28 Ocak 2013 Pazartesi

Dört Gün

Annem gelecek. Oğlum çok mutlu. Beraber bir kaç gün geçirecekler. Belki izin alacağım ben de onlarla 2-3 gün geçireceğim. Gezeceğiz dağ, çarşı, deniz kenarı.
Dün babası aradı. 1 hafta onda kalmasını istiyor oğlumun. "Annem gelecek bu hafta, haftaya bakarız" dedim. Pek istemiyorum yollamak ama ne yapabilirim ki.
Telefonu kapatınca, "Baban onda kalmanı istiyor bir hafta" dedim.
"Tamam" dedi. Komşunun verdiği sarmayı yiyor, TV izliyordu. Kafasını çevirmedi bile. 
Son noktaya gene oğlum koydu. 
Döndü bana; "Anne! Dört gün kalırım, eve dönerim" dedi. 

Lolipop

Stresten olsa gerek 2 senedir olmadığım kadar sık hasta oluyorum. Küçükken annemler en ağır boğaz enfeksiyonunda bile tentürdiyot ile gargara yapmanın en iyi tedavi olduğuna inanıp bize antibiyotik vermedikleri için bünyem şükürler olsun ki sağlamdır. Halen daha çok mecbur olmadığım sürece ilaç kullanmam (keza 1 yıllık anti-depresan kullanımı ile o hakkımı fazlasıyla doldurdum bence, hiç eskisi gibi olmadı bünye). 3 senedir de ara ara faranjit oluyorum. Geçen hafta feci derecede yorgundum, çarşamba günü boğazım gıdıklanmaya başladı, perşembe günü sesimi kaybettim. Hem bu nedenle hem de hava muhalefeti ile dağ tırmanma planını erteleyerek, hafta sonunu evde geçirdik.
Tatillerin başlamasında ve karnesinin şükürler olsun ki, harika olmasında olsa gerek; oğlumun neşesi pek yerinde. Çok sevgi dolu, 1 sene önceki o tatlı çocukluk haline geri döndü. Devamlı beni öpmek, sarılmak, yanımda uyumak istiyor. Sürekli bir şeyler anlatıyor. Okulda olanlar, çizgi filmler, dinozorlar, uzaylılar, yaptığı resim, yaptığı araba, "yeni bir yemek üretelim", "anannem ne zaman gelecek", "anne bak bilgisayardaki oyuna - şimdi ev yaptım, sana da öğreteyim", "su isterim", "jel yapalım", "anne nar, anne yemek, anne çikolata, anne süper kahraman olalım...." durmadı.
Diyaloglarımız ilginç oldu:
Çocuk (yerinde duramayarak): Anne bak şimdi ben bu masa örtüsünü boynuma bağladım. Benim gücüm uçmak, güç seviyem 86 seninki ne???
Anne (iki büklüm olmuş): öhö öhö öhö öhö
Çocuk (oda içerisinde koşuşturarak): Anne sende bak bu örtüyü bağla, şimdi senin merkezin mutfak olsun benimki salon, anne bak şimdi sen git oraya...
Anne (nefessiz): öhöhöhhöhööh oğlum öhöhöhö bir saniye öhöhöhöh....
Çocuk (kıpraşıyor, koltuğun üstüne tırmanmış, inmiş, zıplıyor, koşuyor): Anne senin yardımcın kim olacak? Şimdi sen merkezinde hangi güçleri geliştireceksin? Anne gökyüzü neden mavi biliyormusuuuuunnnn???
Anne (surat morarmaya başlamış): öhöhöhöhöhöhöhö oğlum du geleceğim...öhöhöhöhöhö
Çocuk (gözler çizgi film karakteri gibi kocaman, kirpikler yelpaze gibi bir aşağı bir yukarı): Anne sesin kısıldı... sen en iyisi konuşma bak daha kötü olacak sonra. Hatta bende konuşmayayım 
Elleri ile hareketler yapar, hararetli ve hareketli.
Anne: öhöhööhöhö anlamıyorum oğlum benim sesim kısık sen neden konuşarak anlatmıyorsun?
Çocuk elleri ile "anne sus" hareketi yapar el işaretleri ile anlatmaya devam eder. Bir yandan sırıtır!
Anne elinde değil güler ama pek yorulmuştur. Mide kasları ağrır öksürmekten. Bu arada etrafta da kimse yok ki oyalasın oğlunu, çocuk da haklı sıkıldı, ilgi ister. Yılgınlıkla kendisini koltuğa atar!
Tam o sırada çocuk anneye sarılır:
"Anne bu dünyadaki en çok sevdiğim insan sensin"
Mutluluk, huzur, ses kısılmasının, hayatta geri kalan her şeyin önemsizliği, bu şekilde geçen 15 saniye ve...
"Anne beraber lolipop yapalım mı?"
Anne dinlenemeyeceğini kabul eder, kalkar, zencefilli lolipop yapar; madem yapılacak, bir işe yarasın :)
Bu da pazartesi neşesi olsun!!

