26 Kasım 2013 Salı

Kadın'a Karşı Şiddete Son

Uzatmayacağım.
Şiddetin kötülüğünden, sadece kadına değil, çocuğa, erkeğe, hayvana ve doğa'ya karşı uygulanan şiddetin zararlarından da bahsetmeyeceğim. Bunu zaten biliyor olmak gerek. Sadece küçük bir hikaye anlatacağım.

Bir zamanlar bir çok evde bir çok kadın yaşardı. Hayatlarını herkes gibi yaşarlardı. Hayalleri vardı, görevleri de. İşleri vardı, çocukları da. Bazen konuşurlardı çok. Bazen yalnızlıktan bazen de dinlenmedikleri için. Bazen de susarlardı. Çıtları çıkmazdı. Kafalarını sallar geçerlerdi. Çok bir şey istemezlerdi. Sadece aile isterlerdi. Mutlu bir yuva.
Bir tanesi bir gün eve geldiğinde kazağında öbek öbek yolunmuş saçları vardı... bembeyaz kazağındaki simsiyah saçları görmemek mümkün değildi. Dikkatli bakıldığında kan damlaları bile görülüyordu.
Bir kadın da yatağında hasta uzanıyordu. Bir ayak tekmeliyordu zayıf düşen bedenini.
Bir tanesi çırılçıplak soyulup, vücudu mosmor oluncaya kadar dövülüyordu.
Bir tanesi kulağına yumruk yedi.
Bir diğeri çenesine. 
Bir tanesinin avuç içlerinde kıpkırmızı yarım aylar vardı, avucunu sıkmaktan.
Bir tanesi de kafasına tabak yedi. Diğeri kapı.
Hikayedeki erkekler yalnızlıktan öldüler. Hikayedeki kadınlar ve çocukları ise sonsuza kadar yapılan şiddeti unutamadı, bembeyaz ruhlarında lekeler oldu asla silinmeyecek.
Son...mı?
http://hubbardhouse.wordpress.com/2011/01/25/dvandchildren/

Aile içi şiddetin izlerini biliyorum. Çok da anlatacak bir şey yok. Hatırlaması zor. Ağrıyan yerlerim var, özellikle de ruhumda. Geçmiyor, ama zor olanı hatıralar ile baş etmek değil. Zor olan şiddettin ruhumuzda yarattığı kara noktaları çocuklarımıza çaktırmamak yada daha da zoru, onlardaki kara noktaları silip temizlemek.

17 Kasım 2013 Pazar

Bekar Anneler Destek Grubu Buluşmasından Notlar

Bugün 1. Bekar Anneler Destek Grubu Buluşmasını bugün gerçekleştirdik. Uzun süredir maillerden tanıdığım Bekar Anne arkadaşım geldi. Sadece internetten tanıdığın birini karşında görmek muhteşem bir şey. Sanki kendisini yıllardır tanıyor gibi hissettim. Evet 2 kişiydik, bir türlü denk gelmedi diğer arkadaşlarımın durumu (çocuğu hasta olan arkadaşım oldu, :( geçmiş olsun) ama hafta içinde buluşmak için sözleştik gelemeyenlerle. Dört gözle bekliyorum kendileri ile tanışmayı. Bu arada toplantımızı Ocak ayında yine tekrarlayacağız. 19 Ocak 2014'e ne dersiniz?
Arkadaşım ile konuşurken kendisi ile bir araya gelip yapabileceklerimizi konuştuk. Birbirimize gösterebileceğimiz desteklerden, çocuklarımızın birbirine destek olabileceğinden, beraber yapabileceğimiz aktivitelerden bahsettik. Mesela gelecek sene çocuklarımız ile maraton'a katılabiliriz. Yemeğe çıkarız. Pikniğe gidebiliriz... Konuşurken aklımıza geldi... baba olmadan sanki pikniğe gidilmiyor. Bunu bir aradayken yapabiliriz.
Birbirimiz ve çocuklarımız için bir aradayken yapabileceğimiz çok şey var. Dahası birliğimizden güç alarak, zor durumda olan, bizim yaşadıklarımızı yaşayan diğer kadın arkadaşlarımıza da destek olabiliriz. Düşündüklerimizi toparlayıp daha organize bir şekilde mutlaka yazarım. Bunun için Bekar Anne arkadaşlarımdan fikir bekliyorum.
Arkadaşımın dediği gibi "Bekar Anneyken çok yalnız kalıyorsun". Birlikte buna bir dur diyebiliriz. 

