11 Kasım 2014 Salı

Bekar Anneler Ne Mi Arıyor?

Bekar olmak demek insanın hayatını paylaştığı, resmi veya gayri resmi olarak bir eşinin/sevgilisinin olmaması demek. Bekar kişi illa eş arıyor demek değildir. Bekar kişi illa evlenmek istiyor demek de değildir. Bekar kişi bekarım diyorsa "aranıyor" demek hiç değildir! Bir insan bekar ise, bekar olmaktan çok mutlu da olabilir ve hatta bu durumunu sonsuza kadar sürdürmek istiyor da olabilir, bu durumunu hayatında geçici bir dönem olarak görüyor da olabilir. 
Bir kadının bekar olması; yazın sıcağında dışarıda kalmış, üzeri pis sinek konmaya müsait, suyu çıkmış, pörsümüş bir karpuz dilimi olduğu anlamına gelmez. Yanında eşi yok diye insanlıktan çıkmış değildir! 
Bekar anne; çocuğu veya çocuklarına, ister kendi doğurmuş olsun veya olmasın, tam zamanlı olarak bir eşin/sevgilinin/çocukların babasının desteği olmaksızın tek başına bakan bir annedir. Bekar bir anne, herhangi başka bir insan, kadın ve anne kadar sevgi ve saygıyı hak eder.
Bekar bir annenin seks hayatı kendisinden başka kimseyi ilgilendirmez. Bekar annelerin seks hayatını merak eden, bunu sapkın projelerine alet etmeye çalışanların cinsel organı tez vakitte kurusun.
Bekar annelerde bu ülkedeki diğer tüm kadınlar gibi eşitçilik, özgürlük, huzur, saygı ve en önemlisi yaşama hakkını arıyor.

Bekar Anneler Destek Grubu Buluşması

Destek grubumuzu 06 Aralık 2014, Cumartesi toplamak isterim. Ne dersiniz? Kimler gelir?
Lütfen yazın: bekarveanne@gmail.com

Peki Kaya Değil de Ağaç Olsak

Kaya kadar sağlam anne olmak üzerine yazdığım yazı ile ilgili olarak bir kaç yorum yazdınız. Hepinizi çok haklı buldum ve tam olarak anlatmak istediğimi ifade edememiş olmanın verdiği huzursuzluğumun sonunda bir de böyle deneyim dedim:
Taş, kaya ve heykel imgeleri çok hatalı oldu sanırım. Kaya gibi olmaktan bahsederken asla duygusuz ve ifadesiz olmamız gerektiğini savunmadım. Bahsedilen ve çocuklarımıza yansıtmamamız gerekenler günlük rutin içerisindeki, iç veya dış kaynaklı iniş çıkışlarımız değildi. Para, trafik, yorgunluk, hastalık, ofis kavgaları, ay sonu, ay başı, yapılmayan ödevler son dakika işler ve siparişler, çocukların huysuzluğu ve huysuzluk nedeniyle bizdeki sabrın taşması - ki tüm bunları hepimiz gün içerisinde muhakkak defalarca yaşıyor ve hele hele bazı günler kafamızı alıp dağlara kaçmak, çocuklarımızı birilerine "al ya, senin olsun ben beceremedim" demeyi bile isteyebiliyoruz - gibi sıkıntılar değil ama içsel bunalımlarımız, travmalarımız, geçmişe ait kırgınlık ve geleceğe dair korkularımızdır çocuklarımızı korumamız gereken bence.
Yaşam koçu bana ilk defa "kendin için bir nesne seç, sen ne olmak istersin" dediğinde "kaya "demiştim. Kaya kadar sert ve güçlü olmak istediğim için ama sonra kayanın soğukluğunu hatırladım ve "hayır, ben bir ağaç olmak istiyorum" demiştim (hatta hikayesi de burada)
Baştan alıyorum...
Ağaç gibi olmaya ne dersiniz? Güçlü gövdeli, kökleri derinlere uzanan, meyve veren, yemyeşil bir ağaç. Tatlı bir meltemle yaprakları titreyen, mis gibi kokusunu çevresine yayan, rüzgarla savrulan, yapraklarını dökse bile yenileyen, güçlü bir fırtınada dalı kopsa bile sağlam ve derin köklerinin desteklediği kuvvetli gövdesi sayesinde özünü koruyan birer ağaç olsak, ne dersiniz?
Zaten daş gibiyiz o ayrı!