24 Ocak 2013 Perşembe

(Geleceğe) Mektup II

Sevgili Oğlum,
Eat your vegetables. Don't play with matches. Finish your homework. RESPECT WOMEN.
(Sebzelerini ye. Kibrit ile oynama. Ödevini bitir. Kadınlara karşı saygılı ol)
Sana nicedir yazmak istiyordum bu konuda. Bir türlü kelimeleri toparlayamadım, araya başka işler girdi. Sonra geçen gün birşey oldu ve bana bir işaret verdi. Vakti gelmiştir artık diye düşünüyorum. Annelik işte. Öğütlerde bulunmadan rahat edemiyoruz sanırım ama, güzel oğlum, bu konu önemli.
Bilirsin. Seni çok severim. Hep söylüyorum, sadece oğlum olduğun için değil; olduğun kişi için de seni çok seviyorum. Akıllısın, espirilisin, temiz bir yüreğin, iyi niyetin var. Fakat, çok büyük bir eksiklik var hayatında: sana kadınlara nasıl davranman gerekeceğini gösteren bir erkek yok ne yazık ki. Ne baban ne de dedelerin sana iyi örnek olamayacaklar. Onlardan nefret et diye söylemiyorum bak bunları, netice de herkes hata yapar ama onların hatasından ders çıkarmalıyız. Babaların günahlarını oğullar öder derler. Sana bunun olmasını istemem. Bak yanlız kaldı dedenler de baban da! Ne yazık ki çocukları da eşleri de yanlarında değiller. Bunun sebebi ne biliyormusun? Kadınlarına, çocuklarına davranışları! Erkekiz biz dediler her türlü yanlış davranışı hak gördüler kendilerine ne yazık ki!
Bak oğlum, unutma: karşına kim çıkarsa çıksın, önce insan olduğunu fark et karşındakinin. Sen nasıl mutlu olabiliyorsan, üzülüyorsan, canın acıyabiliyorsa, heycanlanıyorsan, korkuyorsan; başkaları da aynı şekilde bu duyguların hepsini yaşayabiliyor. İster kadın olsun, ister erkek; Allahın yarattığı tüm kulların iyisiyle kötüsüyle hataları, hayalleri, ümitleri var. 
Ama sana bir erkek olarak başka başka sorumluluklar biniyor. Bana da kadın olarak. Ben nasıl baba olamıyorsam, sen de anne olamazsın. Etrafında sana, sen büyüdükçe, erkek olman ile ilgili bir çok şey anlatan insanlar olacak. Sana "ağlama erkeksin" de denilecek, "erkek adam güçlü olur" da. Evet, genelde toplum tarafından hoş karşılanmaz mıymıntı bir erkek ama inan mıymıntı ve huysuz bir kız da toplum tarafından sevilmez. Duygularını onları anlayabilecek insanlar ile paylaşmanı tavsiye ederim. İnsanoğlu karmaşıktır. Bazen, bazı insanlar senin duygusallığını sana karşı kullanabilirler. Ben kız olduğum için benim ağlamam normal de senin ağlaman anormal mi? Yok hayır. Bende istemiyorum her üzüldüğümde her yerde ağlamayı ama farkettim ki bu beni zayıf gösteriyor. Senin için de aynısı geçerli. 
Haberlerde çok duyuyoruz, okuyoruz. Eşlerini, eski eşlerini, çocuklarını döven babaları, erkekleri. Unutma hiç bir insan'a, hele hele bir kadın'a el kaldırılmaz. Biri sana saldırırsa, o zaman işin yüzü değişir. Sen sabırlı ol güçlü ol. Kuvvetini önce aklın ile yönet. Hele hele senden kuvvetsiz bir insana vurmak çok büyük günah. Gerçek bir erkek, güçlü bir insan; kızgınlığını kontrol edebilmelidir. Seni üzecek her olay karşısında kızarsan, yavaş yavaş sinirin içini eritir. Belki bir gün bir kız arkadaşın seni çok üzecek, damarına basacak. Sen asla ama asla el kaldırma. Bu seni daha güçlü bir erkek yapmaz, zayıf bir insan yapar unutma. Ne kadın ne de erkek, kimse ile problemini şiddet ile çözemezsin. Sen akıllı bir insansın, sınırlarını iyi belirle ama ezdirme de kendini.
Büyüdün artık. Sana anlatmıştım daha küçükken kuşlar, böcekler hikayesini. Bebeklerin nereden geldiğini yani. Zaman gelecek kız arkadaşların olacak. Bazen yenileceksin hormonlarına. Ama yine unutma, arzularını sevgi ile birleştirdiğinde sen gerçek bir insan olursun. Sakın bir kıza, sırf hormonlarına yenildiğin için, onu sevdiğini söyleme. Sakın bir kıza sadece canın öyle olsun istiyor diye oyalama. Duygularından emin ol. Bedenini aklınla yönet. Rica ederim saçmalama. Koca adam dinlemem alırım ayağımın altına! 
Canım benim. Görüyorsun işte beni. Hep açık davrandım sana. İnsanların davranışlarını, bunların nasıl bana ve çevremdeki başka insanlara ve hatta kendilerine nasıl zarar verdiğini hep anlattım sana. Kendime acımak için değil, sen anla diye idi hep bunlar. Bir insanı nasıl fiziksel veya zihinsel engeli için hor görmüyorsan, cinsiyetinden dolayı da ezme. Sen erkeksin diye daha üstün değilsin. Bu konuda anlaştık umarım!!!
Oğlum. Büyüdün koca erkek oldun. Adam ol. Anası da yetiştirememiş dedirtmem bak. Nazik ol. Karşındaki kim olursa olsun, kadın veya erkek, dinlemeyi öğren. Saygı görmek istiyorsan, saygı duymayı bil. İleride babalık ve kocalık görevleri konusunda da nasihatlarım olacak tabii. Dinleyip dinlememek sana kalmış. "Ben kesinlikle asla ve asla evlenmeyeceğim" dediğin videoyu düğününde herkes ile paylaşmayı dört gözle bekliyorum. Allah bana o günleri de gösterir inşallah.
Seni çok seven,
Koca kadın 
Annen :)

