ofiste 14 Aralık operasyon haberini okurken de en son "magazin" haberi gözüme çarptı. Daha evvel eski kocasını çocuklarının annesi ile ilgili cahilce tutumu için eleştirdiğim Gülben Ergen, yeni ailesinin fotoğraflarını instagramda paylaşmış. Onu çok sevdiği belli kocası, piyangodan çıkan tatlı mı tatlı dördüncü oğlu ve annelerinin yeni hayatına ve seçimlerine adapte olmuş 3 dünyalar güzeli çocuğu ile çok mutlu ve sıcacık bir yuva fotoğraflamış Gülben Ergen. Maşallah, nazarlardan, kem gözlerden sakınsınlar; magazin mi değil mi bilemem ama güzel görünüyorlar bir arada.
Valla...içim bir cız etti ve çok utanıyorum kendimden ama, bir an için çok kıskandım.  

8 Aralık 2014 Pazartesi

Sevgisiz Çocukluk

Bugün annemi aradım. Uzundur konuşmamıştık, az meraklandım. Telefon birkaç kere çaldı, annem alışkın olmayan bir neşe ile açtı telefonu. "Nasılsın?" diye sordum, her zamanki "eh" cevabının aksine neşe içinde "iyiyim, sen nasılsın" dedi. Çok şaşırmıştım ama bir o kadar da sevinmiştim. "Merak ettim seni" diyince anladım durumu. Annem meğer beni kardeşim sanmış ve çok sevdiği kızı ile konuştuğunu düşünmüş. Ben olduğunu anlayınca telefonun ucundakinin, sesi düştü. 
Çok uzun zaman çok üzüldüm ben annemin bu tavırlarına beni sevmez çünkü. Bakmayın, hala daha üzülürüm ama artık beni felç etmiyor bu üzüntüm. İçim sızlıyor, biraz zaman içinde de geçip gidiyor ama sevgisizliğin, hayır daha doğrusu koşullu sevginin yükünü bir ömür taşıdım ben. Unutturmayın yazının sonunda bununla ilgili bir anımı anlatacağım....
İnsan, aşırı bir psikopatlığı yok ise, evladını muhakkak ki sever ama evlat sevmek sadece birini çocuğun diye sevmenin ötesine geçen bir duygu olmalı. Ağır depresyonda olan ebeveynler, çocuklarının ihtiyaçlarına karşı ciddi anlamda kördür. Depresyon doğası gereği, aşırı derece enerji sömürdüğü için depresyondaki bir insanın normal günlük işleri ona zul gelirken, depresyona bir de çocuk faktörü eklendikten sonraki karmaşayı bir de siz düşünün.
En sağlıklı durumda bile annelik aşırı derecede yorucu olabiliyorken (özellikle çocuklar ufakken) depresyondaki bir anne için annelik her an bir fedakarlıktır. Dahası bu depresyona kişilikten gelen bazı özellikler de eklenirse, anne her an "saçını süpürge" ediyor ve "değer bilmez evladı" onun kıymetini bilmiyor durumunda olmuş oluyor.
Özellikle yüksek derecede narsist ebeveynler için çocuk ise tamamen onların varlığını kutsayacak bir araç olmaktadır. Ya evlat bu tip ebeveynlerin "mükemmelik" duygusunu besleyecek mükemmel evlat, ya ebeveynin her bir davranışını alkışlayacak bir şakşakçı, yada kendileri hata yapmayacak kadar "mükemmel" olduklarından başarısızlıklarının her birinin yükleyecekleri bir sepet olmaktadır. Küçücük omuzlar için ne büyük bir yük değil mi?
Peki ya öfke kontrolü olmayan ebeveyn? Perde yamuk duruyor diye dayak yiyen bir çocuk olabilir mi? Ya da ışıkları açık unuttuğu için? Odası biraz dağınık diye "ahırda mı yaşıyorsunuz lan" diye azar işiten çocuğa ne demeli! Her an tetikte, hata yapmaktan korkan bir çocuk ,çocukluğunu ne kadar özgürce yaşayabilir ki?
Ya ona verilen sözlerden hiç biri tutulmayan çocuk ne hisseder? 
Oğlumda görüyorum bunu da... yüksek pozitif moral dönemlerinde oğluna dünyaları vadeden ama sonra normale döndüğünde, sözünü verdiği hiç bir şeyi yerine getirmeyen bir babası var. Çocuk duruma alıştı sanırım. Bu durumdan ne kadar zarar gördüğünü sanırım ileride anlayacağım ama buna karşılık olarak ben tutamayacağım hiç bir sözü, ki bu onu bir yere götürmekten tutun, eve gelirken çikolata almaya kadar, vermiyorum çocuğa.
İnsan elbet çocuğunu çok sever ama karşılık beklemeden, çocuğunuzu olduğu gibi, ayrı bir birey olarak, başarısını ve başarısızlığını kişiselleştirmeden, her an arkasında olduğunu hissettirerek, yaptıklarınız ve seçimleriniz için onu suçlamadan, onu sorumlu tutmadan sevebiliyorsanız işte o zaman çocuk gerçek sevginizi hissedecektir yoksa bana inanan aksi taktirde sevgisiz bir çocuk büyüteceksiniz.
Ben ne yazık ki çok sevgisiz büyüdüm. Evet annem beni muhakkak sever ama seçimlerimi beğenmediği için asla yanımda olmadı. Bunun içimde yarattığı boşluk ise doldurulamaz.
...Gel gelelim anıma. Nefes seansından bahsetmiştim daha evvel. Nefes almanın önemi yadsınamaz bir gerçek. Nefes seansının ilkinde daha 3. saniyesinde içimi bir acı kaplamıştı. Gözlerim kapalıyken, ağzımdan nefes alıp vermeye çalışırken kendimi tutamamıştım. Doğamıyordum. İçimi bu dünyada istenmediğime dair karşı konulmaz bir duygu vardı. Bir bebek gibi ağlamıştım. Doğamadım ben, çünkü hayatım boyunca hep suçlandım. Belki asla bana beni istemediklerini söylemediler doğrudan ama davranışları ve koşullu sevgileri ile bu dünyaya ait olmadığımı, ben olarak istenmediğimi öyle bir hissettirdiler ki, 35 yaşında koca çocuklu kocaman bir kadın olarak benliğimi kabul edip, hayali de olsa doğamadım bir türlü...35 koca yıl! E yazık değil mi bu kadar yıla? 

