28 Şubat 2013 Perşembe

Dar Pantalon, Topuklu Ayakkabı ve Zincirler

Dün bütün gün şehir dışında iş toplantısındaydım. Sabah 4:30 da uyanmış, kargalar uyanmadan yola düşmüş, bütün gün toplantıda oturmuş, kafa patlatmış, gece de geç vakit eve dönmüştüm. Ayaklarım şişmişti, patron toplantı başında bilgisayar kablosunda kızıp ağıza alınmayacak küfürler etmiş, toplantı ortasında sinir krizi geçirip onca insanın arasında herhangi bir kusurum olmadığı halde bana bağırmış ve ben bütün bunların üzerine çok aşırı sıcak ama küçük bir uçağın içinde pencere kenarında koca cüssemle cama yapışıp eve ulaştığım anda üzerimden çıkaracağım dar pantalon ve topuklu ayakkabılarımdan sonra giyeceğim ve güneydeki şirin köylerden birinden aldığım tiril tiril, serin mi serin, minik çiçek desenli, temizlikten kalma çamaşır suyu lekeli şalvarımı hayal ediyordum.
Ki...
Aklıma geldi!!!
Eskiden iyi kötü koca vardı da havaalanına gittin mi, vardın mı, indin mi, geliyormusun diye arardı. Uçaktan indiğimde açtığım telefonda bir sürü mesaj beklerken beni, artık tık yok. Gece geç vardığım içinde oğlumu da alamadım, mecburen kaldı babannesinde. Gidecektim buz gibi eve. Açım ama nasıl. Üşeniyordum yemek yapmaya. Eskiden olsa adam iyi kötü yemek hazırlamış olurdu. Çocuk da öyle veya böyle evde olurdu, ev dağınık ve pis olurdu ama en azından sıcak olurdu. Uçağın camına yapışmış ben, bir üzüldüm kendime! Bir acıma, bir patetik haller sormayın.
Sonra uçak indi, patrondan ayrılıp, havaalanından çıkıp arabaya binerken tüm gün toplantıda ve uçakta hissettiğim o derin sıkışıkmışlık duygusunu hatırladım. Kalp atışlarımı sızlayan ayak parmak uçlarında hissediyor olmama, karnımdan açlık senfonisi sesleri yükselmesine, oğlumun durumunu merak eden yüreğim sızım sızım sızlamasına rağmen derin bir nefes çektim. 
İnsan rahatlık adına ne de kolay kabulleniyor sıkışıkmışlık duygusunu. Birileri vardın mı diye sorsun yeter ki yalnız olmayayım, aman çocuk babası ile olsun babasının çok ilgi göstermemesi çok da önemli değil, bir şeyler düzelince ilgi gösterir diye diye yıllarca olmadığım insan olarak yaşamışım, oğlumu da öyle yaşatmışım.
Olsun varsın uçaktan "indin mi" diyen koca telefonu olmasın. Olsun varsın bir gece daha evde yemek olmasın da tereyağlı ekmek yiyeyim. Olsun varsın oğlumla hemen o gece değil ertesi gün görüşeyim. Yeter ki kafam huzurlu, karnım doyuk ve evladım rahat ve güvende olsun. Yeter ki bir daha alışmayayım sıkışık yaşamaya.
Boşanmadan evvel annemin bana yolladığı bir hikaye var. Kime aittir bilmiyorum ama şöyle der:
Hayvanat bahçesine getirilen fil yavrularının ayağına kocaman, kocaman zincir bağlanırmış kaçmasınlar diye. Fil büyürmüş ama zincirleri kalınlaşmazmış. Zaman içinde kocaman olan yetişkin filler ayaklarındaki zincirleri hala yuvruyken algıladıkları gibi algılarlarmış. Gücünün farkında olmayan bu filler için zincirleri koparıp kaçmak çok kolay olabilecekken, artık onlar büyüklüğünün yanında iplik kadar ince ve kuvvetsiz kalan zincirler onlar için hala yavruyken ayaklarına bağlanan kocaman ve kalın zincirlermiş ve böylece ayaklarında ince zincirleri, onlara ayrılan yaşam alanları içinde yaşar giderlermiş. Bilmezlermiş isterlerse o zincirleri rahatlıkla koparıp ormanın içine kaçabileceklerini - özgürlüklerine.
Alışkanlıklarımız ise bu kocaman zincirlere benzer. Koparabildiğimiz anda; aslında ihtiyacımız olduğuna inandığımız ve güvenlik adına edindiğimiz alışkanlıklara çok da ihtiyaç olmadığını, onlar olmadan da yaşayabildiğimizi görebiliriz.
Yani kısacası üstümdeki pantalon şık, gri, beni uzun zamandır görmeyen kişilerden ne kadar güzel göründüğüme dair iltifatlar aldıracak kadar güzel sonuçta Zaradan ama dar, sıkı, nefes aldırmıyor. Diğer yandan lekeli ama bol, serin ve rahat şalvarımı çok seviyorum, ayrıca arkadaşım Nen de indin mi diye mesaj attı. 

26 Şubat 2013 Salı

Bekar Anne Olarak İş Aramak

Ben şu anda çalıştığım iş yerine evliyken başlamıştım. Burada yaşadığım sıkıntıları, eski koca mevzularını çokça yazdım. Yazdım, yazdım sonra da oturdum düşündüm ve işimi de şehirimizi de değiştirmeye karar verdim. Kolay olmadı ve bu karara varmam aylarımı aldı. Burası küçük, steril ve rahat bir yaşam sundu bize. Doğası güzel, dostlarımız var. Öyle veya böyle oğlumun babası da burada. Fakat en büyük ödüller en rahat kazanılan değil, uğraşı ve çaba gerektirir mantığı ile iş aramaya başladım. Henüz istifa etmedim keza şu anda şehir değiştirmem için oğlumun okulunun bitmesi ve benim de o sürede taşınma için para biriktirmem gerekiyor. Fakat istifa ve ihbar süremi çalıştıktan sonra uzun süre işsiz kalama lüksüm yok. Bende dün itibariyle CV'imi güncelleyip birkaç yere başvurdum. İnşallah hayırlı bir iş bulurum.
Şu anda yaptığım iş dış ticaret olduğundan arada sırada da olsa, seyahat gerektiriyor. Bu işe devam edersem daha fazla seyahat'i göze almam gerekecek ki burada iyi kötü bir destek sistemim varken, başka bir şehirde bu da olmayacak. Ayrıca, oğlum büyüyor. Çok aşırı yoğun çalışıp onun çocukluğundan kalan bu son günleri ve psikolojik olarak en sakin ve sağlam olmam gereken erken dönem gençlik günlerini iş içinde kaybolup kaçırmak istemiyorum. Saatleri sabit, cumartesileri ve resmi tatil günlerinde çalışmak zorunda kalmayacağım bir iş hayal ediyorum. Var biliyorum, öyle yerlerde çalışan arkadaşlarım var. Çok para kazanmak gibi bir amacım yok; normal masraflara ek olarak oğlumun kursuna, kitabına ve arada bir seyahat etmemizi sağlayacak miktarlar bana yeter.
Bir çoğumuz gibi ben de iş aramaya kariyer.net ve yenibiris.com sitelerinden başladım. Her ne kadar kariyer.net'de çok daha fazla iş olanağı görsem de yenibiris.com'daki CV formatı çok daha fazla hoşuma gitti. Nicedir hep şikayet ediyorum ya, evlimisin, bekarmısın sorusundan, bu konu kariyer.net deki CV oluşturma kısmında da karşıma çıktı. Medeni halimi beyan edebiliyorum ama çocuğum olduğunu yazamıyorum CV içerisinde. Yenibiris.com da ise medeni halinin yanı sıra, kendiniz ile ilgili ek bilgi girebildiğiniz alan ve orada "çocuk var mı" sorusu var.
Tabii uzun yıllar boyunca yaptığım ticaret işinden (7 yıldır ve bunun 3 yılı da müdürüm) sonra daha düşük bir pozisyonda (departman asistanlığı, yönetici asistanlığı, departman sorumlusu) iş arayışıma bir açıklama getirmek zorundayım başvurduğum yerlere. Buna uygun bir ön yazı hazırladım. Oğlumun okul ve kültürel eğitimi için büyük bir şehire yerleşmek istediğimi, bu neden ile iş aradığımı ve çocuğuna tek başına bakan bir ebeveyn olarak, seyahat gerektiren iş istemediğim için daha alt bir pozisyonda çalışmayı arzuladığımı belirttim. Daha önce bir iki kere yaptığım iş başvurularında, başvurduğum pozisyonların deneyimlerime uygun olmadığını belirten kibar ama aynı zaman da "müdür olmuş bir insan neden asistan olmak istiyor, kesin bir tuhaflık var" mesajı kokan cevaplar almıştım. Umarım bu sefer neyi neden yaptığımı anlayıp, o şekilde değerlendirirler başvurumu. Umarım bir kusurum olduğunu düşünmezler, benimle görüşmeden herhangi bir yargıya varmazlar. Kabul edelim ki düzgün, kurumsal bir firma da müdür olmak demek gece gündüz çalışmak, özel hayatını ikinci plana atmak demek. Yanılmıyorum değil mi? Otomatik, yeteneklerimi geliştirmeyen ve düşünmemi gerektirmeyen bir iş'te çalışmak istediğimden değil ama biraz nefes almak istiyorum artık. Oğlum ile hayatın tadına varmak, devamlı yorgun olmamak istiyorum. İşim hayatım olmasın, hayatımdan aldığım enerjiyi pozitif bir biçimde işime taşıyayım istiyorum.
Esasında çalışıyorken iş aramak hiç hoşuma gitmese de artık mevcut iş yerimden çok fazla bunaldım ve ne yazık ki bu sefer önce işverenimi düşünme lüksüne sahip değilim. Amacım en azından resmi istifamı vermeden evvel 1-2 görüşme yapıp piyasa ve maaş yoklaması yapabilmek. Kesin ayrılacağım o ayrı!
İstifa ettikten sonra ümidim hemen yeni bir iş bulabilmek ve evi de yeni işime göre tutabilmek. Böylece lojistik problemimizi minimum'a düşürmeyi hedefliyorum (ön yazımda bunu da yazdım, nerede isterseniz, en yakın lokasyonda yaşarım dedim). Eğer Allah yardım eder de iş ve okul kapanışı aynı zaman'a denk gelirse çok mutlu olacağım. O zaman rahatlıkla ev ve eşya mevzusuna bakacağım. 
Tek başına çocuk bakıyor olmak insanı çok daha pratik olmayı zorluyor.  Gelirimin büyük bir kısmını güvenliği olan bir yere harcamayı planlıyorum keza oğlum burada olduğu gibi tek başına okula gidip gelecek. Büyük şehir tehlikeleri beni tedirgin ediyor, kafam rahat olsun site de yaşarız diyorum. Daha küçük bir yaşam alanını tercih etmek zorunda kalabiliriz bu da buradaki her eşyayı taşıyamama anlamına gelir. Küçük 1+1 bir evde benim kendi odam olmaz ama en azından çocuğun kendine ait alanı olur, o da yeter şimdilik. Belki de bakıcı veya etüd opsiyonlarını yeniden değerlendirmek zorunda kalacağım ki bu oğlumun hiç hoşuna gitmeyecektir. Şu anda çok bağımsız ve kendi kendini idare eden bir çocuk oldu.
İş aramadaki en önemli konu olan maaş konusu da iş görüşmelerinde beni çok sıkacak. Herhangi bir maaş'a çalışamayacağım gibi, işverenimin benim maaşımın tek başına hem benim hem de onun ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda olması gerektiğini anlaması gerekecek. Evli ve bir aileyi geçindiren 2 yetişkinli aile yapımız yok. Ben çalışacağım, oğlum okuyacak. Piyasada genç, bekar ve çok daha az maaşlara razı olacak insanlar varken beni kim ne yapsın fikrini kafamdan atmaya çalışıyorum. Çok iyi bir işi, maaşı düşük diye reddetmek, çok da fazla hoşlanmadığım işi lokasyon ve maaşı nedeniyle kabul etmek zorunda kalabilirim. Keza mevcut kariyer'i arttırmaya değil, daha farklı ve daha sakin bir iş hayatına yönelmeye çalışıyorum. 33 yaşında biraz sıfırdan başlamak gibi olacak. Fakat, daha önce de arabasız ve parasız yaşadığımdan dolayı çok korkmuyorum. Ders veririm gerekirse, tercüme yaparım... bilemiyorum bulurum birşeyler eminim ama ne yalan söyleyeyim tek başına bunu yapıyor olmak biraz korkutucu. 
Durum böyle arkadaşlar. Çok da ileriyi düşünmeden, akılımla ve hislerimle hareket ediyorum. Olursa süper olur, olmazsa da o zaman bakarım.
Biraz müzik. Çocukken 100 kere izlediğim "Sound of Music" filminden "I have confidence - Kendime güvenim var". Çok uygun oldu konuya.

Bu da bir kısmının tercümesi:


Bu günüm nasıl geçecek, merak ediyorum.

Geleceğim ne olacak, merak ediyorum.
Dışarıda bu dünyda, özgür olmak heycanlı olmalı.
Kalbim heyecanla neşelenmeli
Ama neyim var benim?

Tüm kuşkularımı ve kaygılarımı durdurmalıyım.
Eğer durduramazsam biliyorum ki döneceğim.
Aradığım şeylerin hayalini kurmalıyım,
Sahip olmadığım cesareti arayacağım.
Onlara güven ile hizmet etmek,
Hatalarım ile karşı koymadan yüzleşmek.
Onlara değerimi göstermek
Ve gösterirken onlara tabii
Kendime de (göstermek).

Ve inanın bana her adım ile daha eminim
Herşeyin yolunda olacağından.
Güveniyorum dünyanın benim olabileceğine.
Onlarda kendime güvendiğim konusunda
bana katılacaklardır.
Güç, sayılar da değil
Güç, para da değil
Güç, uyandığın günlerin gecelerinde
geçirdiğin huzurlu uykulardadır.

21 Şubat 2013 Perşembe

Evlimisin, Bekarmısın?

Bilirsiniz, doktor'a gittiğinizde ilk önce temel soruları sorarlar: "Şikayetiniz neydi?", "Kaç yaşındasınız?", "Evlimisiniz, bekarmısınız?".
Son soruya haliyle cevabım "bekarım" oluyor. 
Sonra bekliyorum...
Doktordan ses çıkmıyor, not alıyor.
"Ama 10 yaşında oğlum var" diyorum. 
Bu arada; devamlı kullandığım ilaç var mı, daha önce ciddi bir ameliyat veya hastalık geçirdim mi, aile de ne hastalıklar var sorulmuyor! Evlimisin, bekarmısın? Beni ve 33 yıllık sağlık geçmişimi tanımlayacak olan tek bilgi bu sanki; medeni halim! Belki manik depresifim, lityum kullanıyorum. Belki cinsiyet değiştirdim! Evlimisin, bekarmısın!!
Bu sadece jinekoloji uzmanında değil, ürolog, genel cerrah ve en son da endokrinolog'da da aynı şekilde oldu.
Yahu kadın değilmiyim ben. E 16 yaşında gibi de durmuyorum (keşke ama). Sorsanıza çocuğun var mı, hamile olma ihtimalin var mı diye doğrudan. Neden medeni halimi soruyorsun doktor. Kibar olacağım diye bana ekstra açıklama yapmak zorunda bırakıyorsun.
Soracağım ama bir daha doktoruma gittiğimde. Evli, bekar sorusu niye. Hangi çağ da yaşıyoruz efendim, insanlar beraber yaşıyor artık evlenmeden çocuk yapıyor diye düşündüğümden, savunacağımdan değil. Ben huzursuz oluyorum zaten fiziksel özelime buz gibi steteskop, iğne ve lastik eldivenleri ile müdahele edecek olan bu çok özel meslek sahibi saygıdeğer insanlara ayrıca sebepsiz yere (medeni) özelimi de açıklamak zorunda kalmaktan.
Sonraki yorum...
"Hmm. Söyledikleriniz stres kaynaklı olabilir!"
Neden? Mutlu bir (bekar) anne görmek çok mu zor. Hayır efendim fiziksel bir problemim var yardım edin.
Cevabım "Hayır, ben stres kaynaklı rahatsızlıklar geçirdim. Bu farklı bir durum. Şu anda depresyonda olmam için hiç bir sebep yok ama kendimi fiziksel olarak iyi hissetmiyorum."
Mutluyum efendim, lütfen işinizi yapınız!
Testler, testler.
"Evet. B vitamininiz düşük. Birde hormonlarınız."
Ya doktor... gereksiz bu kadar konuşma yapmamalıydık.
Fiziksel sorun olmasaydı da öyle sorsaydın medeni halimi, depresyonumu. Oradan da yollasaydın psikolog'a.
Ben mi aptalım da anlamıyorum. Ya da B12 düşük de ondan mı çok alınganım! 
...
Ayrıca boşandığımdan beri çok daha medeni bir haldeyim efendim!

15 Şubat 2013 Cuma

Sen. Sen Var Ya Sen...

Bomboş kaldı yatağım yıllarca,
gitmek bile istemiyordum o odaya.
Soğuk ve yalnız gecelerdi tek daveti.
Ne işim vardı ki benim o yatakta?
Tek başıma!
Kalorifersiz ev,
klima da bozuk. 
Ümidimi kaybetmiştim, çok üzgündüm
Sıcak bir yuvaya
belki baharda kavuşurum diye dua ettim aylarca. 
Sonra sen geldin.
Hayallerimdeki gibiydin.
Varlığınla, şu yalnızlıkta soğuktan titreyen bedenimi ısıttın,
beni bana hatırlattın.
Ellerim, ayaklarım kavuştu sonunda 
sıcacık varlığına.
Seni asla bırakmayacağım.
Seni çok seviyorum
sıcak su torbam.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Sevgililer Günü, Annesinin Sevgili Gülü

Bir çok çift için günlerden en telaşlı ve nadidelerinden sayılan sevgülüler gününüzü erkenden kutlamak istedim. Bir hikaye ile başlayalım bu günün önem ve ehemmiyetini ve bana öğrettiklerini sizlere aktarırken.
http://media-cache-ec5.pinterest.com/originals/7b/71/71/7b7171e6f2fe2d1ffb40734dd62663e4.jpg
Kaynak
Efendim bilirsiniz belki; değerli filozof Eflatun'un Sempozyumunda Aristofanes'e anlattırdığı bir ruh eşi hikayesi vardır. Bu hikayeye göre bedenleri top gibi yuvarlak, iki kolu, iki bacağı, başlarının iki tarafında gözü, burnu ve ağzı olan insanlar yaşarmış. Bunların erkeği güneşin ve dişileri de toprağın çocuklarıymış. Bundandır ki bedenleri top gibi yusyuvarlakmış. Bir de üçüncü bir cins daha varmış. Bunlar da her ikisinin birleşimi olan, bir tarafları dişi diğer tarafı erkek olan ve ay'ın çocukları olan Androjenlermiş. Bu 3 insan cinsi de çok güçlüymüş. Tanrılar bunların bu gücünden hiç mi hiç hoşlanmazmış ama sunaklarına bıraktıkları hediyeler ve inançları yüzünden, devlere yaptıkları gibi, onları yok etmek istemezmiş. Bir gün en büyük tanrı Zeus yıldırımı ile bu top gibi yuvarlak olan insan bedenini tam ortadan ayırmış. İnsanlar böylece tek bedenden 2 bedene ayrılmış. Bu nedenle hep ruh ve beden eşlerini aramakla geçirirmiş insan. 
Bu hikaye esasında çok uzun ve çok detaylı. İnsan zihninin çevresinde gördüğü ve yaşadığı doğal olayları nasıl açıkladığını merak ediyorsanız, mitoloji seviyorsanız okuyun derim. Biraz da romantik de bir bakış açısı.
Fakat anne olduktan sonra öğrendim ki, ruh eşi diye bir şey yoktur. Bunu söylememin sebebi kötü ilişkiler yaşayıp başımdan boşanma geçtiğinden değil. Bulduğumuzu sandığımız aşkın ansızın kaybolabileceğini bildiğim gibi, gerçek aşk'ın varlığını da bilirim ve elbette ki inanırım ama insanın çocuğu için hissettiği sevgi... işte o bir ayrılış ve sonrasında bir ömür boyunca süren bir arayıştır ki, tarifi mümkün değil. Gerçek bir 'ruhtan ve bedenden kopup gitme' duygusudur.
İster biyolojik olarak karnınızda, ister bir düşünce veya umut olarak yüreğinizde yani bedeninizde taşıdığınız, koruduğunuz evlat gün geliyor bedeninizden ayrılıp gidiyor ya; bu öyle bir his ki yaşayan anlar. Evladınız sizden büyüyüp uzaklaştıkça o eksiklik duygusu daha da yoğun basıyor insanı. Çocuğu yokken yanında, insan hep eksik kalıyor sanki. Tek başına veya dostlar ile yenilen güzel bir yemeğin tadı tam olmuyor misal, onunla paylaşamıyorsunuz ya. İçinizde bir yerde, keşke "o da olsaydı da yeseydi" ya da "muhakkak onu da getireceğim buraya" diyorsunuz. En rahat olduğunuz, çalıştığınız veya en alakasız bir vakitte bile, "acaba nasıl" sorusu geçer içinizden. Kaçımız gece uykusunu uyuyan çocuğumuza bakmak için sevdiği film'i, kitabı veya dizisini bırakıp durduk yere kalkıyoruz? 
Aşk'a inancım büyüktür keza iflah olmaz bir romantiğim ama ruh eşini bulma telaşını, bulunca kaybetmeme telaşını çok ağır hissedenler bilmez daha da ağırı olduğunu. Benzemez o telaş anne olmanın verdiği telaş'a. Daha henüz başlarına nelerin geleceğini bilmiyorlar. Çok daha güzeli var sırada. Hele hele bir de sevdiği ile paylaşılıyorsa ebeveynlik, mükemmel oluyor işte hayat o vakit (Sadece çocuklara fazla çaktırmamak lazım hayatınızın en az %90'ının onların etrafında döndüğünü, şımarıyorlar yoksa).
Yine de güzel bir konsept ruh eşi hikayesindeki, sevgililer günü vesilesi ile hatırlamış oldum Eflatun'u.
Bu da sevgülülere gelsin:
Bu arada sevgilisinin almış olduğu ama tüketemeyeceği çikolataları olan varsa gayet de bana yönlendirebilir, aklınızda bulunsun.
...
...
Yok mu kimse?

11 Şubat 2013 Pazartesi

Tanımadığım Çamaşırlar

Geçen gün oğlumun çekmecelerine temiz çamaşırlarını yerleştirirken, daha önce görmediğim bir t-shirt ile karşılaştım. 3-4 hafta önce de üzerinde ilk defa gördüğüm bir kazak ile eve gelmişti. Bekar anne iseniz ve çocuğunuz arada baba ve baba akrabaları ziyaretine gidiyorsa, bu alışmanız gereken bir durum oluyor. 
Ben elimde, kendimin asla almayacağı ve oğlumun da sevmeyeceğinden emin olduğum t-shirt ile dururken; oğluma aldığım ilk çamaşırlar, babası ile aldığımız ilk minik çorap ve tulum takımı ile ne kadar heyecanlandığımızı hatırladım. Sonra da geldiğim noktaya baktım. Alt tarafı bir t-shirt ama oğlumun babasını ve özellikle babannesine ziyaretinden sonra gelen kirli çamaşır yığınını, bu t-shirt'e yaptığım gibi kah hüzünlü, kah kızgın bir muamele çekiyorum. Bir an geçmişe dönüyorum sonra bulunduğum noktayı hatırlıyorum. İlk heyecan ile yeni anne baba olacak çiftin heyecan ile yaptığı bebek alışverişinden, bir birlerini artık tanımayan iki insanın ortak noktalarının bir çocuk olup da, o çocuğu birbirlerinden ayrı, farklı bakış açıları ile büyüttüklerini düşünüyorum. Ortak karar ile alınan bebek tulumu, gün geliyor baba evindeki çamaşır ile anne evindeki çamaşır oluveriyor. "Yedek pijama koydum" diyorum, "bizde varpijaması" diyor. Yeterince temiz mi o pijama, kumaşı yumuşak mı ki hı?
Oğlumun dışarıdaki ziyaretlerinden sonra bize gelen çamaşırlar daha eve girer girmez çantası ile çamaşır makinesine gider ve içeriği, temiz veya kirli, makinenin içine boşaltılarak yıkanır. Kendimce negatif enerjiden arındıramadığım, yıkanıp iyice kurumayan hiç bir çamaşır oğlumun dolabına giremez. Bazen, geçen sefer olduğu gibi, çantayı boşaltma işlemini oğlum yapıyor. Hiç giymediği ve bu nedenle temiz saydığı çamşır çekmeceye tıkıştırılyor, geride ne ne varsa makineye atılıyor.
Saymak bile istemediğim kadar çok seferde de babasının bir çamaşırı çıkıyor makineden, yıkanmış ve benim asmamı bekliyor. Eskiden çok iyi tanıdığım ama artık benim ile yaşamayan bu yabancı adama ait benim ona aldığım bir eşofman altı veya oğlumun olamayacak kadar büyük olduğu için babasına ait olan ve üzerine "bekarım mutluyum"  "Viva Brezilya" v.b. sloganlar yazan hiç görmediğim t-shirt'ı makineden ıslak ıslak çıkardığımda direkt siyah bir çöp poşetinin içine koyup kapının önüne bırakıyorum. İyi günümdeysem kurutup çöp konteynırının kenarına askı ile asıyorum, ihtiyacı olan kağıt toplayıcısı alıp gidiyor.
Tamam kibarım, barışçılım da adamın çamaşırlarını yıkayıp, ütüleyip de geri yollayacak kadar değil. Koca herif! Kendi çamaşırlarını da kendi yıkasın. Neden çocuğun çantasına koyuyor ki! Ya da, daha da kötüsü, nasıl bir düzensizlik içerisinde yaşıyor ki kendi pis çamaşırı ile çocuğunkiler iç içe!
Ayrıca, oğlumun neyi giyip giymeyeceğinden hiç mi hiç anlamıyorlar. Mavi, kırmızı yakalı, bisiklet resimli t-shirtmış peh! Ben alıyorum ki zaten ona istediği gibi kuru kafalı, canavarlı t-shirtler.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Teşekkür - Bölüm I

Hayatımdaki bazı erkeklere teşekkür etmek istedim.
İlk teşekkür babama: Anneme kraliçe gibi davranmak yerine, onu hırpalayarak kızgın, depresif, yalnız ve ümitsiz bir insan haline getirdin. Onun, esasında senin yüzünden oluşan bu sonsuz mutsuzluğu için, hep beni suçlamasına sebep oldun. Bize babalık yapmaktan anladığın sessiz ve diken üzerinde yürüyen, devamlı korkan çocuklar haline sokmaktı. Sayende oğluma sesini özgürce kullanmayı öğrettim. Derdini kavga ile değil, konuşarak anlatmayı öğrettim. Varlığı eksik ve yalandan olan bir babanın vereceği zararın, gerçekte fiziksel olarak uzakta olan bir babadan daha büyük olduğunu öğrendim.
İkinci teşekkür eski kocama: Tüm mental handikaplarına rağmen sağlıklı ve zeki bir evlat doğurmama katkıda bulundun. Her ne kadar sayende anneliğin yanında asla yapmak zorunda kalmayacağımı düşündüğüm babalığı yapmak zorunda kalsam da, bana dünyanın en güzel duygulardan birinin; gözlerini yeni yeni net bir biçimde kullanmaya başlayan bir kaç haftalık bir bebeğin, annesini ilk defa uzaktan tanıyıp bilinçli bir biçimde heyecanını ve mutluluğunu ifade ettiğini görmek olduğunu gösterdin. 
Eskiden arkadaşım olan bir erkeğe: Abi sağol. Senin bağlanma korkuların, konuşmama isteğin, benim senin soğuk ve mesafeli tavrına kendi duygularıma rağmen saygı duymaya çalışma süreci bana bir erkek tarafında asla ve asla görmek istemediğim davranışların ne olduğunu öğretti. Zamanında çok utandım sana açıldığım için ama ne iyi olmuş. Bu kronik duygusuzluğun ve yalnızlık sevgisi ile kamufle edilmiş korkunun aslında ne kadar uzak durulması gereken bir şey olduğunu öğrendim. Ayrıca oğluma da ona aşık olan ama kendisinin değer vermediği bir kızı oyalamaması gerektiğini, şartlar ne olursa olsun gerçekleri söylemesinin en onurluca şey olduğunu öğreteceğim. Erkeklerin gerçeklerinin sözlerinde değil, davranışlarında olduğun öğreteceğim.
Bu Elektra kompleksi değildir. Ciddi bir hayattan ders alma çabasıdır. Sınavdan geçilmiştir, bu hatalar yapılmaya bırakalı çok olmuş, ders içselleştirilmiştir. Bu kişilerden çok şey öğrendim. Erkek çocuk annesi olarak öğrendiklerimi en iyi şekilde uygulayacağım keza hayatımda nice etkisi olan bu insanlardan aldıklarım çok, çok iyi bilgiler. Verdikleri dersler bakımından kimsenin bendeki değeri bir diğerinden fazla değil. Kızgın değilim ve öyle gibi gelse de, kindar hiç değilim. Aksine canı gönülden hepsini çok sevdim ve iyi anlarını çok özlüyorum. Ödüllendirilmeleri lazım. Aslında ödülü tek bir kişiye vermek haksızlık olurdu ama ben babama layık görüyorum...neticede bu filmdeki esas etkin karakter, hikayenin önemli bir kısmını belirleyen, seçimleri düzenleyen baş rol oyuncusu kendisi. Çok sağol baba.