Ben Bir Ağaç Olsam


Çok severim alternatif tıp ve terapileri. Hastalıklara karşı ile tepkim "acaba hangi ot'u kaynatsak da içsek" olur. Grip ve sinüzit ataklarına karşı ilk başvurduğum ilaç tavuk çorbasıdır. Baş ağrısına ilacım yeşil elma ve son zamanlarda yaşadığım ve doktorun haftalık iğneler tavsiye ettiği B vitamini eksikliğine karşı da başvurduğum ilk şey tam tahıllı ekmek.
Hal böyleyken, her ne kadar zamanında konvansiyonel tıbbi müdahale yani anti depresanlara başvurmuş olsam da, psikolojik sorunlar için de alternatif terapiler denemekten büyük haz alırım. E halim ortada. İlaç denedim. Pahalı olmasına rağmen EMDR denedim. Psikologa gittim. Sonuç aynı. Ben hala korkuyorum! Bildiğiniz aptal aptal derine işlenmiş travma halinden gelen saçma sapan tepkilerimle yaşamaya çalışıyor, mantığımı ve aklımı kaybediyorum.
Gel zaman git zaman bir akşam evde bu konu da ne yapabilirim diye internette "travma sonrası stres bozukluğu tedavisi alternatif çözümler" arayışım sürecinde karşıma KUANTUM TERAPİ çıktı. Denemediğim bir de bu vardı, deneyelim bakalım diye pazar akşamı saat 19:00 civarında aldım elime telefonu aradım internet sayfasındaki numarayı. Hiç beklemiyorum ama telefonu tatlı sesli bir bayan açtı. Bana hemen ertesi gün kendisini görmeye gidebileceğimi söyledi. Çok sevindim. "Bu bir işaret, evet evet kurtuluyorum sonunda" diyerek ertesi gün yolunu tuttum bana hayatımda ışık tutabilmeyi öğretecek ablanın iş yerine.
Kendisi ile tanışıp konuşmaya başladık. İlk iş "ben Allah'a inanıyorum" demek oldu. Hani kuantum filan, yanlış anlaşılmasın diye! "Allaha dua ediyorum bana yardım etsin diye ama sonuçta dua ettikten sonra oturup beklenilmeyeceğini çaba göstermem gerektiğini ve ben çaba gösterdikçe Allah bana kapıları açacağına inanıyorum" dedim. Alternatif tıp iyi hoş da, hani, özümü unutmadığımı da belirtmek istedim. 
Bu duruma da netlik getirdikten sonra (cadıyım sanırım) başladık terapiye. Anlattım, doğduğum andan başladık günümüze kadar geldik küçük adımlarla - bildiğiniz adımlarla çünkü ayağa kalktım hayatımın dönüm noktasını ifade eden her hikayede bir adım attım.
Uzun lafın kısası benim problemim en başında. Doğumum ile alakalıymış. Annem, çok severim kendisini - kokusu burnumda tütüyor, çok güçlü bir kadındır ama benim doğumum ile babamın ona şiddet uygulaması hikayesini eş zamanlı anlatırdı; "ilk sana hamileyken...". Bu durumda bende ister istemez "ben olmasaydım" duygusu yaratmış. Terapistin dediğine göre bu tip travmaları bilinç altımıza, bizim yaşamsal fonksiyonlarımızdan sorumlu olan ilkel beynimize, atıyormuşuz. Bu da zaman içinde öz değer ve öz saygıda problem yaratıyormuş (bkz. ben). Bunun çözümü de ilkel beyne bu güne kadar bizi korumak için yaptıkları için kendisine teşekkür edip yeni bir programlama yapmakmış. Ufak bir çalışma, duygusal bir sürü an, akan göz yaşı sonunda bana eğer bir varlık olsaydım insandan başka, nasıl bir varlık olurdum diye sordu. Önce "taş" dedim. Ayy sonra beğenmedim. "Soğuk o ne öyle". Sonra "ben" dedim "ağaç olmalıyım". Böylece ağaç oldum. Hemde öyle böyle değil. Ceviz ağacı oldum arkadaşlar. Meyve veren, kocaman bir ceviz ağacı oldum.
Terapiye gidenler bilir. Çıkınca 10 kilo taş'ı 10 km taşımış kadar yorgun olursunuz. Ben bu sefer kuş kadar hafif çıktım. Hoplaya zıplaya arabama bindim. Radyoyu açtım. Yıllardır duymadığım ama hiç unutmadığım ve çocukken teyzemin söylediği ve bu yüzden aklımda hüzünle karışık bir rahatlık hissi uyandıran bu şarkı çalıyordu:
Çok garip bir duyguydu. Yıllardır duymadığım sesler,  ardından kokular ve dokuların hepsi geri dönmüştü. Mutlu bir anımdı o şarkıyı ilk, çocukken duyduğum an. Ramazan ayı idi. Teyzem o gün, o zamanki aklımla anlamadığım bir nedenle oruç değildi. Belli ki acıkmıştı, ayıp olmasın diye yemek yemek için herkesin öğle uykusuna yatmasını beklemişti. Her çocuk gibi öğle uykularından nefret eden ben teyzemin kalktığını görünce onu gizlice mutfağa takip etmiştim - yatakta olmam gerekiyordu sonuçta. Tabağına yemek alan teyzem bu şarkıyı söylüyordu. Yaz sıcağında, pencereden gelen hafif esintiler, evdeki sessizlik ile teyzemin muhteşem sesi birleşince mest olmuştum. Daha sonra şarkının sözlerini okuyunca, içeriğinin geçmişe, unutulmamış hatıralar ile ilgili olduğunu fark ettim. Çok garip bir duygu idi, dediğim gibi hüzün ile huzur karmaşası. Tam da çocukluğumun o dönemi gibi.
