31 Aralık 2014 Çarşamba

Zaman Zaten Hep Sizin

Bu sene çok güzel kadınlar tanıdım hepsi birbirinden güçlü, bazısı şanssız ama şansını çevirip, hayatlarına yepyeni yön verenler. Çok kadınlar tanıdım bir anda her şeylerini kaybedenler...canlarını...
2014 biterken kadın kardeşlerime dileklerimi yolluyorum....hayatlarınız, özgürlüğünüz, eşit haklarınız için elinizden gelenini ardınıza koymayın 2015 de. Çocuklarınıza iyi, güçlü örnek olun. Dik durun, korkmayın. Sesinizi duyurun, ezilmeyin. Üzülmeyin, kendinizi unutmayın. Ülkenize, geleceğinize sahip çıkın, aktif olun. Tüm çocukları sevin, tüm çocukları benimseyin. Farklılıkları sevin, çeşitliliğimize sarılın. Okuyun, çok okuyun, okutun. Doğaya sahip çıkın. Temiz gıda, temiz su, temiz hava hakkınız bunu da unutmayın. Ayağınızı toprağa uzatın, parmak uçlarınızı suya değdirin. Gülün, konuşun, şarkı söyleyin. Elbiseler giyin çiçekli, allı morlu, yeşilli, sarılı. Pantalonlar da giyin, formalar da. Her işi en güzel şekli ile, hakkıyla yapabileceğinizi fark edin. Ruj da sürün en kırmızısından. Korkmadan, başınız dik yürüyün sokaklarda. Asla hiç kimsenin ya da hiç bir şeyin kuklası olmayın! Akılcı olurken vicdanlı da olun. Haklarınızın üzerine basılmasına izin vermeyin, hayallerinizin kenara atılmasına engel olun!
Unutmayın, herkes size bakıyor, bundan utanmayın gururlanın. Çocuklarınız sizi örnek alıyor, bu sorumluluğu iyi taşıyın. Zaman zaten hep sizin, iyi kullanın. 
Nice mutlu yıllara.

28 Aralık 2014 Pazar

Bir Şeyler Yanlış Gidiyor - I

Bir Şeyler Yanlış Gidiyor serisini; gerek çocukluğumuzda bize öğretilenler, gerekse kendi hayalperestliğimiz ve sabır adı altında, aile, çocuk, aşk uğruna vazgeçtiğimiz öz saygımız, kişisel haklar ve eşitlik nedeniyle başımıza gelen ve bize yapılan ama zaman içerisinde normalmiş gibi algıladığımız ancak hatalı olan ve ileri zamanlarda ciddi sorunlar yaratabilecek davranış ve olguları anlamak ve hatırlatmak için oluşturuyorum. 
Blog içerisinde bir kaç defa anlattığım duygusal ve fiziksel şiddet, zehirli ilişkiler, bağımlılık ve kişilik bozukluğu konularının bir tekrarı olacak ama kendimize bunların tümünü hatırlatmakta fayda görüyorum (hatta elimde olsa bu bilgileri madde madde yazıp, broşür halinde tüm kadınlara dağıtırdım).

İlgisizlik ve Eşitsizlik
Çok büyük aşkla veya umutla evlendiğiniz kişi evliliğin ilk günlerinden itibaren sizin ihtiyaçlarınıza karşı ilgisiz davranıyorsa ve haklarınızı çiğniyorsa, bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Bunlar gibi olabilir:


  • Ev işi: İkiniz de çalışıyorsunuz ama evin tüm işi sadece sizin sorumluluğunuz olmuş. Aynı saatte eve giriyorsunuz ama ne yemek ne de temizlik konusunda size yardımcı olmuyor. Unutmayın, o evde siz tek başınıza yaşamıyorsunuz. Diyelim ki çalışmıyorsunuz ve evdesiniz, ev işine ayıracak bol bol zamanınız var. Bu onun eve gelip, "sen nasılsa evdesin" diye evi dağıtmasına bahane değil. Siz nasıl iş yerine gidip onun üzerinde çalıştığı raporları yırtıp atmıyorsanız, o da eve gelir gelmez sizin sorumluluğunu alıp kurduğunuz ortak düzeni bozup sizin arkasını toplamasını bekleyemez.
  • Para: İster ikiniz çalışıyor olun veya olmayın, sizden maddi durum hakkında bilgisiz bırakması, size harçlık verir gibi para vermesi, faturaların ve masrafların tüm kontrolünü elinde tutması yanlış olduğu kadar bunların tamamı ile sadece sizin ilgilenmenizi beklemesi de hatalı bir davranış. Artık bir ortaklık var aranızda ve iş ortaklığı gibi aile ortaklığı veya sevgililik de şeffaf olmayı gerektirir. Sizden gizli bankadan veya bir tanıdığından borç alması, sizin ondan gizli alışveriş yapmanız gibi bir birinizden habersiz işler bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Bunu demişken, birbirinizden ayrı, gizli olmayacak şekilde, kendinize özel bir birikiminizin olmasının önemi yadsınamaz. Evin gelirinin eşit bir biçimde ikinizin çalışıp karşılaması veya birinizin çalışıp karşılaması konusu da ortak bir karar olmalıdır, spontane gelişen bir durum veya baskı ile atılan bir adım olmamalıdır.
  • İletişim: Kadınların en büyük şikayetlerinden biri iletişimsizlik iken, erkeklerin de en büyük konusu "karısının dırdırıdır". Evet kadın ve erkekler doğaları gereği farklı iletişim tarzlarına sahiptir ama eğer siz sesinizin duyulmadığını hissediyorsanız, eşiniz ile içinizden geçen herhangi bir konuyu rahat rahat konuşamıyor onun tepkisinden çekiniyor hatta korkuyorsanız; bir şeyler yanlış gidiyor demektir. İletişim her tür ilişkinin can damarıdır. Çocuğunuz ile bile, daha doğar doğmaz iletişim kurar ve karşılıklı birbirinizi anlamaya çalışırsınız. Ancak eşiniz eve gelir gelmez TV karşısına geçip sizin ile hiç bir şey paylaşmıyor ise, zaman içerisinde kendinizi iyice yalnız ve mutsuz hissedeceksiniz. Bu doğru değil.
  • Seks: Konuşulmayan bir konu ancak çok önemli. Eğer eşiniz sizi sekse zorluyor ise, siz seks esnasında şefkat ve sevgi hissetmiyorsanız, kendinizi kullanılmış hissediyorsanız, dahası sizden kendinizi rahat hissetmediğiniz şeyler bekliyor ve canınızı acıtıyor ise; bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Bu konudaki diğer önemli bir nokta da doğum kontrolüdür. Evliliklerin çoğunda doğum kontrolü sadece kadının sorumluluğuymuş gibi algılanıyor. Hayır. Doğum kontrolü ortak alınan bir karardır ve kimin uygulaması gerektiği ise, sağlık önceliği altında uzman eşliğinde atılması gereken bir adımdır.
  • Çocuk bakımı: Eğer çocuk ile sadece siz ilgileniyorsanız, bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Çocuk hem anne, hem de baba sevgisi ve ilgisine muhtaçtır. Evet, başta anne'ye düşen görev daha fazladır ancak bu asla tek kişinin %100 alması gereken bir sorumluluk değildir. Disiplin, eğitim, sağlık ve sosyal aktivitelerin tamamında taraflar eşit derecede söz sahibi ve dahası aksiyon sahibi olmalıdır.
  • Gelecek ile ilgili planlar: Ev almak, emeklilik planları, çocuklar için birikim, hatta tatile nereye gidileceği gibi tüm konularda planlama ortaklaşa yapılmalıdır. İplerin tamamını kendi eline alması kadar bu tip önemli kararların tamamını size bırakması da bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Unutmayın, sizler bir hayat ortaklığı yaşıyor olmalısınız, diktatörlük değil.
  • Eğlence ve Sosyalleşme: Sosyalleşmek için her dakika bir arada aynı aktivitelere katılıyor olmanız gerekmediği gibi, sadece ayrı ayrı sosyalleşiyor olmanız da bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Onun sadece arkadaşları ile maça gidiyor olması, sizin sadece kızlar ile kahveye gidiyor olmanız ve bir arada sinema, tiyatro konser, arkadaş toplantısı, baş başa yemeğe gitmiyor olmanız doğru değil. Biriniz evde oturmayı daha çok severken diğeri de gezmeyi daha çok seviyor diye hiç evden çıkmamak veya sokaktan eve girmemek çok yanlış bir durum.
  • Kıskançlık: Kıskançlık baskı yarattığı, güvensizlik yarattığı ve hatta şiddete sebebiyet vermesi ile bir ilişkiyi en çok yıpratan olgudur. Eğer öz saygı ve öz güveniniz tam ise, hissettiğiniz ama anlam veremediğiniz kıskançlığın çok mantıklı bir sebebi olabilir. Sizi seven, sayan bir eş ile güven dolu bir ilişkide kıskançlığa pek yer yoktur. Ya görmek istemediğiniz işaretleri görüyorsunuzdur ve ortada gerçekten de güvensizliğe sebebiyet veren davranışlar vardır yada en başta güven dolu bir ilişki değil ki bu da bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir.
  • Kavga: Kavga etmek ve tartışmak her ilişkide az çok var olan bir şeydir. İnsan bazı günler huysuzdur, kendi başına kalmak ister veya o gün hava durumundan tutun da pilavın tutmaması ile memleket meseleleri gibi bir çok konuya canı sıkkın olabilir ve eşine karşı sabırsız ve anlayışsız olabilir. Kavga ve tartışma olgusunu ben yapıcı ve yıpratıcı olarak ayırmak isterim. Yapıcı tartışmalar normaldir. Korku yoktur, ortada bir kalp kırıklığı veya anlaşmazlık vardır ve tartışılır ve sonunda bir şekilde tatlıya bağlanır ama eğer kavga çıkacak diye yumurta kabuklarının üzerinde yürüyorsanız, fikrinizi söylemekten çekiniyorsanız ve dahası korkuyorsanız bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Bu konudaki son sözüm de kavga etmekten vazgeçmeniz de kötü. Yıpratıcı tartışmalara döndüğü için yapıcı tartışmalardan bile vazgeçen ilişkiler artık uğuruna savaşacak bir şey kalmadığının göstergesidir.
Aslında bunlar bildiğimiz konular. İlişki eşitliktir, yoldaşlıktır. Korkmadan açıkça iletişim kurabilmek, her an desteklendiğini, sevildiğini ve güvende olduğunu hissetmektir. Eğer bu duygular yok ise, bir şeyler yanlış gidiyor demektir ve bu konuda bir şeyler yapmanız gerekiyor demektir.