İyi Ki Varsın Panpa...

Bir kadının en değerli hazinesi çocuğu değildir. Evliyse de kocası, değilse sevgilisi değildir. Annesi, bacısı, babası da değildir. Bu insanlar bir kadının hayatıdır, çok önemlidir, olmazsa olmazıdır. Özlenesidir, sevilesi, ömürnü tüketilesidir ama diğer yandan da o kadını çıldırtacak güce sahiptirler. O kadının duygularını en yüksek dağa çıkartıp sonra ansızın itip düşürecek güçtedirler. Ama bu insanlar değildir bir kadının en değerli hazinesi.
Kadının en değerli hazinesi en yakın arkadaşıdır.
Günün ortasında yanında kim olduğunu, nerede olduğunu umursamadan ansızın telefonu açıp en son dedikoduyu anlatan kişidir o. Daha sık görüşebilmek için internet paketini, kontörünü arttıran; patrona yakalanmak pahasına ofisten mail ve mesaj atan kişidir. Gün boyu kırk defa görüşmenize rağmen, akşam evden de arayan kişidir.
Moraliniz bozukken tam olarak ne diyeceğini bilen kişidir. Sizi terk eden adamın baş düşmanıdır. Sizi ezenlere karşı sizden evvel isyan bayraklarını çeker. Çocuğunuzu size karşı bile koruyacak kadar da sever sizi, bilir çünkü onun sizin hayatınız olduğunu. Güvenilirdir. Zekidir. Komiktir. Güzeldir. 
Kendinizi unuttuğunuzda sizi, size hatırlatır. Yeteneklerinizi bilen kişidir. Yeteneksizliklerinizi de. Geçeklerinizi bilir. Yalanlarınızı da. Zayıfken de şişkoyken de sizin güzel olduğunuzu söyleyen kişidir ama yanlış pantolon seçiminde kıçınızın kocaman göründüğünü söylemekten çekinmez. İşsiz kalmaktan korktuğunuzda, istediğinizi yapıp korkmamanızı söyleyen ve gerekirse size para vermeyi teklif eden, öz güveniniz yerlerdeyken sizi ayağa diken kişidir. Sizinle rejimini bozar, gerekirse sizi çeker evine alır. Aldığı kremi, parfümü sizinle paylaşır. Gömleğini verir o önemli toplantı için. Yaptıkları saymakla bitmez. Bunların hepsidir ve çok daha fazlası da...
Ben şanslıyım. Onunla günlerdir konuşmadığımda bilmeden, nedensiz bir huzursuzluk duyduğum, moralim bozukken ve hayattaki her şeyi sorguladığım zaman telefonu açıp sesini duyduğum anda her şeyin yoluna gireceğine bildiğim bir arkadaşım var. 
Duygusallıktan hoşlanmadığı için kısa kesiyorum. Panpa, sağol... heaaa! 

16 Kasım 2013 Cumartesi

Tek Bildiğim Annelik

Geçenlerde bir arkadaşım beni kenara çekerek "Oğlana çok yükleniyorsun, biraz daha sakin ol" dedi bir önceki günkü 45 dakika boyunca süren "az yemek yiyorsun bundan dolayı da sık hasta oluyorsun" konferansıma istinaden. Oğluma sordum hemen "Oğlum, teyzen sana çok yüklendiğimi düşünüyor sen ne dersin bu konuda". Benim adam bana "Yoo" dedi sırıtarak da devam etti; "yani başkalarına göre öyle olabilir ama benim tek bildiğim annelik bu" dedi. Arkasından son nokta geldi "babam bizimle yaşıyor olsaydı belki farklı olurdu ama sen her şeyi tek başına yapıyorsun ya, ondan böyle."
Tek bildiğim annelik bu olabilir ama kesinlikle kendimi geliştirebileceğim bir alan! Sizler nasıl baş ediyorsunuz?

