31 Ekim 2014 Cuma

Kaya Kadar Sağlam Bekar Anne

Geçtiğimiz günlerde oğlumun ergenliğe hazırlık sürecinde kendim için destek almaya gittiğim psikologun bana "heykel gibi olacaksın oğlun için, sağlam ve yıkılmaz" dediğini yazmış ve sevdiğim bir bekar anne kardeşimden de "Ben çocuğun gözünde yıkılmaz bir heykel olma ekolünden hoşlanmıyorum aslında. Çünkü insanız, ve acı çekiyoruz, ve travma yaşıyoruz, ve hayatla baş edebilmek gerçekten zor" yorumu gelmişti. Bu konuyu uzun uzun düşündüm ve bittabi uzmanı değilim ancak kendimce şöyle bir açıklama buldum...doktora teyit ettiririm:Çocukların sevgiden sonra en çok ihtiyacı olan şey, güvenlik ve stabilitedir. Biliyorsunuz, "bebeğinizi bol bol sevin" den sonraki en büyük tavsiye sabit bir yeme-içme, banyo ve uyku düzenidir. Çocuklar büyüdükçe de en büyük yararı düzenden görürler...pazar günü banyo günüdür, okuldan sonra dinlenme saati yarım saattir akabinde ödev yapılmalıdır, hafta sonu ödevler cumadan bitmeli ve TV ve bilgisayar ancak işler bitince yapılacak aktivitelerdir. Benim 11 yaşındaki oğlum, daha halen rutinlerimizi sever hatta haftalık rutinlerimize yenilerini de ekler durur. En basiti her gece odasının ışığını illa benim söndürmemi ister ve biliyorum ki bu rutinler o büyüdükçe kaybolsa da, şu anda ona güven ve huzur vermektedir.İnsan tek başına çocuk bakarken, rutinler çok daha fazla önem kazanır. Ailesi boşandığı için hayatı zaten az veya çok sarsıldığı için çocuğun günlük yaşantısındaki rutinler daha fazla önem kazanır. Klasik bir anne-baba-çocuk yapısı içerisinde ebeveynler birbirlerini dengelerken ve birbirlerine yardımcı olarak çocukların düzenini sağlayabiliyor iken, sadece anne odaklı disiplinli veya bekar ebeveyn odaklı bir yapı içerisinde bu mümkün değildir. Çocuğunuzun tek güvencesi sizsiniz ve sizin duygusal iniş çıkışlarınız çocuğunuz için baş edilmesi gereken çok zor değişimler olabilir. Sizin mutsuz olmanız, kızgınlığınızdan oturup ağlamanız veya bağırıp çağırmanız, öfkeniz ona yönelik olmasa bile çocuğunuz için sarsıcı olabilir ve siz kendinizi kötü hissedip, duygularınızı işleyip kötüyü iyiye dönüştürürken, çocuğunuz ile ilgilenecek ikinci bir ebeveyn yoktur ortada. Onun güvenlik ve stabilite ihtiyacı karşılanmamış üstüne üstelik kendisi sizin bu durumunuza tanıklık ettiği için korkmuş ve üzülmüştür. Ortada "Anne/baba şu anda yorgun ve mutsuz, biraz yalnız bırakalım düşünsün, dinlensin, kendini iyi hissedecektir ve o zaman da yanına gelip seninle ilgilenecektir ama bu arada gel ben seninle ilgileneyim, oynayayım" diyen ikinci bir alternatifi yoktur pratik yaşamda. İşte bu nedenle Bekar Anneler kaya kadar sağlam durmalı, üzüntüsü ve öfkesini çocuğuna yansıtmamalıdır. Fakat netice de insanız ve çıldırdığımız zamanlar da olacaktır. Böyle zamanlarda da açıklıkla mutsuz olduğumuzu, söyleyebiliyorsak sebebini, davranışımız eğer onu üzdüyse özür dilediğimizi anlatmalıyız ona, ancak unutmamalıyız ki bizim hayatımızın zorlukları onların minik omuzlarına yüklenmemeli.
Bir açısı da şu: çocuklar küçücük yaşlarında bile, siz açıkça ifade etmeseniz de, bir çok şeyin farkında. Büyüdükçe gelişen bilinç ve algıları ile hayatın zaten mükemmel olmadığını da görecekler ve eğer ki bizler işimizi doğru yaparsak, düşünceli ve empati kurabilen bireyler olacakları için hayatın ne kendileri ne de aileleri için çok kolay olmadığını zamanla göreceklerdir. Verdiğimiz sağlam altyapı, çocukluktan gelen içsel güven ve sevgi ile hayatın zorlukları ile daha çok baş edeceklerdir. Ben kaya yöntemini uygulamaya başladığımdan beri, oğlumun daha dışa dönük ve neşeli olduğunu gözlemliyorum. Daha huzurlu ve mutluyuz, her ne kadar bu benim gibi duygularını alnında taşıyan biri için çok yorucu ve zor olsa da - öğreniyorum.
En önemlisi, çocuklarımız "Annem/Babam benim için nelere katlandı, neler yaptı" dememeli bence. Zorluklara göğüs germek, ebeveynliğin doğal bir öğrenme süreci olmalı çocuk olmanın cezası değil. İşte bu nedenle, yıkılmaz bir kaya kadar sağlam olmalıyız. Eninde sonunda kendi çocukları da olacak, işte o vakit biz de sevip sevip geri yollayabileceğiz, o zaman da onlar uğraşsın canım!