18 Aralık 2014 Perşembe

Bekar Annelik Alternatif Yaratmaktır

2 yetişkinli bir ailenin bile çocuk büyütürken aşırı derecede yorulduğunu düşünürsek, bekar bir annenin tek başına çocuk bakarken, iş ve ev dengesini kafayı yemeden gününü geçirmesi gerçekten de çok zor olabiliyor (hoş, klasik yapıda erkeklerde pek yardımcı değil). Ben bekar anneliğin günlük rutinlerinin alternatif yollardan çok fayda göreceğini düşünüyorum.
Kargaşa sabahtan başlar ve güne iyi başlamak çok önemlidir ama özellikle uykusunu alamamış, huysuz veletlerle kolay olmuyor. Akşamdan çocuğun forması hazırlanır. Eğer kreşe giden bir çocuk ise ve giyim konusunda aşırı nazlı ise akşamdan ertesi gün üzerine giydirilecekler giyidirilir ve o şekilde yatırılır. Erkekler için eşofman takımları kızlar için tayt üzeri pamuklu elbiseler. Kışın bir hırka, kazak oldu bitti. Kendi kıyafet seçimlerini haftasonuna bıraksınlar, istedikleri gibi kot üzeri en iyi düğünlük gömlek veya kış ortası yazlık elbise ile takılsınlar. Hafta içi vakit yok. Sen çocuktan yarım saat evvel uyan, giyin, hazırlan, kahvaltısını hazırlarken bir fincan kahve iç. Sen ayılmadan sakın çocukları uyandırma, bu kötü bir fikir olur.
Kahvaltıyı sevmez mesela benim çocuk, süt içmez. Hafta içi kruvasan yer, yanına bitki çayı. Evde bol bol ayran bulunur bu nedenle, kalsiyumunu yoğurttan alsın diye. Bazı günlerde peynirli sandviç. Tutuştur eline kemirsin. Yumurtayı haftasonu veya bazı akşamlarda omlet formatında ver gitsin. Yemek konusunda kavgaya girişme. Meyve yemiyorsa, daya salatayı, kuruyemişi bir de pestili. Hiç tartışma, enerjini gereksiz yere harcama. Doyar o çocuk, doyar da büyür de.
Ütü ile uğraştıracak kumaşlardan kıyafet alma. Kıyafetlerini makineden çıkarınca düzgünce as, katla. En kırışık şey bile üzerinde açılır, dertlenme. Ütüyü toplu yapmaya kalkma. Giymeden evvel yap gitsin. 45 dakika yerine maksimum 3-5 dakika harcamış olursun. Ben, çok özel bir toplantı yok ise, maksimum tek bir parçayı ütülemek zorunda kalacak şekilde giyniyorum. Bekar anneyim, hem çocukla uğraşıp, hem de saatlerce ütü filan yapamam...kimse kusura bakmasın.
Temizlik haftada bir gün. Çocuk yardım etsin. Ver eline toz bezini silsin. Ben oğlumla arkadaşlarını 4 yaşından itibaren temizlik görevine verdim. Olduğu kadar. Onlar oyalanırken bezle filan, sen o arada yerleri süpürürsün. Yerleri silmesen de olur, tozlardan arındır yeter. Hiç alamasan bile bir sonbaharda bir de ilkbaharda yardımcı al eve. Cam pencere, dolap içleri bir güzel temizlesin. Banyo'yu temizlemek için duşa gir. Duşunu yapmadan evvel bir elden banyoyu yıkarsın. Mis gibi oldunuz işte...sıhhatler olsun. Çocuk ise yatmadan evvel yıkansın. Yıka, sar, sarmala yatır. Üşüttü mü derdi olmaz.
Yemek yapmak yorucu mu? Patlat bir makarna peynirli, üzme kendini. Salata yap içine az miktar ince bulgur koy ki bulgur sevmiyorsa bile tadını almadan yesin. Zamanında pazı'lı lazanya bile yapmışlığım var. Uğraşma çok yemekle. En kolay neyse onu yap, üzülme...pilav taze olduktan sonra hepsi güzel. Ellerine sağlık. Maksimum kişi başı bir tabak kullanmaya çalış. Fazla bulaşığa ihtiyacın yok. Yemeğini yiyen tabağını makineye koysun. Mutfakta günlük harcayacağın süre, yemek pişirmekle beraber 45 dakikanı almasın. O arada çocuk da sana gününü anlatsın, mutfak masasında resim filan yapsın.
Hafta sonu bir gün (tercihen cumartesi gecesi) salonda yap yatağını. Sehpanın üzerine bir tabakta biraz börek, kurabiye vs hazırla akşamdan. Çocuk uyandığında yanına gelsin. Aç bir çizgi film, sen 1 saat daha uyuklarken çocuk tabaktakileri yerken takılsın. En azından kendini bir miktar şımartmış olursun. İşe giderken müzik dinle, kitap oku. Kurma kafanda bir şeyleri. Meşgul tut kendini.
Ders mi çalıştırman gerekiyor? Sakince yapabiliyorsan yap. Yok benim gibi deliriyorsan bul bir üniversite öğrencisi gelsin anlatsın. Hem daha uygun fiyata anlatırlar hem de çocuk için iyi birer modeller kazanmış olursun. Bir süre bir şeylerden kısarsın, ödersin.
Çok para harcamamaya çalış. Başka çocuklarının eskilerini giydirmenin hiç bir sakıncası yok. Büyüdüğünde alırsın yeni kıyafetleri. Kitap al onun yerine, yaratıcı oyuncaklar, iyi kreş veya okul...
Arada kendini şımartmayı unutma. Çok bir şey yapmana gerek yok. Manikür yaptırmak bile iyi gelecektir.
Evet, bekar anne, tek başına çocuk bakarken çok yorulacaksın ve zorlanacaksın ama karşına sana yardımcı olacak biri çıkıncaya kadar kendine alternatifler yaratacaksın çünkü her şeyin alternatifi var ama kendini iyi hisseden, sağlıklı ve mutlu bir annenin alternatifi yok.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Küçük bir Not

Bazı konuları yazmak, anlatmak bana hala acı veriyor... tekrar tekrar aynı konulara dönmek zor geliyor. Bazen sil baştan yaşıyormuşum gibi hissediyorum anlatırken ama sonra kendi gerçekliğime dönüyorum.Geçti diyorum. Ayağa kalkıyorum, üzerimdeki tozları silkeliyorum ve yürümeye devam ediyorum ama yürümemi sağlayan yerlerim bazen acıyor, tökezliyorum. Gecikmem bundan. Afola.

Psikolojik Manipülasyon: Kişilik Bozukluğunun En Kuvvetli Silahı

Bir arkadaşım var, uzun zamandan beri çok ama çok mutsuz bir evliliği var. Bu kız çok zeki. Güzel bir okul bitirmiş, uzun yıllar çok önemli görevlerde çalışmış, dünya güzeli iki çocuk büyütmüş fakat yıllardır işsiz, iş beğenmeyen sadece kendi gezmesini ve eğlencesini düşünen, ona çok kötü davranan bir kocası var. Kız tam bir yıldır boşanmaya çalışıyor ama ne yaparsa yapsın ucundan geri dönüyor. Son çabasında; davadan bir gün evvel yine vazgeçmiş. Sebebi kocasının mucizevi bir şekilde ona karşı ve kendi duygusuzluğu ve şiddet dolu hareketlerine karşı ayılması, karışına çiçeklerle özür dilemesi ve gönlün alarak aşkını ilan etmesi değildi, kızı yaptığının yanlış olduğuna inandırmış olması.
Ben de aynı şeyi yaşadım, arkadaşımı çok iyi anlıyorum. Beni aldatan, bana fiziksel ve duygusal olarak şiddet uygulayan, çalışmayan, çocuğu ile ilgilenmeyen adam; ne zaman ayrılmanın eşiğine gelsem ya da daha da ötesi sesimi birazcık çıkartıp ona karşı çıksam beni ne yapar ne eder düşüncemin dünyanın en berbat ve saçma fikri olduğuna, hatanın bende olduğuna, kendi yaptığı tüm ahlaksızlıkların aslında kendi hatası olmadığına hatta ve hatta benim hatam olduğuna inandırırdı bana. Şimdi ben belki dünyanın en zeki insan değilim ama kafam çalışır. Eğitimliyim, 19 yaşımdan beri kendi paramı kazanıyorum, elim yüzüm düzgün, sağlığım yerinde. Zekamın bir çok aptallığı ve etik inançlarımın ahlaksızlığı alt edecek yeterlilikte olduğunu düşünsem de fark etmediğim şey manipülasyonu alt edecek kadar zeki değildim ne yazık ki dahası sevgiye aç ve aile olmaya inanmış bir yanım da vardı ve eski koca bunları çok, çok iyi biliyordu.
Manipülasyon karşındaki insanı "etkilemeye" çalışmaktan farklıdır. Çocuğunuzu sağlıklı beslenmek için etkilemeniz vaya eşinizi size daha iyi davranmasını sağlamaya çalışmanız onu etkilemektir ancak benim en iyi biçimde tanımlayabileceği şekli ile; manipülasyon algılarınızın bilinçli bir şekilde kandırmaca yolu ile değiştirilmeye çalışmasıdır.
Psikoloji uzmanı George K. Simon'a göre başarılı bir manipülasyon için gerekli üç şart vardır. Bunlar:
1. Agresif niyet ve davranışları gizlemek
2. En etkili manipülasyon yöntemi için kurbanın psikolojik zayıflıklarına dair en iyi bilgilere sahip olmak ve en iyi taktikleri belirlemek
3. Kurbana zarar vermek ile ilgili herhangi bir çekincemeye sahip olmamaktır.
Klinik psikolog Harriet Braiker ise manipülasyon yöntemlerini aşağıdaki gibi sıralamaktadır:
1. Pozitif yaklaşım yani övgü, yüzeysel çekicilik, sempati (timsah gözyaşları), aşırı derecede özür dileme, para, onaylama, hediyeler, ilgi, zorla gülme, sosyal olarak tanınıyor olma.
2. Negatif yaklaşım yani negatif bir durumdan kurtarma örneğin "sana bunu yapmama izin verirsen ödevini yapmak zorunda kalmazsın."
3. Aralıklı destek örneğin kumar oynayan birini kumar oynayarak arada bir kazanması ama çoğunluklar para kaybetmesi yani kurbanın davranışlarını sürdürürken korku ve şüphe ortamının yaratılması.
4. Cezalandırma yani bağırma, söylenme, sessiz kalma, göz dağı verme.
5. Travma yaratma yani sözel hakaret, ani öfke veya daha başka korkutma yöntemi ile dominant veya üstünlük taslama. Böyle tek bir sefer bile kurbanın manipülasyon yapan kişiyi sorgulamasına, ona karşı gelmesine engel olabilir.
En yaygın manipülasyon teknikleri yalan söyleme, bilgileri gizleme, durumu veya yapılanları ret ederek olmamış gibi davranma, akıla yatkın hale getirme (rasyonelleştirme), minimalize etme (size yapılan kırıcı ve aşağılayıcı bir yorumun sadece "şaka" olduğunu söyleme), seçici dinleme ("bu konuyu dinlemek istemiyorum"), yönlendirme (mesele olan konudan konuşmayı uzaklaştırıp, bir nevi gündemi değiştirme), esas konudan kaçınma, göz dağı verme, karşısındakini suçlu hissettirme ("ne yapayım, bende annesiz büyüdüm"), kurban rolünü oynama (bir öncekine benzer bir yaklaşım), kurbanı irite edip kendini haklı göstermek için bilerek kızdırma (damarına basma), ezik davranma (hizmetçi rolünü oynama yani davranışın tamamen kurbanı olarak seçtiği kişinin 'isteklerini' yerine getirmek için belirli davranışları sergilediğini söylemek), baştan çıkarma (karşısındakinin güvenini kazanmak için yalancı komplimanda bulunmak), yansıtma (kendi hatalı davranışları ve düşüncelerini karşısındakinin yaptığını söyleme örneğin aldatan kocanın devamlı surette karısının onu aldattığını söylemesi ve buna dair baskı kurması), safa yatma, masummuş gibi davranma, kafası karışmış gibi davranma, öfke ile kurbanını korkutmadır.
(kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Psychological_manipulation)
Özellikle kişilik bozukluğu olan kişiler manipülasyon ustasıdır ve bazı kişilik tipleri onlar için ideal kurbanlardır. Bu tiplerden de, manipülasyondan kendinizi koruma yollarından da ileride bahsedeceğim.
Ben psikolog değilim, bunlar uzman yorumları değil. Burada yazdıklarım sadece kişisel deneyimlerim. Ben psikolojik manipülasyon için çok başarılı bir karakterdim ve yaşadığı tüm olumsuzluklara hatta parmağım gözüme raddesine gelecek olan olaylara karşın kendini bu tip "zehirli" ilişkilerden kurtaramayan insanları çok iyi anlıyorum. 
Psikolojik manipülasyon bilinçlenme ile kurtulunamayacak bir şey değil ama çok iyi biliyorum ki ciddi çaba ve kuvvet, dahası destek ve özgüven gerektiriyor.
Bu konuda yazmaya örnekler ile devam edeceğim ama bu arada bir düşünün: günlük hayatımızda kimler bu şekilde bize psikolojik manipülasyon uyguluyor? Ailemiz, arkadaşımız, patronumuz... ya devlet?