Ne de Olsa Annedir

Eski eşlerin yeni sevgililerine karşı en ideal ve istenilen tepkiyi anneniz verir.
Benim eski koca sevgilisinden ayrılmış. Haberi de oğlum verdi. Gözleri doldu anlatırken. Biz seviyorduk kızı çok, oğlumu sevdiği ve ilgilendiği için. Ben üzülüyordum da kıza, adamın gerçeğini bildiğim için. Neyse kızı memleketine geri yollamış. Özleyecek oğlum.
Annem bendeydi geçen haftasonu. Yemekten yeni kalkmıştım bulaşıklarla ilgileniyordum. Bir anda ve oğlum anlamasın diye bana sordu: "O dansçı kız duruyor mu hala bunun babasının evinde" diye.
Çok güldüm içimden. Annem, beni hiç beğenmeyen annem bile, benim kabullenemediğim ancak kendine has ön yargılı tavrıyla, o adam için benim kaçırılmaz bir fırsat olduğunu ifade etti...
Ne de olsa annedir. Kızının karşısında durduğu için dünyanın en mükemmel vücutlu, muhteşem tenli, kıvrak ve seksi kadını bile saniyesinde dünyanın en paçozu haline getirebilir.

Kısmetse En Erken 10 Yıl Sonra Görüşürüz

Evimi sattım. Hani şu boşanma esnasında benim üzerimde kayıtlı, kredisini benim ödediğim ancak yarısını eski kocanın istediği ev vardı ya... satıldı. Satılması ile bankaya olan borcumdan ve eski kocanın ikide bir arayıp "ne olacak evin satışı müşteri buldum, müşteri buldunmu" söylemlerinden kurtulmuş oldum. Üzüldüm esasında. Bir şekilde borcunu ödeyip, oğluma yatırım olacaktı orası ama savaşacak halım kalmamıştı. Kredisinin faizini ödemiş oldum bunca yıl tam değer kazanacakken elden gitti ama olsun artık, ne yapalım.
Evin satışı kesinleştiğinde bir avukat buldum. Boşanma anlaşmasında belirlenen miktarı ödeyecektim eski kocaya tabii de, borçlar da vardı, onları da yarı yarıya paylaşırız demişti de güvenememiştim. Anlaştığımız miktardan düşük bir rakam geçecekti eline ve banka aracılığıyla ödeme yapsam da, ileride "bana borcunun tamamını ödemedi" diye karşıma çıkmasından korktum. Avukat bana aramızda imzalayacağımız bir protokol hazırlamamı ve bunun yeterli olacağını söyledi. Ödemeyi yaparken dekonta detaylı olarak "....tarihli ....sayılı boşanma anlaşmasına istinaden ödeme" diye yazdım ve protokole de detaylı olarak satıştan doğan masraf ve bunun eşit bir şekilde aramızda bölünmesinden sonra kalan rakam düşürüldükten sonra yapılacak ödemeyi beyan ettim. İmzasını da aldım.
Çok zorluk çıkaracağını düşünmüş ve esasında çok da korkmuştum ama inanılmaz bir şekilde hiç sorun çıkarmadı hatta protokole bakmadan imzaladı. Ya çok pişmandı bugüne kadar hiç bir şekilde maddi destek olmadığı için ve sorun yaratmayacak kadar utanmıştı (!), yada paraya ihtiyacı çoktu ve parayı aldığı için mutluydu. 
Bir devir kapandı. Hiç bir yere borcum da kalmadı. Daha temiz bitemezdi.
İmzalar atıldıktan sonra elini sıktım, yanaklarından öptüm ve ona "Artık kısmetse oğlanın düğününde görüşürüz seninle" dedim. 
Bundan sonra oğlumun lisesine ve düğününe para ayırmaya başlamam lazım. Hayırlısıyla.