Hatırlarsınız Siz de Okusanız: "Ben Onu Tuz Kadar Sevdim"

Twitter aleminden tanıdım ben Banu Conker'i. Belki bilmez kendisi ama hayatımın en sıkışık noktalarında bana yol göstermiştir. İstanbul'a taşınma kararımdan sonra iş yerinden "ayrılmak istediğimi patronuma nasıl söylerim" diye korkarken imdadıma Banu Conker yetişti. Buraya taşındıktan sonra "işimi sevmiyorum ama parasına ihtiyacım var" diye söylenirken de o tavsiyelerde bulundu. Esasında benim onu takibe alma şeklinden belliydi bu ilişkinin yolu. Bir gün boynum çok ağrıdığı için twitterda söylenirken, biri beni Banu hanım'a yönlendirdi. Kimdi hatırlamıyorum ama "Nefes, Banu Conker ile nefes çalıştıktan sonra iyileştim" dedi. Unuttum tabii ben nefes'i ama Banu hanım'ı takip ettim. Ayrıca, ağaçlara takıntılı olan ben için Banu Hanım'ın sitesindeki ağaç görselinden anlamalıydım zaten yollarımızın kesişeceğini. Kitabı ise yayınlandığı zaman kendim yazmışım gibi heyecanlandım ama almak nasip olmadı bir türlü. Vakti vardır derler ya, Banu hanım tam da 35'inci yaş günümden evvel bana yazıp nefes atölyesine davet etti. Çağırdığı zaman gidemedim ama bu ay başındaki eğitime katıldım. Hem Nefesim ile tanıştım hem de kitabını bana hediye ettiği için sonunda okuyabildim. 
IMG_3584.JPG görüntüleniyor"Ben Onu Tuz Kadar Sevdim" benim hikayem sizin hikayeniz. Büyük umutlar bağlayıp sevdiğimiz erkeklerin hikayesi, aşktan var ettiğimiz ve bir ömür bağlılığımızı ve varlığımızı adadığımız çocuklarımızın hikayesi de bu. Aşk, ihtiras, aldatma, sevinç ve göz yaşı var ama bu bir roman değil. Şu anınız kadar gerçek bir anlatı "Ben Onu Tuz Kadar Sevdim," bir yolculuk, bir gelişim serüveni. Adım adım umutsuzluktan, içsel güce yükselen bir kadının günlüğü. Zaman ve mekandan bağımsız, içten ve samimi bir anlatım. Anlardan oluşan büsbütün bir yaşam.
Banu hanım bilmez ama ben kitabının adını duyar duymaz, minik bir paket tuz atmıştım cüzdanıma; halen de taşırım. Kendimce, bereket getireceğine inanmıştım ama şimdi anladım ki cüzdanımdaki tuz, Banu Conker'in kitabında bahsettiği temel, önemsiz gibi görünen ancak hayatı anlamlandıran ufak nimetleri bana hatırlatmak için var... paradan, geçici ihtiraslardan, yalandan, aldatmadan çok öte değerleri ifade ediyor Tuz. Aynen kitabındaki kahraman gibi, kendini bulmayı, kendini gerçekleştirmeyi ifade ediyor tuz, ki sanırım buna giden yol ne kadar zorlu ve acılı olursa olsun, en büyük nimet de bu...tuz kadar sevebilmek...bir başkasını, kendini.
Kitaptan birer tane Bekar Anneler Destek Grubundaki arkadaşlarıma hediye edeceğim, sizde okuyun (Yitik Ülke yayınlarında, D&R ve İdefix den online satın alınabiliyor). Bu arada da Banu hanım'ın nefes atölyesini de şiddetle tavsiye ederim. Uzun uzun yazmayacağım, bana özel bir deneyim olarak kalsın istiyorum ancak bedeninizin ve benliğinizin gücünü keşfetmek için mutlaka denemelisiniz. Banu Conker'e ulaşabileceğiniz adres: http://bitutamtuz.com/ 