Çok Utanıyorum Kendimden

Magazin ile pek bir ilgim yok, magazine ayıracak zamanım hiç yok ama bilirsiniz günlük gazetede bile magazinsel bir haber muhakkak ki gözünüze gözünüze girer. Bir şekilde haberimiz oluyor hangi ünlü kimle, nerede, nasıl görüntülendi!
Bugün ofiste 14 Aralık operasyon haberini okurken de en son "magazin" haberi gözüme çarptı. Daha evvel eski kocasını çocuklarının annesi ile ilgili cahilce tutumu için eleştirdiğim Gülben Ergen, yeni ailesinin fotoğraflarını instagramda paylaşmış. Onu çok sevdiği belli kocası, piyangodan çıkan tatlı mı tatlı dördüncü oğlu ve annelerinin yeni hayatına ve seçimlerine adapte olmuş 3 dünyalar güzeli çocuğu ile çok mutlu ve sıcacık bir yuva fotoğraflamış Gülben Ergen. Maşallah, nazarlardan, kem gözlerden sakınsınlar; magazin mi değil mi bilemem ama güzel görünüyorlar bir arada.
Valla...içim bir cız etti ve çok utanıyorum kendimden ama, bir an için çok kıskandım.  

8 Aralık 2014 Pazartesi

Sevgisiz Çocukluk

Bugün annemi aradım. Uzundur konuşmamıştık, az meraklandım. Telefon birkaç kere çaldı, annem alışkın olmayan bir neşe ile açtı telefonu. "Nasılsın?" diye sordum, her zamanki "eh" cevabının aksine neşe içinde "iyiyim, sen nasılsın" dedi. Çok şaşırmıştım ama bir o kadar da sevinmiştim. "Merak ettim seni" diyince anladım durumu. Annem meğer beni kardeşim sanmış ve çok sevdiği kızı ile konuştuğunu düşünmüş. Ben olduğunu anlayınca telefonun ucundakinin, sesi düştü. 
Çok uzun zaman çok üzüldüm ben annemin bu tavırlarına beni sevmez çünkü. Bakmayın, hala daha üzülürüm ama artık beni felç etmiyor bu üzüntüm. İçim sızlıyor, biraz zaman içinde de geçip gidiyor ama sevgisizliğin, hayır daha doğrusu koşullu sevginin yükünü bir ömür taşıdım ben. Unutturmayın yazının sonunda bununla ilgili bir anımı anlatacağım....
İnsan, aşırı bir psikopatlığı yok ise, evladını muhakkak ki sever ama evlat sevmek sadece birini çocuğun diye sevmenin ötesine geçen bir duygu olmalı. Ağır depresyonda olan ebeveynler, çocuklarının ihtiyaçlarına karşı ciddi anlamda kördür. Depresyon doğası gereği, aşırı derece enerji sömürdüğü için depresyondaki bir insanın normal günlük işleri ona zul gelirken, depresyona bir de çocuk faktörü eklendikten sonraki karmaşayı bir de siz düşünün.
En sağlıklı durumda bile annelik aşırı derecede yorucu olabiliyorken (özellikle çocuklar ufakken) depresyondaki bir anne için annelik her an bir fedakarlıktır. Dahası bu depresyona kişilikten gelen bazı özellikler de eklenirse, anne her an "saçını süpürge" ediyor ve "değer bilmez evladı" onun kıymetini bilmiyor durumunda olmuş oluyor.
Özellikle yüksek derecede narsist ebeveynler için çocuk ise tamamen onların varlığını kutsayacak bir araç olmaktadır. Ya evlat bu tip ebeveynlerin "mükemmelik" duygusunu besleyecek mükemmel evlat, ya ebeveynin her bir davranışını alkışlayacak bir şakşakçı, yada kendileri hata yapmayacak kadar "mükemmel" olduklarından başarısızlıklarının her birinin yükleyecekleri bir sepet olmaktadır. Küçücük omuzlar için ne büyük bir yük değil mi?
Peki ya öfke kontrolü olmayan ebeveyn? Perde yamuk duruyor diye dayak yiyen bir çocuk olabilir mi? Ya da ışıkları açık unuttuğu için? Odası biraz dağınık diye "ahırda mı yaşıyorsunuz lan" diye azar işiten çocuğa ne demeli! Her an tetikte, hata yapmaktan korkan bir çocuk ,çocukluğunu ne kadar özgürce yaşayabilir ki?
Ya ona verilen sözlerden hiç biri tutulmayan çocuk ne hisseder? 
Oğlumda görüyorum bunu da... yüksek pozitif moral dönemlerinde oğluna dünyaları vadeden ama sonra normale döndüğünde, sözünü verdiği hiç bir şeyi yerine getirmeyen bir babası var. Çocuk duruma alıştı sanırım. Bu durumdan ne kadar zarar gördüğünü sanırım ileride anlayacağım ama buna karşılık olarak ben tutamayacağım hiç bir sözü, ki bu onu bir yere götürmekten tutun, eve gelirken çikolata almaya kadar, vermiyorum çocuğa.
İnsan elbet çocuğunu çok sever ama karşılık beklemeden, çocuğunuzu olduğu gibi, ayrı bir birey olarak, başarısını ve başarısızlığını kişiselleştirmeden, her an arkasında olduğunu hissettirerek, yaptıklarınız ve seçimleriniz için onu suçlamadan, onu sorumlu tutmadan sevebiliyorsanız işte o zaman çocuk gerçek sevginizi hissedecektir yoksa bana inanan aksi taktirde sevgisiz bir çocuk büyüteceksiniz.
Ben ne yazık ki çok sevgisiz büyüdüm. Evet annem beni muhakkak sever ama seçimlerimi beğenmediği için asla yanımda olmadı. Bunun içimde yarattığı boşluk ise doldurulamaz.
...Gel gelelim anıma. Nefes seansından bahsetmiştim daha evvel. Nefes almanın önemi yadsınamaz bir gerçek. Nefes seansının ilkinde daha 3. saniyesinde içimi bir acı kaplamıştı. Gözlerim kapalıyken, ağzımdan nefes alıp vermeye çalışırken kendimi tutamamıştım. Doğamıyordum. İçimi bu dünyada istenmediğime dair karşı konulmaz bir duygu vardı. Bir bebek gibi ağlamıştım. Doğamadım ben, çünkü hayatım boyunca hep suçlandım. Belki asla bana beni istemediklerini söylemediler doğrudan ama davranışları ve koşullu sevgileri ile bu dünyaya ait olmadığımı, ben olarak istenmediğimi öyle bir hissettirdiler ki, 35 yaşında koca çocuklu kocaman bir kadın olarak benliğimi kabul edip, hayali de olsa doğamadım bir türlü...35 koca yıl! E yazık değil mi bu kadar yıla? 

5 Aralık 2014 Cuma

Bekar Anne Tarzı Beslenme

Bekar anneler sabah uyanır, bir bardak suyu yuttuktan sonra çocuğu için iki dilim ekmek arası peynir koyarken ocakta süt, banyoda saç maşasını ısıtır. Evden koşarak çıkan anne, ofise kargalar taşlarını yemeden ulaştığından mütevellit, yemekhanede peynir ekmek kemirir, bir bardak çayı da içerek uyanmaya çalışır.
Öğle yemeğine ticket'ından 5-8 TL arası maksimum harcama yapan bekar anne, cuma günleri, adet öncesi, stresli iş günleri, mutsuz günleri, kutlanacak bir şeylerin olduğu günler, hükümete kızdığı günler ve son olarak da elmalı turta ve çikolatalı sufle çıkan günlerde mutlaka tatlı yer.
Gün içerisinde 2 tanesi filtre kahve olmak üzere minimum 3 maksimum 6 fincan kahve içer.
Eve genelde işten zamanında çıkamadığından geç gelen bu bekar anne, eve geliş saatine kadar çocuk çok acıkmış olduğundan hızlı pişirilecek şeyler yapmayı sever; mesela köşedeki pideciden alınan kır pidesi, yanındaki mantıcıdan alınan hazır, dondurulmuş mantı, omlet ve fırında tavuk. Acil durumlar için evde muhakkak makarna ve 2 konserve yemek bulundurur. Eve geldiğinde hazır pişmiş yemek ve kurulu sofra gördüğü günü unutmuştur çoktan.
Sonuç: şişmanım.

11 Kasım 2014 Salı

Bekar Anneler Ne Mi Arıyor?

Bekar olmak demek insanın hayatını paylaştığı, resmi veya gayri resmi olarak bir eşinin/sevgilisinin olmaması demek. Bekar kişi illa eş arıyor demek değildir. Bekar kişi illa evlenmek istiyor demek de değildir. Bekar kişi bekarım diyorsa "aranıyor" demek hiç değildir! Bir insan bekar ise, bekar olmaktan çok mutlu da olabilir ve hatta bu durumunu sonsuza kadar sürdürmek istiyor da olabilir, bu durumunu hayatında geçici bir dönem olarak görüyor da olabilir. 
Bir kadının bekar olması; yazın sıcağında dışarıda kalmış, üzeri pis sinek konmaya müsait, suyu çıkmış, pörsümüş bir karpuz dilimi olduğu anlamına gelmez. Yanında eşi yok diye insanlıktan çıkmış değildir! 
Bekar anne; çocuğu veya çocuklarına, ister kendi doğurmuş olsun veya olmasın, tam zamanlı olarak bir eşin/sevgilinin/çocukların babasının desteği olmaksızın tek başına bakan bir annedir. Bekar bir anne, herhangi başka bir insan, kadın ve anne kadar sevgi ve saygıyı hak eder.
Bekar bir annenin seks hayatı kendisinden başka kimseyi ilgilendirmez. Bekar annelerin seks hayatını merak eden, bunu sapkın projelerine alet etmeye çalışanların cinsel organı tez vakitte kurusun.
Bekar annelerde bu ülkedeki diğer tüm kadınlar gibi eşitçilik, özgürlük, huzur, saygı ve en önemlisi yaşama hakkını arıyor.