Kafamda "ben bir ağacım, güçlüyüm kendimi seviyorum bu yüzden de kendime güveniyorum" olumlamalarımla işe döndüm. İçimdeki manik depresif ben arada canlanıp "Alahımmm  ağaç, ağıcım beeen hahahahayyytt" diye bağırıyor sonra yine sakinleşiyordu. İyi gelmişti burnuma ilaç sokmaya çalışmayan bir psikiyatriste geçmişi anlatmak ve gerçekten de dinlendiğini hissederek ve çözümün bende olduğunu duymak. Enerjim inip, çıkıyordu. Akşam da oğlumla bir yere giderken bana dönerek "anne acaba ağaç olmak nasıl bir şey" dedi ansızın. Çok şaşırdım. Onu takip eden günlerde ağaç her yerde karşıma çıktı. Hatta ağaç olma olayını abartarak birilerine kızdığım bir anı arkadaşım nen'e anlatırken "... çok kızdım ama ben bir ağacım, güçlüyüm, dallarım savururum, cevizlerimi kafalarına kafalarına atarım oldu bitti işte" dedim. Tamam biliyorum, bu değildi yolu ama her fırsatta ağaç olmak işime yarıyordu. 
Geçen hafta sonundan bahsetmiştim.
Oğlumu babasına bıraktım. Cumartesi günü yalnız kalmamak için arkadaşım Nen ve ailesi ile vakit geçirdim. Tek başıma kalsaydım, oğlum için zaten endişeleniyorken, iyice panik olacaktım. Dostumla olmak iyi geldi. Pazar günü öğle saatine doğru oğlumu almak için kaldıkları yere gittim yine. Bana vurmasından sonra o yere ilk dönüşümdü. Ama ben bir ağacım, güçlüyüm, kendime değer veriyor bu nedenle de güvendeyim ya... çok sorun etmemeye çalıştım. 
Hayat tabii ki kafamızdaki kadar basit olmayabiliyor. Siz ne durumda olursanız olun, hayat akmaya devam ediyor; onu güzelleştiren veya çirkinleştiren insanlar ile beraber. Benim, oğlumun (o saate kalan) kahvaltısını bekleme sürecim de öyle oldu. Babası istersem içeride bekleyebileceğimi söyledi ama hiç bir şekilde onun yakınında olmak istemiyordum. Arabada bekledim. Telefonumdan internete girdim bir şeyler okumaya çalıştım. Kendimi arabanın içine kilitlemiş, gergin bir şekilde bekliyordum esasen. Derken bu çıktı geldi. Kafamı çevirim bir kere bile bakmadım ama, güzlerini bana dikmiş bir şekilde sigara içtiğini görüyordum yan aynadan, hissediyordum. Tepemde bir şahin gibi dolanıyordu. Belli ki konuşmak, ilgiyi kendisinin üzerine çekmeye çalışıyordu. Ben görmezlikten geldikçe arabaya yaklaşıyordu. Pişman olan bir insanın yapmayacağı bir hareketti bu. Pişman olan, utanır. Bu varlığı ile beni daha da rahatsız etmeye, kontrolü kendi eline almaya çalışıyordu. Arabadan inseydim, biliyordum ki yine kavga çıkacaktı. Tam o sıra da o akşam bu bana vurduğunda, bunu tutan adamı gördüm yan gözle. Aynı sakallı adam. Bana doğru dik dik bakıyordu. O adam bunun kalıp çalıştığı yerde kalıyordu. Tanışıyorlardı yani. Kim bilir benimle ilgili neler demişti eski koca. İrkildim ama dahası çok iğrendim. "Allahım ben güçlüyüm, bana güçlü olduğumu gösterecek fırsatı ver" diye dua ettim durdum içimden. Bir yandan "ben bir ağacım, ağaç, aaaağğğaaaaçççççç" diye haykırıyordu içimdeki ses. Mantık ile mantıksızlık arasında gelip gidiyordu duygularım. Korkuyordum, tedirgindim, cesurdum ama en önemlisi oğlumun bir an önce çıkmasını ve oradan uzaklaşmayı istiyordum. Neyse ki çok bekletmeden geldi oğlum. Gösterisi vardı. Gösterisine gelmedi babası ama biz alışığız. Biz evliyken bile gelmezdi, hep bir bahanesi bir işi olurdu!
Çocuğumu da kendimi de uzaklaştırmak istiyorum. Şehir değiştirmem elzem oldu. Burada ne iş var ne de bize huzur. Çok korkuyorum bazen ama ben bir ağacım ya, savururum dallarımı karşıma çıkanı yıkar geçerim.... 
...nasıl yani öyle çalışmıyor mu bu sistem? Tamam barışçıl bir ağaç olacağım, söz dallarımı kimseye savurmayacağım, cevizleri kimsenin kafasına atmayacağım! Ama belki 1-2 tane?
Hayatımda hep hüzün oldu, günlük yaşamımın bir parçası oldu. Ben yapım itibariyle hüzünlü değilimdir esasında. Hayata komik, güçlü, eğlenceli ve ironik yanından bakmayı severim. Şartların beni değiştirmesine hep izin verdim bu güne kadar. Artık ben şartları kendime göre değiştirmeye hazırım...
...çünkü ben bir tahtayım! Aman... ağaç işte!