İnsanlar Can İnsanlar

Gezi zamanından bu yana bir çok gerçek yüzüme daha çok çarptı, sanıyorum ki bu birçoğumuz için böyle oldu. Hoş, Gezi ile bizim İstanbul'a taşınmamız da eş zamanlı oldu. Kendi problemlerimden uzaklaştıkça, dünyanın geri kalanının varlığını daha çok hissettim burada. Savaş, barış, yalan-dolan, hırsızlık, arsızlık, kan ve göz yaşı derken yazamaz oldum çoğunlukla sorun dediğim şeylerin geçiciliğinden utandığım için. Ülkem gerçeklerinin hayatımda kocaman yer alması ile kendi dünyam küçüldü, küçüldü. Çok üzülüp ümidimi kaybettiğimde ise birçoğumuz gibi insandan kaçtım ama yine insana döndüm.
Çok güzel insanlar var bu hayatta. Hakikaten, sabırla, canla başla düşünen ve üreten insanlar var. İnsanın ailesi ve dostları bir yana, güzel insanların varlığını hissetmesi ülkesinin, kendi ve çocuklarının geleceği için şart. Onları tanımasanız da uzanın, el ele tutuşun. İyi, dürüst ve aydın insanların varlığı için tanrıya şükür edin ve onların doğum günlerini kutlayın çünkü siz onları görüp dokunmasanız bile, varlıkları ile dünyanızı bir şekilde tamamlıyorlar. Ne demiş Nâzım Hikmet:
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine
Aynı ormanın ağaçları gibi köklerimiz aynı topraklarda, ayrımız olmamalı... ne de güzeller, ne de ümit verici.

İtiraf Ediyorum Yine

Çok ayıp ediyorum ve ben de mükemmel değilim, üstelik çok da şanslıyım biliyorum ama; kendisi çalışırken çocuğuna annesi ve/veya kayınvalidesinin baktığı halde bana çocuk bakmanın zorluğundan, 2 gelirli bir hane iken hayatın pahalılığından, kocasına yaptığı alışverişler konusunda yalan söyleyen ve kredi kartı ekstresini ondan gizleyen kendisi değilmiş gibi kocasına hiç güvenmediğinden bahseden, 2 gazete haberi okuyup, hiç birşey yapmayıp sadece "bu ülkeden gitmek istiyorum" diyen kadınlara çok kızıyorum. Elimde değil!

21 Ekim 2014 Salı

Bekar Anneler Destek Grubu Buluşması

Hayal ettiğim boyutlara getiremediğim ancak yine de çok ama çok sevdiğim ve 1 yılını geride bıraktığımız Bekar Anneler Destek Grubunda yeni bir buluşma zamanı geldi. Konuşacaklarımız var, anlatacaklarım var, yapacaklarımız var. Kimler gelmek ister: bekarveanne@gmail.com

