20 Haziran 2013 Perşembe

Gidiyoruz derken Gittik Bile

24 Haziran benim evlendiğim gündü. Öğrencilik hayatımı, ailem ile yaşamamı geride bıraktığım ve büyüdüğüm gündü. 20 yaşında bir büyüdüm ben.
Bu sene 24 Haziran; yeni işime başlayacağım gün olacak. Bir kere daha büyüyeceğim. 
Bu yazıyı size Ankara'dan İstanbul'a giderken yazıyorum. Geçtiğimiz Pazartesi İstanbul'daki okul ile konuştum, adrese bağlı olan en uygun evi tuttum. Artık İstanbulluyum, aslen de fiziken de! Eşyaları eve yığıdıktan sonra oğlumu annemin yanına getirmiştim ki, işe başlamadan önce o sıkılmadan rahat rahat evi hazırlayayım, işimi öğreneyim. Şükürler olsun herşey yolunda gitti. Eski koca oğlumu yaz boyu yanına almak istiyor ama oğlumun bir sürü planı var, hem ben o kadar uzun süre onların yanında kalsın istemiyorum. Bunun ve evin satışı konusunda ısrarı dışında bir itirazı olmadı gitmemize. Buna da şükür.
Yazamıyorum blog'a da, yorumlara da. Memleket zaten karmakarışık; bana İstanbul'a böyle bir zamanda taşınmanın dahası Beşiktaş da ev bakmamın delilik olduğu söylendi sıkça. Haberleri bile takip edemedim. Eşyaları gönderince TV'siz, net'siz kaldım ama karışık yada değil, İstanbul'da uzun zamandan beri ilk defa evimde gibi hissettim. Eski evimizi, dostlarımızı, Nen'i ve iş yerindeki arkadaşlarımı bırakmam zor oldu çok ama gelikten sonra çabuk adapte olduk sanki. Oğlum her ne kadar İstanbul'a taşınma fikrinden önceleri nefret etse de, geldikten sonra pek ses çıkarmadı. Evi ve okulu sevdi gibi. Şehrimiz büyüdü ama yaşamımız biraz daraldı. Kiraların pahalılığından dolayı 1+1 bir eve çıktık ve şimdi de adım adım ergenliğe ilerleyen bir erkek çocuk ile 33 yaşındaki bir kadının birbirlerinin ayağına basmadan nasıl rahat bir yaşam kuracağı düşüncesi içindeyiz. Ne oğlum benim salonda yatmama razı ne de ben onunla oda paylaşmaya razıyım! Valla o güvende olsun, iyi okullarda okusun da ben yerde yatmaya bile razıyım.
24 Haziran da yeni bir hayata başlamıştım, 24 Haziranda yeniden yeni bir hayata başlayacağım. Çok heyecanlıyım! Daha sık yazacağım günleri iple çekiyorum.


11 Haziran 2013 Salı

Gözün Gördükleri

Babam bizi hep döverdi sonra da "ben dövmedim ki" derdi. 
Annemi döverdi, "beni bu hale sen getirdin" derdi.
Eski kocam da çalışmazdı ben "çok çalıştım, yoruldum" derdi.
Bütün gece bilgisayar oynardı, "ben oynamam ki" derdi.
Günde 2 paket sigara içerdi, "ne masrafım var ki" derdi.
Eski patronum bağırır, çağırır "ben sinirli biri değilim, aslında çok neşeliyim" derdi.
Telefonu, elindeki malzemeyi sinirle fırlatırdı yerlere, ama " ben ne yapayım, strese sokuyorlar beni" derdi.
Alıştım ya. İnsanların yapıp yapıp, yapmadık demelerine alıştım!
Duyduklarıma değil; gördüklerime ve yaşadıklarıma güvenmeyi öğrendim artık!
Zorbalığın, şiddetin ve haksızlığın hesabının bu dünyada olmasa da, öbür dünyada sorulacağını da bilirim.

2 Haziran 2013 Pazar

Direnişteki Evlatlar

İnsan anne olunca daha yoğun bir vicdan geliştirir. Sonsuz, çözümü olmayan bir endişe kaplar yüreğini. Bir bebek ağladı mı, kendi bebeği bile olmasa döner bakar. Emziriyorsa kendisininki olmasa bile, bir bebek ağladığında memesinden süt akar. Anne ayırt etmez kendi yavrusunu bir başkasından. İçinde sonsuz bir sevgi kaynağı yerleşmiştir. İnsan anne olunca, her insanın gözüne baktığında kendi evladı gelir aklına. Tanıdığı tanımadığı  her birey birilerinin zorluklarla büyüttüğü, evrenin tüm varlığı kadar çok sevdiği biricik çocuğudur.
Anneler bilir yavrusunun en basit ateşli gecelerinde başucunda durmasını sağlayacak kuvvetin ne kadar güçlü ve karşı konulmaz olduğunu. Anneler bilir mutsuz evladının acısını, çaresiz hisseder kendini. Annelerin dudağında evladı için her an bir dua, dilek ve temenni vardır. Sessizce ümit eder dünyanın en güzelini anneler çocukları için. Dünyanın kötülüklerinden korur çocuğunu. Yeri gelir yaşı kaç olursa olsun çocuğuna kızan, el kaldıran kocası ile bile kavga eder "dur çocuk o daha, yapma" der yol arkadaşına, sevgilisine, eşine!
Birisine kötülük yapıldığını görse korkar anneler, "Allah hepimizin evladını korusun, acısını göstermesin" der.
Susmaz anne. Dilinden söylemese bile yüreğinden söyler çocuğu için en iyi bildiklerini!
Öyle bir güçtür ki annelik... dünyayı kaldırır, dünyaya göğüs gerer.
Ülkemizde bir çok annenin can evlatları sokaklarda, direnişte. Nice annenin ilk göz ağrısı, canı, ciğeri, sevgili oğlu-kızı yollarda günlerdir. Büyük küçük demeden can çekişiyor evlatlar. Peki cumhurbaşkanı ve başbakanın eşleri nerede? Haydi babalar susuyor da anneler nasıl susar bu vicdansızlığa! Unuttular mı kendi bedenlerden doğan çocuklarını, göğüslerinden besledikleri bebeklerini? Unutmasınlar. Dışarıdaki yüzlerce insanın da birilerinin çocukları, canları, evlatları olduğunu hatırlasınlar! Bir şey yapın Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan... annesiniz siz! Belki siz bizi anlarsınız! 

