25 Nisan 2013 Perşembe

Ebeveyne Karşı Yabancılaştırma Sendromu

Ülkemizde ne kadar yaygın çalışılan bir konu bu bilmiyorum ama Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu araştırılıp, bilinçlendirilmesi gereken bir konudur. Her seferinde söylediğim gibi; ben psikolog değilim ve uzun makaleler yazmak gibi bir niyetim yok. Sadece deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.
Bu yazının başlangıç noktası Psychology Today de bugün okuduğum bir makalede geçen "Hatred is not an emotion that comes naturally to a child; it has to be taught"/"Nefret, bir çocuğun içinde doğal olarak gelişen bir duygu değildir; ona öğretilmesi gerekir" (Kruk, Edward. The Impact of Parental Alienation on Children) cümlesidir. 
Boşanmaların sonucunda birbirlerinden nefret eden iki insanın ortaya çıkması çok da anormal bir durum değildir. Neticede, sizi en iyi tanıyan, en güçlü ve zayıf noktalarınızı bilen bir insan ile bir anda tüm ilişkiniz bitiyor. Eğer canınız acımışsa, onu üzmek için elinizdeki her kozu kullanmaya hazır hale gelirsiniz. Ortada çocuk var ise, ilişkiniz aslında hiç bitmiyor ama bazen bunun farkına varmak çok zor oluyor. Özellikle çekişmeli velayet davalarında bir ebeveyn çocuğu diğer ebeveyn'e karşı, kaba tabirle, dolduruyor. Bazen de boşanma tamamlanmasına rağmen eski eşine çok kızgın olan bir ebeveyn, kızgınlığı ile kendi baş etmeyip çocuğuna da aksettirmektedir. Amaç çocuğun diğer ebeveyne karşı da aynı derecede kızgınlık ve nefret beslemesi ve ondan uzaklaştırmaktır. Sonuçta bir insanı en çok üzen şeyin evladının ondan nefret etmesi değil midir? Ayrıca çocuğu kendi tarafına çekip diğer ebeveynden nefret etmesi bir kontrol mekanizması olarak da işliyor olabilir.
Örnek vermek amacıyla, kadın-erkek, anne-baba farkı gözetiyormuşum riskine girdiğimin farkına vararak çocuğu diğer ebeveynden yabancılaştıran kişinin anne (yani bu durumda ben) olduğunu varsayalım. 
Şimdi ben aşırı derecede aldatıldım. Hani, aldatılmak vardır bir de aşırısı vardır. Benim eski kocaya karşı çok ciddi derecede kızgınlığım var çünkü hak etmiyordum. Bunlardan hiç biri aldatmak için bahane değil ama ilişkimiz kötüydü, ben dırdırcı bir kadındım, kocamın fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamıyordum gibi bir durum yoktu. Bu nedenle de aldatıldığımda bir anda neye uğradığımı şaşırdım. Dahası, olaya rağmen aile birliğini korumak için ilişkimize devam ettiğimizde aldatma ve umursamazlık ve sorumsuzluk davranışları devam ettiğinde benim kırgınlığım daha da çok arttı. Fakat benim sınırımı zorlayan en önemli şey tüm bunlar sonucunda boşanmaya razı olduğunda çocuğun velayetini istemesiydi... sebebi de bir daha evlenmemi engellemek!
Kızgınım evet! Varsayalım bu kızgınlığımı kullanarak oğlumu doldurdum (Baba hem öz babayı hem de babanın ailesi ve arkadaşlarını ifade etmektedir - yani baba tarafını):-
  • Babası ile ilgili negatif eleştiri yaparak: "çok bencil bir adam baban, o sadece kendini düşünür, tembeldir, çalışkan değil, çok çirkin bir erkek" v.b.
  • Babasına "o adam", "baban/babası olacak herif" gibi isimler takarak ve bunu doğrudan çocuğa veya onun duyabileceği şekilde başkalarına söylemek
  • "Baban/Babası beni dövdü" diyerek gerçekleşmiş olsun veya olması şiddeti kendi çıkarları için kullanmak (velayet, nafaka, intikam)
