20 Temmuz 2013 Cumartesi

Din Eğitimi Çalışmamız

Bir çocuk büyütürken, her anne-baba çocuğun eğitimini bütünüyle ele alır. Buna terbiye, temiz ahlak, matematik, düzgün konuşma ve elbetteki inanıyorsanız din de dahildir. 
Oğlum geçen sene okulda din dersleri almaya başladı, malumatınız dır artık zorunlu bir eğitim oldu bu. Açıkçası ben biraz tedirgindim çünkü babası kendi seçimi ile ateist olduğunu söylemişti bana son zamanlarda (evlendiğimizde Allah'a inancı vardı) ve ben oğlumun tanrıya inanmayacağından korkmaya başlamıştım. Hoş, inanmıyorsa da inanmıyordur... zorla inandıramazsınız ki. Sadece tohumlarını yerleştirebilirsiniz inancın, içinde hangisini nasıl besleyeceği ona kalmıştır. Ayrıca okulda belki ona duaları ezberlemenin zor ve sıkıcı geleceğini düşünüyordum. Fakat din dersindeki hocanın komik olması ve sanırım benim ilk başta baskı yapmamamdan dolay, oğlum çok kolay alıştı ve duaları öğrenmeye başladı! Duaları marş halinde, tüm evin içinde uygun adım dolana dolana öğrendi, önderliğimde. 
Zamanı gelmiştir, bir de namaz kılmayı öğrensin dedim! E malum, bizde bu işi yapacak ne baba var ne de dede, ne de dayı veya amca. Tuttum okulun yolunu, hocada rica ettim; ""Hocam sizi seviyor, zorlamadan, korkutmadan, ürkütmeden öğretseniz namazı" dedim. Kabul etti fakat ona gerek kalmadan annem sıyırdı kollarını, işi ele aldı.
Bir akşam annem oğluma namaz kılmayı öğretirken bende elimdeki kitaptan onları takip ediyordum. Bazı duruşların kadın-erkek için farklı olduğunu biliyordum ya... bir ara anneme uzattım kitabı, ikimiz seccade üzerinde çok eğlenen oğluma baktık ve bir ağızdan "dur dur, öyle olmaz....kaldır biraz kıçını, burada öyle göstermiş senin böyle bizim de böyle eğilmemiz gerekiyormuş" diye bağırdık! Biz kendi bildiğimizi öğretiyorduk çocuğa haliyle. Çok önemi var mı kızlar gibi kılması veya erkekler gibi kılması arasında, yeter ki isteyerek öğrensin ama o andan biraz fazla kaptırmıştık kendimizi. Halimiz çok komikti, çocuk döndü bize gülmeden edemedi sonra dank diye kafasını yere çarptı. Annemle birbirimize baktık, gülmeye başladık... iki koca kadın bir çocuğun başında elimizde kitap; her şey tamam da bir ellerini nereye koyması gerektiği, kalçasının eğimi kaldı!!!
Hemen öğrendi. Sorun da etmiyor namaz kılmayı, alıyor seccadeyi geçiyor annemin yanına. Camiye gittiğinde de soruyor "imamın yerinde kılsam olur mu" diye, sonra da eğleniyor kendi kendine "imamın yerinde kıldım heh heh" diye. Oynuyor bütün gün vakti geldi mi kendi kendine duasını edip uyuyor, ben hatırlatmıyorum bile. Bir tek babadan veya hayatındaki bir başka erkekten öğrenebilir dediğim bir şeyi de rahatlıkla öğretmiş olmanın huzurunu yaşıyorum. Bazı bir erkek arkadaşım ile camiye gidiyor, bayramda yeni giysileri de alınıyor, duasını da ediyor... Onun için haftalık bateri dersi, günlük çizgi filmi, sayfalara çizdiği karikatürleri gibi tatlı bir ritüel halini aldı! Sıkıntısında duaya, sevincinde şükre dönmesi beni de mutlu ediyor. Bakalım büyünce değişir mi!
Denk gelirse de yeni ilgisi olan davul çalmak konusundaki gayreti için ödül olarak Iron Maiden konserine götüreceğim. Bir akşam da iftar evveli Sultanahmet'e... İstanbul da olmak işte böyle bir sihir.