Biraz da Bekar Anne Magazini

Pek magazin ile işim olmaz ancak gazetelerde veya sosyal medyada gezinirken bazı magazin değeri haberlere rastlamamak mümkün olmuyor. İstanbul'a ilk taşındığımda gözlerimle görünceye kadar ekranlarda bile doğru dürüst tanımadığım Gülben Ergen'in ikinci evlilik haberlerini gördüm ve aşırı derecede gelinlik hastası olduğum için (kendim giyemediğimden sanırım, gelinlik gördüm mü muhakkak bakarım) haberi açtım, okudum. Düğün mekanı ile yakışıklı damadı ile pek mutlu görünyordu kendisi. Haberde evli çiftin düğününde çocuklarının yer almadığını okuyunca garipsedim. Ben bir daha evlenecek olsam, ki çok uzak bir ihtimal, oğlum ve diğer çocuklarımın yanımda olmasını isterdim. Gülben hanım ile yeni eşi aynı evde bile oturmayacaklarmış sanırım bir süre, herkes kendi çocuğu ile ayrı evde...neden acaba diye düşünürken esas sebep bir kaç gün sonra çıkan Gülben Ergen'in eski kocasının "çocuklarım başkalarıyla yaşayamaz" söyleminden olduğunu tahmin ediyorum.
Ne komik, ne acı, ülkemizde erkeklerin kadınlar ile ilgili düşüncelerini ne de açıkça yansıtıyor bu geri kafalılık. Benim eski koca da ben bir daha evlenmeyeyim diye oğlumun velayetini istemiş, benzer şekilde saçmalamıştı. Kadın eski karın, evet. Evlenmişsin, zamanında çok sevip çocuk yapmışsın, anlaşamayıp boşanmışsın.  Ama kadın sırf senin çocuklarını doğurdu diye hayatını hiçe saymak zorunda mı? Çocuklarına çok, çok iyi baktığı sürece; onu evlatlarından ayırmaya ne hakkın var? Bir kadını kişisel mutluluk ile çocukları arasında seçim yapmak zorunda nasıl bırakabilirsin? Bu kadının canı hiç mi yuva ve eş çekmez, sadece çocuklarına mı adamak zorunda hayatını sırf sen çocuklarının başka biri ile aynı evde yaşamasından rahatsızsın diye, kaldı ki bu yeni koca çocuklarına baba değil elbette ama hayatlarının büyük bir parçası ve kuvvetle muhtemelen annelerine sevip, saydığı için senden daha iyi bir model olacak...pes vallahi diyor sayın seyriciler ve Gülben hanım'a aklı selimlilik ve yeni ailesi ile sonsuz mutluluk dilerken geri kafalı, maço eski koca Mustafa bey'e ise aşağıdakini yolluyoruz:

12 Ekim 2014 Pazar

Ergenliğe Hazırlık

Oğlumun ergenlik geçişine hazırlanmak için psikologa gidiyorum. Duygusal ve psikolojik olarak her zamankinden sağlam olmam gerektiğine inandığım bir döneme giriyoruz oğlum ile beraber. Ben ki, normal bir ailede büyümediğim ve ergenliğin ne olduğunu hatta ergenlik diye bir hakkımın olduğunu 19 yaşında öğrendiğim için çok heyecanlıyım ve aynı zamanda korkuyorum. Çocukluğu benim baş edebildiğim, çok mutlu bir dönemdi. Otur dersin oturur, yat dersin yatar. Sıkıldı mı parka götür, yemediği brokoli çorbasını "dinozor sümüğü" diye kandır içir ama ergenlik öyle değil. Başkaldırı olacak, istekler değişecek. Şimdiden, bir yıl öncesine kadar dizimin dibinden ayrılmayan, ben tuvaletteyken bile benimle konuşmaya çalışıp günün en önemli haberini paylaşmaya çalışan çocuğum artık odasına kapanır oldu. Daha küçük, kapıları kapatmıyor henüz ama benden bağımsız kendi alanını yaratıyor belli. Ben salonda kitap okurken veya TV izlerken en patetik, titrek ve evet bir miktar manipülatif sesimle "oğlum, iyimisin, napıyosun, gelsene yanıma beraber oturalım" diye seslensem de nadiren etkisi oluyor. E, artık kabullenmek lazım. Kanatlarındaki tüyleri yavaş yavaş çıkıyor.
O kanadını istemsiz bir şekilde, kendi travmalarımın ve korkularımın baskısı ile kırmamak için ben de hazırlanıyorum. Çok gülerek, arada bir de ağlayarak geçirdiğim seansların bir kaçı sonunda doktor bey oğlum ile tanışmak istedi. Oğluma anlattım "Daha iyi bir insan olmak için beynimi check-up'tan geçiriyorum. Sende hayatımın çok büyük bir parçası olduğundan doktorum seninle tanışmak istiyor" dedim tuttum elinden götürdüm. İtiraf etmeliyim, çok korktum ilk defa psikologa giden oğlumun derin, karanlık bir ruh hali ortaya çıkacak ve doktorum bana dönüp kalemini burnumun önünde sallayarak "SEN...BUNU SEN YAPTIN! SEN ANNE OLMAYI HAKETMİYORSUN" diye bağıracak diye çok korktum. 
Neyse ki çocuğumun gizli ve karanlık bir sırrı yokmuş. Bolca hobilerinden ve biraz da babasından bahsetti. Feci kıskandım ancak doktor bana bunun tercih edilen bir şey olduğunu, benden bahsetmesinin veya babasından hiç bahsetmemesinin esas kaygı verici olacağını söyledi. Tamam, anlıyorum, freudien durumlardan haz etmiyoruz ama kıskandım. 
Doktorun söylediği bir şey daha vardı; kafama takıldı...
Derki... çocuk seni güçlü, yıkılmaz bir heykel olarak görmeli. Canın sıkılıp sinir krizi geçireceksen bunu lütfen gel burada yap, evde değil. 
Tamam haklılık payı var da, insan nasıl kontrol altına alabilir ki sinir krizini...saatli bomba değil ki, kur koş, saklan patlamasını bekle! Neyse ki travmalara kafa üstü dalınca insan, sinir krizi oranı doğrudan azalıyor. Ben de işte heykelim artık....