  • Çocuk ile babası ve babasının ailesi ve arkadaşları arasında görüşmeyi engellemek
  • Çocuğun eğitimi, okul toplantıları, sağlık durumu v.b. konularda babaya bilgi vermemek
  • Çocuğu babaya yaptığı her ziyaretten sonra sorguya çekmek, babanın özel hayatı ve yaşamı ile ilgili detaylı bilgiler (ve hatta mahkemede delil olarak kullanılacak kanıtlar) istemek
  • Baba para ödemediği için çocuğun babaya ziyaret etmesimi engellemek
  • Çocuğu eski kocaya karşı duyulan kızgınlık ve nefrete maruz bırakmak: "beni hep dövdü, bana bakmadı, çok kötü bir adamdı, beni aldattı" demek
  • Çocuğa sadece "Benim Oğlum" diye hitap etmek, "sen sadece benim oğlumsun, seni bu dünyada BİR TEK ben EN ÇOK BEN seviyorum" demek
  • Doğru olmamasına rağmen çocuğun babayı görmek istemediği için ziyaret etmediğini söylemek
  • Babayı ziyareti esnasında telefon ile devamlı çocuğu arayıp onu sıkıştırmak, azarlamak, "beni bıraktın" diyerek kendisini kötü hissetmesine yol açmak, onu çok özlediğini söyleyerek babası ile geçirdiği zamanlar ile ilgili suçluluk duymasına yol açmak
  • Çocuğun babası ile telefonda görüşmesini engellemek - telefon numarasını saklamak, baba aradığında çocuğun uyuduğunu veya evde olmadığını söylemek v.b.
  • Babanın yeni eşi veya sevgilisine karşı kötü davranışlar sergilemesini, o kişiden nefret etmesini söylemek, teşvik etmek
  • Babanın çocuğa iyi bakamadığını, çocuk babanın yanındayken güvende olmadığını ima etmek
  • Çocuğun babasını özlemesine karşı suçluluk hissettirmek "o adamı nasıl özlersin ki, nesini özlüyorsun bizi bırakan oydu" v.b.
  • "Bu ailenin dağılmasına tek sebep baban" diyerek, evliliğin bitmesinin tüm suçunu babaya atmak
  • Babanın aldığı hediye veya kıyafet için "ala ala bunu mu aldı" demek
Bu liste uzayabilir ama yöntem ne olursa olsun, ebeveyne karşı yabancılaştırıldığında çocuğun içinde tamiri imkânsız yaralar açılır. Sonuç: Çocuk onun özü olan iki parçadan bir tanesini kaybettiği ve dahası çok sevdiği iki kişi arasında seçim yapmak zorunda kaldığı için, devamlı bir suçluluk duygusu beslemektedir. Annesi ona çok sevdiği ve belki de ilahlaştırdığı babasının sevmemesi gerektiğini anlatmaktadır. Çocuk ise babasını, babası olduğu için sevmektedir ama anneyi  de kırmak istemez. Diğer bir yandan da babaya karşı güveni sarsılmıştır ve babasına güvenemeyen çocukta "babam böyle demek ki ben de böyleyim" duygusu yerleşir ve öz-güven eksikliği ortaya çıkar. Depresyondadır çocuk. Ailesi dağılmıştır. Aslında anne ve babanın evli olması çok fazla bir şey ifade etmez, anne ve babayı bir arada görmek ister çocuk. Boşanmadan sonra alenen ifade edilen düşmanlık duygusu, ayrılığın fiziksel ayrılıktan daha fazlası olduğunu gösterir çocuğa; annesi ve babası anlaşamıyordur, birbirinden nefret ediyordur. Çocuk nefret'i öğrenmiştir ve ne yazık ki bu nefret duygusu ailesinden kaynaklıdır. Biliyorum, ben kendimde yaşadım bunları!
