25 Mayıs 2013 Cumartesi

Yine Para Kavgası

Eski koca bizim taşınma öncesi (evliyken aldığımız ve şu anda borcunu benim ödediğimiz yuvam yani) ev konusunda kendini aşmaya başladı. Yine bir iş seyahatine çıkacağım için kendisini aradım (mecbur olmadan aramıyorum yani). Oğlumuz ile ilgilenip ilgilenmeyeceğini sordum. Ne yaptı etti konuyu evin satışına getirdi... oğlum için aldığımız eve. Kendisine bir milyonuncu kere evi satmak istemediğimi anlattım oğlum için tek yatırımımız bu dedim. Tabii ki anlamak istemiyor!
Bana biz bu şehirde yaşadığımız sürece evde yaşamamıza bir şey demediğini söyleyerek başladı konuşmasına - bana kendi evimde yaşamama izin veriyor yani! Daha sonra boşandıktan sonra kendisinin maddi durumu çok kötüye gittiğini ve benim bu durumun farkında olduğumu söyledi - yani parasız olmasının suçlusu kendisinin çalışmaması değil bizim boşanmamız ve evet, biliyorum durumu ve nasıl sadece kendine para harcadığını! Benim evi satmak istememe konusundaki ısrarım karşısında bana çevirdi oyunu ve benim evi sattıktan sonra kalacak olan para ile rahat rahat taşınabileceğimi söyledi - sanki ben ona ve bankaya ödedikten sonra para kalmayacağını bilmiyormuş gibi. 
Ama artık öğreniyorum, şaşırmıyorum eskisi kadar. Duygusuzluğu ve bencilliği beni artık hayrete düşürmüyor. Bana evi satmamı ve böylece onun evin parası ile hayatına bakacağını ve benim oğlum(uz?) ile hayatımıza devam edebileceğini söyledi! Hmmm... para karşılığı özgürlük mi teklif etti bu adam yoksa bir kaç ay önce evin kendi hissesi ile oğluna "yatırım" yapacak olan adam başka biri miydi!
Kulaklarımda çınlıyor sözleri; "Ben hayatımı toparlarım sen de oğlan ile hayatına bakarsın işte rahat rahat!"
Sevinmeliyim aslında. Üzülür bu adam, oğlu ile uzaklara gideceğim için özler çocuğunu, yazık olur diye sızlayan vicdanım rahatladı! Meğer dert başka! Satacak mıyım? Henüz değil! Ne demişler, "Cehenneme giden yol iyilik taşları ile döşenir." Çalışsın biraz daha bakalım, para kazanmayı zor yolla öğrensin hayatında bir kere de! Elimden geldiğince, sabrım yettiğince tutmaya çalışacağım burayı. Bu arada borcu azalır belki, satınca kenara biraz para atarım, acil durum fonu yaratırım keza şu anda birikmiş bir kuruşum bile yok!
Benden, oğlunun rızkından alacağı 2-3 kuruşla hayatı toparlanacakmış! Peh!

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Özlem

İtiraf etmeliyim bazen eski kocamı çok özlüyorum.
Çok aşığım o adama ben. Gazete okuyuşu, müzik dinleyişi, ellerinin narinliği, kokusu, kitaplar hakkında konuşması, bana sımsıkı sarılması, yağmurda yürürken alelacele bana "Seni Seviyorum" demesi... çok özlüyorum. Bakmayın eski kocam konusunda yazdığım şikayetlere. Bu bahsettiğim benim ilk kocam. Güzel bir insandı.
Sonra ne mi oldu?
Bu tatlı adam bir gün ters evrim yaşadı. Para hırsı ele geçirdi vücudunu ama o para için asla kendi çalışmak istemedi. Tembellik bastı. Kitap ve gazetelerin hatta işin yerini bilgisayar oyunları ve uyku aldı. Zihni kapandı. Konuşmak yerine söylenmeyi tercih etti. Sadakat yok oldu. Beni aldattı. Narin elleri yumruk oldu, tatlı sesinin yerini bağıran bir hayvanın sesi aldı. İlgili bir kişi yerine bencil ve narsist bir kişiye büründü.
Benim evlendiğim adam ölmüştü. O adamı çok seviyordum; kaderimden gözlerime perde inmişti, bu yeni kocamı görmek ve tanımak mümkün değildi. Yavaş yavaş ölüsü için tuttuğum matem süresi aktı gitti geçen zamanla, kafamı kaldırınca aslında bir yabancı ile evli olduğumu gördüm.
"İlerlemek için geçmişten kurtulmak gerek" diye boşuna dememişler! Doğrusu da bu.

