25 Haziran 2014 Çarşamba

Pizza Pizza

Bekar anne durumu No. 886.
Yemek yapmıyorum.
Yorgun oluyorum, yemek yaparken sıkılıyorum.
Ticket'larım var şirketten, öğlen yemek yemiyorum çocuğunlukla akşamları oğlumla kendime yemeksepeti.com dan yemek söylüyorum.
Ama sanırım abarttım, biraz yemek yapsam iyi olur keza dün çocuk bana döndü ve...
"Anne... ben artık pizza sevmediğime karar verdim" dedi. Pizzayı da sevmeyecek hale getirdiysem...
Bugün yemek yaptım.

Aaaa ama aaaaa.....

Eminim her bekar annenin sıkıntısı dır her şey ile tek başına uğraşmak zorunda kalmak. Ne yemek yapacağımdan tut, çocuğun okulu, sağlığı, kendi işi, bütçesi, birikimi.
Ben oğlumda büyüyor, yavaş yavaş daha çok sorumluluk vermeye çalışıyorum ama o da beni bütün gün görmediğinden olsa gerek acayip nazlanıyor akşamları. Birde illa bana yaptırmak istediği bir iki işi oluyor, kendisinin yapabileceği ama nedense illa benim yapmamdan çok mutlu olduğu işler. Bunlardan bir tanesi ona su götürmem. Şimdiden gelecekte eşi olan insandan çok özür diliyorum ama bu çocuk kendisine su götürülmesinden çok hoşlanıyor. Su istesin götür ver, iki dakika sonra "oğlum bana bir kahve yap" desen kalkar yapar ama suyunun illa ayağına götürülmesini ister.
Bir diğer olayımızda, dişlerini fırçalayıp bana yatmadan iyi geceler diler ve yatağına yatıp benim gelip üstünü örtmemi bekler. Bu iki iş ok. Yaparım, mutlu da olurum ama bazen de çok yorgun oluyorum ve eve geldiğimde bu iki işin haricinde bir şey yapmak gelmiyor içimden. İşte bu günlerden dün, havalansın diye odasının penceresini açmıştım ve bunun üzerini örtmeye gittiğimde, pencereyi kapatmamış olduğunu gördüm.
İsyan ettim... ama, aaa bunu da başka biri yapıversin ya aaaa... 
Perdeyi çekmek yorucu geldi, perdenin kendi kendine çekilmediğini anlamadım! 
Sanırım tembellik yapmam gerekiyor artık yoksa kafayı yiyeceğim.

24 Haziran 2014 Salı

Benim Konuşmaya İhtiyacım Var

Hatırlıyormusunuz, bekar anneler, evliyken kocalarımıza ne çok şey anlatırdık. En azından sevgiliyken ve evliliğin ilk günlerinde. Paso konuşurduk. Ondan bundan şundan. Evdeki mobilya planlarından, iş yerindeki huysuz iş arkadaşından, elbiselerden, ailelerden ve en çok da çocuklardan.
Ne çok konuşurduk. Şimdi de yok ya bu tip günlük abuk subuk muhabbetleri döndürecek kimse, ben en yakın arkadaşıma sardırıyorum. Ona anlattıkça anlatıyorum. O meşgulse, oğluma anlatıyorum. Ofisteki sinir bozucu durumları, neler yaptığımı, rapor için hazırladığım formatı, bu evde kalmaya devam edersek belki beyaza boyamak istediğimi, evi satın alırsak hani olur ya bir gün evin neresini yıktırıp evi tek odadan iki odaya çıkarabileceğimizi, ne kadar çok başımın döndüğümü, almak istediğim pantalonu, hayalimdeki tatili, oğlanın eğitim planlarını, yemek tarifini vs, vs, vs... bir bakıyorum ki kaptırmış gitmişim.
Yazık ya. Vallaha arkadaşıma da çocuğua da yazık. Benim konuşmaya ihtiyacım var diye neleri dinliyorlar neleri! İşte bazen, evli olmayı bundan dolayı özlüyorum. Konuşmayı özlüyorum... bazen ama!