Bekar Anne'nin Bekarlık Sorunsalı

Bu bloga yönlenen arama kelimeleri listesinde bekar anne, boşanma, tek başına çocuk bakma, kişilik bozukluğu, kocam manyak yer alırken bir de bekar anne cinsel yaşamı ve buna benzer bir çok başka kelime de yer alıyor. İlk gördüğümde şaşırdım ama uzunca süre pek sallamadım, zaten internet dünyasında kimin ne yaptığını bilmek takip etmek mümkün değil. Sadece nasıl bir geri zekalı mantığın bir annenin cinsel yaşamını sorguladığını merak ediyordum.
Günlerden bir gün bu bloga bağlı olan mail kutuma bir mail düştü. Sonunda öyle bir geri zekalının nasıl biri olduğunu daha yakından görme fırsatına eriştim. Hayatımda tanıdığım geri zekalı gereksiz insanlar listesinde ilk sıralarda yer alan bu arkadaş bana bir mail atmış. Benim gibi bir bekar annenin cinsel arzularını nasıl giderdiğini merak ediyormuş. Sadece bu merakını dile getirmemiş ama yüzü fotoğraf makinesinin flaşından gizlenmiş ama pantalonsuz ve iç çamaşırlı bir profil fotoğraf ile ismi ve soyadının açıkça yazılı olduğu bir mail adresinden göndermiş bu mailini. Üstelik de bir de fotoğraf eklemiş.... bir çiçeğin üzerindeki bir kelebeleğin fotoğrafını. Lütfen alkışlayalım bu süper zekayı! Sanırım benim bu düşünceli, romantik hareketini taktir etmemi bekledi.... yoksa daha derin ve metaforik bir anlam mı bulmam gerekiyordu bu fotoğraftan! Peh!
Bu 13 yaş zekasına sahip arkadaşa sormak istiyorum... acaba bir kadının anne olduktan sonra farklı bir yaratık haline döndüğünü düşünerek mi merak etti bir annenin cinsel yaşamını yoksa sadece bekar olması yeterli mi: resmi olarak evli olmaması o kadının her tür sapkınlığı hak ettiğini mi düşündürdü kendisine.... nasıl olsa bekar, her hangi bir erkeğin soy adını taşımıyor diye mi ona bu şekilde ergenlere laik bir zeka ile yazmasına yol açan kuvvet! 
Valla hiç bir kadının ister anne olsun veya olmasın, bekar olsun veya olmasın böyle saçma sapan şeylerle uğraşmak zorunda kalmasına gerek kalmamalı ama ne yapalım... dünya sivilce beyinli, egosunu pipisinde yaşatan yaratıklara dolu olduğu müddetçe bu devam edecek, baş etmemiz lazım.
Bana mail atan arkadaşa ve blogumu; bırakın ağıza, akla bile getirilmeyecek sapkın düşünceler ile arayıp bulan herkese lanet gönderiyorum: cinsel bölgeleriniz kurusun, un ufak olsun, dağılsın rüzgarda inşallah! Bu gibi insanlardan dolayı insanlığın geleceğine karşı ümidimi kaybediyorum... evrimleşememiş bamya beyinliler!

5 Kasım 2013 Salı

Anneye Ceza mı Boşanmaya Ceza Mı?