Boşanmış bir anne olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki canı çok yanmış bir kadın olarak eski kocama (eski eş'e) karşı kızgınlık beslememek çok zor. Daha da zor olanı oğluma karşı babasının duyarsızlığı ve sorumsuz davranışları karşısında çenemi tutmak ve babası ile oğul'u birbirlerinden ayırmamaktır ama çok iyi biliyorum ki ben her aklıma gelenini söylemeye kalkarsam, ikisi arasında vadiler derinliğine çukurlar kazırsam en çok zararı oğlum görecektir. Çocukların bir suçu yok. Siz annesi veya babası (ve hatta babaanne, anneanne, dede, teyze, hala) hakkında kötü konuştuğunuz zaman; o çocuk "benim temellerim sağlam değil, ben bozuk'um mesajı alacaktır" - temelleri bozuk olan bir yapının ne kadar sağlam olduğunu da hepimiz biliriz.
Çocukların algısı çok açıktır ve gerçeği elbet görmektedirler, yeter ki siz en acı ilacı şeker ile kaplayıp dünyanın en güzel tatlısı diye kandırmayın. Acıyı da tadacak, tatlıyı da. Oğluma asla babasını kötülemedim. Yaptıkları ile yapmadıklarını yeri geldiğinde açıkladım. Bunu suçlamak amacıyla değil "o da böyle bir insan neticede" demek için. Kendi yargısına kendi varsın diye. Ben oğluma (gerçek bu olmasına rağmen ve söylememek için kendimi çok sıkmama rağmen - kızgındım, bağırıp çağırmak istiyordum ama) "baban sen hastayken sana bakamadı bile" demedim. "Baban bana iyi olduğunu, ateşinin çıkmadığını söyledi" dedim. "Nereden bilecek, yanımda bile değildi" diyen oğlum oldu. Ne hayaller içinde bıraktım onu ne de ben herhangi bir düşmanlık duygusu verdim, neyse o. Bu örnekte olduğu gibi benim söylememe gerek bile kalmadan kendi gördü gerçeği. Babası ile kendi ilişkisini kendi kuracak.
Eğer dürüst, iyi yürekli, cesur, özgüveni olan, inançlı bir erkek görürsem karşımda bundan 10 yıl sonra; işimi doğru yaptığımı anlarım. Olmazsa da nerelerde hata yaptığımı da yazarım ama şu anda tek bildiğim doğru bu. 
Varmı fikirleriniz? Sizce hepimiz bir miktar da olsa istemeden çocuklarımızı öteki ebeveyn'e karşı yabancılaştırıyormuyuz? Gerçekleri göstermek ile yabancılaştırma arasındaki çizgi nerede? İlgisiz ebeveyn'in davranışlarını gizlemeli, ne olursa olsun mükemmel ebeveyn imajı yaratmalımıyız? Yoksa doğru ile yanlış davranış farkını göstermelimiyiz? Peki sizin eski eşiniz çocuğunuzu size karşı kışrtıyor mu? Bununla nasıl başediyorsunuz? Çocuğunuzun güvenini tekrar nasıl kazanırsınız? Sizde eski eşinize karşı çocuğunuzu kışkırtıyor olabilirmisiniz? Ya ben?
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Ebeveyne Karşı Yabancılaştırma Sendromu hakkında internette, bu konuda uzman insanlardan, daha fazla bilgi bulunabilir. Ben sadece deneyimlerim kadarını biliyorum.

3 yorum:

  1. Benim de içimden çağıldayarak anlatmak anlatmak anlatmak geçiyor. Bazen ex in saçını yolmak anlasana be adam! "ne kadar kalın kafan" demek. Ama oğlumun önünde hiç yapmadım. Hiç kavga dahi etmedik önünde. Birden bire benimle geçirdiği onca yıl aslında mutsuz olduğuna ve el kızı olduğuma; annesi, babası, abisi ile yaşaması gerektiğine karar verdiğinde bile kavga etmedim oğlanın önünde.Eve gelip gidiyordu. Evcilik oynuyordu yani:) oğlan yatınca kaçıyordu annesinin yanına. Fakat bir gün yemek masasında saçma sapan bir laf etti. yüzüm düştü gözlerim doldu. 3,5 yaşındaki oğlum çatalını bıraktı ve dedi ki
    "baba sen artık evine git. gece oldu"
    bizim bir şey dememize gerek yok.
    akıllı kadınların akıllı çocukları herşeyi anlar ve bilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıyamam yaw ben o minik akıllı adama!
      Çocukların algılama yetenekleri beni hep şaşırtacak :)

      Sil
    2. Son 3 satir...EYS uygun gorunuyor..olmamis.

      Sil