19 Temmuz 2013 Cuma

Bekar Annelik ve Olmayan Baba

Efendim; malumatınız dır ki oğlumun babası ile iyi bir ilişkisi olsun diye babası siz diyin bir melek ben diyeyim bir huri olarak gösterdim... sayılır, kötü günlerimde ona karşı duyduğum öfkeyi pek saklamadım ne yalan söyleyeyim!
Neyse; bu ilişkileri koruma çabası projem çerçevesinde, oğlumun kendisi ile görüşmesini bizzat sağlayacağımı söyledim ben eski kocaya. Fakat ne bileyim efendim, ser de var bir salaklık ya, yaptığımın iyi bir şey olduğunu düşünmüştüm ta ki eski koca psikopata bağlayıp saçma bir nedenden dolayı sinirlenip insanlara zarar verebileceğine dair tehditler savuruncaya kadar. Ben de artık karışmamaya karar verdim. Hayır... o kadar çaba gösterdim üstelik oğlumuz üzülmesin yıpranmasın, babasına saygı göstersin diye! Sonuç... bağırıp çağıran ve beni hala kölesi gibi gören bir adam! Yoruldum artık! "İstiyorsan gel kendin al" dedim çocuğu yanında istediğini söylediğimde. Valla 3 gün oldu bu konuda ve hiç bir konuda kendisinden tekrardan ses çıkmadı sadece evin satışı konusu ile alakalı olarak beni bugün arayıncaya kadar. 
Şu anda yine şehir dışında bir tanıdığımızın yanında olan oğluma "babanı aradın mı" diye sorduğumda "hayır aramadım, benimle konuşmayı çok istiyorsa kendi arar" cevabı verdi.
Çıkarılacak ders: Siz çocuklarınızı ne kadar korumaya çalışırsanız çalışın, onlar da büyüyor ve olgunlaşarak kendilerine has kişilikleri oluşuyor, siz sakladığınızı düşünseniz de bazı gerçekleri görüyor ve duyuyor. Şanslıysanız ve işinizi doğru yaptıysanız; çocuğunuz dürüst, iyi kalpli, çalışkan ve sağlıklı olacaktır ve her şeyden önemlisi kendisine ait fikirleri hep olacaktır ama doğru olanı savunacaklar!
Ben bugün itibariyle babasını korumayı bırakıyorum. Çok değerli birinin bana söylediği gibi: "bırak çocuk vicdan hak etmeyen insanlara karşı vicdan geliştirmesin, bunun ağırlığını yaşamasın." Doğrudur. Kendi babası olduğu için çok acı bir gerçek ama doğrusu da bu! Saldım gitti. Kendileri ne halleri varsa görsünler! 

