6 Ekim 2013 Pazar

Sevgi Bağımlılığı ve Sağlıklı İlişkiler


İnsan hiç sevgiye ve ilgiye bağımlı olur mu? Peki bu bağımlılık sorun oluşturur mu?
Boşanmama giden yolun başında, evliliğimde başıma gelen bir kaç tatsız olay sonunda cevabını bulamadığım sorular için araştırma yaparak evliliğim ve eski kocamın dünyasında olan biteni anlamamı sağlamaya çalışmıştım. Psikologun konfirmasyonu da vardı; karşımda kişilik bozukluğu olan biri vardı. Fakat ne olursa olsun insan kendini de dönüp bakmalı. Bende ki sorun neydi? Ben bağımsız bir yetişkindim. Neden bu insandan uzaklaşamıyordum? Çok mu seviyordum? Seviyorsam da beni bu kadar aldatan, bana değer vermeyen bir insanı nasıl ve neden sevebiliyordum?
Birçoğumuz kötü giden ilişkilerimize, gerek evliliklerimiz de olsun gerekse arkadaşlıklarımızda, gereğinden fazla katlanabiliyoruz. Hiç düşündünüz mü; çevrenizdeki insanların keskin yargıları varken, sizin sınırlarınız görünmeyecek kadar esnek olabiliyor. Bir arkadaşınız eşinizle geçen tatsız bir olayı ona anlatırken size "anlamıyorum, bu insana nasıl katlanıyorsun" diyebiliyorken; siz iyi kalpliliğinizle her türlü affedilmeyecek durumları affediyor, problem çıkmasın, kavga patlamasın diye yumurta kabuklarının üzerinde yürüyormuş gibi aşırı tetikte ve aşırı dikkatli ve alttan alır bir hal alıyor hatta bu barışçıl tutumunuz ile gurur duyuyorsunuz. Peki tüm bunları aile birliğini koruma, problem çıkmasını engelleme veya merhamet duygusundan mı yapıyorsunuz? Gerçekten de sizi aldatacak, size maddi veya manevi olarak destek olmayacak, sizi döven, sizi sözleri ile ezen, her fırsatta fiziksel ve kişilik özelliklerinizi eleştiren, size "salaksın sen, aptalsın" diyen bir insanı affedecek kadar merhametli misiniz? Peki kendinize karşı merhametiniz nerede?
Eğer gerçekten de kendinizi ezdirmeye götürecek kadar merhametli veya sabırlı olacak kadar iyi yürekliyseniz ve bu durumdan memnunsanız, bravo size. Ama merhametli ve barışsever davranışınızın yüzünden yine mutsuz, yine de üzüntülüyseniz ve dahası davranışlarınız sizi pasif agresif bir tavır sergilemeye sebep oluyorsa o zaman sizde de bir sorun olabilir. Üzülmeyin canım, hepimiz biraz sorunluyuz. Çözmeyi isteyeceğimiz sorunlarımız olsun yeter.
İçten içe size hak etmediğiniz biçimde davrandığını bildiğiniz, aile ve dost çevreniz tarafından pek de sevilmeyen bir insan ile beraberken tamamen onun kişiliğini aldığınız ve onunla tam anlamı ile bütün halini alıyorsanız size de bağımlı kişilik sorunu olabilir belki. Her zaman söylediği gibi; ben psikolog değilim. Sadece kendi deneyimlerimi yazıyorum.
Eski koca ile ilk ve son psikolog seansından sonra psikoloğumuz bana onda sınırda kişilik bozukluğu belirtilerinin olduğunu fakat benimde bağımlı bir kişiliğe sahip olduğumu bana söylediği anda gözümün önünde bir ışık belirdi. Devamlı kavga eden bir anne-babanın birinci çocuğu olarak benim ilk ve öncelikli görevim ailenin huzurunu sağlamak ve devamlı susmak idi. Asla kavga etmezdim. Dahası ailem ayrılacak, annem bizi bırakıp gideceği için deli gibi korkar, o her evden çıktığında dolabını açar kıyafetleri yerinde duruyor mu diye kontrol ederdim. Terk edilmekten sonsuz korkardım ve terk edilmemek için ne gerekiyorsa yapardım. Bu his özellikle anneme karşı gelişmiş bir sendrom idi. En sevdiğim insan oydu fakat o onun istediği gibi bir evlat olamadığım için beni bırakıp gideceğini söylerdi. Asla yeteri kadar iyi olamadım!
Ondan sonra hayatımdaki tek sevgi kaynağı olarak eski kocamı koymuştum ve onun bana yaptıklarına rağmen, bana destek olmaması, beni aldatması, ihtiyaçlarımı karşılamaması, soğuk ve mesafeli ve özellikle son zamanlarda fiziksel olarak varlığının benim için işkence halini almış olmasına rağmen onun gitmesine izin veremiyordum. Kavga ettikten sonra, evden çıkıp gittiğinde deli gibi onu arar, sokaklara düşerdim. İçten içe ilişkinin bitmesinin iyi olacağını bilsem de buna izin veremiyordum. Sanki onun varlığı olmadan ben bir hiçtim, onun sözde desteği olmadan ben tek başıma oğlum ile yaşayamayacaktım. Unutmayın, o değil ben çalışıyordum. Ben para kazanıyordum ama nasıl bir öz güven eksikliği yaşıyorsam artık, o olmadan aç kalacağımızı düşünüyordum.
Kendi başıma karar veremiyordum. Zaten bu durum onun aşırı dominant, narsist ve manipülatif yaklaşımına çok iyi uyum sağlıyordu. En azından onun verdiği kararlar sonucunda, hoşlanmadığı şeylerin ve bundan dolayı sorun çıkma ihtimali çok daha zayıftı. Ailemin yaptığı gibi eski koca da benim aptal olduğumu hissettirirdi. Ben başarılı notlarla okullar bitirmiş olsam da, işimde çok kısa sürede yükselmiş olsam da asla zeki hissetmezdim. Bu yüzden de hiç karar almazdım. Onun istediği yerde yaşar, istediği yemeği yer, istediği programları izlerdim. Kişiliğimi geliştiremiyordum. Zaman geçtikçe kendim bile nelerden hoşlandığımı hatırlamıyor, esas yapmak istediğim mesleği unutuyor, ay başında maaşımı nereye harcayacağımı bile bilmiyordum. Hatta ve hatta onu memnun etme isteğim 3 yıl boyunca sadece onun beğendiği ayakkabıları her gün nefret ede ede giymeme kadar götürmüştü beni! Ne kadar patetik değil mi! Annesinin ilgisi için, onun eteğinde dolanan ve elindeki resmi “anne bak, anne bak” diyen 5 yaşındaki bir çocuktan bir farkım yoktu.
Kendi ailem benim için her türlü şeyden vazgeçtiklerini her fırsatta bana anlatırdı; kendileri yemez beni yedirir, kendileri içirmez beni içirirdi. Bunu hepimiz duymuşuzdur. Fakat bu aşırı minnet duygusu, en azından bende, yetişkinliğim de aşırı bir "verici olma" sendromu geliştirdi. Anne ve babama karşı geliştirdiğim şükran duygusunu her ilişkime taşıyordum. Şanslıyım, bu zaafımdan faydalanan çok yakın arkadaşlarım olmadı ama eski koca için bu tam da istenilen durumdu. Normal şartlarda paylaşımcı olmak kötü bir şey olmasa da; durum sınırlarınızı aşıldığı zaman hiç de hoş olmuyor. Onun her istediğini, istediği şekilde yapıyordum. Zaten zaman ilerledikçe karar verme yetimi de kaybetmiş olduğumdan; dünyamın tamamı onun etrafında dönüyordu. Yeter ki beni terk etmesin! Yeter ki yalnız kalmayayım! Yeter ki kabul göreyim.
Sağlıklı bir yetişkinin sınırları olmalıdır. Eğer eşiniz siz çalışırken sizi 10 kere arayıp işinize engel oluyor ise, "Beni iş yerinde arayarak, işimi yapmama engel oluyorsun. Akşam eve geldiğimde istediğin konuyu konuşuruz" diyebilmeniz lazım. Eğer, o üzülecek veya kavga edecek diye söyleyemiyorsanız ve bu durum patolojik bir hal alıyorsa, bu onun olduğu kadar sizden de kaynaklanan bir sorundur. Evin tüm işini siz yaptığınız için yorulup ondan kavga edecek, söylenecek veya sizin yetersiz olduğunu düşünecek diye her işi tek başınıza yapıyorsanız, onda olduğu kadar sizde de sorun var. Problemlerinizi ve hoşnutsuzluklarınızı ona söylemenize rağmen hiç bir şey değişmiyor ve sizde değiştirmemek için hiç bir şey yapmayıp vazgeçip durumu kabulleniyorsanız, onda olduğu kadar sizde de sorun var demektir. Demek ki sizin sınırlarınız yok denecek kadar esnek ve karşınızdaki de size istediğini yaptırabilir; sevmediğiniz arkadaşlarını eve davet ederek onlarla arkadaş olmanızı zorlayabilir, sevmediğiniz biçimde giyinmenize, saçınızı makyajınızı sadece onun istediği biçimde yapmanızı, sadece onun uygun gördüğü bir işte çalışmanızı, sadece onun uygun gördüğü arkadaşlıklar kurmanızı hatta ve hatta çocuğunuzu da sadece onun uygun gördüğü biçimde yetiştirmenize yol açabilir. Sizin yorgun olmanız veya küçük çocuğunuzu sabah değil akşam banyo yaptırmak istediğinizin hiç bir önemi yok. "Aman kavga çıkmasın, o mutlu olsun da" mantığı sizin aslında sınırlarınızın olmadığını ve maniple edilmeye çok müsait bir yapınızın olduğunun kanıtıdır.
Artık bir yetişkinsiniz. İş yerinde çalışırken bir aile bireyinin sizi devamlı rahatsız etmesinin işinizde başarısız olmanıza yol açacağını ona söylemeniz, sizin terk edileceğiniz anlamına gelmez. Matematik dersinde 3 aldığınız için size kızacak bir anne yok karşınızda. Sağlıklı bir ilişkide eşiniz, dostunuz; iş yerinde rahatsız edilmeden çalışma ihtiyacınızı, kendi arkadaşlarınız ile arada bir tek başınıza kahve içmek isteyebileceğinizi, bazen yorgun olduğunuz için yemek veya temizlikte size yardımcı olması gerektiğini anlayabilmelidir. 
Sağlıklı bir ilişkide arada sırada yalnız kalmayı istemeniz de normaldir. Eğer eşiniz sizi her dakika yanında istiyorsa, arkadaşlarınız ile tek başınıza buluşmanıza karşı çıkıyorsa, normal bir ilişkiniz yok demektir. Sırf onu memnun etmek için her bir boş dakikanızı onun ile geçirmeye çalışmak sizi yoracaktır. İçten içe kızacaksınız ve kavga çıkmasın huzursuzluk olmasın diye kızgınlığınızı içinize atacak mutsuz oldukça mutsuz olacaksınız.
Bir başka sıkıntım ise, "o çok iyi bir insan, onun suçu değil böyle olması" sendromumdu. Kendi ailemi kurtaramamıştım, onların ilişkisine inat kendi ilişkim yürüyecekti. Yürümeyeceğine inandığım anda bile, eski eşime acıdığım için bensiz çok mutsuz ve perişan hale geleceğini düşündüğüm için bırakamadım onu. Ya cesaretim eksikti ya da cesaretimi bulduğumda kendimce tanrısal bir role bürünüp onu kurtaracak tek kişinin ben olduğuna inanıyordum. Hasta biri olsa bile bunun onun suçu olmadığını düşünüyor, onu bırakmanın günah olduğuna inanıyordum. Fakat o zamanlar karşımdaki kişinin kendine bakamayan biri olmadığını, aslında sağlıklı, eli ayağı tutan, istese para kazanıp kendine bakabilen bir insan olabileceğini düşünemiyordum. Aslında bakarsanız onu kötü davranışlarına ses çıkarmayıp, ona zarar vermiş oluyordum.
Kavga çıkmasın diye karşınızdaki insanın her istediğine evet demek, aslında o kişi için ne kadar zararlı hiç düşündünüz mü? Eski koca ile iş mevzusunu her açtığımda beni bir şekilde geri püskürttüğü için onu "hayallerini gerçekleştirmek için" bıraktım ve hep ona maddi ve manevi olarak destek verdim. Sonuç olarak da orta yaşına gelmiş fakat bir kariyeri yok. Eğer ki bu konuda sınırlarımı keski hatlara çizip, kendi tembelliği için ben kullanmasına izin vermeseydi, belki beni aldatacak vakti olmazdı! Belki de beni yine de aldatmış ama en azından kariyer sahibi bir adam olurdu.
Benim bu sendromdan kurtulmam uzun bir vakit aldı, acılı bir yolculuk oldu. Bol ağlamalı, bol peçeteli, bol çikolatalı ve dondurmalı, biraz çocukluğa geri dönmek biraz da gözyaşını kurutarak kuyruğu dik tutarak, kendini yeniden keşfetmekten geçen ağrılı bir süreç sonunda birkaç kilo daha şişko ve susuz ama daha güçlü çıktım. Aslında hiç birimizin birbirimizden farklı olmadığını ama seçimlerimizin bizleri şekillendirdiğini anladım!
Eski bir Kızılderili hikayesi vardır. Cherokee (Çeroki) kabilesinden bir dede, torununa her insanın içinde devamlı savaşan iki kurt’un varlığından bahseder. “Biri” der “kötülüktür. Onda kıskançlık, hüzün, pişmanlık, bencillik, kendini beğenmişlik, kendine acıma, üzüntü, alınganlık, eziklik, yalancılık, kibir ve ego vardır”.  “Diğeri” der, “iyiliktir. Onda sevinç, barış sevgi, umut, sükunet, tevazu, yardımseverlik, empati, mizah, cömertlik, dürüstlük, merhamet, inanç ve sadakat vardır”.
Torun düşünür ve sorar "Peki kazanan kurt hangisidir dede?"
Yaşlı Cherokee cevap verir, "Beslediğin kurt kazanır evladım" der.
Aklım karıştığında, ben bu hikayeyi hatırlıyorum. Karşımdakinin içindeki hangi özelliğini beslediğine bakıyorum çünkü ne şekilde yetiştirilmiş olursak olalım, kişiliklerimiz birbirimizden ne kadar farklı olursa olsun, içimizde beslediğimiz özellikler bizi olduğumuz kişiliğe götürür. Bazen sevgi ve "her şeyin normal ve huzurlu olması" bağımlılığımız bu basit gerçeğe karşı gözlerimizi kör edebilir. Ama biliyorsunuz, bozuk temeller üzerine kurulan her ilişki yıkılmaya mahkumdur ve bazen de sınırlarımızı ve haklarımızı korumak için çatışmak ve savaşmak gereklidir.
Her hangi bir ilişkiniz ile mutlu olmaktan çok mutsuz oluyorsanız, durup düşünün: bu insan içindeki hangi davranışı, hangi kurt'u besliyor ve unutmayın, hasta veya engelli değilse her yetişkin hayatını daha iyi bir yöne götürme, içindeki doğru kurt'u besleme yetisine sahiptir. Gerisi sadece bahanedir. Sevgiye olan bağımlığınız ise sizi kör etmesin aksi taktirde siz de kendinizi içinizdeki kötü kurt’u besliyor bulursunuz.

2 yorum:

  1. Çok çok çok güzel bir yazı olmuş Minacım!

    YanıtlaSil
  2. yazılarınızı bu akşam deliksiz okudum.
    Ve ne yazık ki kendim yazmış gibiyim.
    sadece bir kaç fark var. ben evliyim ve şiddet görmüyorum eşimde çalışıyor.
    ama ekonomik sıkıntılar, benim bağımlı kişiliğim eşimin narsist kişiliği hepsi aynı.yazmak istediğim çok şey var aslında

    YanıtlaSil