Bekar Anneler Destek Grubu Buluşması

Destek grubumuzu 06 Aralık 2014, Cumartesi toplamak isterim. Ne dersiniz? Kimler gelir?
Lütfen yazın: bekarveanne@gmail.com

Peki Kaya Değil de Ağaç Olsak

Kaya kadar sağlam anne olmak üzerine yazdığım yazı ile ilgili olarak bir kaç yorum yazdınız. Hepinizi çok haklı buldum ve tam olarak anlatmak istediğimi ifade edememiş olmanın verdiği huzursuzluğumun sonunda bir de böyle deneyim dedim:
Taş, kaya ve heykel imgeleri çok hatalı oldu sanırım. Kaya gibi olmaktan bahsederken asla duygusuz ve ifadesiz olmamız gerektiğini savunmadım. Bahsedilen ve çocuklarımıza yansıtmamamız gerekenler günlük rutin içerisindeki, iç veya dış kaynaklı iniş çıkışlarımız değildi. Para, trafik, yorgunluk, hastalık, ofis kavgaları, ay sonu, ay başı, yapılmayan ödevler son dakika işler ve siparişler, çocukların huysuzluğu ve huysuzluk nedeniyle bizdeki sabrın taşması - ki tüm bunları hepimiz gün içerisinde muhakkak defalarca yaşıyor ve hele hele bazı günler kafamızı alıp dağlara kaçmak, çocuklarımızı birilerine "al ya, senin olsun ben beceremedim" demeyi bile isteyebiliyoruz - gibi sıkıntılar değil ama içsel bunalımlarımız, travmalarımız, geçmişe ait kırgınlık ve geleceğe dair korkularımızdır çocuklarımızı korumamız gereken bence.
Yaşam koçu bana ilk defa "kendin için bir nesne seç, sen ne olmak istersin" dediğinde "kaya "demiştim. Kaya kadar sert ve güçlü olmak istediğim için ama sonra kayanın soğukluğunu hatırladım ve "hayır, ben bir ağaç olmak istiyorum" demiştim (hatta hikayesi de burada)
Baştan alıyorum...
Ağaç gibi olmaya ne dersiniz? Güçlü gövdeli, kökleri derinlere uzanan, meyve veren, yemyeşil bir ağaç. Tatlı bir meltemle yaprakları titreyen, mis gibi kokusunu çevresine yayan, rüzgarla savrulan, yapraklarını dökse bile yenileyen, güçlü bir fırtınada dalı kopsa bile sağlam ve derin köklerinin desteklediği kuvvetli gövdesi sayesinde özünü koruyan birer ağaç olsak, ne dersiniz?
Zaten daş gibiyiz o ayrı!

Ne de Olsa Annedir

Eski eşlerin yeni sevgililerine karşı en ideal ve istenilen tepkiyi anneniz verir.
Benim eski koca sevgilisinden ayrılmış. Haberi de oğlum verdi. Gözleri doldu anlatırken. Biz seviyorduk kızı çok, oğlumu sevdiği ve ilgilendiği için. Ben üzülüyordum da kıza, adamın gerçeğini bildiğim için. Neyse kızı memleketine geri yollamış. Özleyecek oğlum.
Annem bendeydi geçen haftasonu. Yemekten yeni kalkmıştım bulaşıklarla ilgileniyordum. Bir anda ve oğlum anlamasın diye bana sordu: "O dansçı kız duruyor mu hala bunun babasının evinde" diye.
Çok güldüm içimden. Annem, beni hiç beğenmeyen annem bile, benim kabullenemediğim ancak kendine has ön yargılı tavrıyla, o adam için benim kaçırılmaz bir fırsat olduğunu ifade etti...
Ne de olsa annedir. Kızının karşısında durduğu için dünyanın en mükemmel vücutlu, muhteşem tenli, kıvrak ve seksi kadını bile saniyesinde dünyanın en paçozu haline getirebilir.

Kısmetse En Erken 10 Yıl Sonra Görüşürüz

Evimi sattım. Hani şu boşanma esnasında benim üzerimde kayıtlı, kredisini benim ödediğim ancak yarısını eski kocanın istediği ev vardı ya... satıldı. Satılması ile bankaya olan borcumdan ve eski kocanın ikide bir arayıp "ne olacak evin satışı müşteri buldum, müşteri buldunmu" söylemlerinden kurtulmuş oldum. Üzüldüm esasında. Bir şekilde borcunu ödeyip, oğluma yatırım olacaktı orası ama savaşacak halım kalmamıştı. Kredisinin faizini ödemiş oldum bunca yıl tam değer kazanacakken elden gitti ama olsun artık, ne yapalım.
Evin satışı kesinleştiğinde bir avukat buldum. Boşanma anlaşmasında belirlenen miktarı ödeyecektim eski kocaya tabii de, borçlar da vardı, onları da yarı yarıya paylaşırız demişti de güvenememiştim. Anlaştığımız miktardan düşük bir rakam geçecekti eline ve banka aracılığıyla ödeme yapsam da, ileride "bana borcunun tamamını ödemedi" diye karşıma çıkmasından korktum. Avukat bana aramızda imzalayacağımız bir protokol hazırlamamı ve bunun yeterli olacağını söyledi. Ödemeyi yaparken dekonta detaylı olarak "....tarihli ....sayılı boşanma anlaşmasına istinaden ödeme" diye yazdım ve protokole de detaylı olarak satıştan doğan masraf ve bunun eşit bir şekilde aramızda bölünmesinden sonra kalan rakam düşürüldükten sonra yapılacak ödemeyi beyan ettim. İmzasını da aldım.
Çok zorluk çıkaracağını düşünmüş ve esasında çok da korkmuştum ama inanılmaz bir şekilde hiç sorun çıkarmadı hatta protokole bakmadan imzaladı. Ya çok pişmandı bugüne kadar hiç bir şekilde maddi destek olmadığı için ve sorun yaratmayacak kadar utanmıştı (!), yada paraya ihtiyacı çoktu ve parayı aldığı için mutluydu. 
Bir devir kapandı. Hiç bir yere borcum da kalmadı. Daha temiz bitemezdi.
İmzalar atıldıktan sonra elini sıktım, yanaklarından öptüm ve ona "Artık kısmetse oğlanın düğününde görüşürüz seninle" dedim. 
Bundan sonra oğlumun lisesine ve düğününe para ayırmaya başlamam lazım. Hayırlısıyla. 

31 Ekim 2014 Cuma

Kaya Kadar Sağlam Bekar Anne

Geçtiğimiz günlerde oğlumun ergenliğe hazırlık sürecinde kendim için destek almaya gittiğim psikologun bana "heykel gibi olacaksın oğlun için, sağlam ve yıkılmaz" dediğini yazmış ve sevdiğim bir bekar anne kardeşimden de "Ben çocuğun gözünde yıkılmaz bir heykel olma ekolünden hoşlanmıyorum aslında. Çünkü insanız, ve acı çekiyoruz, ve travma yaşıyoruz, ve hayatla baş edebilmek gerçekten zor" yorumu gelmişti. Bu konuyu uzun uzun düşündüm ve bittabi uzmanı değilim ancak kendimce şöyle bir açıklama buldum...doktora teyit ettiririm:Çocukların sevgiden sonra en çok ihtiyacı olan şey, güvenlik ve stabilitedir. Biliyorsunuz, "bebeğinizi bol bol sevin" den sonraki en büyük tavsiye sabit bir yeme-içme, banyo ve uyku düzenidir. Çocuklar büyüdükçe de en büyük yararı düzenden görürler...pazar günü banyo günüdür, okuldan sonra dinlenme saati yarım saattir akabinde ödev yapılmalıdır, hafta sonu ödevler cumadan bitmeli ve TV ve bilgisayar ancak işler bitince yapılacak aktivitelerdir. Benim 11 yaşındaki oğlum, daha halen rutinlerimizi sever hatta haftalık rutinlerimize yenilerini de ekler durur. En basiti her gece odasının ışığını illa benim söndürmemi ister ve biliyorum ki bu rutinler o büyüdükçe kaybolsa da, şu anda ona güven ve huzur vermektedir.İnsan tek başına çocuk bakarken, rutinler çok daha fazla önem kazanır. Ailesi boşandığı için hayatı zaten az veya çok sarsıldığı için çocuğun günlük yaşantısındaki rutinler daha fazla önem kazanır. Klasik bir anne-baba-çocuk yapısı içerisinde ebeveynler birbirlerini dengelerken ve birbirlerine yardımcı olarak çocukların düzenini sağlayabiliyor iken, sadece anne odaklı disiplinli veya bekar ebeveyn odaklı bir yapı içerisinde bu mümkün değildir. Çocuğunuzun tek güvencesi sizsiniz ve sizin duygusal iniş çıkışlarınız çocuğunuz için baş edilmesi gereken çok zor değişimler olabilir. Sizin mutsuz olmanız, kızgınlığınızdan oturup ağlamanız veya bağırıp çağırmanız, öfkeniz ona yönelik olmasa bile çocuğunuz için sarsıcı olabilir ve siz kendinizi kötü hissedip, duygularınızı işleyip kötüyü iyiye dönüştürürken, çocuğunuz ile ilgilenecek ikinci bir ebeveyn yoktur ortada. Onun güvenlik ve stabilite ihtiyacı karşılanmamış üstüne üstelik kendisi sizin bu durumunuza tanıklık ettiği için korkmuş ve üzülmüştür. Ortada "Anne/baba şu anda yorgun ve mutsuz, biraz yalnız bırakalım düşünsün, dinlensin, kendini iyi hissedecektir ve o zaman da yanına gelip seninle ilgilenecektir ama bu arada gel ben seninle ilgileneyim, oynayayım" diyen ikinci bir alternatifi yoktur pratik yaşamda. İşte bu nedenle Bekar Anneler kaya kadar sağlam durmalı, üzüntüsü ve öfkesini çocuğuna yansıtmamalıdır. Fakat netice de insanız ve çıldırdığımız zamanlar da olacaktır. Böyle zamanlarda da açıklıkla mutsuz olduğumuzu, söyleyebiliyorsak sebebini, davranışımız eğer onu üzdüyse özür dilediğimizi anlatmalıyız ona, ancak unutmamalıyız ki bizim hayatımızın zorlukları onların minik omuzlarına yüklenmemeli.
Bir açısı da şu: çocuklar küçücük yaşlarında bile, siz açıkça ifade etmeseniz de, bir çok şeyin farkında. Büyüdükçe gelişen bilinç ve algıları ile hayatın zaten mükemmel olmadığını da görecekler ve eğer ki bizler işimizi doğru yaparsak, düşünceli ve empati kurabilen bireyler olacakları için hayatın ne kendileri ne de aileleri için çok kolay olmadığını zamanla göreceklerdir. Verdiğimiz sağlam altyapı, çocukluktan gelen içsel güven ve sevgi ile hayatın zorlukları ile daha çok baş edeceklerdir. Ben kaya yöntemini uygulamaya başladığımdan beri, oğlumun daha dışa dönük ve neşeli olduğunu gözlemliyorum. Daha huzurlu ve mutluyuz, her ne kadar bu benim gibi duygularını alnında taşıyan biri için çok yorucu ve zor olsa da - öğreniyorum.
En önemlisi, çocuklarımız "Annem/Babam benim için nelere katlandı, neler yaptı" dememeli bence. Zorluklara göğüs germek, ebeveynliğin doğal bir öğrenme süreci olmalı çocuk olmanın cezası değil. İşte bu nedenle, yıkılmaz bir kaya kadar sağlam olmalıyız. Eninde sonunda kendi çocukları da olacak, işte o vakit biz de sevip sevip geri yollayabileceğiz, o zaman da onlar uğraşsın canım!