17 Mayıs 2013 Cuma

Göz

Eski kocamın kapkara gözleri vardır. Siyah değildir rengi ama kap karadır bakışları.
Boş boş bakardı bana. Acıdan haykırdığımda, duygularımı anlattığımda bomboş bakardı. Simsiyah olurdu o gözler, bir perde inerdi sanki. Anlamazdı beni. Algılayamazdı anlattıklarımı, ağladığımda hissetmezdi acımı.
Empati taşımayan bakışları vardı o gözlerinin. Anlamazdım bende sebebini. Hem bizi o duruma sokan onun kararları idi, hem de acı çekmemi anlayamıyor beni suçluyordu. Anlayamazdım.
Kaskatı kesilirdi bedeni.
Göğsünü gererdi, omuzlarını arkaya, bedeninin üst kısmını öne atardı. Birileri ile konuşurken dibine girerdi, karşısındaki kişisel alanı önemli değildi. Baskı yapardı böylece. Kontrolü eline alırdı bedeniyle. Senin rahatsızlığın, onun en çok rahat ettiği zamandı.
Çok sertti. Dokunduğu zaman canımı acıtırdı. Sözde sevgisiyle dokunduğu zamanlarda bile canımı acıtırdı. Söylememe rağmen anlamazdı, inanmazdı hatta bana. Huysuzsun derdi.
Ama hepsi bir kenara, gözleri bomboş bakardı bana! Donuk ve simsiyah.
Bazı kâbus dolu gecelerimde o gözlerini görürüm hala. Tam iyileşememişim demek ki!

Aile Birliği

Boşanmayı düşünen, hatta boşanmış bir kadınsanız; size muhakkak birileri boşanmanın ne kadar yanlış bir karar olduğunu, ailenin parçalanacağını ve hatta sizin için en can alıcı nokta olarak çocukların bu durumdan dolayı çok çok acı çekeceğini söylemiştir. Benimki gibi bir eski kocaya sahipseniz; yediği tüm haltlardan sonra boşanalım dediğinizde "ne yani, çocuk iki kapılı evin köpeği mi olacak" diyerek kafanızı karıştırmıştır. Gerek entelektüel olarak bunun kötü bir fikir olduğunu psikolojik açıklamalar ile söyleyenler, gerekse din adına boşanmanın saçmalık olduğunu söyleyenler çıkmıştır karşınıza. Evet, boşanmak hoş değil. Zor ve yorucu bir süreç. Ama boşanmak günah değil, tabu değil! Birilerinin kalbi muhakkak kırılır ve çocuklar az da olsa çok da olsa acı çeker. Bu yüzden boşanmanın sebebini doğru belirlemek gerekir.
Bazı ilişkiler evli olmayı sürdüremeyecek kadar yıpranmıştır. Aşk bitmiştir. Birbirinden sıkılmış bir çift vardır. Birileri değişmiştir, istekler farklılaşmıştır. Dokunmayı istemezler birbirlerine. Mutsuzdurlar. 
Bazı ilişkilerde de taraflardan biri sorumsuzdur. Çalışmaz, ev ile ilgilenmez, hep parasızdır ama parası varmış gibi yaşar. Bütün gün uyur, bütün gece oyun oynar. Aldatır. Aldattıktan sonra suçsuz olduğunu savunur. Eşi ile zorla beraber olur. Döver yada "yanlışlıkla" vurmuş olur. Eşinin ihtiyaçlarına asla önem vermez. Çocuk ile ilgilenmez, hatta hiç bir şey yapmaması ile çocuğa kötü bir model olur.
Katlanmamak lazım işte böyle ilişkilere. Gerek yok. Vakit kaybı, yaşamdan çalınan çok değerli zamanlar. Acı, çok acı vardır bunlarda. Çocuk hisseder. Resimlerinde canavarlar, ateşler çizer. Ağlar sık sık, siz ağlarsınız sık sık. Enerjiniz kalmaz, hep uyumak istersiniz yahut uyuyamayacak kadar yorgunsunuzdur.
Aile birliği, sağlıklı bireylerle kurulur. 
Boşanmak hoş değil ama mutsuz olmak daha kötü değil mi? Birileri "katlanın, alttan alın" dediğinde; ilişkinizi bir de objektif olarak değerlendirin, profesyonel yardım alın ama salim kafa ile düşünün: eğer elinizden gelenini yaptığınızdan eminseniz katlanılacak bir şey kalmamıştır ki.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Sen Önemlisin!

Çok feci uykum var. Taşınma parasını çıkarmak için ek iş aldım ve bu işi sadece evde geceleri yapabiliyorum. Bu arada sık sık İstanbul'a gidip geliyorum iş görüşmeleri için. Normal iş de devam ediyor hala. Hal böyle olunca yorgunluğum tavan yapmış durumda. Takıntılı öz benliğim evvelki gecenin 4 saatlik uykunun üzerine dün geceki 1 saatlik uykuya rağmen bugün bütün evin temizliğini yaptırdı bana. Meğer düşünmem gerekiyormuş, iyi geldi fiziksel iş yapmak. Uykum çok, bu yüzden minimum enerji ile maksimum anlatabileceğimi anlatmaya çalışacağım efendim bu tatlı bahar akşamında.
Ben düşündüm taşındım karar verdim: bence insanlar çocuklarına  sevgilerini karşılıklı verdiği sürece bu dünyada çok mutsuz insanlar olacak. Bence tüm kötülüklerin çözümü karşılıksız sevgi. Yeri geldiğinde kızın, kırıldıysanız söyleyin, üzdüyse üzülün; ama gece yatağına yattığında mutlaka iyi geceler öpücüğü verip sarılın. Bazen sadece sevildiğini hatırlaması bile en yaramaz çocuğu bile dize getiriyor, değerinin farkına varıyor! Bazen sevildiğini hatırlaması, en mutsuz yetişkini bile güvenle dolduruyor.
 

2 Mayıs 2013 Perşembe

Hak Görmek

Sırf yazmak için yazmak istemiyorum. Cümlelerimi kafamda iyice oturtmaya çalışıyorum ve bu nedenle bazen yazıncaya kadar çok vakit geçiyor. Son zamanlarda kendi içimdeki karmaşık haller, belirsizlikler ve gerginlikler ile işçi bayramındaki olaylar feci halde canımı sıktı. Çok da yazasım gelmedi. Cümlelerim toparlanmadı bir türlü ama bu arada yeni bir şey daha öğrendim...
Hak görüyor insanlar bazı şeyleri kendilerinde. En çok da canımı sıkan bu. Üzerimde bir tek Allahın ve annemin hakkı var diye düşünüyorum ama öyle değil gerçek dünya. Devlet hak görüyor, ortalık savaş alanına dönüyor. Eski patronum hak görüyor, yedi buçuk yıllık emeğime karşılık burnuma bir daha asla bu sektörde çalışmayacağım diyen bir protokol dayıyor. Asistanım hatalı olmasına rağmen bana bağırıp çağırıp, sırtını dönüp gitmeyi hak görüyor. Aylardır görmediğim ve beni aramayan insanlar, "beni hiç aramıyorsun" demeyi hak görüyor... herkes haklı efendim bu dünyada! Bir sen haksızsın.
Benim çocuk, çok akıllı ve terbiyeli olsa da, saçma sapan bir yemek sorunu var. Bazı çocuklar yemek seçer. Bazısı aşırı yer, durdurulamaz. Benim oğlum çok aşırı yemek seçmez. Sevdiği sebzeler de vardır, balık da yer, et de. Sütünü de içer hem de içinde katkı olmadan. Bizim sorunumuz yavaş olması. Yemek yerken o kadar yavaş ki, 1.5 saatin sonunda yemek yemekten sıkılıyor ve muhakkak tabağında yemek kalıyor. Haliyle kilosu da düşük.
Geçtiğimiz gün babasında alırken oğlumu, arabanın içine eğildi bana "bu çocuk çok zayıf" dedi. Ben de sevindim, babalık yapıyor diye "evet" diye başımı salladım. Yorulmuştum devamlı çocuğa "ye, ye, çabuk ye, haydi bitir artıııkkkk" demekten. Döndü çocuğa "düzgün yemek yemezsen önce annene kızacağım, sonra sana" dedi sinirli sinirli. Benim sinirden başım dönmeye başlamıştı ki devam etti "canın ne istiyorsa söyle annene alsın!" 
Hak görüyor üzerimde, evlendik, seviştik ve çocuk yaptık ya! Ben tapulu malıyım, hala bana kızabiliyor yani! Çok para veriyor ya çocuğun bakımı için, çocuk ne istiyorsa alma gücüm var nasılsa! Tabii çocuğa teşkil ettiği örnek mükemmel! Annesine kızacakmış! Hangi hakla?
Geçen gün biri bana "Çocuk hak etmeyenlere karşı vicdan duygusu beslemesin. Küçük diye düşünme, o anlar. İnsanların hele hele babasının gerçeğini göster ki, hak etmeyen insanlara karşı minnet duymasın - kendi babası bile olsa!" dedi.
Doğru. Her bir şeyi kendilerine hak görenlere de dur demeli artık! Haksızsın demeli! "Hakkımı yeme" demeli!