2 Mart 2014 Pazar

Büyüyen Oğlum

Kokulu, yapış yapış, garip duygu değişimleri olan, bir an çok sevgi dolu, bir an sonra acayip derecede mesafeli ve bağımsız yaratıklardır 11 yaşındaki erkek çocukları. Banyo yapmayı sevmezler. Onlara göre gereksiz bir vakit kaybıdır banyo. Yavaş yavaş arkadaşları ile sinema, alışveriş merkezlerinde tek başına gezme planları yapmaya başlarlar. Derslere karşı ilgili hafiften azalmaya başlar ama diğer bir yandan da bildikleri konusunda bilmeyenlere karşı ukalalık yapmaktan da geri kalmazlar. Devamlı yemek arar gözleri. Devamlı buzdolabını karıştırırlar, harçlıkları ile olamayacak, atını bile duymadığınız bol kimyasallı yiyecekler almaya başlarlar. Çatlayan şeker, patlayan sakızlar bir yana, hamburgercide çocuk menüsünden XXL menülere geçiş yaparlar. Ayakları inanılmaz bir hız ile büyür, sizin ile ya aynı numaralı ayakkabıları yada en fazla iki numara küçük  ayakkabı giyerler. Sevdikleri 2 kotu, 2 tişörtü, 1 kazağı vardır; döndüre döndüre onu giyer. Alışverişe gitmez, gitse de en olmadık kıyafete yapışır alalım diye.
İnsanlar artık "sen erkeksin annene sen sahip çık" demeye başlamıştır. Göğüsünü gere gere "peki" der küçük adam ama gözlerinde görürsünüz anlamadığını. Nasıl sahip çıkacak ki. Tek istediği eve gidip bilgisayar oyunu oynamaktır ama yorgun gördü mü anneyi dayanamaz "sen otur yemek yapma" demesini de bilir. Aklı da yüreği de ikiyi ayrılmaya başlamıştır; kendi istekleri vardır bir yanda, diğer bir yanda da henüz kopamadığı çocukluğu vardır. Büyünce yapacaklarının planlarını yapmaya başlarlar. Yapmak istedikleri işler, yaşamak istedikleri evleri, gezecek yerlerin hayallerini kurmaya başlarlar ama annenin kucağına da tırmanmaya çalışır, sığamaz ama sığdığını sanır. 
Sosyalleşmeleri kolaydır. Hemen kaynaşır başka çocuklarla; erkeklerse tabii. Kızlarla konuşmazlar bile. Erkek arkadaşları ile en iğrenç esprileri yaparken kızlara karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini düşünürler. "Oğlum", "dostum, "kanka" ve en yenisi olan "bro" kelimelerini sıkça kullanan genç adamlar sizin sorularınıza "evet", "hayır" ve "OK" olarak cevaplamayı yeterli görürler. Bazen de çeneleri açılır size en son oyunu en ince detaylarına kadar anlatabilirler ama okuldaki bir günlerini sorun "iyidihh" demekle yetinirler. Sanırım "ağızından cımbızla laf alma" deyimi de bir erkek çocuk annesi tarafından bulunmuştur. 
Aile içi diyaloglarında da seçici davranmaya başlamışlardır. Aile bireylerinin hepsini sever ama kimin ile nasıl bir diyalog kuracağını da artık iyice kendince belirlemiştir. Benim oğlumun babası ile de çok sıcak ve sıkı bir ilişkisi yok. Evli olsaydık olur muydu bilmiyorum ama sanırım babaları ile ilişkilerinde de garip bir mesafe girmeye başlıyor bu yaşlarda. Sanki baba-oğul değil de daha çok yan departmandaki iş arkadaşı ile konuşuyormuş gibi bir havası oluyor konuşmalarında. Anneannesi ile de daha çok dertleşen iki dost gibi konuşabiliyor. 
Oğlum büyüyor. Büyüdükçe de daha fazlasını yapmam gerektiği hissine kapılıyorum. Daha fazla kurs, daha fazla eğitim, daha fazla kitap ve müzik. Geçen zamanın tadını çıkarmaya çalışıyorum, yüzün avuçlayıp her gün değişen yüz hatlarını ezberlemeye çalışıyorum. Diğer yandan da kendimi ondan uzaklaştırıyorum. Sık sık hatırlatmıyorum dersini, formasını. Sormuyorum artık her akşam ne yemek isteyeceğini. Ne varsa onu yiyor. Evin işinde yardımcı olmasını bekliyorum, harçlığını verdiğimde ve erken bittiğinde daha fazla harçlık vermiyorum. Bir şekilde yuvarlanıp gidiyoruz ama hep aklımda yıllar evvel, ilk boşandığım dönemde sorduğu soru: "Anne bana tıraş olmayı kim öğretecek?" 

4 yorum:

  1. ay ben bu 2 mart buluşmasını kaçırdımmı:(((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok hayır Zeynep, talep gelmeyince organize etmedim. Yapalım istersen birkaç hafta sonra :)

      Sil
  2. o soru nedense beni de çok düşündürüyor. ama bir ordu erkeğin içinde çalışıyorum birinden biri yardım eder herhalde :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaw seninki daha çok minik. Acele etme iyi düşün o vakite kadar güzel şeyler olur :)

      Sil