Hatırlarsınız Siz de Okusanız: "Ben Onu Tuz Kadar Sevdim"

Twitter aleminden tanıdım ben Banu Conker'i. Belki bilmez kendisi ama hayatımın en sıkışık noktalarında bana yol göstermiştir. İstanbul'a taşınma kararımdan sonra iş yerinden "ayrılmak istediğimi patronuma nasıl söylerim" diye korkarken imdadıma Banu Conker yetişti. Buraya taşındıktan sonra "işimi sevmiyorum ama parasına ihtiyacım var" diye söylenirken de o tavsiyelerde bulundu. Esasında benim onu takibe alma şeklinden belliydi bu ilişkinin yolu. Bir gün boynum çok ağrıdığı için twitterda söylenirken, biri beni Banu hanım'a yönlendirdi. Kimdi hatırlamıyorum ama "Nefes, Banu Conker ile nefes çalıştıktan sonra iyileştim" dedi. Unuttum tabii ben nefes'i ama Banu hanım'ı takip ettim. Ayrıca, ağaçlara takıntılı olan ben için Banu Hanım'ın sitesindeki ağaç görselinden anlamalıydım zaten yollarımızın kesişeceğini. Kitabı ise yayınlandığı zaman kendim yazmışım gibi heyecanlandım ama almak nasip olmadı bir türlü. Vakti vardır derler ya, Banu hanım tam da 35'inci yaş günümden evvel bana yazıp nefes atölyesine davet etti. Çağırdığı zaman gidemedim ama bu ay başındaki eğitime katıldım. Hem Nefesim ile tanıştım hem de kitabını bana hediye ettiği için sonunda okuyabildim. 
IMG_3584.JPG görüntüleniyor"Ben Onu Tuz Kadar Sevdim" benim hikayem sizin hikayeniz. Büyük umutlar bağlayıp sevdiğimiz erkeklerin hikayesi, aşktan var ettiğimiz ve bir ömür bağlılığımızı ve varlığımızı adadığımız çocuklarımızın hikayesi de bu. Aşk, ihtiras, aldatma, sevinç ve göz yaşı var ama bu bir roman değil. Şu anınız kadar gerçek bir anlatı "Ben Onu Tuz Kadar Sevdim," bir yolculuk, bir gelişim serüveni. Adım adım umutsuzluktan, içsel güce yükselen bir kadının günlüğü. Zaman ve mekandan bağımsız, içten ve samimi bir anlatım. Anlardan oluşan büsbütün bir yaşam.
Banu hanım bilmez ama ben kitabının adını duyar duymaz, minik bir paket tuz atmıştım cüzdanıma; halen de taşırım. Kendimce, bereket getireceğine inanmıştım ama şimdi anladım ki cüzdanımdaki tuz, Banu Conker'in kitabında bahsettiği temel, önemsiz gibi görünen ancak hayatı anlamlandıran ufak nimetleri bana hatırlatmak için var... paradan, geçici ihtiraslardan, yalandan, aldatmadan çok öte değerleri ifade ediyor Tuz. Aynen kitabındaki kahraman gibi, kendini bulmayı, kendini gerçekleştirmeyi ifade ediyor tuz, ki sanırım buna giden yol ne kadar zorlu ve acılı olursa olsun, en büyük nimet de bu...tuz kadar sevebilmek...bir başkasını, kendini.
Kitaptan birer tane Bekar Anneler Destek Grubundaki arkadaşlarıma hediye edeceğim, sizde okuyun (Yitik Ülke yayınlarında, D&R ve İdefix den online satın alınabiliyor). Bu arada da Banu hanım'ın nefes atölyesini de şiddetle tavsiye ederim. Uzun uzun yazmayacağım, bana özel bir deneyim olarak kalsın istiyorum ancak bedeninizin ve benliğinizin gücünü keşfetmek için mutlaka denemelisiniz. Banu Conker'e ulaşabileceğiniz adres: http://bitutamtuz.com/ 

İnsanlar Can İnsanlar

Gezi zamanından bu yana bir çok gerçek yüzüme daha çok çarptı, sanıyorum ki bu birçoğumuz için böyle oldu. Hoş, Gezi ile bizim İstanbul'a taşınmamız da eş zamanlı oldu. Kendi problemlerimden uzaklaştıkça, dünyanın geri kalanının varlığını daha çok hissettim burada. Savaş, barış, yalan-dolan, hırsızlık, arsızlık, kan ve göz yaşı derken yazamaz oldum çoğunlukla sorun dediğim şeylerin geçiciliğinden utandığım için. Ülkem gerçeklerinin hayatımda kocaman yer alması ile kendi dünyam küçüldü, küçüldü. Çok üzülüp ümidimi kaybettiğimde ise birçoğumuz gibi insandan kaçtım ama yine insana döndüm.
Çok güzel insanlar var bu hayatta. Hakikaten, sabırla, canla başla düşünen ve üreten insanlar var. İnsanın ailesi ve dostları bir yana, güzel insanların varlığını hissetmesi ülkesinin, kendi ve çocuklarının geleceği için şart. Onları tanımasanız da uzanın, el ele tutuşun. İyi, dürüst ve aydın insanların varlığı için tanrıya şükür edin ve onların doğum günlerini kutlayın çünkü siz onları görüp dokunmasanız bile, varlıkları ile dünyanızı bir şekilde tamamlıyorlar. Ne demiş Nâzım Hikmet:
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine
Aynı ormanın ağaçları gibi köklerimiz aynı topraklarda, ayrımız olmamalı... ne de güzeller, ne de ümit verici.

İtiraf Ediyorum Yine

Çok ayıp ediyorum ve ben de mükemmel değilim, üstelik çok da şanslıyım biliyorum ama; kendisi çalışırken çocuğuna annesi ve/veya kayınvalidesinin baktığı halde bana çocuk bakmanın zorluğundan, 2 gelirli bir hane iken hayatın pahalılığından, kocasına yaptığı alışverişler konusunda yalan söyleyen ve kredi kartı ekstresini ondan gizleyen kendisi değilmiş gibi kocasına hiç güvenmediğinden bahseden, 2 gazete haberi okuyup, hiç birşey yapmayıp sadece "bu ülkeden gitmek istiyorum" diyen kadınlara çok kızıyorum. Elimde değil!

21 Ekim 2014 Salı

Bekar Anneler Destek Grubu Buluşması

Hayal ettiğim boyutlara getiremediğim ancak yine de çok ama çok sevdiğim ve 1 yılını geride bıraktığımız Bekar Anneler Destek Grubunda yeni bir buluşma zamanı geldi. Konuşacaklarımız var, anlatacaklarım var, yapacaklarımız var. Kimler gelmek ister: bekarveanne@gmail.com

Biraz da Bekar Anne Magazini

Pek magazin ile işim olmaz ancak gazetelerde veya sosyal medyada gezinirken bazı magazin değeri haberlere rastlamamak mümkün olmuyor. İstanbul'a ilk taşındığımda gözlerimle görünceye kadar ekranlarda bile doğru dürüst tanımadığım Gülben Ergen'in ikinci evlilik haberlerini gördüm ve aşırı derecede gelinlik hastası olduğum için (kendim giyemediğimden sanırım, gelinlik gördüm mü muhakkak bakarım) haberi açtım, okudum. Düğün mekanı ile yakışıklı damadı ile pek mutlu görünyordu kendisi. Haberde evli çiftin düğününde çocuklarının yer almadığını okuyunca garipsedim. Ben bir daha evlenecek olsam, ki çok uzak bir ihtimal, oğlum ve diğer çocuklarımın yanımda olmasını isterdim. Gülben hanım ile yeni eşi aynı evde bile oturmayacaklarmış sanırım bir süre, herkes kendi çocuğu ile ayrı evde...neden acaba diye düşünürken esas sebep bir kaç gün sonra çıkan Gülben Ergen'in eski kocasının "çocuklarım başkalarıyla yaşayamaz" söyleminden olduğunu tahmin ediyorum.
Ne komik, ne acı, ülkemizde erkeklerin kadınlar ile ilgili düşüncelerini ne de açıkça yansıtıyor bu geri kafalılık. Benim eski koca da ben bir daha evlenmeyeyim diye oğlumun velayetini istemiş, benzer şekilde saçmalamıştı. Kadın eski karın, evet. Evlenmişsin, zamanında çok sevip çocuk yapmışsın, anlaşamayıp boşanmışsın.  Ama kadın sırf senin çocuklarını doğurdu diye hayatını hiçe saymak zorunda mı? Çocuklarına çok, çok iyi baktığı sürece; onu evlatlarından ayırmaya ne hakkın var? Bir kadını kişisel mutluluk ile çocukları arasında seçim yapmak zorunda nasıl bırakabilirsin? Bu kadının canı hiç mi yuva ve eş çekmez, sadece çocuklarına mı adamak zorunda hayatını sırf sen çocuklarının başka biri ile aynı evde yaşamasından rahatsızsın diye, kaldı ki bu yeni koca çocuklarına baba değil elbette ama hayatlarının büyük bir parçası ve kuvvetle muhtemelen annelerine sevip, saydığı için senden daha iyi bir model olacak...pes vallahi diyor sayın seyriciler ve Gülben hanım'a aklı selimlilik ve yeni ailesi ile sonsuz mutluluk dilerken geri kafalı, maço eski koca Mustafa bey'e ise aşağıdakini yolluyoruz:

12 Ekim 2014 Pazar

Ergenliğe Hazırlık

Oğlumun ergenlik geçişine hazırlanmak için psikologa gidiyorum. Duygusal ve psikolojik olarak her zamankinden sağlam olmam gerektiğine inandığım bir döneme giriyoruz oğlum ile beraber. Ben ki, normal bir ailede büyümediğim ve ergenliğin ne olduğunu hatta ergenlik diye bir hakkımın olduğunu 19 yaşında öğrendiğim için çok heyecanlıyım ve aynı zamanda korkuyorum. Çocukluğu benim baş edebildiğim, çok mutlu bir dönemdi. Otur dersin oturur, yat dersin yatar. Sıkıldı mı parka götür, yemediği brokoli çorbasını "dinozor sümüğü" diye kandır içir ama ergenlik öyle değil. Başkaldırı olacak, istekler değişecek. Şimdiden, bir yıl öncesine kadar dizimin dibinden ayrılmayan, ben tuvaletteyken bile benimle konuşmaya çalışıp günün en önemli haberini paylaşmaya çalışan çocuğum artık odasına kapanır oldu. Daha küçük, kapıları kapatmıyor henüz ama benden bağımsız kendi alanını yaratıyor belli. Ben salonda kitap okurken veya TV izlerken en patetik, titrek ve evet bir miktar manipülatif sesimle "oğlum, iyimisin, napıyosun, gelsene yanıma beraber oturalım" diye seslensem de nadiren etkisi oluyor. E, artık kabullenmek lazım. Kanatlarındaki tüyleri yavaş yavaş çıkıyor.
O kanadını istemsiz bir şekilde, kendi travmalarımın ve korkularımın baskısı ile kırmamak için ben de hazırlanıyorum. Çok gülerek, arada bir de ağlayarak geçirdiğim seansların bir kaçı sonunda doktor bey oğlum ile tanışmak istedi. Oğluma anlattım "Daha iyi bir insan olmak için beynimi check-up'tan geçiriyorum. Sende hayatımın çok büyük bir parçası olduğundan doktorum seninle tanışmak istiyor" dedim tuttum elinden götürdüm. İtiraf etmeliyim, çok korktum ilk defa psikologa giden oğlumun derin, karanlık bir ruh hali ortaya çıkacak ve doktorum bana dönüp kalemini burnumun önünde sallayarak "SEN...BUNU SEN YAPTIN! SEN ANNE OLMAYI HAKETMİYORSUN" diye bağıracak diye çok korktum. 
Neyse ki çocuğumun gizli ve karanlık bir sırrı yokmuş. Bolca hobilerinden ve biraz da babasından bahsetti. Feci kıskandım ancak doktor bana bunun tercih edilen bir şey olduğunu, benden bahsetmesinin veya babasından hiç bahsetmemesinin esas kaygı verici olacağını söyledi. Tamam, anlıyorum, freudien durumlardan haz etmiyoruz ama kıskandım. 
Doktorun söylediği bir şey daha vardı; kafama takıldı...
Derki... çocuk seni güçlü, yıkılmaz bir heykel olarak görmeli. Canın sıkılıp sinir krizi geçireceksen bunu lütfen gel burada yap, evde değil. 
Tamam haklılık payı var da, insan nasıl kontrol altına alabilir ki sinir krizini...saatli bomba değil ki, kur koş, saklan patlamasını bekle! Neyse ki travmalara kafa üstü dalınca insan, sinir krizi oranı doğrudan azalıyor. Ben de işte heykelim artık....

