16 Mart 2014 Pazar

----

Kendimi Berkin hakkında yazacak kadar yetkin görmüyorum. Ne onun hayatı ile ilgili yorum yapacak kadar bilgili, ne ölümü ile ilgili olarak hakikatleri dillendirecek kadar ustayım. Ben sadece ve sadece Berkinin ölümünü beni ne kadar üzdüğümü yazabilirim. Çok üzüldüm. Öldüğü saat’e kadar onun uyanacağından emindim. Her gece ona dua ediyordum. Sabah 8 de iş başı yapıp, bilgisayarı açıp, internet'te gazete sayfasını açıncaya kadar emindim uyanacağından. Hatta kafamda liste vardı. Uyandığında ben onu oğlumla ziyaret edecektim. Yaşadığı haksızlıkları, ondan çalınan ayları, ailesinin yaşadığı travmayı unutmalarına yardımcı olacak; bir sepete meyve, yemiş, kitap, kalem, pasta, bal-kaymak koyup ziyaretine gidecektim. Berkin daha ufacıktı, umudumuz vardı…uyanıp, yaşadığımız kötülüklerin geçici olduğunu anlatacaktı bize… olmadı.
Ben oturup burada birilerine ne kadar acı çektiğimi de anlatabilecek kuvvete sahip değilim. Ben buradaki ikinci işe daha yeni başladığım ve izin almamın kendimi zar zor tutundurmaya çalıştığım İstanbul piyasasında üzerime negatif bir etki bırakacağını düşündüğüm için cenazeye de gidemedim. Oğluma tek başıma baktığım için ve eğer ki işten sonra yürüyüşe katılırsam ve orada başıma bir şey gelirse, oğlum evde tek başına çok korkar diye, yalnız kalırsa ona kim bakar korkusu ile Taksime de çıkamadım.
Çok üzgünüm, içim çok acıyor ama benim acım ne ola ki?
Şimdi kendi oğluma her baktığımda, ona her sarıldığımda, onu kokladığımda aklıma hep Berkin’in annesi geliyor. Ne kadar şanslıyım diye düşünüyorum. Oğlumu öperek uyandırabiliyorum. O annenin hastanede yaşadığı aylar boyunca yaşadıklarını düşününce, oğlumun hapşurması beni ürkütmüyor, oğlum sağlıklı diye düşünüyorum. Oğluma yemek yapıyorum; seviyor sevmiyor, yediğini izlediğim için çok şanslıyım. Bana uzun uzun sıkıldığım ve anlamadığım oyun hikayelerini dinliyorum ama sesi kulaklarıma ulaştığı için şanslıyım. Bana sarılıyor, dünyanın en şanslısıyım. Doğum gün için ne istediğini söylüyor; çok şanslıyım çok. Şükür ediyorum Allah’a oğlum için, dua ediyorum hiçbir anne evladının acısını görmesin diye…
…sonra gözüm sehpanın üzerindeki gazeteye ilişiyor. Berkin’in, ailesinin resimlerine ilişiyor gözlerim. Kaldıramıyorum gazeteleri, utanıyorum ve korkuyorum unuturmuyum diye, kendi hayatıma kapılıp, kendi çocuğumu büyütürken, evlatlarına hasret kalan anneleri unuturmuyum diye çok korkuyorum. Unutmak istemiyorum, kızmak istiyorum. Berkin’i annesinin yanında alıp götüren kanlı eli düşündükçe içimdeki acının yerine öfke alsın istiyorum. Öfkelenemiyorum, tam kalbim alev alacakken gene kapkara oluyor. Kokuyorum. Korkar gözlerle pencereden dışarı bakıp, perdeleri sıkı sıkı çekiyorum. Korkuyorum, acı duyuyorum ama öfkelenemiyorum. Gezi esnasında öfkeliydim, gaz yedim öfkelendim ama Berkin’in ölümüne karşı sadece kap kara bir acı var yüreğimde. Annesinin elini elime alıp, “ne yaşadığını ben bilemem, bilmiyorum asla da bilmek istemiyorum ama varsa yapabileceğim bir şey ben de oğlumda buradayız” demek istiyorum. Acaba onun kaybını ben engelleyebilirmiydim diye düşünmeden edemiyorum… acaba başka anaların kaybını ben engelleyebilirmiyim?
Defalarca hissettiğim bu acıyı ve korkuyu yeniden duymak istemiyorum.
Dünyada her gün insanlar ölüyor. Her gün birilerinin canı çok ama çok acıyor. Bu ölümlerden birçoğunun ne kadar anlamsız ve engellenebilir olduğunu düşününce; işte o zaman kendime öfkeleniyorum daha erken harekete geçmediğim için… ama, işte, kelimelerim yetmiyor. Beceremiyorum. 
Yazmayacaktım bu konuda ya, Allah biliyor. Yazan yazmış, çizen çizmiş, ben yazabilirim ki! Ama bir anne olunca, yaşam hakkında yazamamak olmadı işte, içimde patladı!
Bizlerin Berkin'in annesinin tam bir sene önceki halinden bir farkımız yok. O da şanslıydı, oğlu yanındaydı ama sonra her şey dağıldı. Bizim de şansımız tükenebilir. Bundan sonraki hayatımızı bunun bilincinde yaşayalım, çocuklarımızı da etkileyecek kararlarımızı bunun bilincine vararak verelim! 

1 yorum:

  1. Selim'ler bir yardım kuruluşu hakkında birşeyler yapacakmış bu hafta. Elidne kağır okuyor bana Malawi de bir çocuğun yıllık ihtiyacı 12.50 poundmuş. zırıl zırıl ağladım orada. Çocuklar sulugözlülüğüme alışkın ama bu sefer Selim bile şaştı. 12.50 pounda nice boş şeyi aldığımızı düşündüm ve içim alev alev oldu. İnsanlar kötü! Çocuklar ölüyor! Biz büyüklerin binbir türlü pisliği ve aymazlığı içinde.

    kötüyüz! İyiler çok az. varsa da onların da şaşma ihtimali olması çok ürkütüyor beni.

    YanıtlaSil