18 Ocak 2013 Cuma

...Ve Devam Ediyor

Tahmin ettiğim gibi oldu.
Çocuğu hiç arayıp sormayan, almak için özel bir gayret göstermeyen eski koca bugün arayarak yarın oğlumu ona "ne zaman bırakacağımı" sordu bana (Ben bırakıyorum alıyorum. Gelmiyor almaya, ben de eve gelmesin diye de karşı çıkmıyorum bu düzene).
Ah derdi çocuk olsa. Ah gerçekten de özlediğinden olsa...
Ama değil! Kontrol etmek için. Bana vurduktan sonra kendisini suçlu hissettiği için. Bana vurduktan sonra sinirlenip "Çocuğu sana göstermeyeceğim" dediğim için istiyor... ve devam ediyor hikaye.
Hiç bırakasım yok ama bırakmazsam oğluma abuk subuk konuşacak; "annen aramıza girdi" diyecek. Ailesini gaza getirecek, onlar da oğluma annesi ile ilgili garip garip konuşacaklar. Biliyorum çünkü bana arkadaşlarımın boşandıktan sonra "yapar" dedikleri ve benim "ya öyledir, böyledir ama bunu da yapmaz" dediğim her şeyi gerçekten de yaptığı için... bunu da yapar ve bizler klişe boşanmış karı, koca, çocuk hikayesine "cuk" diye oturacak bir bölüm daha halini almış olacağız ki bunun da en büyük zararını çocuğum çekecek.
Yarın tutacağım nefesimi, götürüp bırakacağım çocuğumu babasına. Saatler geçmeyecek ama inşallah pazar gün yeniden doğacak ve oğlumu geri alacağım. 
Bari film izleyeyim yarın gece yeni günü beklerken.