Kaynak: http://califjenni3.deviantart.com/art/Buff-Diana-old-Roman-statue-104398497

11 Ekim 2014 Cumartesi

Acil Durumlar ve Bekar Anne Önlemi

Malum, büyük şehirde yaşıyoruz. Malum ortalık karışık. Bugün metro da ilk defa şüpheli paket veya çanta uyarısı anonsunu duyunca içime kurt düştü. Ya bir şey olursa bana, çocuk ne yapacak...
Bir anlaşma yaptık. Eğer oğlum anlaştığımız süre içerisinde benden hiç bir şekilde haber alamazsa ilk olarak buradaki arkadaşımı arayacak. Aileden kimseyi değil. Önce arkadaşımı, en sakin ve akılcı biçimde müdahale edebilecek en yakındaki kişiyi. Onlar ne yapacağını bilir. İnsan tek başına çocuk büyütürken, ekstra panik oluyor kendisi için çünkü çocuğunun tek güvencesi kendisi. Ben tek başıma sokağa çıkmaya tedirgin oluyorum. Oğlum hep yanımda olsun istiyorum. Ne bir yürüyüşe katılıyorum, ne de protesto zamanı yakınken sokakta durabiliyorum, başıma bir şey gelirde evladım yalnız kalır diye. Ayrıca reşit olup, kendi kendine yetinceye kadar bu çocuk; sağlıklı olmam ve yaşamam şart yoksa kim bakacak ona, düşünmek bile istemiyorum.

Bu arada, ülkece ne hallere düştük. Bir yıl evvel en büyük korkum hasta olup çocuğumla ilgilenememek iken, şimdi terörden korkuyorum...

NaFAKa

Biliyorsunuz... ben nafaka almıyorum. İstemedim de nafakayı. Amacım bir an evvel kavgasız, mahkeme koridorlarında sürünen çocuk senaryoları yaşamadan ayrılmaktı. Zaten ödeme gücü de yok, vicdansız değilim. Ödeyemeyeceğini bile bile nafaka istemek saçma gelmişti fakat geçen gün öğrendim ki, sigortalı bir işi olmadığı için oğlumun babasının, bundan sonra da çocuk için nafaka isteme hakkım yokmuş.
Zaten uğraşamayacaktım ama ne kadar saçma bir durum değil mi? Anladığım kadarıyla nafakayı ödemesi gereken taraf; isterse nafaka ödememek için kendini işsiz gösterebilir gayette ve devletin bu yönde bir yaptırımı yok, yani "Lan, sen baba/annesin! Çalış evladına sahip çık, eğitim ve sağlık masrafını karşıla" demek gibi bir kaygısı yok... vay anası sayın seyirciler. 

Mülkiyet Yüktür

Eski koca ile standart başlayan bir telefon görüşmesiydi.
Belli ki bir şey istiyordu çünkü "Ne VAR, işteyim" diye telefonu açmamdan konuşmak istemediğimi anlamamış gibi "Nasılsın, nasıl gidiyor?" diye soru ile karşılık vermişti.
"Nasıl olabilirim ki adam! Saat 11:30 ve çalışıyorum her normal insan gibi ofisteyim" demek istesem de demedim. Neden? Çünkü ben medeni bir eski karıyım...çünkü oğlumun sağlıklı bir birey olması için babasına içimden geldiği gibi değil, kitaplarda yazdığı gibi konuşmam gerekiyor, çünkü ben lanet olası bir meleğim!!!
Neyse...konumuz tabii ki de ev idi. Hani şu benim evliyken kredisine girdiğim, içinde oturmama rağmen kredisini ödemeye devam ettiğim ve boşanma anlaşmasında yarısını istediği ev. Ben ısrarla evi tutup, değer kazanmasını beklemek ve hatta oğlumuzun üzerine yapma konusunda kendisine defalarca konuşmuş olsam da, evin satışının yapılıp parasını almak isteyen eski koca için bunların bir önemi yok. Bana defalarca "kendi düzenini" kurmak istediğini, "kendi düzenini" kurduktan sonra bana "yardım" edeceğini vs vs anlattı. Dip not: Biz boşanalı 3 yılı geçti, hala kendi düzenini kuramadı...Dip not 2: bana YARDIM etmesini istemiyorum YARDIM dediği her an mideme kramp geliyor çünkü YARDIM dediği şey oğlunun bakımı yani SORUMLULUĞU.
Sonuç itibariyle, yıldım ve sanırım eski hayatımdan kalan son bağı da kesmek için ve artık kira üzerine banka borcu ödemekten yorulduğum için evi sattım ve eski kocanın beni aradığı o muhteşem unutulmaz gün, işlemleri ile ilgili benimle konuşmak için aradığı gündü. 
Şimdi arkadaşlar, aç gözlülük gibi görünmesin benim amacım madem ev tam olarak onun istediği paranın 2 katına satıldığı için, banka borcunun da paylaşılması ve benim de kenar biraz para atabilmem. O parayı da oğlumun lise fonuna aktarmam (keza okulların durumu belli, çocuk imam hatip'e gitmek zorunda kalmasın lazım olursa koleje vereyim). Bu konuda kendisi ile konuşurken ve konuşurken derken gerçekten de çok kibar ve nazik bir biçimde kendisinden nafaka almadığım gibi asla neden oğlu için para yollamadığı konusunda sorgulama veya baskı yapmadığımı hatırlatırken bana döndü ve ne dedi biliyormusunuz..."Ben" dedi, "bu" dedi, "evliliğe" dedi..."Bir evle geldim" dedi....
Yani diyor ki, biz boşandık ama evim de yarıya düştü...
Yemin ederim, amacım oğlumun hakkını korumak olmasaydı "al evine yapıştır müsait bir yerine" dememek için kendimi o kadar zor tuttum ki.
Evliliğimiz süresince devamlı olarak çalışırken ben, onun benim kadar uzun süre çalışmadığını (çoğunlukla işsizdi) hatırlattım kendisine dahası evin kredisinin de benim ödediğimi, boşanırken arabayı (ki onun parasını alırken çoğunlukla ben ödedim, boşanırken tamir ettirdim verdim ve tamirat parasını oğlanın altınlarından karşıladım) aldığını, hatta evdeki eşyaları da adığını (o evden bir tek buzdolabı - ben aldım - ve TV - o aldı - ile ayrıldım, klimayı arkadaşıma verdim) söyledim hatta ve hatta çok istiyorsa bozulduğu için sattığım ve annesinin aldığı çamaşır makinesinin parasını bile ödeyeceğimi söyledim! Konuştum da konuştum ama esas mesele kabim kırıldı. O kadar şey yaşadıktan, işlediği ahlaksızlıklara rağmen sesimi çıkarmayıp, yerinde onu dünyaya karşı korumama rağmen benimle çeyiz kavgası yapar gibi "1 evden yarım eve düştü" muhabbeti yapması beni çok kırdı... unutmayacağım bunu!
Neyse sonuç itibariyle banka borcu bitti. Ona da parasını vereceğim ama fantastik hayallerim var. 
Bir tanesi alacağı parayı 5 TL şeklinde alıp, annesi ve babası ile yaşadığı eve gidip, "al ulan paranı" deyip tamamını fırlatıp toplamalarını vahşice gülerken elimde sigara ile izlemek, diğeri de paranın üzerine tükürüp vermek, en sonuncusu da parayı çamur dolusu bir çantaya koyup öyle vermek ama ne dedik...medeniyet, medeniyet, medeniyet.
Ben o parayı, kalabalık bir restoran da, imzalanacak bir protokol eşliğinde vereceğim ki iki gün sonra vermedi parayı demesin.
Mülkiyet yüktür, borç da yüktür ama en büyük yük bencillik ve cehalettir...sakin olalım, her şey çocuklar için.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Boşandıktan Sonra Çocuk için Pasaport Başvurusu

Çocuğunuzun velayeti sizde olsa bile, pasaport çıkarttırmak büyük mesele. Şöyle ki...
Ailevi nedenlerden dolayı yapacağımız (aile sponsorluğundaki) yurt dışı gezisi için oğluma pasaport çıkarttırmam gerekti. Aslında 2 sene önce varı ve o zaman rahatlıkla mahkemenin bana verdiği velayet kararı ile pasaportu çıkarttırmıştım ama bu sefer bu kadar kolay olmadı. Öncelikle çocuk yanımda değildi, babanın yanında tatildeydi. Bu sebepten dolayı önce babasına vekalet vermek zorunda kaldım ki, çocuk ile beraber emniyete gidip pasaport başvurusu yapabilsinler. Dahası babaya vekalet verilmesi yetmiyor, ayrıca çocuğun tek başına veya istenilen kişiler ile seyahat edebileceğine dair muvafakatname de verilmesi gerekiyor. Ben açıkçası bu noktada muvafakatnamenin tam sebebini anlayamadığım için süreli olarak ve sadece benimle seyahat etmesini sağlayacak bir belge çıkarttırmaya çalışsam da nafile (sadece benimle seyahat etmesinin istememde travmatik bir geçmişin izi var elbetteki). Muvafakatname üzerinde çocuğun ve sizin kimlik detayları yazılı olur ve çocuğun sizden bağımsız olarak yurtdışı seyahat edebileceği izni verilmiş olur. Parmak izi alınmış ise daha evvel ve belgesi mevcut ise, o adımı komple atlayıp, alınmamış ise çocuğunuzun parmak izini de kayıt altına aldırıp ister siz, isterse vekalet verdiğiniz kişi, passaport başvurusunda bulunabilir. Polis çocuğu mutlaka görmek ister. Fotoğrafının da alın ve kulakları açık bir şekilde çekilmiş olmasına dikkat edin yoksa bizde olduğu gibi 2 kere çekilmesi gerekir.
Sanki boşanmak, velayet ve eski eş ile herhangi bir sebepten iletişim kurmaya çabalamak yeterince irite eden bir şey değilmiş gibi; Schengen vizesi başvurusunda her iki ebeveynin muvafakatnamesi yeniden gerekmektedir. Bu yeni kuralı çok büyük hayal kırıklığı ile kabul edip, istemeye istemeye eski kocadan notere beş dakika uğrayıp belgeyi çıkartmasını rica ettim. Bin tripten sonra belgeyi çıkarttırdı ama işte bu deneyim bile bana çocuk 18 yaşına gelene kadar onun hatırına birbirimize dönem dönem ihtiyacımız olacağını büyük bir hayal kırıklığı ile hatırlattı.
Durum böyle arkadaşlar. Olur da pasaport çıkarttırmak lazım olursa bilin diye yazdım ama yetkili birine sormak isterim... ebeveynlerden birine boşanmadan sonra ulaşılamıyorsa ne olacak? Her iki taraftan muvafakatname olmadığı için hiç yurt dışına çıkamayacak mı bu çocuk 18'ine kadar? Saçma değil mi? Ayrıca her ülke çift muvafakatname istiyor mu bilmek lazım.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Tatile Gittim