1 Haziran 2013 Cumartesi

Oğlum'a Mektup 3 - Bizim Evimiz de Taksim

Oğlum,

Bu konularda bugüne kadar pek konuşmadık seninle: politika, hak ve özgürlükler. Küçüktün. Sonra 2 hafta önce ilgini çekmeye başlamış, bana kraliyet, faşizm, demokrasi, diktatörlük ne diye sormaya başladın. Hatırlıyor musun. Nen teyzenin yeni evindeydik, biz bir yandan mobilya planları yapıyorduk diğer yandan sorularını cevaplamaya çalıyorduk. Sen sordukça Nen teyzenle göz göze gelip "haydi bakalım, bunu nasıl anlatacağız" diye sessizce soruyorduk birbirimize. Meğer o yeni evin içindeki o sorgulamalar dün olan olayların öngörüsünden başka bir şey değilmiş, bilirsin beni işaretlere inanırım. Yeni ev, yeni bir yurt!

Dün sabah ofise gelir gelmez haberleri açtım. 3 gündür yoldaydım. İzmir’deki toplantılardan sonra çiftçilere verdiğimiz müzikli yemeğin sonunda 250 kişi bir yerde, ertesi gün 160 kişi diğer bir yerde tek ağız 10. Yıl Marşını söylemişti. Bu da bir işaretmiş. 

İstanbul'a gittiğimizde F teyzenle yoga yaptığımız bir park vardı ya; orada olaylar çıktı dün. Akşam buluştuğumuzda tek tek anlattım sana neler olup bittiğini, bu arada baban aradı ona da anlattım. Haberi yokmuş olanlardan.

Oğlum, hayat sadece kendi dünyamızdan ibaret değil. Yaşamda ağaçlar, kuşlar, hayvanlar, insanlar, inançlar, özgürlükler olduğu kadar haksızlıklar, suçlular ve kötülükler de var. Sen sen ol, kafanı kaldır etrafına bak. Sesini çıkar. Dinimiz bize haksızlığa karşı susmanın günah olduğunu öğretmedi mi, susma sen de. 

Bugün yaşadığımız ülke büyük bir değişim geçirdi. Polisin halkı ezmesi, üzmesi, dövmesi, yaralamasından üzgün düşen yüreğimdendir; gergindim. Kızgındım biraz ters davrandım sana; kusura bakma. Pişman oldun sonra. Seni yatırırken dün gece; nasıl bir güne gözlerini kapattığını ertesi gün nasıl bir sabaha gözlerini açacağını düşündüm.

Tarihe tanıklık ettin oğlum. Bugünleri unutma. Ülkeni çok sev, çok. Çok değerli insanların yaşadığı çok değerli topraklarda yaşayacak şansı ve kısmeti vermiş bize Allah. Baban buradan gitmek istediğini söyledi. Ben burayı seviyorum. Umarım sende benim gibi düşünür, Türkiye'de yaşamayı istersin! Umarım seni, İstiklal marşını duyduğun zaman tüylerinin diken diken olmasına sebep olacak kadar derin bir memleket sevgisi ile büyütebilirim. Umarım sende dün ve bugün tüm yurtta yürüyen, türküler söyleyen, seslerini hak ve özgürlük için çıkaran insanlar gibi bu ülkeyi zor zamanlarında terk edip gitmeyi değil kalıp uğuruna savaşmayı seçersin. 

Kudüsteki eski şehir de dolaşırken bir adamla tanışmıştım, oğlum. Ülkesi yoktu. Yaşadığı yerde izin ile yaşıyordu. Hayatta çok korkunç şeyler var; biri de bir topraklarına, bir ülkeye ait olmamak bence. Aidiyet duygusu yaş ilerledikçe elzem hale gelir. Köklerini salacak kuvvetli, verimli topraklara ihtiyaç duyarsın.

Ataol Behramoğlu'nun öğrendikleri varmış yaşamdan, bak bakalım beğenecekmisin. Bana kalırsa onun anlattıklarını yapabilmek özgürlüktür. Yapmıyorsan Allahın verdiği armağanı, hayatı, elinin tersiyle itmiş oluyorsun sanki. Bu armağanı şükranla kabul etmek, hakkıyla yaşamak olmalı senin çaban. Esas meselen büyük yaşayabilmek olmalı. Büyük yaşamak için gerekli ortamı yarat, engelleyenleri durdur.
Ait olduğun toprakları koru, kaçma derim ben. İşler istediğin gibi gitmiyor diye terk etme köklerini. Haksızlığa karşı susma, oturup bekleme! Oku, araştır, öğren. Güzel bir ülkede yaşamak senin elinde.

Anne

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR-Ataol Behramoğlu
  
   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
   Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
   Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
   Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

   İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
   Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
   Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
   Kopmaz kökler salmaktır oraya

   Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
   Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
   Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
   Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

   İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
   Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

   İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
   Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

   Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
   Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
   Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
   Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

   Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
   Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
   Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
   Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
   Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına   
   Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
   Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana