25 Nisan 2013 Perşembe

Ebeveyne Karşı Yabancılaştırma Sendromu

Ülkemizde ne kadar yaygın çalışılan bir konu bu bilmiyorum ama Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu araştırılıp, bilinçlendirilmesi gereken bir konudur. Her seferinde söylediğim gibi; ben psikolog değilim ve uzun makaleler yazmak gibi bir niyetim yok. Sadece deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.
Bu yazının başlangıç noktası Psychology Today de bugün okuduğum bir makalede geçen "Hatred is not an emotion that comes naturally to a child; it has to be taught"/"Nefret, bir çocuğun içinde doğal olarak gelişen bir duygu değildir; ona öğretilmesi gerekir" (Kruk, Edward. The Impact of Parental Alienation on Children) cümlesidir. 
Boşanmaların sonucunda birbirlerinden nefret eden iki insanın ortaya çıkması çok da anormal bir durum değildir. Neticede, sizi en iyi tanıyan, en güçlü ve zayıf noktalarınızı bilen bir insan ile bir anda tüm ilişkiniz bitiyor. Eğer canınız acımışsa, onu üzmek için elinizdeki her kozu kullanmaya hazır hale gelirsiniz. Ortada çocuk var ise, ilişkiniz aslında hiç bitmiyor ama bazen bunun farkına varmak çok zor oluyor. Özellikle çekişmeli velayet davalarında bir ebeveyn çocuğu diğer ebeveyn'e karşı, kaba tabirle, dolduruyor. Bazen de boşanma tamamlanmasına rağmen eski eşine çok kızgın olan bir ebeveyn, kızgınlığı ile kendi baş etmeyip çocuğuna da aksettirmektedir. Amaç çocuğun diğer ebeveyne karşı da aynı derecede kızgınlık ve nefret beslemesi ve ondan uzaklaştırmaktır. Sonuçta bir insanı en çok üzen şeyin evladının ondan nefret etmesi değil midir? Ayrıca çocuğu kendi tarafına çekip diğer ebeveynden nefret etmesi bir kontrol mekanizması olarak da işliyor olabilir.
Örnek vermek amacıyla, kadın-erkek, anne-baba farkı gözetiyormuşum riskine girdiğimin farkına vararak çocuğu diğer ebeveynden yabancılaştıran kişinin anne (yani bu durumda ben) olduğunu varsayalım. 
Şimdi ben aşırı derecede aldatıldım. Hani, aldatılmak vardır bir de aşırısı vardır. Benim eski kocaya karşı çok ciddi derecede kızgınlığım var çünkü hak etmiyordum. Bunlardan hiç biri aldatmak için bahane değil ama ilişkimiz kötüydü, ben dırdırcı bir kadındım, kocamın fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamıyordum gibi bir durum yoktu. Bu nedenle de aldatıldığımda bir anda neye uğradığımı şaşırdım. Dahası, olaya rağmen aile birliğini korumak için ilişkimize devam ettiğimizde aldatma ve umursamazlık ve sorumsuzluk davranışları devam ettiğinde benim kırgınlığım daha da çok arttı. Fakat benim sınırımı zorlayan en önemli şey tüm bunlar sonucunda boşanmaya razı olduğunda çocuğun velayetini istemesiydi... sebebi de bir daha evlenmemi engellemek!
Kızgınım evet! Varsayalım bu kızgınlığımı kullanarak oğlumu doldurdum (Baba hem öz babayı hem de babanın ailesi ve arkadaşlarını ifade etmektedir - yani baba tarafını):-
  • Babası ile ilgili negatif eleştiri yaparak: "çok bencil bir adam baban, o sadece kendini düşünür, tembeldir, çalışkan değil, çok çirkin bir erkek" v.b.
  • Babasına "o adam", "baban/babası olacak herif" gibi isimler takarak ve bunu doğrudan çocuğa veya onun duyabileceği şekilde başkalarına söylemek
  • "Baban/Babası beni dövdü" diyerek gerçekleşmiş olsun veya olması şiddeti kendi çıkarları için kullanmak (velayet, nafaka, intikam)
  • Çocuk ile babası ve babasının ailesi ve arkadaşları arasında görüşmeyi engellemek
  • Çocuğun eğitimi, okul toplantıları, sağlık durumu v.b. konularda babaya bilgi vermemek
  • Çocuğu babaya yaptığı her ziyaretten sonra sorguya çekmek, babanın özel hayatı ve yaşamı ile ilgili detaylı bilgiler (ve hatta mahkemede delil olarak kullanılacak kanıtlar) istemek
  • Baba para ödemediği için çocuğun babaya ziyaret etmesimi engellemek
  • Çocuğu eski kocaya karşı duyulan kızgınlık ve nefrete maruz bırakmak: "beni hep dövdü, bana bakmadı, çok kötü bir adamdı, beni aldattı" demek
  • Çocuğa sadece "Benim Oğlum" diye hitap etmek, "sen sadece benim oğlumsun, seni bu dünyada BİR TEK ben EN ÇOK BEN seviyorum" demek
  • Doğru olmamasına rağmen çocuğun babayı görmek istemediği için ziyaret etmediğini söylemek
  • Babayı ziyareti esnasında telefon ile devamlı çocuğu arayıp onu sıkıştırmak, azarlamak, "beni bıraktın" diyerek kendisini kötü hissetmesine yol açmak, onu çok özlediğini söyleyerek babası ile geçirdiği zamanlar ile ilgili suçluluk duymasına yol açmak
  • Çocuğun babası ile telefonda görüşmesini engellemek - telefon numarasını saklamak, baba aradığında çocuğun uyuduğunu veya evde olmadığını söylemek v.b.
  • Babanın yeni eşi veya sevgilisine karşı kötü davranışlar sergilemesini, o kişiden nefret etmesini söylemek, teşvik etmek
  • Babanın çocuğa iyi bakamadığını, çocuk babanın yanındayken güvende olmadığını ima etmek
  • Çocuğun babasını özlemesine karşı suçluluk hissettirmek "o adamı nasıl özlersin ki, nesini özlüyorsun bizi bırakan oydu" v.b.
  • "Bu ailenin dağılmasına tek sebep baban" diyerek, evliliğin bitmesinin tüm suçunu babaya atmak
  • Babanın aldığı hediye veya kıyafet için "ala ala bunu mu aldı" demek
Bu liste uzayabilir ama yöntem ne olursa olsun, ebeveyne karşı yabancılaştırıldığında çocuğun içinde tamiri imkânsız yaralar açılır. Sonuç: Çocuk onun özü olan iki parçadan bir tanesini kaybettiği ve dahası çok sevdiği iki kişi arasında seçim yapmak zorunda kaldığı için, devamlı bir suçluluk duygusu beslemektedir. Annesi ona çok sevdiği ve belki de ilahlaştırdığı babasının sevmemesi gerektiğini anlatmaktadır. Çocuk ise babasını, babası olduğu için sevmektedir ama anneyi  de kırmak istemez. Diğer bir yandan da babaya karşı güveni sarsılmıştır ve babasına güvenemeyen çocukta "babam böyle demek ki ben de böyleyim" duygusu yerleşir ve öz-güven eksikliği ortaya çıkar. Depresyondadır çocuk. Ailesi dağılmıştır. Aslında anne ve babanın evli olması çok fazla bir şey ifade etmez, anne ve babayı bir arada görmek ister çocuk. Boşanmadan sonra alenen ifade edilen düşmanlık duygusu, ayrılığın fiziksel ayrılıktan daha fazlası olduğunu gösterir çocuğa; annesi ve babası anlaşamıyordur, birbirinden nefret ediyordur. Çocuk nefret'i öğrenmiştir ve ne yazık ki bu nefret duygusu ailesinden kaynaklıdır. Biliyorum, ben kendimde yaşadım bunları!
Boşanmış bir anne olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki canı çok yanmış bir kadın olarak eski kocama (eski eş'e) karşı kızgınlık beslememek çok zor. Daha da zor olanı oğluma karşı babasının duyarsızlığı ve sorumsuz davranışları karşısında çenemi tutmak ve babası ile oğul'u birbirlerinden ayırmamaktır ama çok iyi biliyorum ki ben her aklıma gelenini söylemeye kalkarsam, ikisi arasında vadiler derinliğine çukurlar kazırsam en çok zararı oğlum görecektir. Çocukların bir suçu yok. Siz annesi veya babası (ve hatta babaanne, anneanne, dede, teyze, hala) hakkında kötü konuştuğunuz zaman; o çocuk "benim temellerim sağlam değil, ben bozuk'um mesajı alacaktır" - temelleri bozuk olan bir yapının ne kadar sağlam olduğunu da hepimiz biliriz.
Çocukların algısı çok açıktır ve gerçeği elbet görmektedirler, yeter ki siz en acı ilacı şeker ile kaplayıp dünyanın en güzel tatlısı diye kandırmayın. Acıyı da tadacak, tatlıyı da. Oğluma asla babasını kötülemedim. Yaptıkları ile yapmadıklarını yeri geldiğinde açıkladım. Bunu suçlamak amacıyla değil "o da böyle bir insan neticede" demek için. Kendi yargısına kendi varsın diye. Ben oğluma (gerçek bu olmasına rağmen ve söylememek için kendimi çok sıkmama rağmen - kızgındım, bağırıp çağırmak istiyordum ama) "baban sen hastayken sana bakamadı bile" demedim. "Baban bana iyi olduğunu, ateşinin çıkmadığını söyledi" dedim. "Nereden bilecek, yanımda bile değildi" diyen oğlum oldu. Ne hayaller içinde bıraktım onu ne de ben herhangi bir düşmanlık duygusu verdim, neyse o. Bu örnekte olduğu gibi benim söylememe gerek bile kalmadan kendi gördü gerçeği. Babası ile kendi ilişkisini kendi kuracak.
Eğer dürüst, iyi yürekli, cesur, özgüveni olan, inançlı bir erkek görürsem karşımda bundan 10 yıl sonra; işimi doğru yaptığımı anlarım. Olmazsa da nerelerde hata yaptığımı da yazarım ama şu anda tek bildiğim doğru bu. 
Varmı fikirleriniz? Sizce hepimiz bir miktar da olsa istemeden çocuklarımızı öteki ebeveyn'e karşı yabancılaştırıyormuyuz? Gerçekleri göstermek ile yabancılaştırma arasındaki çizgi nerede? İlgisiz ebeveyn'in davranışlarını gizlemeli, ne olursa olsun mükemmel ebeveyn imajı yaratmalımıyız? Yoksa doğru ile yanlış davranış farkını göstermelimiyiz? Peki sizin eski eşiniz çocuğunuzu size karşı kışrtıyor mu? Bununla nasıl başediyorsunuz? Çocuğunuzun güvenini tekrar nasıl kazanırsınız? Sizde eski eşinize karşı çocuğunuzu kışkırtıyor olabilirmisiniz? Ya ben?
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Ebeveyne Karşı Yabancılaştırma Sendromu hakkında internette, bu konuda uzman insanlardan, daha fazla bilgi bulunabilir. Ben sadece deneyimlerim kadarını biliyorum.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Modelleme

Dün aramızda geçen bir konuşma:
Oğlum (gülerek): Anne; babam, ben ve kız arkadaşı yemek yiyordu. Kız arkadaşı konuşup duruyordu babam da sinirlendi "sus da yemeğini ye" diye bağırdı.
Ben ('önemli bir hayat dersi verme fırsatıdır' ciddiyeti ile): Çok ayıp ve bence komik değil. Hiç bir insan bir diğerine böyle davranır mı? Hiç bir erkek bir kadına böyle davranır mı? Babanın kafası dalgındır yoksa o da öyle davranmak istemez! Kız da üzülmüştür, kırılmıştır eminim baban gönlünü almıştır.
Oğlum (Bu yeni veriyi beynine işlediğini göstererek): HIIIııııı! Tamam anne.
***********
Kötülemeden adamı, sinirlenmeden ve kırmadan; oğluma onun davranışlarını örnek almamasını nasıl öğretirim bilmiyorum. Baba sonuçta!

Hava Değişikliği ve Değişmeyen Havalar

Evlerin içi soğuk, şehirimizde hava sıcak. Yine hastayız ikimizde. Bu sebepten sadece günlük temel işlerimi yapıyorum; ofis ve çocuğa yemek ve ilaç vermek. Ben de dökülüyorum ama dinlenmek mümkün değil. İşler var tamamlamam gereken.
Pazartesi günü şehir dışında olmam gerekiyordu. Cumartesi oğlum gece ateşlendi. Pazar öğlene kadar bekledim. Tekrar ateşlenmeyince, sözleştiğimiz gibi babasına bıraktım. İlacı çantasında, uyardım "çocuk hasta" diye.
Pazartesi sabah uçaktan iner inmez aradım babasını, oğlumun geceyi nasıl geçirdiğini sordum. Bana çok iyi geçirdiğini, merak etmememi söyledi. İçim çok rahatlamıştı ki tam o anda oğlum mesaj attı. Okula gidemeyeceğini, sınavı için öğretmeni ile görüşmemi istedi. Aradığıma babasının çocuğu annesine bıraktığını, çocuğun gece kabuslar görüp ağlamasına sebep olacak kadar yüksek ateş geçirdiğini öğrendim. Gerekirse doktora götüreceklerini söylediler ama gün boyu gerek duymadılar.
Gece oğlumu almaya gittiğinde yine ateşliydi. İçime sinmedi aldığı ateş düşürücü ve bu nedenle hastaneye götürdüm. Orada hemen bir ateş düşürücü iğne yapıldı. Bir kaşık surat kalmıştı çocuk ve bu arada bende öksürmeye başlamıştım. İşin kötüsü, babasının çocuğun durumunun ciddiyetinden haberi bile yoktu hatta gün boyu onu görmemişti bile. Tahminimce, oğlum çok yüksek ateşlenmiş aksi taktirde kabus görmezdi, üstelik hatırlamıyormuş bile ağladığını, gece yarısı yataktan fırladığını ve panik içinde odanın içinde koşuşturduğunu ama babasının bundan haberi bile yoktu ya da vardı ama bana söylemedi ve durumun ciddiyetini anlamadı. Babaannesinde derece olmadığı için de ateşi ölçememişler bu yüzden net bir ölçüm yok!
Babasını şikayet etmek istemiyorum. Yalnızca bir kere daha ona güvenemeyeceğimi anladım. Çok üzücü ama daha da üzücü olan benim bu davranışa, sorumsuzluğu ve bencilliğe hala şaşırıyor olmam.

18 Nisan 2013 Perşembe

Ceket

"Anne gri ceketini bugün ben giyebilir miyim?" diye telefon açtı oğlum bugün.
"Nen, oğlan gri ceketimi giymek istedi" diye yazdım; teyzesi ile hemen bu haberi paylaşmam gerekiyordu.
"Bende babamın ceketlerini giyerdim" dedi, Nen. "Evet, bende" yazdım arkadaşıma, hatırladım babamın parkasını giyerdim.
"Ama o lisedeydi Nen, bu çocuk biraz hızlı büyümedi mi?" Endişelenmeli miyim!
Aradım oğlumu. "Aldın mı ceketi askıdan oğlum?" diye sordum. Daha boyu bile ulaşmaz o askıya, sandalye çekmesi gerekir. Benim ceketimi nasıl giysin!
"Aldım anne" diye cevap verdi hafif çekingen. 
"Ha iyi, oldu mu üstüne bari, sevdin mi?" diye sordum, emindim olmayacağından.
Yanılmışım.
"Oldu anne ya, çok güzel oldu! Sen bunu nasıl giyiyorsun anlamadım, tam bana göre!" dedi sevinçle.
Sevindim mutlu olduğuna. Ayrıca, daha düne kadar elimi içine sokup da tersine çeviremeyecek kadar minik çorapları vardı bu çocuğun. Benim ceketimi mi giyecek? Vay be, zamanın uçuşuna bakın.
Ben erkek gibi giyinirim. Süslü değilimdir. Kot, spor ayakkabı. Gri ceket de kız işi değil. Kaygım o değil. Sadece...
... hani evde babası olsaydı, muhtemelen onun ceketini giyerdi. Değil mi? Yoksa sadece basit bir ortak zevk meselesi mi?

Karar

Vallahi de yoruldum billahi de.
Karar vermekten, soru sormaktan yoruldum....
Akşam yemeğinde tavuk mu köfte mi? Pazara cumartesi mi gidilsin, pazar mı? Bu şirkette çalışmaya devam etmelimiyim, değiştirmelimiyim? Bu şehirde yaşamalımıyız, taşınmalımıyız? Yatma saati 21:00 mi, 21:30 mu? Akşam saatinde bahçe de oynamalı mı, oynamamalı mı? Önce ödev mi, oyun mu? Doğum günü nerede yapılmalı? Yeni okul kıyafeti alayım mı, beklesin mi? Aaa... Okul? Okulu ne yapacağız? Devlet okulu mu yoksa özel mi? E para yok, burs sınavına girsin mi yoksa başarısız olursa çok etkilenebileceği için girmesin mi? Hangi müzik aletini çalsın? Resim yapması için zorlayayım mı, bırakıverdi bir anda? Günde kaç saat bilgisayar oynayabilir, ya TV? O dizi uygun mu yaşına? Çamaşır makinesi bozuldu, şimdi mi değiştireyim, taşınınca mı? Taşınmak mı? Ev... evi ne yapsam, satıp 8 yıllık borcunu mu mu kapatsam yoksa kiraya mı versem? Eski koca parasını isteyip duruyor, evi versem de kurtulsam mı, savaşsam mı? Oğluma ev bırakmak çok mu gerekli? Annemler bize iyi bir eğitim verdiler, hiç maddi değeri olan bir şeyim olmadı, bende oğluma illa bir şeyler bırakmak için bu adam ile savaşsam mı, verip de kurtulsam mı? Yaz geliyor, çocuğa üst baş almak lazım, bisikler de istiyor. Hangisini önce alsam? Kıyafet lazım. Önce ona mı alsam, kendime mi? Hangimiz daha uzun idare ederiz? İş görüşmesine hangi pantolonu giysem? İlla topuklu şart mı? Beyaz gömlek mi, açık mavi mi? Küçük çanta çok mu ciddiyetsiz gösterir? Saçımı toplarsam çok mu sert görünürüm? Çok kilo aldım, o tencerenin dibindeki yemeği yesem mi, yemesem mi? Dökmek istemiyorum, 3. günü ama bozulacak! Mutfağım çok mu kirlendi? Oğlumun odası felaket halde, yine söylersem surat asacak, karışmazsam toz yumakları hasta edecek! Temizliği yine kendim yapıp belimin ve boynumun tutulmasını göze mi alsam, taşınma bütçesinden verip temizletsem mi evi bu sefer? Temizlik ne ya...ben hangi işi yapacağım esas mesele o? Hangi sektör? Seçme şansım olacak mı? Piyasa da kötü... Oğluma nasıl vakit ayıracağım? Güvende olacak mı? Hastalanırsa, Allah korusun, kim yardım edecek? Yeni patronum anlayışlı biri mi olacak, sert ve sinirli mi? Kendimi geliştirme şansım olacak mı? Oğlumun dönem projesine ne zaman başlasak? Bırakayım kendi yapsın mı, ben hatırlatayım mı? Bu çocuk kaç yaşında otobüse tek başına binebilir? Bunları düşünmek için erken mi? v.s, v.s., v.s...
Yorucu çok. Tek başına tüm kararları almaya çalışmak çok yorucu. Uykusuz kalıyorum çoğunlukla, gerginim biraz bu yüzden. Bazen de en ufak sorulara cevap veremez, en basit kararları alamaz oldum. Mesela saçımın kesilmesi gerekiyor, paspallık ötesi bir haldeyim, pazartesi iş görüşmesi var. Nen ile gideceğiz bugün kuaföre, 6 aydan sonra ilk defa. Çocuk gelecek mi, kocama bırakalım mı diye sordu, cevap veremedim. Bilmem ki? Gelmemeli sonuçta ne işi var kadın kuaföründe ama bilmiyorum işte, bunu düşünmek istemiyorum!
Fakat; karar vermek özgürlüktür. Şükürler olsun ki seçim yapma özgürlüğüm var. İnşallah hayırlı kararlar veririm de; bir de işin ucunda rezil olmak var! Gitti de yapamadı dedirtmem!

17 Nisan 2013 Çarşamba

Kızgınlık - Başarısızlık

Çok ama çok sinirli bir anne ve babanın kızıyım ben. Dedem de hep sinirliydi, babaannem ise tam "sinirlenmek üzereyim" edasıyla dolaşırdı devamlı. Okuldaki hocalarım hep sinirli insanlardı, hele hele bir tarih hocam vardı; sormayın. Üniversitedeki hocalarım sakin insanlardı ama o vakite kadar sinirli insanların yanında olmaya alışmıştım. Kendimi hep geri planda tutuyordum kimseyi kızdırmayayım diye. Sonra evlendim. Sinirli biri değildi eski koca ama hep "tersim terstir" derdi. Ben de onu kızdırabilecek her şeyden kaçınırdım. İş'e girdim, AŞIRI derecede kızgın bir adamın yanında çalışmaya başladım. Kızdığında söylediklerinin kontrolü olmayan, elindeki telefonu bile fırlatıp atan birinin yanında.
Tabii zaman içerisinde kimsenin duygularını ve tepkilerini kontrol edemeyeceğimi öğrendim. Artık sinirlenen her insan'a karşılık kendimi yerden yere atmamaya başladım ama düzenleyemediğim çok büyük bir eksikliğim var ki o da benim kendi kızgınlık meselelerim.
Her türlü şeye kızan biri olmadığımı düşünüyorum. Ters giden her şeye karşı aşırı tepki göstermiyorum, gerektiğinde çok sakin davranabiliyorum ama ne yazık ki bazen oğluma karşı çok kızgın bir anne olabiliyorum. Bu konuda sıkça yazdım. En az hafta da 2 kere oturup bu konuda derin derin düşünürüm. Gayet de farkındayım ne büyük eşşeklik ettiğimi. Oğlum arkadaşlarına sözde şaka ile "annemin en büyük yeteneği kızmak" dediğinde kalbim kırıldı, kafama koca taş yedim. Ne ağladım ama, ne üzüldüm. 3 günüm iptal oldu bu yüzden. Haklı, kızıyorum. Defalarca söyledim, tek disiplin muhatabı benim, ne desem batmaya başlıyor ama diğer yandan da kızgınım. Oğluma değil, babasına.
Annem de bize bu yüzden kızardı; babama benzeyeceğiz diye. Ben de ne yazık ki aynı şeyi yapıyorum. Babasının bir tane hareketinden en ufak bir benzerlik gördüğüm anda kopuyorum. Misal, bulaşıkları kaldırmak onun göreviyken ve ben bu konuda 85'inci uyarıyı 2 gün evvel yapmama rağmen, eve gittiğimde bulaşıkları tezgahta yığılmış bir biçimde gördüğümde kopuyorum. Konuştukça konuşuyorum. O üzülüyor, gözler doluyor dudaklar bükülüyor. Ben ise sakinleştiğimde kendimi atmak istiyorum, kendimden nefret ediyorum. 
Kızgınlık ana duygu değildir. Bence bir duygunun sonucunda hissedilen sonuç duygusudur. Ana duygum, oğlumun babası gibi sorumsuz ve bencil olması korkusudur. Babası evet, saygı duysun istiyorum ama o adam çok sorumsuz. Çocuğun ne suçu var değil mi? Yok işte. Sonuçta babasını ben seçtim, o seçmedi. Ayrıca tek başıma her şeyi yapıyor olmanın verdiği bir şey mi bilmiyorum ama yetersizlik duygumun sonucunda da kızıyorum: "Ben yeterince iyi bir anne değilim, öyle olsaydı bu çocuk bin defa söylememe rağmen unutmazdı!" 
Hep duyuyoruz; "O daha çocuk". Evet, ama şimdi öğretmezsem ne zaman öğreteceğim? Tamam ödül-ceza yönetimi uygulayalım ama büyüyor. Görevi olan her işi yaptığında ödül mü alacak? Büyüyünce de ödül beklemez mi? Hayal kırıklığına uğramaz mı? Sakin sakin anlatsam, kaç kere sakin anlatabilirim ki? 2 kere sakin sakin söylüyorum, 3üncüsünde kopuyorum. 
Oğlumu çok seviyorum ve üzülsün istemiyorum ama mesele sorumluluk ve görevlere geldiğinde anlaşamıyoruz. Dün akşam yemeğini 1.5 saatte bitirdi. Birşey söylememek için insan üstü bir çaba sarfettim ama çok da yoruldum! Allah beni sınamak için benim kadar tez canlı, aceleci ve sabırsız bir insana bu kadar sakin ve işlerini yavaş yavaş yapan bir evlat verdi sanırım. An itibariyle bu sınavda çok başarısız oldum, utanıyroum kendimden!
Öffff... canım sıkkın çok!

12 Nisan 2013 Cuma

Gizli mi?


Son zamanlarda her şey havalarda uçuşuyor. İstifamı verdim. Hatta 8 haftalık ihbarımın 2 haftasını çalışmış oluyorum bu hafta. Heyecanla iş arayışımı hızlandırdım. Henüz panik yapmıyorum, daha okulların kapanmasına var nasılsa diye. Evi satışa çıkarmam gerekiyor, elim varmıyor. Çok seviyoruz, çok bağlandık buraya ama biliyorum ki biz taşındıktan sonra ev için kavgalar artacak. Tutturacak eski koca sat diye. Zaten banka borcu da var. En iyisi temiz ve borçsuz gitmek ama dedim ya, elim varmıyor telefona, emlakçıyı aramaya.
Bu arada işlerimi de toparlamaya çalışıyorum. Henüz ilan edilmediği için istifam, sessizce bitiriyorum görevlerimi. Asistanımı eğitmeye çalışıyorum, görevlerimi devralsın istiyorum ama o kısmı biraz zor geçiyor açıkçası. Benim o yaşlardaki iş ve kariyer anlayışım çok farklıydı. Ben ayrıca biraz takıntılıyım. Bir işi bir kereden fazla söylüyor olmak benim canımı sıkıyor. 
Aslında bu anlattıklarımın hepsi esas meseleye nasıl giriş yapacağımı bilmediğim için vakit kazanmaya çalışma çabam! Şimdi şöyle…
Oğlum en son yazdığımdan bu yana babasını ve öbür ailesini ziyarete gitmedi. Tahmin edin ne oldu? Bu süreç içerisinde uykusu yine düzene girdi, yine tanıdığım o şeker çocuk halini aldı. Ben beslenmesine biraz yüklendim. Daha çok taze sebze ve meyve vermeye çalıştım bu arada. Akşamları okuldan geldiğinde, sokakta oynaması için zorladım ve en önemlisi sabah erken uyandırıyorum. Yoruluyor gün içinde artık.
Bundan sonra yazacaklarımdan bir miktar utanıyorum. En çok da büyünce oğlum öğrenek diye ama anlatmak zorundayım: BEN GİZLİ GÜNLÜĞÜ OKUDUM. Çok yanlıştı evet, oğlumun özeline saygısızlık ettim evet, utanıyor muyum evet ama son çarem bumuydu EVET, EVET!
Oğlumu hiç, asla bu kadar depresif görmemiştim. Çok panikledim. Çok korktum ve deli gibi bir çözüm arayışındaydım. Merak ettim işte, anlatamadığı bir şeyler var mı diye. Yokmuş. Söylediği şeyler, taşınma korkusu ve okul ile ilgili yazıları vardı. İlk yazısında okul hakkında kötü şeyler duyduğunu yazmış. Benim ve arkadaşım Nen'in ortaklaşa uyguladığı acil durum terapi programını takip eden 4 gün sonunda günlük yazısı çok pozitifti "bekle beni yeni okul geliyorum" diye giriş yapmış. Bundan sonra da okumayı bıraktım günlüğü. Valla bıraktım, bir kere bile açmadım.
Ekstradan ilgilendiği konularla daha fazla ilgilendim. Okuduğu kitapları okudum, çok sevdiği bilgisayar oyununu anlamaya çalıştım; tam olarak kafasının içindekileri ve duygularını anlamak için. Sonuçta artık bir hayli iyiyiz şükürler olsun.
Fakat bu süreç içinde her bana baktığında "acaba yüzümden anladı mı günlüğünü okuduğumu" diye paniklemedim değil. Pişman mıyım? Evet kesinlikle. Yeniden yapar mıyım? Gerekirse, evet kesinlikle! Bende böyle bir anneyim. Özeline, bireyselliğine saygım sonsuz ama zor zamanlar zor çözümler gerektirir arkadaşlar ne yapayım yani! Kınamayın beni ya! Tamam tamam kınayın...

3 Nisan 2013 Çarşamba

Gidiyoruz: Bekar Anne ve Oğlunun Taşınma Macerası Bölüm I

Sanki bir avuç taş yutmuşum gibi midemde bir ağırlık var. Yada, 1 tepsi bulgur yemiş üzerine su içmiş bulgurlar midemde şişmiş gibi. Hatta, mideme birileri bir yumruk atmış ama yumruğu mideme yapışmış gibi....
Bir tuhafım anlayacağınız.
Bu ara çok fazla değişiklik yaşadım tabii ondan.
İstifa ettim. Bitti artık. Sağ olsun patronlarım kalmam için ısrar ettiler, taşınmayı düşünmemin saçmalık olduğunu söylediler, hayatımı oğlum için değiştirmemin saçma olduğunu, onun nasılda büyüyüp babası başında olmadığı için bana sırt çevireceğini v.s. söylediler. Beni düşündüklerinden tüm bunlar... olsun. Üzülmüyorum artık eskisi kadar. Bakış açısı farklı. Kimseyi değiştiremem ki, sadece kendimi.
Daha büyük değişimi oğlumda gördüm. Taşınma zamanı yaklaştıkça, oğlumun strese girdiğini fark ettim. Pazar gecesi uyuyamadı "Anne çok heyecanlıyım, neden bilmiyorum" dedi, gece 1'e kadar benimle konuştu. Pazartesi gecesi yine uyuyamadı. 
Şimdi ben oğlumu taşınma konusunda heyecanlandırmaya çalışıyorum. Sevmiyor gideceğimiz yeri biliyorum ama imkânlarını, okulları, gezeceğimiz yerleri, alacağımız kurs ve eğitimleri anlatarak heyecanlandırmaya, bu büyük değişime pozitif bakabilmesini umuyorum. Ben tam kıvama getiriyorum, baba ve onun ailesine gidip geliyor ve çocuğun tüm psikolojisi alt üst oluyor. Allah biliyor ya, birçok şey ile baş edebilirim ama oğlumun mutsuzluğu ve onun negatif etkilenmesi beni çok fena etkiliyor. Ondan dolayıdır bu konuda şanslıyım, bin şükürler olsun ki çok uyumludur ama taşınma meselesi çıktığından bu yana ne zaman öbür ailesini ziyaret etse, morali bozuk ve kafası karışık dönüyor.
Pazartesi gece saat 23:00 civarında yanıma geldi ve ona belki orada şansımızı deneriz dediğim, çok prestijli bir okul için "Anne, babaannem oranın güzel bir okul olmadığını söyledi" dedi. Çok sinirlendim ama belli etmedim, çalıştım en azından: "Babaannen nereden biliyormuş?" diye sordum. "Bir tanıdığı gitmiş hiç sevmemiş orayı" dedi. Ben de "belki o tanıdığı okulda başarılı olmadı, ayrıca bu benim ve senin kararın, beraber bakacağız okullara" dedim. Belliydi ikna olmadı. Yatağında dönüp durdu. Aldım yanıma, derdini sordum. Başladı ağlamaya, "Burayı seviyorum, arkadaşımı özleyeceğim, neden taşınmak zorundayız ki" diye. İşte o başta anlattığım taş, bulgur ve yumruk var ya... O anda mideme hepsi bir anda indi. Tek tek anlatmaya çalıştım, yaşadığımız şehrin her zaman aynen kalacağını, arkadaşının da devamlı burada olacağını, burada yaşarken bile 2 aydır göremediğini ama param olduğu müddetçe onları sık sık bir araya getireceğimi, onun okul değişimi için tam zamanı olduğunu, benim bundan 4-5 sene sonra yaşımın ilerlemesinden dolayı yeni bir işe başlayamayacağımı, bu işimde çok ama çok mutsuz olduğumu ve ailemizin tek gelir kaynağının benim maaşımın olmasından dolayı çalışmak zorunda olduğumu, onunda nasıl bir daha anaokulu veya 1. sınıfına geri dönemeyeceği gibi orta okul yıllarına da üniversite zamanına geldiğinde geri dönemeyeceği için bu zamanı çok iyi değerlendirmemiz ve bunun için de imkanların daha olan bir yere gitmemiz gerektiğini söyledim. Diyemedim ki; "bunların hepsine ek olarak baban saldırganlaştı, bana vurdu ve bunun bir daha olmayacağı konusunda emin değilim, bizi korumak zorundayım".
İnternetten okullar gösterdim, ilgilisini çekmeye çalıştım tekrar. "Off tamam ya, gidelim" diyerek gönülsüzce kabul etti. Seçimi olsaydı ne isterdi diye sordum "tabii ki burada kalmak" dedi. "Ben orada çalışmak zorundayım ama senin burada kalma imkanın olsa kalır mıydın" diye sorum. İçime hangi fesat canavar girdi de böyle geri zekalıca bir soru sordum bilmiyorum. Tamamen kendi öz güvensizliğimi yansıttım avuç kadar çocuğa. "Tabii ki hayır çünkü sen çok özlerim" dedi. Taşlarım mideme daha da çok oturdu. Küçücük çocuk benim yüzümden şu yaşında bir seçim yapmak zorunda kalıyor. 
Anne ve babası ayrılan çocukların hikayesi bu: hep bir seçim'e zorlanıyorlar sanırım.
Bu arada babasını özleyeceğinden hiç ama hiç bahsetmedi.
Dün sabah da bana günlük tutmaya başladığını söyledi. Gizliymiş. Bugün'e kadar bir gizlimiz saklımız olmamıştı!
Akşam arkadaşım Nen'e bıraktım, iş toplantım olduğu için. 
İnsan tek başına çocuk büyütürken gizli melekler vardır destekleyen ve çocuğu koruyan. Çünkü sonuçta her şey tek başınıza yapamazsınız. Nen de öyle bir melek. Ona oğlumun tepkilerini anlatmıştım. Beraber oldukları süre içinde, konuyu bilip de bilmiyormuş gibi oğlumu yeniden bu taşınma hikayesinin pozitif tarafına çekmeye çalıştı. Öz babaannesinin yarattığı zarar'ı tamir etmeye çalıştı (ya anlamıyorum; kötüyse bile okul, kaygın varsa benimle konuş 10 yaşındaki çocuğun kafasını neden karıştırıyorsun)! 
Bu arada dikkatinizi çekerim:
Birincisi, Baba gitmesine bir şey demedi. Taşınmayı düşündüğümü söyleyince evi ne yapacağımı sordu.
İkincisi, Babaanne ve Dede 3 yıl bizim taşınacağımız yerde yaşadı ve bu arada o 3 sene boyunca torunları ile iletişimleri olmadı çünkü oğulları ile araları bozuktu.
Sonuçta kimse "kalın, gitmeyin" de demedi. Demesinler tabii, destek olsunlar. Çocuğun hatırı için onu üzmesinler.
Oğlumu istemediği bir yaşama zorlamak istemiyorum. Bir yandan alışacak, çocuk bu. Biraz daha beklersem çok daha zorlaşacak buradan ayrılmak diyorum. Diğer yandan üzüntüsü ve kafasının karışık olduğunu görünce... o taşlar var ya; yüreğime tırmanıyor, tüm ağırlıkları ile oraya yerleşiyor.
Nen'in dediğine göre: "Mina, anne olan sensin. Bu ailenin reisi de sensin. Çocuk seni dinleyecek!" Haklı. Ben iyi olacağına inanıyorum, inanmasam bu kararı uygulamazdım ama ya bir şeyler ters giderse, ya orayı hiç sevmezse, ya okulu kötü olursa? Ya... ya iş bulamazsam? Parasız kalırsak? Taşınmak 2 yıldır aklımda olan bir düşünceydi, hep saçma sapan şeyleri bahane edip kalıyordum ama artık gitme sebeplerim kalma sebeplerimden fazla! Delirmek üzereyim. Dua ediyorum devamlı, sürekli. Sakin olmaya çalışıyorum ama çok zorlanıyorum.
Peki ya sizce yanlış mı bu düşüncem? Çocuğum istediği için buradaki tüm negatifliklere göğüs gerip, kalmalı mıyım yoksa uzaklaşıp, güçlü bir rol model olmam daha mı doğru? Mutlu olacağım bir işi aramalı mıyım yoksa mevcut düzeni bozmam çok mu saçma? Kendimi ve oğlumu koruyacak kadar güçlü olmadığım için çocuğumu sevdiği bir yerden uzaklaştırmam çok mu bencilce? Kalıp savaşmalı mıyım yoksa sil baştan temiz bir sayfa mı açmalı? Korkaklık mı, cahil cesareti mi? Siz ne yapardınız?
Bu arada gizli günlük meselesine geri döneceğim; o ayrı bir mesele!