14 Ocak 2013 Pazartesi

Konuşulması Zor Konular

Günler geçmiş. 2013 yılının 14üncü gününü bitirmek üzereyiz. Bu sene buraya her gün yazmaya söz vermiştim kendime ama işler bir kenara tatsız olaylar sonucunda yine kendime engel koydum.
Bu konuda konuşmak ve yazmak çok zor keza beni derinden yaralayan bir olay daha yaşadım.
Geçtiğimiz hafta iş toplantısı için yine şehir dışındaydım. Havaalanında koşa koşa ofis'e gitmiş arabamı almış, oğlumu almak için babasının kaldığı yere gitmiştim. Havaların çok aşırı soğuk olduğu günlerdi ben de ortalıkta gezinen gripten nasibimi almıştım. Boğazım ağrıyordu ve tek istediğim oğlumu alıp bir an önce eve gitmekti.
Babasının kaldığı yere geldiğimde, içeriye girmekten hoşlanmadığımdan, arabadan geldiğimi haber vermek için aradım. Bir süre sonra eski koca oğlumun eşyaları ile geldi. Arabaya bindi, bana anlatacakları varmış. İşlerinin yoğun olduğundan, para durumunun kötü olduğundan bahsetti. Ben bu ay sıkışık olduğum için kendisine borç verdiğim parayı geri istemiştim. Bana ilk fırsatta "yardım" edeceğini söyledi. Hafiften kızmaya başlamıştım. Soğuk algınlığının ve 2 günlük yoğun ve stresli iş gezisinin verdiği yorgunluk ile sabırsızlanmaya başlamıştım. Bu sıra da bana yakında evlenmeyi düşündüğünü söyledi. Bu noktada daha çok sabırsızlanmıştım çünkü bana bunu söylemesinin sebebinin ileride evlendiğini duyarsam neden daha önce bana söylemediğini ona sormamam için olduğunu söyledi. İçimdeki ses sebebinin bu olmadığını, sebebinin oğlum ile yaşadığım ev ve mahkeme kararınca onun bu evdeki hakkı ile ilgili olduğunu söylüyordu. Bu her ne kadar onun tarafından dile getirilmese de, çok derinden sebebin bu olduğunu biliyorum. Oğlumuza bu konuyu açıp açmadığını sordum. O sıra da minik kahramanım geldi. Yine bir şeylerini kaybetmişti. Babası bulursa kaybettiği çantasını ona vereceğini söyledi ama bir milyon kere eşyalarını kaybeden oğluma ders olması için (daha en son kalışında ona yeni aldığım bateri çalışma pedini kaybetmişti) çantasının bulunması durumunda bile eve almayacağımı, çantasında taşıdığı malzemeler için alternatif bulması gerekeceğini açıkladım.
Bunu söylemem mi tetikledi, emin değilim ama tam arabadan inerken eski koca benimle oğlumuz ile ilgili konuşmak istediğini söyledi. Şeytan işte dürttü beni. Daha sonra yapılabilecek o konuşmanın hemen yapılmasını istedim ve hasta olmama rağmen arabadan indim. 
Eski koca bana oğlumun çok katı olduğunu, ona ve onun etrafındaki kimseye yaklaşmadığını söyleyerek benim anne olarak yaptığım hataları sıralamayı başladı. Ona çok kızıyormuşum, oğlum nedense kendisinden yapılmasını istenen bir iki şeye "annem kızar" demiş (gerçi daha sonra çaktırmadan sorduğumda, oğlum öyle bir şey olmadığını söyledi bana).
Daha önce okuduysanız, kişilik bozukluğu olan insanlardan bahsetmiştim. Bu tip insanların sözlü manipülasyon haricinde fiziksel varlıkları ile karşısındakinin alanına girme alışkanlıkları vardır. Hepimizin kişisel bir sınırı vardır. Kişilik bozukluğu olan bir insan için bu önemli değildir. Konuşurken dibinize kadar girer, sizi huzursuz ve rahatsız etmek için fiziksel varlıklarını kullanırlar. Bunu ben sadece eski koca da değil, çevremde karşılaştığım ve bir şekilde yüksek ego hassasiyetine (böyle bir terim var mı?) sahip insanların çoğunda gördüm.
Beni eleştirirken bana fiziksel olarak çok yaklaşan eski kocanın yorumlarına çok fazla kızmıştım. Kendisinden benden uzaklaşmasını istedim. Bana sorunun her ne ise açık açık söylemesini istedim. Anlatmadı. Ben büyük bir hataya düştüm ve dakikalar önce dolmaya başlayan kızgınlığımın sonucunda iyice sinirlendim ama henüz hakimiyetimi kaybetmemiştim. "Sonra konuşuruz" diyerek arabaya bindim. Tam o sırada adam kapıyı açarak ön koltukta oturan oğluma inmesini söyledi. Hava soğuk olduğu için oğluma arabada kalmasını benim ineceğimi söyledim. İçten gelen bir koruma güdüsü ile arabanın anahtarını alıp kapıyı oğlumun üstüne kilitledim. Anahtarı elimde sıkı sıkı tutarak arabanın arkasına geçtim. İyice kızmıştım. Sırf kendisi konuşmak istiyor diye, yılın en soğuk gününde minicik oğlumuzdan sokakta beklemesini isteyecek kadar bilinçsiz ve bencil idi.
Bu sıra da eski koca bana bağırmaya devam ediyordu, üzerime yürümeye başladı. Bana daha fazla yaklaşmaması için elim ile işaret ettim ama bana çok yakındı. Tutamadım kendimi, terbiyemi kaybettim. Bağırışır iken bir anda kendimi yerde buldum. Sağ tarafıma düşmüştüm; dirseğim, dizim ve sağ kulağım çok ağrıyordu. Çok kızmıştım. Tam o sıra da birileri geldi. Sakallı bir adam hatırlıyorum. Bana "abla sen git buradan" dedi. Çok kızmıştım ama oğlum arabadaydı. Hemen arabaya bindim ve oradan uzaklaştım.
Eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde oğlum pijamalarını giyiyordu, bende telefonda arkadaşımla konuşuyordum. Tanıdık bir ses duymak istiyordum sadece. Resmen nerede olduğumu, kim olduğumu, olan biten her şeyi unutacak bir hafıza kaybı yaşamıştım. Tartışmanın neden çıktığını hatırlamıyordum. Vurduğunu hatırlıyordum ama!
Normal bir durum değildi. En önemlisi oğlumun neleri gördüğünü merak ediyordum. Oğlum beni gördüğü için memnundu. Sadece bağırıştığımızı duymuştu. Demek ki her şey çok hızlı olmuştu. Kendisine merak etmemesini babası ile sadece tartıştığımızı söyleyerek onu teselli ettim. Öptüm, sarıldım. Konuştuk. Çok zor oldu benim için normal davranmak ama şakalaştım onunla. Yanımda uyudu o gece.
O kadar karışmıştı ki içim. Acıyan sadece kulağım değil, gururum idi. Bu arada eski koca beni bir kaç kere arayarak özür diledi. Duymak bile istemiyordum. Bana hangi hakla vurabilirdi. Ben karısı bile değildim.