5 Aralık 2014 Cuma

Bekar Anne Tarzı Beslenme

Bekar anneler sabah uyanır, bir bardak suyu yuttuktan sonra çocuğu için iki dilim ekmek arası peynir koyarken ocakta süt, banyoda saç maşasını ısıtır. Evden koşarak çıkan anne, ofise kargalar taşlarını yemeden ulaştığından mütevellit, yemekhanede peynir ekmek kemirir, bir bardak çayı da içerek uyanmaya çalışır.
Öğle yemeğine ticket'ından 5-8 TL arası maksimum harcama yapan bekar anne, cuma günleri, adet öncesi, stresli iş günleri, mutsuz günleri, kutlanacak bir şeylerin olduğu günler, hükümete kızdığı günler ve son olarak da elmalı turta ve çikolatalı sufle çıkan günlerde mutlaka tatlı yer.
Gün içerisinde 2 tanesi filtre kahve olmak üzere minimum 3 maksimum 6 fincan kahve içer.
Eve genelde işten zamanında çıkamadığından geç gelen bu bekar anne, eve geliş saatine kadar çocuk çok acıkmış olduğundan hızlı pişirilecek şeyler yapmayı sever; mesela köşedeki pideciden alınan kır pidesi, yanındaki mantıcıdan alınan hazır, dondurulmuş mantı, omlet ve fırında tavuk. Acil durumlar için evde muhakkak makarna ve 2 konserve yemek bulundurur. Eve geldiğinde hazır pişmiş yemek ve kurulu sofra gördüğü günü unutmuştur çoktan.
Sonuç: şişmanım.