Tatile gittim.
Çocuksuz üstelik.
Tamam arkadaşım ve eşi ile gittim ama çocuksuzdum.
Olayın büyüklüğünü ifade edebildim mi... Çocuk yoktu.
Denize girdim, güneşlendim çok güneşlendim, dans ettim kitap okudum yani bir tatilde yapılabilecek her şeyi yaptım hem de çocuksuz.
Tamam 3. tekerlek modundaydım ve evet bir sürü çift vardı ama ben tatil yaptım.
Sonra oğlumu aldım babasından 1 gece beraber uyuduk, bir gün boyu da beraber denize girdik gezdik.
Sonra evime döndüm İstanbul'a çocuksuz. Hatta yetmedi, döndükten sonra konsere de gittim, sinemaya da alışverişe de... çocuksuz.
Sonra başımdan geçtiğimiz haftasonu geçti. Tek başıma koskoca bir haftasonu. Pazartesi işe gitmek için servise bindiğimde sesim çıkmadı konuşmaya çalışırken, 2 gün sesim kendini kaybetmiş.
Daha çocuksuz 2-3 hafta daha var önümde. Günlerdir aç kalıp da bir anda ziyafet sofrasına oturmuş bir obur gibi tek başıma yapabileceğim her şeyi bir anda tükettiğim için bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum....çocuksuz. Hmpfff!

Bekar Anne ve Vodafone: 2. Şikayet

Vodafone ile ilgili yazımız, daha doğrusu bir şikayetimiz vardı. Ne yazık ki bir tane daha geldi. Aynen aktarıyorum:


Blogunuzu internette "Vodafone-bekar annelerin çocukları" diye araştırma yaparken buldum.
Benim de 14 ve 15 yaşında iki oğlum var ve başıma aynı olay geldi. Yaşadığım olay neredeyse anlatılanlarla birebir olduğu gibi hissettiklerim de aynıydı. BTK,şikayet siteleri hepsine yazdım.Yaklaşık bir hafta oldu hiç cevap yok. BTK zaten doğrudan firmaya gönderiyor şikayetleri. Yani bu şekilde sonuç almak çok zor. Müşteri hizmetlerine yeni bir mail attım. "Reklamlarınızdaki Vodafone katıldığı için karnaval havasındaki geçit töreninde yürüyen mutlu yeni Vodafoneluların arkasına bir kaç tane de Vodafonelu olamamış boynu bükük çocuk ve annesini de koyun ya da Vodafone freezone kayıp babalarla çocuklarını buluşturuyor sloganını kullanın" dedim.Yani kafayı yedim.
Aslında en iyi yaptırım bunu olabildiğince duyurmak. Bu çok ciddi bir ayırımcılık ve nedense hakkettiği tepkiyi görmüyor. Kaç yıldır bu durum şikayet konusu olmuş ve münferit olaylar olarak kalmış. Bu durumla  karşılaşan insanlar manevi tazminat bile isteyebilirler bence. Ben bu işle olabildiğince  uğraşmayı düşünüyorum.Ama şu anda başımda bir Teog (Geçmiş yılların SBS sinin yeni karizmatik adı) belası var. Durmadan yazıyor, itiraz ediyor, takip ediyorum. Üstüne  tercihler kayıtlar vs.vs. Orada yapılanlar dehşet ötesi ve yine kapı duvar. Yani bu Vodafone işi ile sonuna kadar ilgilenmeyi düşünüyorum. 

Bekar anne durumun peşini bırakmamış:

Sana yazdıktan sonra hiç bir  olumlu yanıt gelmedi.Tek söylenen çocuğun kullanıcı olarak tanımlanması için aynı kütükte olmamız gerekiyormuş ve sistem de buna izin vermiyormuş. Bunun üzerine  bu konusunda ısrarlarımı sürdürdüm. "Şikayetvar " sitesine yazdım.Vodafone Vakfı diye bir vakıf var ve bu vakıf  "kadınlara pozitif ayırımcılık vb." konulu projeleri destekliyor. Bu vakfın mütevelli heyetine "bu uygulamadan haberiniz var mı?" diye yazdım. Şirketin Türkiye CEO'su "kadınların gücüne teknolojiyle güç katıyoruz"açıklamaları ile basında boy gösteriyor. Ama ufak bir teknik sorunu yıllardır çözmeyip bu durumdaki kadın ve çocukları mağdur etmeye devam ediyorlar. Üstelik mağduriyet Vodafonelu olamamak değil, bu duruma maruz kalmak.Ve bu sabah erkenden genel müdürlükten arandım. Bana sorunu merkezden halledeceklerini ve oğlumu kullanıcı olarak tanımlayabileceklerini söylediler. Kabul etmedim ve sorunun artık operatörlerine geçmek olmadığını, bu uygulamanın herkes için kaldırılması gerektiğini ve bu yapılmadığı sürece şikayetimi ve bu konuda ki çabamı sürdüreceğimi söyledim.Uygulamanın düzeltilmesi için de çalıştıklarını söylediler. Nitekim bugün Btk vasıtası ile de aynı yönde mail olarak cevap vermişler. Sonuç da kesin bir çözüme ulaşılamasa da en azından muhatap alındım.Takip etmeye devam edeceğim.Ama tüm bunlar bu kadar zor ve vakit alıcı olmamalı idi. Bu ülkede her şey çok zor. En basit, en sıradan şeyler için bile çok mücadele etmek gerekiyor. Bu da hem zaman, hem emek, hem sabır ve sağlam sinir istiyor. Bekar anne olmak da tam bu noktada ekstra bir yük getiriyor. Ama yine de hayat çocuklarımızla çok güzel.

Çok haklı, bazı şeyler bu kadar zor olmamalı! Ne dersin Vodafone?


Bir Bekar Anne Başarı Hikayesi

E, 21 yaşında akıllı mı akıllı bir genç adam. Blogum denk gelmiş, okumuş. Mail attı bana. Kendisi de bekar bir annenin çocuğuymuş, bir erkek çocuk yetiştirmek ile ilgili olarak sormak istediğim bir şey var ise memnuniyetle cevap verebileceğimi yazdı bana. Bende bu fırsatı kaçırmadım ve E ile görüştük. Kafamda bir sürü soru vardı ama en önemlisi ben E'yi merak ediyordum. Babasının hayatında aktif rol almadığı bir erkek çocuk acaba neye benzer diye düşünüyordum.
E'nin annesi ve babası E çok küçükken boşanmışlar. Bir ablası var. E'nin aksine, ablası boşanma esnasında biraz daha büyük olduğu için E'den daha zor kabullenmiş ama E hemen alışmış yeni düzenlerine. Anneleri yeniden evlenmiş yani her ne kadar tam anlamı ile bekar bir anne olmasa da, çocuklarının sorumlulukları ve bakımları ile %95 tek başına üstlenmiş fakat ailenin diğer fertleri, anneanne, dede, teyzeler v.s. hayatlarında hep var olmuşlar.
E'ye babası ile ilişkisini sordum. Uzun yıllar yurt dışında yaşayan babası ile ancak tatillerde görüşebiliyorlarmış çoğunlukla. Benim oğlum da babasını sadece tatilde görebildiği için E'nin tatil zamanlarındaki hatırlarını çok merak etmiştim. Güzel anıları varmış tatilleri ile ilgili. Evet, benim oğlumun babası gibi o da zaman zaman çocuklar oynarken sahilde uyurmuş (kontrol manyağı bir anne olarak, benden daha iyi yüzebilen bir çocuğum olmasına rağmen beni panik ataklara sürükleyen bir sahne bu) ama beraberlerken ve babası E'ye birşeyler öğretirken çok eğleniyorlarmış.Yani önemli olan sıklık değil, beraber geçirilen kaliteli zaman.
E'nin annesi muhteşem bir kadın. Çocuklarını babalarını araması için hep teşvik etmiş, görüşmeleri için de. Bu çabası meyve vermiş. Biz görüşürken bile E babasından ödevi için destek istedi, telefonla görüştüler. Annesi babadan soyutlamadığı için E'nin babası ile güzel ve saygılı bir ilişkisi var. Aile çok sık olmasa da bir arada, bir telefon uzaklığında. "Baba ile iletişim çok önemli" diyor E, bir baba figürü belli ki her iki çocuk için çok değerli.
Diğer bir yandan annenin sağladığı düzenin E'nin bugünkü başarısında etkisi büyük, bu çok net. Annenin çalışıyor olmasının da önemi çok, sağlıklı ve düzenli bir hayatları olmuş. Belli ki E'yi başarılı bir gelecek bekliyor. Sıkça duyduğumuz ve anlatılan felaket hikayelerin aksine, E boşanmış bir ailenin çocuğu olarak parçalanmış ve problemli değil aksine akıllı ve sağlıklı kararlar verebilen bir kişiliğe sahip. 
Annesini çok güçlü buluyor, gurur duyduğu belli. Sorumluluklarını asla unutmayan, çocuklarına her zaman öncelik veren bekar bir anne olmasının da bu düşüncesindeki etkisi büyük. Genç bir adam olarak, başına gelen negatiflikler ile tek başına uğraşabilmesinin yanı sıra hataların mutluluk getirmediğini öğrenmiş E genç yaşında. Hatalı ve mutsuz bir evliliği sürdürmeye çalışan iki yetişkin yerine, kendi hayatlarını başarılı bir şekilde sürdüren iki ebeveynin evladı E. Annesinin yeniden evlenip, yalnız kalmayıp hayatını yeniden kurmasından da mutluluk duyuyor. Üvey babasını, babadan çok annelerini çok mutlu eden, hayatlarında yer alan önemli biri olarak görüyor E. Babası zaten var, yerine bir başkasını koymasına gerek yok. Aynı şekilde babasının da onlardan uzakta bir hayat kurmuş olmasını anlayışla ve normal karşılıyor. Kendisinin de bir gün bir aile kurmak isteyeceğini de anlattı E ki bu beni çok mutlu etti. Annesi babası boşanmış her insan evlilikten soğuyup, bağlılık problemleri yaşamıyor demek ki!
Büyük dersler aldım ben bu gençten. Oğlum için umutlandım. Ailesinin boşanmış olmasının bir insanın başına gelebilecek en kötü şey olmadığını yeniden gördüm. Çocuklarına karşı duydukları sevginin, iki yetişkinin kişisel anlaşmazlıklarından daha büyük olduğunu öğrendim ve en önemlisi, annesi ve babası boşanmış bir çocuğun başarılı, düşünceli ve iyi kalpli bir yetişkin olmasında anne ve babanın çocuklarına verdiği koşulsuz sevginin etkisinin yadsınamaz olduğunu gördüm. Tüm boşanma hikayeleri hüzün ile bitmiyor demek ki...
Darısı başımıza.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