3 gün çenem ağrıdı. Bana hangi ara nasıl vurdu hatırlamıyorum hala. İlk gün haricinde (oğlum ile beraber uyuduğumuz için) o gündür salonda yatıyorum. Kapılarımızı sıkı sıkı kilitliyorum. Çok tedirginim çünkü. Yatak odam çok arkada (sanki ev 200 metre kare ya, korku işte). Atlattığımı sandığım tüm korkularım geri döndü. İlk boşandığımızda da salonda yatmak güven veriyordu (sonra yatağım olmadığı için mecburen salonda uyudum aylarca) çünkü evin merkezindeyim burada ve her yeri kontrol edebiliyormuşum gibi hissediyorum. Bir daha oğlumu o adama nasıl teslim edeceğimi bilmiyorum. Oğlum gibi nazik ruhlu bir insanın ruhunun böyle bir adam tarafından kirlenmesini istemiyorum.
İş yerindeki sorunlar da devam ediyor. Daha bu sabah patronum bana bir şey gösteriyordu. "Tamam efendim anladım" dedim. "Nasıl anladın, bakmadın bile" diye bağırdı bana. Haksızdı bağırması. O da ayrı bir cins! 7 yıllık elemanım ben orada, hala beni kontrol etmeye çalışıyor. Bunun verdiği sıkıntı bir kenara; anladığımı söylediğim bir talimatı bile anlamadığımı söyleyerek bana bağıran ve geri zekalı muamelesi yapan bir ego manyak ile daha karşı karşıyayım her gün.
Tam da 2013 yılı için planlarımı yapmıştım. Bu sene sonunda bu işten kurtulacak ve işimi kuracaktım. Ne yazık ki eski kocanın bana vurmasından ve geri dönen güvensizlik duygularımdan sonra burada yaşamak istemiyorum artık. Burada olduğum sürece, oğlumu babasına bırakmak zorunda kalacağım. Bana kötü davranan patronumla çıktığım her iş seyahatinde; oğlum kadına el kaldıran, aldatan, babalık görevlerini yerine getirmeyen ama muhteşem baba rolünü oynayan, hayat tarzı ile örnek bile olamayan bir insan ile kalacak. Ne için peki? Benim kazanıp bizi geçindirmek için kullanacağım para için. 
Ama o para var ya ah o para... o para işte oğlumun kursunu, kitabını, kıyafetini, gezmesini, yemeğimizi, elektriğimizi karşılayan para! 
Boşanmadan bu yana neredeyse 2 sene oldu. Sanki başa döndüm. Olaydan 2 gün sonra beni yeniden aradı. Beni biz evliyken beraber olmakla suçladığı bir tanıdığımız ile ilgili bir şeyler sordu. Paranoyaları geri döndü demek ki.
Canım sıkılıyor. Hayatımı planladığımı düşündüğüm anda bu olayın olmasına canım sıkılıyor. Artık bu insanları taşımak zorunda olmaktan dolayı canım daha çok sıkılıyor. En çok da bu adamların sadece benim değil, oğlumun hayatını da etkiledikleri için canım sıkılıyor.
Oğlum için korkuyorum. Kendim için de tedirginim. Kafayı yiyecekmişim gibi geliyor bazen, keçileri kaçıracakmışım gibi.
Bininci kere söylüyorum; gururum incindi her şeyden çok! Evliyken dayak yemek bir kenara, boşanmış olduğun adamın vurması içimde unutamayacağım bir sızı! Çenem iyileşti neredeyse ama içim hala acıyor.
Planlarımı bozmak zorundayım. Bu şekilde oğlumu iyi bir insan olarak büyütemem. Hem babası kötü bir örnek olduğu için, hem de annesinin patronunun annesini mutsuz ve sinirli bir insan haline getirdiği için. Buradan uzaklaşmamız lazım. Evin parasını vermediğim sürece, odadaki fil olmaya devam edecek eski koca ile aramızdaki para konusu! İş koşullarım ise düzelmeyecek.
Eee, peki ne yapacağım ben şimdi? 
Bana acımayın, bu sadece hayatımın yönünü değiştirmem gerektiğine işaret bir olay. Allahın izniyle düzelteceğim durumu elbet. Fakat başıma gelen bu olayı unutmayın. İnsanların nasıl kontrollerini kaybettiklerinin küçük bir örneği. Eksi kocayı bana daha fazla vurmaması için tutan adamların tepkisi "abla sen git" idi. O 2-3 dakika boyunca oradaki adam eski kocayı tutup, "sen ne yapıyorsun kardeşim, kadın'a el kalkar mı" demedi. Karmaşayı yaratan sorunu ortadan kaldırmak istedi. Sorun bendim. Belki iyi niyet ile söyledi bunu, belki ben gittikten sonra uyardı eski kocayı ama ben yine de bana "sen git" denilmesini gururuma yediremiyorum. Ben neden gidecekmişim?
Konuyu buraya getirmekten nefret ediyorum ama ne olursa olsun kadın olarak haklarımız sınırlı değil mi. Ben polis'e gidip şikayet etseydim, büyük ihtimalle "tüh kaka" diyerek yollarlardı adamı. Tanıdığım bu adam da daha büyük bir sinir ile dönerdi bana biliyorum. İş yerinde geçirdiğim her günü korku içinde geçirecektim acaba bugün okul çıkışı oğlumu alır da benden kaçırmaya kalkar mı diye. Bilmiyorum, güvenemiyorum. Bana bir daha vuracağını düşünmemiştim ama vurdu. Daha fazlası için riske giremem. Susmayı tercih ediyorum. Korkaklık belki ama evet korkuyorum. Bu seferi oğluma yansıtmadan, ufak bir yara ile atlattım. Bir daha olmaması için susacağım! Çok örnek var etrafımızda, çok kötü örnekler. Bunlardan biri olmak istemiyorum. Ben taciz ile savaşacak kadar güçlü olsam da yasalar o kadar kuvvetli değil. Düzeltmek için bir şey yapabilir miyiz? Umarım. Ama önce gücümü toplamam gerekiyor.
Bir kere daha çok düşündüm bu konu ile ilgili yazıp yazmamayı ama amacım hep paylaşalım ki, benim durumumdaki bekar anneler/babalar kendilerini yalnız hissetmesin. Hatalarımdan ders alsınlar. Buradaki ders: ezdirmeyin kendinizi. Eğer savaşacak kadar güçlü hissetmiyorsanız, en azından zarar almamaya bakın. Henüz iyileşmeye yüz tutmuş bir yaranın yeniden açılması iyileşme sürecini uzatıyor sadece. Önce iyileşin. Bunun için de gerekirse susun! Ben öyle yapıyorum. Sinirini kontrol edemeyen insanlar ile tek başınıza yüzleşmeye kalkmayın. Zarar görmeyin.
Ben... benim zamana ve yeni planlara ihtiyacım var.
Ama hele bir iyileşeyim.... o zaman yine görüşeceğiz. 
Allah bildiği gibi yapsın bu insanları. Allah oğlumu korusun. 
:)

