8 Eylül 2013 Pazar

Halbuki Hepimiz İşçiyiz

Plaza çalışanları kervanına bende katıldım arkadaşlar! 
Çok komik oldu, bildiğiniz Kezban İstanbul'da hallerim.
İlk geldiğimde bir binaya kart ile girmenin sadece Amerikan filmlerinde gösterdikleri fabrikalarda olduğunu sanmıştım. Sorun, metro da sağ tarafa kart konulup turnikede geçilirken, iş yerlerinde bunun sol tarafa kaymasıdır. Bildiğiniz inat ettim uzun süre bu düzenle! Yıllarca ofis diye bir apartman dairesine normal anahtar ile giren ben, kartlı sisteme geçiş yaptığımdan bu yana ofise banka kartı metro kartı, Migros kartı ve hatta yemek kartı ile girmek konusunda ısrarcı davranışım ile Kezban sıfatına hak kazandım. Hayır neden kart okuyucuları standart değil... sağda kartı göster, turnikeden geç. Hatta kartlar bile tek olmalı bence! Migros kartı, oyuncakçı indirim kartı, banka kartı ve iş kartı hepsi tek olsun çok rahatlayacağım! Bir kere kart okutmadan geçmeye çalıştım turnikeden. Önemli değil...sadece bir kaç kemik kırdım sanırım!
Gel gelelim meşhur öğle yemeklerine.
Yarabbim, bizim özel bir gün kutlaması olarak kırk yılda bir yediğimiz burada normal öğlen yemeği. Ben her gün böyle beslensem yemek paramın ay sonunu görmeyeceğini bildiğim için verdim kendimi salataya! "Ehü ehü formumu koruyorum da..." derken içimden "ulan! Bu domatesin bizim oralarda 10 kilosu bu paraydı ayıp ayıp" diye söyleniyorum. En komiği de insanlar yemeklerini yerden bir hafta önce bilmemne restoranında  yedikleri bilmemneli yemeklerinden bahsederek yiyor yemeklerini: "ay soandso daki mantar pilakili somon fümeli kişniş soslu böğürtlenli patates çok ağırdı!" E bacım, ağırdı belli daha hala hazmedememişsin! Nesi var canım öğlen mercimek çorbası üzeri 2 tane biber dolması yemenin!!
Hele dergiden fırlamış insanlar! Her an moda çekimine gidecekmiş kadar süper bakımlı halleri ile her an poz veriyormuş duruşları beni çok şaşırtıyor ve eğlendiriyor. Ne tuvaleti gelir, ne kilo alır hallerinin yanında ben paçozluğumla ambiyansı çok bozuyorumdur eminim! Saçım sabah işe girdiğim gibi kalmıyor öğlene kadar. Akşam çıktığımda işe göz kalemim, gözümden yanağıma veya şakaklarıma kadar uzanan siyah bir çizgi halini almış oluyor... ruj mu? O sabah kahvesi ile yenmiş oluyor metrodan alınma simit ile beraber.
Bir de muhabbetleri var denk geldim mi beni kopartan. "Ayyy, çocuk çok zor" diyor bir tanesi "illa annen olacak yakınlarında yoksa kariyer ile çocuk yapılmaz" diyor taze manikürlü elleri ile 12 tl'lik kahvesine uzanırken (ben bu arada çantama ıslak mendil ve peçete sokuşturuyorum evde lazım olur diye)! Tatil planlarını anlatıyor bir diğeri "Bodrum çok kalabalık olabilir, çeşmeye gidelim dedim ama Haluk illa İspanya turu diyor" der ben gözlerimin seğirmesini kontrol altına almaya çalışırken!
Plaza içerisinde bitmeyen hafta sonu maceraları, akşam eve gelecek misafirler, düğün dernek planları konuşulur saatlerce! Fazla bilgi yüklemesinden beyinim patlamak üzereyken bir arkadaş ofis politikası isimli albümü plaka takıp loop'a alır.
Tüm bu insanların aslından benden hiç bir farkı yok! Önce de işçiydim... şimdi de işçiyim. Onlar da işçi! Evet ben kezban ve diğeri de leydi ama olsun ikimizin de SGK'sı var mı, var! Ayrıca ben çocuğuma tek başıma bakıyorum, saçımdaki de ev boyası, gerekirse de kına olur! Hınh!

3 yorum:

  1. Bizim ofiste de aynı şeyler oluyor. Buna ilave olarak mıy mıy konuşanlar, küsüp konuşmayanlar ve ofiste bütün gün opera dinleyerek kendini mükemmel ötesi bir şahıs sanan uzaylı olması muhtemel bir cimri müdür

    YanıtlaSil
  2. bugün buldum bloğunuzu. biraz evvel salya sümük ağlıyordum. şimdi kahkaha atıyorum. Benim gibi insanlar da varmış bu sıkıntıları bir ben yaşamıyormuşum demek. güzel günler de görecek miyiz acaba? kucak dolusu sevgiler size ve de oğluşunuza. Nilgün

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Nilgün, Ağlama yahu... ya da tek başına ağlama beraber ağlayalım :)) Tabiiki tek değilsin ve tabiiiii kiiii güzel günler olacak. İstediğin zaman yaz, mutkala beraber düşünürsek çözüm buluruz. Teşekkür ve sevgilerimle

      Sil