Bugün ofiste göz ucu ile gördüğüm bir haberin Milliyet versiyonunu bulabildim sizler için bir tek. Haberin başlığı şu şekilde:
Aile Bakanı Fatma Şahin, Adalet Bakanlığı ile yürütülecek yeni projeyle, boşanma aşamasındaki 20 bin evliliği kurtarmayı hedeflediklerini anlattı. İntikam almak için boşandığı eşine çocuğu göstermeyen anneye ceza geleceğini söyleyen Bakan Şahin, “Kanuna göre bu çocuklar beyaz eşya gibi bunu değiştireceğiz” dedi.
Devletin aile birliğinin korunmasına yönelik yaptığı çalışmalar elbetteki taktir edilebilir fakat benim bu konuda ciddi korkularım var. Şöyle ki;
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin boşanmaları azaltmak için Adalet Bakanlığı ile ortak yeni bir proje başlattıklarını belirterek, “Aile Mahkemesi hâkimi ile bizim sosyal hizmet uzmanımız paralel çalışacak. Mahkeme, bizim vereceğimiz raporlara ve desteklere paralel karar verecek. Biz mahkemenin elini güçlendireceğiz. Bu sistem hayata geçince yılda 20 bin evliliği kurtarmış olacağız” dedi.   
1. Hangi mahkemeler acaba? Tecavüze uğrayan kız çocukları ve kadınların zanlılarını serbest bırakan mahkemeler mi karar verecek? 
2. Yıllık satış bütçe hedefi gibi belli bir sayıdaki evliliği kurtarmayı hedef almış "uzmanlar" tarafından hazırlanan raporlar mı karar verecek? Bu sene 20 bin evliliği kurtarın, seneye hedefiniz ne olacak? Hedefiniz neden belli bir sayıdaki evliliği kurtarmak da mutlu aile ortamı yaratacak ortamı sağlayacak çalışmalara vesile olmak değil?
Yılda 100-120 bin arası boşanmavar. Her yılda 600 bin civarı evlenme var. Beraber çalıştığım Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki mevkidaşlarımın bize şunu söylüyor: ‘Biz hep bireyi güçlendirdik, öne çıkardık. Aile temelli politikaları yok saydık. Ama şu anda görüyoruz ki yaptığımız çalışma bizi çok zorladı. Aile kurumumuz çok hızlı bir şekilde çöktü. Şu anda bir engelli, yaşlı, çocuk politikasında aile temelli yapamadığımız her çalışmayı başaramıyoruz.’  
Neden AB ülkelerini dinliyoruz? Kendi aklımız yok mu? Kendi kültürümüz yok mu? AB de el öpülmüyor diye biz de büyüklerimizin elini öpmeyelim o zaman. Sanki aile bağları bizim genlerimizde mevcutmuş gibi geldi ama belki ben fazla optimistim hı?
Peki, bireyi eğitseniz, refahını sağlasanız sanki aile daha güçlü olmaz mı (not: ben ekonomik kriz döneminde işleri kötü gittiği için evde terrör estirip annemi ve bizleri döven bir babanın kızıyım. Ekonomik sıkıntıların "aile" birliği üzerindeki etkisini anlatmayacağım uzun uzun, bildiğimiz şeyler bunlar: ekonomi, psikoloji, sosyoloji vs hep duyduğumuz şeyler)
Evliliklerin yüzde 39’u ilk 5 yılda boşanmaya dönüşüyor. Araştırmalardan çıkan sonuçlara göre hazırlanan raporda, benim için hayret verici bir sonuç çıktı, inanamadım. Hatta ilgili birime talimat verip yeniden teyit ettirdim. Boşananların yüzde 17’si yeniden eski eşiyle evleniyor. Bu çok çok yüksek bir rakam. Bunun nedeni ne diye sorduğumuz zaman hızlı bir şekilde yuva dağılıyor. Küçük şehirlerde, daha çok komşuluğun güçlü olduğu yerlerde ailede sorun yaşanınca aile büyüğü  muhtar, imam devreye girerdi. Arabuluculuk yaparlardı. Şimdi büyük şehirlerde göçten dolayı yaşamdaki zorluktan kaynaklı böyle bir mekanizma kalmadı. Şimdi böyle bir sorun var. Araştırmada sormuşuz kimden destek alırsınız, yüzde 66 kimseden destek almam, diyor. Almak ister misiniz diye sorunca ‘çok ciddi ihtiyacım var’ diyor.
Aile büyüklerine "kocam dövüyor" diye şikayete bulunan kadına "kocan o döver de sever de" diyen nice insan tanıyorum. Evlendikten sonra kocasının şiddetine rağmen dönecek yeri olmayan, kaçışı olmayan insanlar tanıdım. Boşandıktan sonra eski kocanın korkusu ile aynı adamla evlenen kadınlar da var. Destek lazım evet, ama nasıl destek neye destek lütfen açıklar mısınız? Depresyon'a giren kadına anti depresan mı vereceksiniz? Evde karısına yardımcı olmayan kocaya "bulaşıkları arada sen yıka" mı diyeceksiniz? Devamlı söylenen, hiç bir şeyden mutlu olmayıp kocasını da mutsuz eden kadına "daha ne istiyorsun" deyip yollayacak mısınız? 