Bekar Anne'nin (Ergen) Oğluşu

Oğlum bu sene bir hayli büyüdü. Bir kaç ay içinde omuzları genişledi, çocukluk yapısından yavaş yavaş çıkıyor belli. Büyümekle beraber banyo yapma sevgisi de kayboldu. Hormonları sağolsun birde erkek erkek, yapış yapış kokmaya başladı. Bende kendisine Sebamed'den deodorant aldım keza kötü kokular artı onun anti-banyo kampanyası bana fazla gelmeye başlamıştı. Pek sevmedi deodorant işini, arada bir kullanıyor, o da zorlarsam. 
Kokusunu sevmemişmiş deodorantın.
Markete götürdüm bende, kokulu versiyonlara bakmaya. Almadım ama. İçim rahat etmedi benim, sağlık açısında zararlı diye. Kendisi beğendi ama maço parfüm kokularını. Aldırmadım. Ben hazır değilim daha parfümlü kokmasına. Pis koksun daha iyi, sağlıklı ya. Ama büyüyor işte. Deneyimli bir erkek çocuk annesi bana bu yaştaki erkek çocukların vücutlarındaki değişiklikleri görmekten hoşlanmadıklarından dolayı banyo yapmaktan hoşlanmadıklarını söylemişti. Umarım geçicidir bu durum! 
Büyüyor ama, kızlara karşı tavrı değişmedi. Daha sevgili kavramına da hazır değil ki bu da şu anda normal .11 yaşında henüz hala kızlardan nefret eder rollerde. Ya gerçekten de hoşlanmıyor,yaşından dolayı (gerçi sınıftakiler paso sevgili yapmış kendine) ya da bana rol yapıyor bilemedim ama ne zaman kızlar, sevgi, aşk, evlilik konusunu açsam kapatıyor (merak ediyorum beğendiği biri var mı diye napim, soruyorum bende çünkü arkadaşlarının "çıktıkları" bile varmış). Tabii bu konuda sağlıklı rol modeli de yok ya babası sağolsun, konusu açılmıştı bir gün "sen de büyüyeceksin, sevgilin olacak bunlar normal şeyler" dediğimde ve "öf ne gerek var ki" diye cevap verdiğinde "anneciğim, aşk güzeldir, doğaldır bakma ben beceremedim" dedim... demek istemedim ama dedim bir kere! Ne yapalım, söz ağızdan kaçtı bir kere. O da bilsin, öğrensin. Sevginin, yalnızlığın deodorantı yok ki sık gitsin!

Neptün'ün Bekar Anneye Laneti

Oldum olası su ile çok aşırı bir ilişkim olmadı. Temizliği, banyo yapmayı çok severim bir kenara da; yüzme meraklısı değilim. Toprak adamıyım ben. Kumda debelenenlerden. Ondan olsa gerek Neptün de devamlı benimle savaş halinde. Ya aşırı susuzluktan ölüyor oluyorum, su içmeyi unuttuğum için, yada fazla suyun içinde kalarak boğuluyor oluyorum. 2 ay evvel, banyo musluğunu değiştirttim. Bu ay başında banyodaki bir musluğu daha kendim tamir edemediğim için değiştirttim. Derken bu sabah bir ses ile uyandım, sabah saat 5!
Uyku sersemi sesin kaynağına, mutfağa daldım. Ses var ama hareket yok. Yattım. Ses artarak devam etti. Yine kalktım baktım, çamaşır makinesinin altından ufak miktar bir su. Makineden dir diye düşünürken lavabo kapağını bir açtım ki, çizgi filmi sahnesi gibi dolaptan su fışkırdı. Üstelik sıcak. Suyun etkisi ile önce ana vanayı, kapanmayınca da suyun kaynağına en yakın vanayı kapattım. Söylene söylene 5 kova dolusu suyu temizledim mutfaktan. Zaten evdeki rutubetten dolayı her şey yeşermeye başlamışken olacak iş değildi ki bu hem de tam ay sonunda en parasız zamanımda. 
Neptün bir kere daha lanetledi beni denize girmediğim için geçen sene belli. 
Tesisatçı geldi az evvel. 
"Bir ay da iki kere, en çok sosyalleştiğim insan sizsiniz" dedim.
"O zaman," dedi gözünü kırpmadan "fotoğrafımı bırakayım da çerçeveletirsiniz!"

Sosyalliğim yok ki, bana olsa olsa nakliyatçı, kuaför, tesisatçı bir de marketteki peynir reyonu görevlisi kur yapıyor. Bu da sanırım Eros'un laneti. Ama söz sana, Neptün, bu sene tatile gideceğim denize de gideceğim. Gerçi bu seferde Eros'un çok benden yana çalışacağını sanmıyorum, orada da bir balıkçı bulurum kendime... sosyalleşememe sağlık.