Kaynak: http://califjenni3.deviantart.com/art/Buff-Diana-old-Roman-statue-104398497

11 Ekim 2014 Cumartesi

Acil Durumlar ve Bekar Anne Önlemi

Malum, büyük şehirde yaşıyoruz. Malum ortalık karışık. Bugün metro da ilk defa şüpheli paket veya çanta uyarısı anonsunu duyunca içime kurt düştü. Ya bir şey olursa bana, çocuk ne yapacak...
Bir anlaşma yaptık. Eğer oğlum anlaştığımız süre içerisinde benden hiç bir şekilde haber alamazsa ilk olarak buradaki arkadaşımı arayacak. Aileden kimseyi değil. Önce arkadaşımı, en sakin ve akılcı biçimde müdahale edebilecek en yakındaki kişiyi. Onlar ne yapacağını bilir. İnsan tek başına çocuk büyütürken, ekstra panik oluyor kendisi için çünkü çocuğunun tek güvencesi kendisi. Ben tek başıma sokağa çıkmaya tedirgin oluyorum. Oğlum hep yanımda olsun istiyorum. Ne bir yürüyüşe katılıyorum, ne de protesto zamanı yakınken sokakta durabiliyorum, başıma bir şey gelirde evladım yalnız kalır diye. Ayrıca reşit olup, kendi kendine yetinceye kadar bu çocuk; sağlıklı olmam ve yaşamam şart yoksa kim bakacak ona, düşünmek bile istemiyorum.

Bu arada, ülkece ne hallere düştük. Bir yıl evvel en büyük korkum hasta olup çocuğumla ilgilenememek iken, şimdi terörden korkuyorum...

NaFAKa

Biliyorsunuz... ben nafaka almıyorum. İstemedim de nafakayı. Amacım bir an evvel kavgasız, mahkeme koridorlarında sürünen çocuk senaryoları yaşamadan ayrılmaktı. Zaten ödeme gücü de yok, vicdansız değilim. Ödeyemeyeceğini bile bile nafaka istemek saçma gelmişti fakat geçen gün öğrendim ki, sigortalı bir işi olmadığı için oğlumun babasının, bundan sonra da çocuk için nafaka isteme hakkım yokmuş.
Zaten uğraşamayacaktım ama ne kadar saçma bir durum değil mi? Anladığım kadarıyla nafakayı ödemesi gereken taraf; isterse nafaka ödememek için kendini işsiz gösterebilir gayette ve devletin bu yönde bir yaptırımı yok, yani "Lan, sen baba/annesin! Çalış evladına sahip çık, eğitim ve sağlık masrafını karşıla" demek gibi bir kaygısı yok... vay anası sayın seyirciler. 