Bekar Anne Hatırlatmasıdır

Kocanızın psikopat olduğunu nasıl anlarsınız:-


  • Çok çabuk ilanı aşk etmiştir. 1. buluşmada muhallebicide profiteröl kaşıklarken, 3. buluşmadan "hadi evlenelim" der. Siz de az salak değilsinizdir... sevgiye mi açsın bacım, git kedi sev, köpek sev, sevap olur... ama yooook akılsızlık ya, bu tip bir aceleciliği romantik bulursunuz! Peh! Gençlik işte!
  • Evleninceye kadar iyi hoş, evlendiğinizin 2. gününde homurdanmaya, 3. günde sinirlenmeye, 5. gününde sizi görmemezlikten gelmeye başlamıştır. Ciddi manyaklıktır bu. Hani o muhallebicide limonata içen muhlis adam, nereden bu salon ayısı!!! 1. aşamaya geçersiniz: günlük streslere bağladığınız hafif hayal kırıklığı! Yazık sevgili kocanız için hayat çok zordur. Belki de siz pilavı annesi gibi yapamıyorsunuzdur! Tüh!
  • Evleninceye kadar sizinle asla kavga etmemiştir. Ne derseniz, onaylamış hatta  (nihai test olan) annesine karşı bile sizi savunmuştur. Ama evlendiniz mi! Biter o diplomatik ortam, soğuk savaş hali kaplar ortalığı! 
  • Hayalcidir. Çok hayalci. O hep istediğiniz pembe panjurlu ev, 3 çocuğunuzun oynayacağı bahçeli geniş ev, onun muhteşem kariyeri, sizi kariyerinizde yükselmesine imkan tanıyacak sonsuz desteği, ve tertemiz bir evlilik hayali kurar. Gençsiniz. İnanacaksınız, inanmayacaksınız da ne yapacaksınız. Sonra gün gelir, gerçek yaşam sizin yanaklarınızı önce tatlı tatlı okşar, sonra çocuktu, faturaydı derken yaşamın o acı yumruklarını midenizde hissetmeye başlarsınız. O ise tüm olanlarda katiyen etkilenmez. Onun dünyasında her şey normaldir: çocuğun sütü, su parası, kira, onun için çözülmesi gereken sorunlar değil bir depresyona, sinir harbi daha yaşamasına sadece birer araçtır, çünkü o tüm insanlıktan daha yüce görür kendini... neden bu tip günlük, ufak tefek meseleler ile meşgul edilsin ki! Bu noktada 2. aşamaya girersiniz: İnanmayı istememe, "geçer, düzelir" diye kendini kandırma aşaması!
  • İşe girer sevinirsiniz ama bu sevinciniz kısa sürer. İş yeri ile anlaşamamıştır. En güzeli kendi işini yapmasıdır ama kredi notu (yer altı tanrısı) hadesin kapılarına dayanacak kadar düşüktür. Eee... siz çalışıyorsunuzdur (çalışmayacaksınız da ne yapacaksınız), krediyi çekmek de sizin ellerinizden öper! Kredi boçları kredi ile kapanır, borç içinde borç...bir de utanmadan "neden faiz günah olsun ki" der!
  • Evi toplamaz. Toplamamayı geçin, dağıtır. Yardım da etmez. Etmediği gibi birde evin düzenini sevmez. O koltuğu duvarın dibinde değil kapının ağızına yerleştirmeyi tercih eder. Sizin için en zoru neyse o! 
  • Ama tüm bunlar kendi suçu değildir. Dünya ona hep haksızlık etmiştir hatta öz evladı bile. Çocuğu ile iletişim kurmaz, oynamaz, kucaklamaz, sevmez; çocuk da bunu dinlemeyince sinirlenir, saygı bekler. Bazen çocuğu döver bile. Hatta her sinirlendiğinde döver.
  • Sizi de döver. Elleri, ayakları ile olmasa da sözleri ile döver. Siz kendinizi dünyanın en kötü, sefil, yetersiz eşi gibi görmeye başlarsınız. Artık 3. aşamaya geçmişsinizdir: Bu adama inanıp kendinizi hor görme ve depresyona sokma aşaması!
  • Sizin evlendiğiniz efendi ve muhlis adam sizi aldatmıştır. Aldatması bir kenara artık paranoyaklaşır ve her hareketinizi takip eder hale gelir. Kendi yaptı ya, kendi yapan kendi gibi görür (sanırım ilk okulda öyle der ya çocuklar "kendi diyen kendi diiirrrr" - zaten bu zatı-muhteremin zekası da anca o kadardır) hesabı, sizin de onu aldattığını düşünür.
  • Artık yaşantınız saçma sapan bir karmaşa halini almıştır. Aileniz ile görüşemezsiniz, arkadaşlarınızla da. Ne diyeceksiniz ki onlara! Anlarlar mutsuzluğunuzu, nasıl açıklayacaksınız. Zaten işten, çocuktan, ev işinden vakit mi kalıyor! Yalnızlığın dibine doğru çekiliyorsunuzdur. Ağlarsınız sık sık! Çocuğunuzdan gizlemeye çalışırsınız, o sizi öyle yakaladığında sırıtıp hiç bir şey yokmuş gibi davranırsınız. Yalan ablacığım. O çocuk çok iyi anlıyor olan biteni!
  • Yalnızlığınız onun işine gelir. Size akıl verecek kimse olmadığı sürece aynı kara cehaletin içinde yaşar gidersiniz. Dışarı çıkmayınca da mutlu ilişki, aile ve çocuk görmezsiniz ve durumunuzu sorgulamazsınız. Köleliğe devam!
  • Şiddet, alakasızlık, homurdanma, bağırışma ve o meşhur günlerdir birbirinizle konuşmadığınız soğuk savaşlı günler gelmiştir yuvanıza. Siz üzgün, çocuğunuz mutsuzdur.
  • Bu nokta artık ciddi anlamda kaçmanız gereken noktadır. Bazı evlilikler de gerçekten de bazı şeyler düzeltilebilir ama bir psikopat ile evlilikte düzelecek olan bir şey yoktur.