21 Haziran 2014 Cumartesi

Bekar Anneler Destek Grubu Yemekte


Kaynak: http://heygirlfiends.blogspot.com.tr/
Temmuz'un 19'unda bekar anneler toplanarak yemek yiyelim diyoruz, çocuksuz da buluşalım diyoruz, onlar varken her şeyi konuşamıyoruz, konuşalım dertleşelim, eğlenelim, biraz dağıtalım diyoruz. Lütfen sizler de gelin: bekarveanne@gamil.com.

Ay Ne Çok Sevindikkkkk...

Malum eskiden evli olduğum ailenin içine bi girdim çıktım geçen hafta. 5 gün yemek dahi yemeyerek adet sendromunun en saçma noktasında saçımı başımı yaptırdım, makyajımı yaptım, geçirdim üzerime uzun siyah abiyeyi fırladım gittim düğüne.
Kabul etmeliyim ki düğünü organize edenler için de beni bir yere oturtmak çok zor olmuş olmalı. Erkek tarafı beni tanımaz, kız tarafı ise eski kayınaile. Bunlar da düşünmüşler, taşınmışlar eski ortak arkadaş masasına oturtmuşlar. Adamı zaten yıllardır görmüyorum, görmek de istemiyorum. "İnanamıyorum kendimin evlendiğime" dedi ve devam etti "Bu kızın evlendiğine ise hiç inanamıyorum." İçimde dalga dalga yayılan gerginliğin geçmesinin verdiği hafif rahatlık ve burada ne işim var tavrım ile döndüm "esas ben kendimin bekar olduğuna inanamıyorum" dedim. 
Tipik düğün merasimleri esnasında oğlum benimle oturdu haliyle, bu nedenle ailenin kalanı ile aramızda kocaman bir havuz vardı ve oğlumda bu durumdan dolayı ailenin düğününe entegre olamadı; saçma sapan bir durumdu. Düğün bitimine yakın, aile büyüklerinin ellerini öptüm. Dayılardan bir tanesi yeni karısına beni "bizim oğlanın eks karısı" diyince sinirimi belli etmeden "Oğlumun annesi olarak tanınmayı tercih ederim" dedim. Boşanmış olmamıza rağmen onun bilmemnesi olarak tanınmak, ismimin onunki ile yan yana durması bile beni çok rahatsız ediyor.
Aile gelmeme şaşırmış bir ifade ile gelmeme ne kadar çok sevindiklerini söyledi, ben ise nazik davetleri için onlara teşekkür ederken bu aileden kurtulduğuma çok sevindiğimi kendime söyledim... yabancıyım onlara, aslında hep yabancı olmuşum. O şehre de yabancı olmuşum, doğasına, yollarına, oradaki hayatıma. 
Bu arada gitmeden evvel kendimi tıka basa pizza ile doldurmuştum, nasılsa elbiseye girmek garanti, şimdi yerim nasılsa düğün bitinceye kadar anca sindirilir, selülit formunda kalçalarıma yapışması yarını bulur rahatlığı ile. Düğün yemeklerinin bir tanesine bile tenezzül etmedim. Sıraya girdim, altınımı taktım oğlumun "gitme anne" bakışlarına ve ayağıma dolanan eteklerime rağmen topuklarım kıçıma vura vura, düğün bitimine 10 kala kaçtım. 

6 Haziran 2014 Cuma

Hey Genç!

"Neeeaaaa" diye bir tepki gelir sonra. "Oğlunuz mu varrr? Kaç yaşında?" 
"11" diye cevap veririm bende gururla.
"Aaaa gerçekten mi?" diye şaşırır karşımdaki. "Ben sizin evli olduğunuzu bilmiyordum!"
İç sesim "evet 2 dakika önce tanıştık" der.
Dış sesim "Evli de değilim ama oğlum var" diye cevap verir.
"Hıııı.... boşandınız mı?"
"Mmm. Evet"
"O zaman çok genç evlendiniz?"
"Hı hı!"
"Ne kadar evli kaldınız?" 
"Yeterince çok!"
...
...
"Olsun ne güzel genç anne olmuşsunuz!"

OLSUN???? OLSUNNN!!! Laaann... yıl 2014! Hala daha "boşandım" tepkisi OLSUN mu! İşte o an kendinizi dünyanın en kusurlu varlığı gibi hissedersiniz. Hissetmeyin! Gerek  yok!