Boşanmak için mahkemeye başvurularda aile mahkemelerinde bir bekleme zamanı var. Bu süreçte, sosyal destek uzmanlarımızla bu aileye destek olabilir miyiz diye düşündük. Beş ilde pilot bir çalışma yaptık. Baktık ki boşanmak için gelen 450 çiftin 75’i verdiğimiz destekten sonra evliliğe devam kararı aldı.
İyi süper ne güzel. Umarım daha da artar bu sayı. Nasıl oldu bu? Ne gibi çalışmalar yapıldı? Kimlere yapıldı?
Boşanmış babaların durumu da önemli. Evlilik bitiyor. Fakat eşler, çocukların üzerinden birbirini cezalandırmaya çalışıyor. O çocuğun, süreçten en az zararla çıkması lazım. İki taraf birbirine olan hıncını çocuk üzerinden alıyor. İcra kanunu üzerinden çalışan bir sistem var. 1940’lı yıllardan kalmış bir kanun. Çocuk annede ama ayda bir baba görecek. Ama anne çocuğu babaya göstermiyor. Babanın görmesi için hem icra kanuna göre kolluk kuvvetiyle bu çocuğu almaya gidiyor. Polisle gelen babaya karşı çocuğun psikolojisini düşünün. İcra mantığı evdeki beyaz eşya mobilya gibi, çocuğu öyle görüyor. Adalet Bakanımızla görüştüm. Bunu icra kanunundan çıkarıyoruz. Anne göstermiyorsa anne suç işliyor. Annenin cezalandırılması gerekiyor. Bu sistem çalışmadığı için ücretli sisteme dönüşüyor. Çocuğun psikolojisi etkileniyor. Gelecek hafta yurtdışı taraması yapılacak. Göstermeyen anneye de bir yaptırım gelecek. Gidip babanın şikâyet etmesi gerekiyor, o da etmiyor. Etmeyince sistem çalışmıyor. Babanın şikâyetine gerek kalmadan bir yaptırım olacak. Baba da görmek için para ödemeyecek.
Bu kısım beni iyice karmakarışık etti... Evet. Çok haklı. Boşanmış babalarında da hakları önemli. Baba önemli. Bir çocuk babasını görme hakkına sahip. Hiç bir anne çocuğunu babasından uzak tutma hakkına sahip değildir. İki birey anlaşamıyor diye cezasını çocuk çekmek zorunda değil. Ne yazık ki böyle örnekler var çevremde. Boşandıktan sonra yeni bir kadınla görüşmeye başladığı için eski kocasına kızını göstermeyen bir anne biliyorum. Diğer bir yandan, çocuğunun fiziksel ve ruhsal sağlığı için babası ile görüşmesi istemeyen de bir çok kadın tanıyorum. Bu ayırdımı kim nasıl yapacak? 
Çocuğuna değer veren bir baba ASLA çocuğu ile görüşmek için polis müdahelesine gerek duymamalı ve elbette ki icra kanunun üzerinden süregelen bu saçma sapan sistem değişmeli ama aklıma yatmayan bir iki konu var:
1. Çocuğu göstermeyen anneye yaptırım gelecek: Maddi bir yaptırım mı? Hapis cezası mı? 
2. Baba ne zamandan beri çocuğunu görmek için para ödüyor? Eskiden var mıydı ki böyle bir sistem? Nafaka dan bahsediliyorsa, bu zaten apayrı bir konu değil mi?
Ekstrem bir örnek ile düşünürsek (ki çok da ekstrem değil hani, böyle çok çok örnek var):
Bu durumda diyelim ki kadının kocası psikopat, kadını her gün dövüyor, çocuğu da. Kadın boşandı ve çocuğunu korumak için babası ile görüştürmek istemiyor ama mahkeme aile birliği adına önce boşamıyor, müddet tanıyor ama sonra boşayınca da illaki göstereceksin diyor. Kadın gösterirse çocuk zarar görüyor çünkü baba dengesiz, göstermezse para cezası kesiliyor, ödeyemezse de hapse giriyor! E bu durumda boşanmamak, çocuklar için evli kalmak sanki daha mantıklı bir seçenek gibi gelmiyor mu sanki?
Buradaki niyetim:
1. Asla babaları kötülemek değil
2. Boşanmayı savunmak değil
3. Yapılan güzel işleri eleştirmek değil 
(ilgilenenler için: http://www.ailetoplum.gov.tr/tr)
Sadece anlamaya çalışıyorum ama ne kadar evirsem çevirsem de mevcut politik çalkalanmaların ışığında "anneye ceza" aile birliğini, çocukların iyiliğini gözeten gerçekçi bir sistemmiş gibi gelmedi. Daha çok çocuklarını kullanarak kadınlar üzerinde (evliliğe yönelik) baskı kurmakmış gibi geldi. Halbuki, her ne kadar hukukçu olmasam da, bu durumu çözümü çok daha basit olabilirdi: Ortak Velayet! Hmm... bunu tek düşünen ben değilim sanırım! Bilemiyorum!
Ha bu arada bence okumalısınız:
***