Sevgili Kardeşlerim, bu konuda bir iki kere daha yazdım çizdim. Ben de bunları yaşadım. Hatta ve hatta onun beni aldatmasının suçunun bende olduğuna inanacak kadar da gözlerim kör oldu, mutsuzluktan. Eğer buna benzer bir durumdaysanız; "ben çocuklarım için katlanıyorum" demeyin efendim! Düşünün... sizin çocuğunuz olsaydı bunları yaşayan ona ne tavsiye verirdiniz?
Not: Kendi deneyimim psikopat bir koca olduğu için erkeklere yönelik yazdım ama biliyorum ki aynı senaryo psikopat kadın ve sevgili için de geçerlidir.

2 Temmuz 2013 Salı

Sağlıklı Olma Yolunda Bekar Anne

Taşındığımdan bu yana yazmayı çok özledim. Anlatacak çok şey var. Bir bekar anne olarak birinci kural olan yardım almayı kabul etmeyi ve herşeyi kendi planıma göre değil, sırası ile yapmayı öğrendim. Dostlarımın yardımı ile evi kurdum, yerleştim. Bir iki ufak tefeği (perde, bana yatak, tüp) gibi eksiklikler haricinde bir eksiğim kalmadı şükürler olsun. İşime de alışıyorum. İnsanların, insanlara değer verdiği; "artık çalıştığın yeter, evine git" dediği bir yerde çalışacak kadar şanslı bir insanım, şükürler olsun. Geldiğimden beri İstanbul'a, her şeyi şaşkınlıkla karşılayıp, sevinçle şükür ediyorum. Boşandığım (aldatıldığım) dan bu yana ilk defa kendimi buldum burada. Tek eksiğim oğlumun hala annemin yanında olması, özlüyorum keratayı ama beyefendi beni pek özlemişe benzemiyor! Henüz dönesi yok eve. Bazen panikliyorum, sevmiyor burayı, asla dönmeyi istemeyecek diye ama artık endişelerimi kovalayıp "olursa o zaman düşünürüm" diyecek kadar sağlıklı bir ruh halindeyim.
Sağlıklı ruh hali dedim de, aklıma eski koca geldi. Malumatınız kendisi sağlıklı bir ruh halinde değildi zaten; iyice pörtledi geçenlerde!
Oğlum annemin yanında kaldığı süreç içerisinde yanına telefonunu almadığı için babası ile görüşmedi. Çok da istek beyan etmedi. Geçen hafta iş yerinde eski koca beni 2 kere ısrarla arayınca telefona baktım. Oğlum ile konuşmak istediğini söyledi, bende telefonu yanında olmadığı için, taşınmada kutulardan birinde kaldığı için bunun ancak dönüşünde mümkün olacağını söyledim. Bu durumu hiç de hoş olmayan bir tavırla karşıladığı gibi bana bağırıp çağırıp, kendisinin güvenini sarsmamam gerektiğini (!) söyledi bana. Dahası ailemin nasıl olur da, efendim, onu oğlu ile görüştürmediğini, delirip insanlara (aileme) zarar verebileceğini ilan etti. Bende elimden geldiğince sakin bir tonla, öyle bir şey olmadığını, paranoyalarını sakinleştirmesi gerektiğini açıkladım ama nafile!
Ertesi gün oğlum babasını aradı fakat anladığım kadarıyla baba telefonda pek ilgisiz davranmış, bir iki standart soru haricinde bir şey sormamış! Mesele yine eski kocanın kontrol edemediği ve kendi dünyasına uymayan şartlara karşı bencilce verdiği tepki idi.
Bu tartışma, ki uzun uzun detaylarını yazamayacak kadar üzücü benim için, beni bir hayli sarstı! Oğluma karşı duyduğum özlemi de pekiştirdi! Nedense yanımda değilken ne onun ne de kendimin güvende olduğunu hissetmiyorum! Belki eski bir alışkanlık, belki de böyle saçma tehditleri savuşturacak kadar güçlenemedim, belki de ben buyum, böyle bir insanım! Bilemiyorum.
Oğlumun babası ile görüşmesini asla engel olmayacağım, bu bir gerçek ama tehditkar konuşmaları beni kendisinden daha da çok soğutuyor! Baş edeceğiz... üçümüz için yeni bir hayat bu...buna da alışacağız!