5 Ocak 2013 Cumartesi

Güven Meselesi

İnsan hayatında en önemli duygudur güven duygusu. Hepimiz biliriz. Güven anne karnında başlar ve doğumun ilk anında, bebeğin annesine ne kadar hızlı bir şekilde ulaştığı, onun sevgisini ve sıcaklığını hem duygusal hem de fiziksel olarak hissettiği onun gelecekteki ilişkilerini şekillendirir. Bizde nedense ağlayan çocuğun kucaklanmaması gerektiği, yalnız kalmasının anne-babanın işini kolaylaştıracağından, yalnız bırakılması gerektiğine inanılır. Bense ağlayan bir bebeğin, hayatının 1. yılında hemen kucaklanıp sarılması gerektiğine inanırım. 
Şımarıklık yapan, bağırıp çağıran bir çocuğa sarıldığınızda kaskatı kesilen bir çocuğun nasıl rahatladığını muhakkak hissetmişinizdir... en azından ebeveyni olarak sabrınızı zorlayıp delirme noktasına getirmediyse.
Benim çocuk da sezeryan çocuğu, doğumdan sonra hemen kucağa alınmayan hatta annesi, yani bendeniz, ayılıp da çocuğu emzirinceye kadar 4 saat kuvözde tek başına yatan bir çocuk oldu. Hiç de hayalimdeki gibi değildi. Bundan ve kendi annemin bana yeterince sarılmadığı, hatta sarılmanın ayıp olduğunu söylemesinden dir ki, 1. yaşına kadar ben bu veleti kucağımdan indirmedim. En ufak "mık" sesinde yanına koşmuş sarılmışımdır. Aklı ermeye başladığında da güvenimi sözlü olarak da sık sık ifade ettim. Niyetim benim gibi sevgi, güven eksikliği hisseden değil de; öz güveni yüksek, sevildiğini bilen insan yetiştirmekti.
Fakat arkadaşlar, ilk evlendiğimde alışamadığım için iki kişilik hayata, kendime ve kocama yatığım 76 kişilik makarna tenceresi gibi, bu olayın da suyunu çıkardım. Ergenlik öncesi sendroma bir de megolamanlık eklendi mi.... tam olduk.
Çocuk önce "anne sen çok şanslısın çünkü benim gibi muhteşem bir çocuğun var" dedi. İlk başta şirin geldi. Ana yüreği işte, dengeleyen katalizör baba da yok "ayyyyyyyy eveeeetttt çocuğum haklısıııın" tepkileri verdim. Baktım 1-2 velet abartmaya da başaldı mı bu durumu!! Yılbaşı ertesi arkadaşlarımın nazik daveti üzerine ziyarete gittiğimiz evin sahibi "haydi, dünyadaki en güzel şeyin resmini çiz dedi" baktım bu elinde kağıt, aynanın karşısına geçmiş kendini çiziyor. Önce güldüm, yaptığı komik geldi de sonra abarttığına inandım ama sesimi çıkarmadım.
Derken, eve döndük 2 gün sonra okulun verdiği performans ödevini yapıyordu. Amaç, bir ay'ı seçip takvimini yapmak idi. Doğum günü ayını seçen velet, doğduğu günü de daire içerisine alıp "Dünyanın en muhteşem çocuğunun doğduğu gün" diye not düşmez mi.... tutamadım arkadaşlar çenemi.
"Oğlum" dedim "tamam kendine güven iyi hoş da fazlası megolamanlıktır". "O nea annee" dedi. "İşte kendini fazla beğenmek, ayıp oğlum bu kadar da ortalık yerde kendini beğenme, bazı fikirlerini de kendine sakla" dedim, nasıl ifade edeceğimi bilememezlik halinde. Esas korkum tabii narsist eğilimleri olan babasına benzemesi idi derken çocuk "iyi de anne ben şaka yapıyorum" demez mi. Bırakırmıyım? Bırakmadım tabii "olmaz öyle şaka, haydi bu böyle kalsın da aynı şaka 40 defa yapılınca komik olmuyor" dedim. Bakalım dengelenecek mi, bu güven nereden geliyor. Hayır belli, ben getirdim bu çocuğu bu hale ya. Sevgi ve ilgi yumağı yaptım. Şimdi ara yaşlarda çocuk olma ile genç olma hali arasında sanırım. E herkes de annesi kadar sabırlı değil buna karşı. Tepki alıyor bazı davraışları. İnşallah büyüdükçe dengelenir. Keza bu öz güveni, yapamadığı şeylere bile "ben yaparım yeaaa" moduna sokuyor adamı. Alay konusu oluyor. Öğretmeye çalışıyorum, "bir şeyi yapabiliyor olmak o konuda en iyisi olduğun anlamına gelmez,  çok çalışman gerekir. Flütten ses çıkardın diye flüt çalabiliyor değilsin" vs diyorum ama işte kırmak da istemiyorum ki evladımın yüreğini, güvenini. Hele ben de sıfır'a yakın ya özgüven, öz evladımın bu süper öz güvenine anlam veremiyorum!
Gelgelelim başkalarına güvenme meselesine. Bu da daha çok yetişkinler ile ilgili. 
Şimdi biri var görüştüğüm. Bekar baba. Ciddi saçma ilişkiler yaşamış. İşleri de şükür iyi. Bundan dolayı da insanlar çok kullanmış bunun tencereler dolusu iyi niyetini. Çok iyi tanımıyorum kendisini. 2-3 kere oturup sohbet etmişliğimiz var, kısa kısa o da. Ama temiz yürekli olduğu belli. Anlamaya çalışıyorum onu. Hiç olmadı en azından insan tanımak, bakalım bana neler katacak bu insan diye merakımdan. Şimdi bu çok temkinli, söylüyor da açık açık; "güvenmiyorum insanlara" diyor. Ben de anlam veremiyorum açıkçası. Bu taze ilişki anlayışı bir kenara, Allaha inancım şükür var, ben de bu inancıma dayanarak insanlara önce hep güvenle yaklaşıyorum arkasından yiyorum affedersiniz yiyeceğim kazığı ama en azından hep mutlu başlıyorum iş, arkadaşlık ve efendim gönül ilişkilerime. Ben kimim ki insana önce kötü diyeyim. Allah yaratmış karşıma çıkarmış işte. Temkinli olmak lazım elbette ki ama ben şahsen çok seviyorum insanları. Kıyamam ki, durduk yere ben kimim ki yargılayayım buna güvenilir, güvenilmez diye. İngilizler derler ya "fool me once, shame on you. Fool me twice, shame on you/Beni bir kere kandırırsan, ayıp sana. Beni iki kere kandırırsan, ayıp bana." Şimdilik bu felsefe ile yaşıyorum arkadaşlar. Ama yukarıda anlattığı güven dozunun kaçması hikayesine karşılık da tedirginim bu davranışlarım ileride oğluma kötü örnek olur mu diye.  Bakalım neler olacak! İzlemeye devam.
Bu gece evimizde yalnızım. Çocuğum babannesine ziyarete gitti. Bende müzik dinliyorum. Buyrun beraber dinleyelim dengesiz duygularımın iniş çıkışını :)
 
Bu arada çocuğun gördüğü davranışları örnek alması konusuna örnek: Ben evliyken eski koca canımı acıtırdı bazen. Ben de sık sık en ufak fiziksel temasta "canım acıyor" derdim (hem psikolojik olarak uzaklaştırmak istediğimden hem de gerçekten de kaba olmasından dokunuşlarının). Baktım, oğlum da malesef aynı şeyi yapıyor. Onu sık sık alıp sıkıştıran, onunla güreşen, fiziksel sınırları deneyen bir babası olmadığı için ne yazıkki çok zayıf. Arkdaşının babasını izledim geçenlerde, oğlu ile nasıl güreştiğini. O çocuk çok daha güçlü ve tam bir erkek çocuk gibi babasına güreşerek karşılık verirken, benim oğlum ne yazık ki bilmiyor ne yapacağını ve onunla güreşmeye çalışan erkek tanıdıklarımızdam "canım acıyor" diye kaçıyor. Hem öğrendiği bir davranış var hem de bilmemezliğin verdiği bir tepki! Bu durumu düzeltmek için aikido kurslarını yeniden araştırmaya başladım ayrıca yazın yaz kampına yollamayı düşünüyorum. Kısmet tabii. Siz siz olun, unutmayın. Çocuklar sünger gibi, her davranışınızdan muhakkak birşeyler öğreniyor. Kimse mükemmel değil tabii ama en azından ebeveyn olunca olabildiğimizin en iyisini olmamız gerektiğini bir daha gördüm.