19 Ağustos 2013 Pazartesi

Her Şey Düzelecek

Hata ettiğini kabul etmek öğrenmeye ve yeni deneyimlere açılan kapıdır. Hata ettiğini kabul etmek, hata etmemeye giden yoldur.
"Hata ettim" diyebildiğiniz anda dünya değişmeye başlar.
İnsansınız, hata edebilirsiniz. Olmayacak kişiye aşık olup, yaşamak istemediğiniz yaşamlar seçebilirsiniz. Olsun.
Çocuklarınıza kızıp, mutsuzluğunuzun içinde boğulup onların ihtiyaçlarını görememiş olabilirsiniz. Olabilir.
Önemli olan hata ettiğini kabullenmek. Tek taraflı olmadığını anlamak. "Evet! Bu insan böyle ama ben de hata ettim" diyebilmek.
Kibirlilik niye, "elalem ne der" korkusu niye. 
"Hata ettim" demek zor değil aslında.
Ben ettim. Hata ettim valla!
E bende insanım, sen de. Hiç birimiz mükemmel değiliz.
Öyleyse...
Hata ettik, haydi düzeltelim... çok geç olmadan.

18 Ağustos 2013 Pazar

Tek Başınalık

Oğlumu uzun zamandır göremiyorum. Bu yazı bir hayli çok bekar, az çok anne olarak geçirdim. Taşınma ve işe alışma telaşına bir de ciddi anlamda özlem, patetik duygusallık ve “neden beni aramıyor”lar karıştı. Normal şartlarda devamlı tek başına bir çocuğun her ihtiyacına cevap vermeye çalışan bir anne için, hoş karşılanacak bir tek başınalık olduğunu sanabilirsiniz ama insan benim kadar duygusal, takıntılı ve, evet kabul ediyorum, manyak olunca tüm günü çocuğunu düşünerek geçerin bir obsesif ile karşı karşıya kalıyorsunuz. “Yemeğini yedin mi”, “meyve yiyor musun” “acaba dişlerini fırçalayıp, tırnaklarını kesiyor mu”, “Yeterince eğleniyor mu”, “sıkıldı mı”, “çok bilgisayar oynuyordur, hiç de kitap okumuyordur kesin kesin geri zekalı olacak, kesin çarpmayı da unuttu” ve en korkunucu “kesin beni unutacak, orada yaşamayı isteyecektir asla benim yanıma dönmeyi istemeyecektir çünkü ben çok sıkıcıyımmmm” gibi sonsuza kadar uzanan bir paranoyak düşünce listesi oluşuyor zihinde. Evet, tahmin ettiniz. Oğlum babasında. Bu çok güzel bir şey, eğer baba ile vakit geçiriyor olsaydı, eğer uyuyamıyorum diye gecenin bir yarısı beni aramak zorunda kalmıyor olsaydı, evet çok güzel olabilirdi bu hepimiz için fakat ne yalan söyleyeyim babasının kız arkadaşı ile gece partileri fotoğraflarını görünce şu anda oğlumun orada olma amacını anlayamıyorum; madem her bir anları bir arada geçmeyecekse bari beni oğlumdan mahrum bırakmasın değil mi? Ama bir inattır gidiyor.
En son eski kocanın “ben zaten kış boyu göremeyeceğim, okul açılıncaya kadar bende kalsın” diye yaptığı yarım yamalak duygu sömürüsünden sonra avukat buldum konuştum. Burayı okuyan bir çok kadının benden zeki olmasını, boşanma süreçlerini benden daha akıllıca yönetmelerini umarak her ihtimale karşı avukattan öğrendiklerimi burada paylaşmayı borç biliyorum: velayeti bende olduğu için şehir değiştirdiğim için benden velayeti almasına pek imkan yok. Anlaşma da yazan haftasonları görüşme kriteri için kendi gelmek zorunda ve eğer istersem eğitim masrafları artacağı için almadığım nafaka için ileride nafaka davasını açabilme hakkım var! Açar mıyım… sanmıyorum, kavgada kaçmama sebep olan pasifist kişiliğim bazen davranışlarımın korkaklık olarak algılanmasına sebep olabiliyor ama bence bir sorun yokken ortalığı bulandırmaya gerek yok. Evet hayat artık daha zor, ekonomik olarak daha çok zorlanıyorum ama para için o adam ile yüzgöz olamayacağım!
Kısacası… oğlumu özledim. Bir an önce gelip şehri beraber keşfetmek için can atıyorum. Ayrıca her dışarı çıktığımda çiftler, evli insanlar, evlenmeyi düşünenler, anneler, “anneeee” diye ağlayan çocuklar görüp kalbimin iplerinin istemediğim güçler tarafından çekilmesine, hormonlarımın coşmasından hoşlanmıyorum bu yüzden haftaya gidip oğlumu alıp getirmeye çalışacağım.
Avukatın verdiği bir tavsiye ile daha bu yazımı bitirmek istiyorum: “Eski eşiniz ile mümkün olduğu kadar telefon diyaloglarından uzak durum ve sms veya e-posta ile iletişim kurun. Yazarken de ne yazdığınıza dikkat edin” dedi. Yazının kuvveti işte, içimde patlayan öfkeyi yansıtmadan çok daha rahat iletişim kurabildiğimi gördüm ama işin sırrı: önce içinizden gerçekten geçenleri yazın sonra silin, yoksa görüşme ayarlanması ile ilgili mailiniz şuna benzeyebilir:
OğluMU almak istediğini ve görmek istediğini anlamıyorum. Nasılsa biz orada yaşarken bu kadar ilgili  ve alakalı davranmıyordun. Daha önce aynı mahalledeki evimizden gelip almıyorken şimdi bir inat uğurun onu gidip başka bir şehirdeki arkadaşının evinden almak istemeni anlayamıyorum. Oğlum sana gelmeyi istemiyor ve aslında bakarsan seninle gideceği o hafta sonu biz beraber plan yapmıştık ama sen sadece kendini düşündüğün için bunu anlayış ile karşılamanı beklemiyorum!!! Dünya senin etrafında dönüyor zaten ve sen de babalığı sadece sana ve senin programına uygun olduğu sürece sürdürmek istediğin için, bu tavrın beni şaşırtmıyor. Sadece kavga çıkmasın diye susuyorum ama bunu da senin için değil oğlUM için yapıyorum!!! Yoksa düzensiz yaşam biçimin, kadınlara karşı aşağılayıcı tavrın, sadece kendi maddi ve manevi ihtiyaçlarını düşünmen ve evet bu yaşına gelmiş olup da kendine ait bir evinin olmamsı hiç hoşuma gitmiyor. Ayrıca çok daha fazla kelleşmişsin ve bu yaşında 25lik delikanlılar gibi giyinmeye çalışman çok komik ve bazen sen neyine aşık olduğunu hatırlamıyorum bile çünkü komik görünüyorsun!
Bunun yerine:
Pazartesi alabilirsin, eşyalarını kontrol et bir şeyini unutmasın
yazarsınız!
Çünkü ne de olsa barış iyidir.

Bunlara birlikte geçmiş bayramınız kutlu olsun…