(Anti) Sosyal Bekar Anne

Bekar anne olup insanın da en çok neye vakti kalmıyor biliyor musunuz? Sosyalleşmek.
Hele hele benim gibi yeni bir şehre alışmaya çalışıyorsanız, bu şehir İstanbul ise ve çok yoğun çalışırken hafta sonları bile (onu da henüz bırakacak bir ev gezmesi/gece kalmalı arkadaşı olmadığından) çocuk ile vakit geçiriyorsanız; sosyalleşmek gerçekten de yapılacaklar listesindeki son madde oluyor. Bu formüle bir de benim gibi sosyalleşme tembeli, beceriksizini de eklerseniz tam bir anti-sosyal bir kadın çıkıyor meydana. Çok patavatsız olduğum ve söylediklerimi pat diye söyleyip, pişmanlık ve güvensizlik hislerim ile utanarak baş etmeyeyim diye patavatsızlığımın boy göstereceği ortamlara girmemeyi tercih ediyorum. Zaten de çok yorgunum! 
Çok sevdiğim yakın arkadaşlarım uzaktayım, işyerinde sosyalleşmemeye ant içtim ama yine de sosyal bir hayvan olan bir insan olarak sosyalleşmeye ihtiyaç duymuyor değilim. Genelde de benim profilimde bir insan kimin ile iletişim kurar; marketteki et reyonundaki abi ("Var mı kemiksiz but?" "Ay ramazan da zor mu geçiyor bu sene ne?"), kasa daki tatlı kız ("Geçti değil mi karın ağırın o günkü maydanoz küründen sonra? Demiştim sana!" "Saçlarını kestirmişssin"), simitçi ("Bugünde evde yapamadım kahvaltıyı abi ya!"), apartman görevlisi ("ya Mehmet abi ya; niye sabahları sıcak su yok," "hanım nasıl abi?" "Çocuklar napıyo?" "İyi akşamlar, sana da kolay gelsin") vs.
Bugün de işten eve geç bir saatte dönerken bir araba korna çaldı yanımdan geçerken yavaşladı. Eğildim baktım bana kocaman bir gülümseme ile bakan adam kim.... tabii ki (daha evvel anlattığım) tesisatçı. Ne diyeyim sıcacık sırıtışına sağlık, çok da anti-sosyal olmadığımı hissettim, bu da bana bir hafta yeter...sonra da bir kuaför yapar, manikürcü ile bol bol muhabbet ederim oldu bitti.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Pizza Pizza

Bekar anne durumu No. 886.
Yemek yapmıyorum.
Yorgun oluyorum, yemek yaparken sıkılıyorum.
Ticket'larım var şirketten, öğlen yemek yemiyorum çocuğunlukla akşamları oğlumla kendime yemeksepeti.com dan yemek söylüyorum.
Ama sanırım abarttım, biraz yemek yapsam iyi olur keza dün çocuk bana döndü ve...
"Anne... ben artık pizza sevmediğime karar verdim" dedi. Pizzayı da sevmeyecek hale getirdiysem...
Bugün yemek yaptım.

Aaaa ama aaaaa.....

Eminim her bekar annenin sıkıntısı dır her şey ile tek başına uğraşmak zorunda kalmak. Ne yemek yapacağımdan tut, çocuğun okulu, sağlığı, kendi işi, bütçesi, birikimi.
Ben oğlumda büyüyor, yavaş yavaş daha çok sorumluluk vermeye çalışıyorum ama o da beni bütün gün görmediğinden olsa gerek acayip nazlanıyor akşamları. Birde illa bana yaptırmak istediği bir iki işi oluyor, kendisinin yapabileceği ama nedense illa benim yapmamdan çok mutlu olduğu işler. Bunlardan bir tanesi ona su götürmem. Şimdiden gelecekte eşi olan insandan çok özür diliyorum ama bu çocuk kendisine su götürülmesinden çok hoşlanıyor. Su istesin götür ver, iki dakika sonra "oğlum bana bir kahve yap" desen kalkar yapar ama suyunun illa ayağına götürülmesini ister.
Bir diğer olayımızda, dişlerini fırçalayıp bana yatmadan iyi geceler diler ve yatağına yatıp benim gelip üstünü örtmemi bekler. Bu iki iş ok. Yaparım, mutlu da olurum ama bazen de çok yorgun oluyorum ve eve geldiğimde bu iki işin haricinde bir şey yapmak gelmiyor içimden. İşte bu günlerden dün, havalansın diye odasının penceresini açmıştım ve bunun üzerini örtmeye gittiğimde, pencereyi kapatmamış olduğunu gördüm.
İsyan ettim... ama, aaa bunu da başka biri yapıversin ya aaaa... 
Perdeyi çekmek yorucu geldi, perdenin kendi kendine çekilmediğini anlamadım! 
Sanırım tembellik yapmam gerekiyor artık yoksa kafayı yiyeceğim.

24 Haziran 2014 Salı

Benim Konuşmaya İhtiyacım Var

Hatırlıyormusunuz, bekar anneler, evliyken kocalarımıza ne çok şey anlatırdık. En azından sevgiliyken ve evliliğin ilk günlerinde. Paso konuşurduk. Ondan bundan şundan. Evdeki mobilya planlarından, iş yerindeki huysuz iş arkadaşından, elbiselerden, ailelerden ve en çok da çocuklardan.
Ne çok konuşurduk. Şimdi de yok ya bu tip günlük abuk subuk muhabbetleri döndürecek kimse, ben en yakın arkadaşıma sardırıyorum. Ona anlattıkça anlatıyorum. O meşgulse, oğluma anlatıyorum. Ofisteki sinir bozucu durumları, neler yaptığımı, rapor için hazırladığım formatı, bu evde kalmaya devam edersek belki beyaza boyamak istediğimi, evi satın alırsak hani olur ya bir gün evin neresini yıktırıp evi tek odadan iki odaya çıkarabileceğimizi, ne kadar çok başımın döndüğümü, almak istediğim pantalonu, hayalimdeki tatili, oğlanın eğitim planlarını, yemek tarifini vs, vs, vs... bir bakıyorum ki kaptırmış gitmişim.
Yazık ya. Vallaha arkadaşıma da çocuğua da yazık. Benim konuşmaya ihtiyacım var diye neleri dinliyorlar neleri! İşte bazen, evli olmayı bundan dolayı özlüyorum. Konuşmayı özlüyorum... bazen ama!

Bekar Anne'nin (Ergen) Oğluşu

Oğlum bu sene bir hayli büyüdü. Bir kaç ay içinde omuzları genişledi, çocukluk yapısından yavaş yavaş çıkıyor belli. Büyümekle beraber banyo yapma sevgisi de kayboldu. Hormonları sağolsun birde erkek erkek, yapış yapış kokmaya başladı. Bende kendisine Sebamed'den deodorant aldım keza kötü kokular artı onun anti-banyo kampanyası bana fazla gelmeye başlamıştı. Pek sevmedi deodorant işini, arada bir kullanıyor, o da zorlarsam. 
Kokusunu sevmemişmiş deodorantın.
Markete götürdüm bende, kokulu versiyonlara bakmaya. Almadım ama. İçim rahat etmedi benim, sağlık açısında zararlı diye. Kendisi beğendi ama maço parfüm kokularını. Aldırmadım. Ben hazır değilim daha parfümlü kokmasına. Pis koksun daha iyi, sağlıklı ya. Ama büyüyor işte. Deneyimli bir erkek çocuk annesi bana bu yaştaki erkek çocukların vücutlarındaki değişiklikleri görmekten hoşlanmadıklarından dolayı banyo yapmaktan hoşlanmadıklarını söylemişti. Umarım geçicidir bu durum! 
Büyüyor ama, kızlara karşı tavrı değişmedi. Daha sevgili kavramına da hazır değil ki bu da şu anda normal .11 yaşında henüz hala kızlardan nefret eder rollerde. Ya gerçekten de hoşlanmıyor,yaşından dolayı (gerçi sınıftakiler paso sevgili yapmış kendine) ya da bana rol yapıyor bilemedim ama ne zaman kızlar, sevgi, aşk, evlilik konusunu açsam kapatıyor (merak ediyorum beğendiği biri var mı diye napim, soruyorum bende çünkü arkadaşlarının "çıktıkları" bile varmış). Tabii bu konuda sağlıklı rol modeli de yok ya babası sağolsun, konusu açılmıştı bir gün "sen de büyüyeceksin, sevgilin olacak bunlar normal şeyler" dediğimde ve "öf ne gerek var ki" diye cevap verdiğinde "anneciğim, aşk güzeldir, doğaldır bakma ben beceremedim" dedim... demek istemedim ama dedim bir kere! Ne yapalım, söz ağızdan kaçtı bir kere. O da bilsin, öğrensin. Sevginin, yalnızlığın deodorantı yok ki sık gitsin!

Neptün'ün Bekar Anneye Laneti

Oldum olası su ile çok aşırı bir ilişkim olmadı. Temizliği, banyo yapmayı çok severim bir kenara da; yüzme meraklısı değilim. Toprak adamıyım ben. Kumda debelenenlerden. Ondan olsa gerek Neptün de devamlı benimle savaş halinde. Ya aşırı susuzluktan ölüyor oluyorum, su içmeyi unuttuğum için, yada fazla suyun içinde kalarak boğuluyor oluyorum. 2 ay evvel, banyo musluğunu değiştirttim. Bu ay başında banyodaki bir musluğu daha kendim tamir edemediğim için değiştirttim. Derken bu sabah bir ses ile uyandım, sabah saat 5!
Uyku sersemi sesin kaynağına, mutfağa daldım. Ses var ama hareket yok. Yattım. Ses artarak devam etti. Yine kalktım baktım, çamaşır makinesinin altından ufak miktar bir su. Makineden dir diye düşünürken lavabo kapağını bir açtım ki, çizgi filmi sahnesi gibi dolaptan su fışkırdı. Üstelik sıcak. Suyun etkisi ile önce ana vanayı, kapanmayınca da suyun kaynağına en yakın vanayı kapattım. Söylene söylene 5 kova dolusu suyu temizledim mutfaktan. Zaten evdeki rutubetten dolayı her şey yeşermeye başlamışken olacak iş değildi ki bu hem de tam ay sonunda en parasız zamanımda. 
Neptün bir kere daha lanetledi beni denize girmediğim için geçen sene belli. 
Tesisatçı geldi az evvel. 
"Bir ay da iki kere, en çok sosyalleştiğim insan sizsiniz" dedim.
"O zaman," dedi gözünü kırpmadan "fotoğrafımı bırakayım da çerçeveletirsiniz!"

Sosyalliğim yok ki, bana olsa olsa nakliyatçı, kuaför, tesisatçı bir de marketteki peynir reyonu görevlisi kur yapıyor. Bu da sanırım Eros'un laneti. Ama söz sana, Neptün, bu sene tatile gideceğim denize de gideceğim. Gerçi bu seferde Eros'un çok benden yana çalışacağını sanmıyorum, orada da bir balıkçı bulurum kendime... sosyalleşememe sağlık.

21 Haziran 2014 Cumartesi

Bekar Anneler Destek Grubu Yemekte


Kaynak: http://heygirlfiends.blogspot.com.tr/
Temmuz'un 19'unda bekar anneler toplanarak yemek yiyelim diyoruz, çocuksuz da buluşalım diyoruz, onlar varken her şeyi konuşamıyoruz, konuşalım dertleşelim, eğlenelim, biraz dağıtalım diyoruz. Lütfen sizler de gelin: bekarveanne@gamil.com.