Boşanmışlık Sınavı

Her sağlıklı bekar annenin vermesi gereken bir sınav vardır. Çoğunlukla bu sınav sabır sınavıdır. Yeri gelir eski koca ile yeni çıtır sevgilisi ile markette karşılaşmaktır bu sınav, yeri gelir boşandıktan sonra alınan kiloların, uzanmış kaşların ve sarkmış kolların eski kocadan saklanmasıdır. Benim sınavım BİR DÜĞÜN.
Eski görümce evleniyor. Hakkıdır elbet, yeğenini istiyor düğüne. Ok sorun yok, yollarım gitsin. İki Ankara havası kıvırtsın gelsin çocuk. Tabii ben onu böyle takılı makılı, oyunlu, gelin almalı gibi ıyııhh banal şeylere katılsın diye büyütmüyorum; hani özlerine yakışır bir kır düğünü, bir köy konseptli düğün olsa neyse de, havuz başında post-modern bir suni şatafat görsün diye o kadar yol gidecek.... ama ailesi. Gidecek görecek. Belki (Allahım sen koru) çok sevecek bu düğün merasimini ama sorun şu ki BEN DE DAVETLİYİM! Ayol gitmesem laf olur, oğlan üzülür, "ben sıkılıyorum düğünde, sen de sıkıl ne olacak ki" diyor, kıskandım sanılır. Çok ince bir çizgi efendim. Eski "kayın" aileme karşı bu naziiikkk davetleri için müteşekkir olurken, yıllardıııırrr görmediğim aile bireylerine karşı başım dik, aşırı mutlu, aşırı umursamaz, aşırı güzel ve evet aşırı zayıf görünmek ile dedikoduuuuu, gıybeeeetttt, öfkeeeeeeee arasındaki. Biletleri de eski koca aldı mı, gitmemek için bahane kalmadı. El mahkum gideceğim.
Efendim, ben bir hayli okumuş bir ailenin, çok okumuş, kendi çevremde kültürlü, yumuşak dilli, barışçıl ve hatta sevgi dolu biri olarak tanınırım. Ama o aynı ben, eski kocanın ailesi söz konusu olunca, tabiri caiz ise Kasımpaşalı karılar kadar cırlak da olabiliyormuşum; ben kendimi tanıyamıyorum. Nasıl bir öfke, nasıl bir kızgınlık ve bıkkınlık beslediysem artık bu insanlara; samimilerse bile artık bana karşı samimiyetlerini göremiyorum vallahi de göremiyorum.
Deli gibi zayıflamaya çalışıyorum. O düğüne o siyah elbise giyilecek, herkesin kafası dönüp bana ba-ka-cak! Bitti. Param olsa gidip geline inat beyaz elbise bile alırım da, şimdi git gel bir de altın tak, bol masraf.
Hele o altın. O altını takarken, oğlanın doğum günü parasıydı bu diye takacağım o altını... Oğlumun doğum günü için "ne lazım" diyen babasına okul ihtiyacı için 160 TL para istememe ve o para daha halen gelmemesine istinaden (5 ay oldu).
Oğlumun ne kadar "yakışıklı" göründüğü yorumlarına karşın çantama kendi küçüklük resmimi koyacağım çıkartım "ay evet bakın aynı benim çocukluğum" diye burunlarına sokacağım.
Kesin kalkar bu sevgilisi ile oynar, yerimden kıpırdamadan oturup suyumu yudum yudum içerken en tatlı gülümsememle "anneciğim geliniz ne kadar becerikli Maşallah. Üniversite okumadı ama ne de güzel kıvırtıyor" diyeceğim. Sevgiliye de bol miktarda "Ayyy kıııızzz haydi darısı başına inşallah. Neeee??? Yoksa almıyor mu bu seni.... aaa olur mu o teklif etmiyorsa sen teklif et bir an evvel evlenin yaaa ne de yakışır sana gelinlik, ayol sen bundan daha güzel gelin olursun. Sen nasıl hayal ettin anlatsana?" dedikten sonra damat ve ailesinin elini sıkarken de "Geçmiş olsun, napalım kısmet böyleymiş artık" diyeceğim.
Tabii bunların hepsi kafamda ve icraata geçiremeyeceğimi ben de biliyorum bana "bence sarhoş ol rezillik çıkar" diyen en yakın arkadaşım Nen de biliyor. Olsun, hakkaten de mutlu olsunlar... ama ben şu çikolatayı yemeyeyim zayıflayayım en kısa sürede 3 kilo vereyim. Saçımı nasıl yaptırsam acep....