1 Kasım 2013 Cuma

1. Bekar Anneler Destek Grubu Buluşması

Bekar anneler destek grubu buluşması için 17 Kasım 2013 Pazar gününü belirledim. Gelmek isteyen var mı?

Peki Ya Büyük Anne ve Büyük Babalar...

İngilizlerin bir sözü vardır: bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir derler. Yalan da değil. Sizin delirdiğiniz anlarda anne-babanız girer araya; çocuğunuzu elinizden alır, oyalar, sever, şımartır. Sizi sevdiğinden çok çocuğunuzu sevdiğinizi düşünürsünüz, e doğrudur da bu tabii. Ama gerçek bir anne ve baba gibi gerçek bir büyük anne ve baba torunlarını sadece oyuncak oynarmış gibi sevmez. İçten, gerçekten sever. Her an sever, sadece ona uygun gelen, programına uygun olan anlarda değil. 
İlgilenir torunuyla. Kendi canları istediğinde değil, çocuk istediğinde gezdirir. Çocuğun sevdiği yemekleri; sizin zar zor oturttuğunuz sofra düzeni bozulması pahasına bile çocuğa elleri ile yedirir, dayanamaz çünkü aç kalmasına. Çocuğa kıyafet alır, boy boy... bu sene, seneye hatta ve hatta üniversite mezuniyetine giyecek bir şeyleri olsun diye. Oyuncak da alır, kitap ta. Hepsinden önemlisi öğretir, sabırla bildiklerini öğretir. Siz çocuğa bir şey öğretirken de sabırla oturur dinler, sizin otoriterinizi bozmamak için susar çünkü torununu çok sevse de, asıl ihtiyacının siz olduğunu bilir. 
Torun büyüdüğü zaman iyi bir insan olsun diye engin bilgileri ile donatır onu. Gelir, kalkar şehirler ötesinden her fırsatta görmeye gelir. Giderken elinize para sıkıştırıverir, torunun bir ihtiyacı varsa karşılansın diye. Evini açar. Siz küçükken elletmediği bibloları torunun önüne oyuncak diye atar. 
Gerçek bir büyük anne ve büyük baba gerçek bir dağdır sizi ve çocuğunuzu sert rüzgarlardan koruyan. Bizde 4 te 1... gene buna da şükür. Allah razı olsun!

Hani Olur Ya...

Hani olur ya filmlerde...
Saçları beyazlaşmış, yüzleri kırışmış bir kadın ve erkek.
Kalabalık bir ortamda göz göze gelir, birbirlerine ezbere bildikleri o tanıdık bakışı atarlar.
Sonra da cümlelerinde hem kibarlık hemde iğneleyici sözler olan bir konuşmaya girerler.
Birbirlerini tepeden tırnağa keserler... sonra tam kavgaya tutuşacakken uzaktan tanıdıkları üçüncü bir yüz görürler.
Kendi ifadeleri yumuşar, ister istemez gülümserler.
Toparlanır insanlar, oturur sıra sıra.
Çocuklar tek tek sahneye çıkar, diplomalarını alır.
Sıra bu kadın ve erkeğin çocuklarına, sevgili evlatlarına gelir.
Anne gözü yaşlı gururla diplomasını hava da sallayan oğlunu sahnede izlerken, erkek kadına döner ve "Hakkını vermeliyim, harika bir iş çıkardın, oğlumuza çok iyi baktın" der ya....
işte benim başıma bu gelirse, oracıkta dağıtırım o sözleri sarf eden suratı valla!