Mülkiyet Yüktür

Eski koca ile standart başlayan bir telefon görüşmesiydi.
Belli ki bir şey istiyordu çünkü "Ne VAR, işteyim" diye telefonu açmamdan konuşmak istemediğimi anlamamış gibi "Nasılsın, nasıl gidiyor?" diye soru ile karşılık vermişti.
"Nasıl olabilirim ki adam! Saat 11:30 ve çalışıyorum her normal insan gibi ofisteyim" demek istesem de demedim. Neden? Çünkü ben medeni bir eski karıyım...çünkü oğlumun sağlıklı bir birey olması için babasına içimden geldiği gibi değil, kitaplarda yazdığı gibi konuşmam gerekiyor, çünkü ben lanet olası bir meleğim!!!
Neyse...konumuz tabii ki de ev idi. Hani şu benim evliyken kredisine girdiğim, içinde oturmama rağmen kredisini ödemeye devam ettiğim ve boşanma anlaşmasında yarısını istediği ev. Ben ısrarla evi tutup, değer kazanmasını beklemek ve hatta oğlumuzun üzerine yapma konusunda kendisine defalarca konuşmuş olsam da, evin satışının yapılıp parasını almak isteyen eski koca için bunların bir önemi yok. Bana defalarca "kendi düzenini" kurmak istediğini, "kendi düzenini" kurduktan sonra bana "yardım" edeceğini vs vs anlattı. Dip not: Biz boşanalı 3 yılı geçti, hala kendi düzenini kuramadı...Dip not 2: bana YARDIM etmesini istemiyorum YARDIM dediği her an mideme kramp geliyor çünkü YARDIM dediği şey oğlunun bakımı yani SORUMLULUĞU.
Sonuç itibariyle, yıldım ve sanırım eski hayatımdan kalan son bağı da kesmek için ve artık kira üzerine banka borcu ödemekten yorulduğum için evi sattım ve eski kocanın beni aradığı o muhteşem unutulmaz gün, işlemleri ile ilgili benimle konuşmak için aradığı gündü. 
Şimdi arkadaşlar, aç gözlülük gibi görünmesin benim amacım madem ev tam olarak onun istediği paranın 2 katına satıldığı için, banka borcunun da paylaşılması ve benim de kenar biraz para atabilmem. O parayı da oğlumun lise fonuna aktarmam (keza okulların durumu belli, çocuk imam hatip'e gitmek zorunda kalmasın lazım olursa koleje vereyim). Bu konuda kendisi ile konuşurken ve konuşurken derken gerçekten de çok kibar ve nazik bir biçimde kendisinden nafaka almadığım gibi asla neden oğlu için para yollamadığı konusunda sorgulama veya baskı yapmadığımı hatırlatırken bana döndü ve ne dedi biliyormusunuz..."Ben" dedi, "bu" dedi, "evliliğe" dedi..."Bir evle geldim" dedi....
Yani diyor ki, biz boşandık ama evim de yarıya düştü...
Yemin ederim, amacım oğlumun hakkını korumak olmasaydı "al evine yapıştır müsait bir yerine" dememek için kendimi o kadar zor tuttum ki.
Evliliğimiz süresince devamlı olarak çalışırken ben, onun benim kadar uzun süre çalışmadığını (çoğunlukla işsizdi) hatırlattım kendisine dahası evin kredisinin de benim ödediğimi, boşanırken arabayı (ki onun parasını alırken çoğunlukla ben ödedim, boşanırken tamir ettirdim verdim ve tamirat parasını oğlanın altınlarından karşıladım) aldığını, hatta evdeki eşyaları da adığını (o evden bir tek buzdolabı - ben aldım - ve TV - o aldı - ile ayrıldım, klimayı arkadaşıma verdim) söyledim hatta ve hatta çok istiyorsa bozulduğu için sattığım ve annesinin aldığı çamaşır makinesinin parasını bile ödeyeceğimi söyledim! Konuştum da konuştum ama esas mesele kabim kırıldı. O kadar şey yaşadıktan, işlediği ahlaksızlıklara rağmen sesimi çıkarmayıp, yerinde onu dünyaya karşı korumama rağmen benimle çeyiz kavgası yapar gibi "1 evden yarım eve düştü" muhabbeti yapması beni çok kırdı... unutmayacağım bunu!
Neyse sonuç itibariyle banka borcu bitti. Ona da parasını vereceğim ama fantastik hayallerim var. 
Bir tanesi alacağı parayı 5 TL şeklinde alıp, annesi ve babası ile yaşadığı eve gidip, "al ulan paranı" deyip tamamını fırlatıp toplamalarını vahşice gülerken elimde sigara ile izlemek, diğeri de paranın üzerine tükürüp vermek, en sonuncusu da parayı çamur dolusu bir çantaya koyup öyle vermek ama ne dedik...medeniyet, medeniyet, medeniyet.
Ben o parayı, kalabalık bir restoran da, imzalanacak bir protokol eşliğinde vereceğim ki iki gün sonra vermedi parayı demesin.
Mülkiyet yüktür, borç da yüktür ama en büyük yük bencillik ve cehalettir...sakin olalım, her şey çocuklar için.