5 Ocak 2013 Cumartesi

Güven Meselesi

İnsan hayatında en önemli duygudur güven duygusu. Hepimiz biliriz. Güven anne karnında başlar ve doğumun ilk anında, bebeğin annesine ne kadar hızlı bir şekilde ulaştığı, onun sevgisini ve sıcaklığını hem duygusal hem de fiziksel olarak hissettiği onun gelecekteki ilişkilerini şekillendirir. Bizde nedense ağlayan çocuğun kucaklanmaması gerektiği, yalnız kalmasının anne-babanın işini kolaylaştıracağından, yalnız bırakılması gerektiğine inanılır. Bense ağlayan bir bebeğin, hayatının 1. yılında hemen kucaklanıp sarılması gerektiğine inanırım. 
Şımarıklık yapan, bağırıp çağıran bir çocuğa sarıldığınızda kaskatı kesilen bir çocuğun nasıl rahatladığını muhakkak hissetmişinizdir... en azından ebeveyni olarak sabrınızı zorlayıp delirme noktasına getirmediyse.
Benim çocuk da sezeryan çocuğu, doğumdan sonra hemen kucağa alınmayan hatta annesi, yani bendeniz, ayılıp da çocuğu emzirinceye kadar 4 saat kuvözde tek başına yatan bir çocuk oldu. Hiç de hayalimdeki gibi değildi. Bundan ve kendi annemin bana yeterince sarılmadığı, hatta sarılmanın ayıp olduğunu söylemesinden dir ki, 1. yaşına kadar ben bu veleti kucağımdan indirmedim. En ufak "mık" sesinde yanına koşmuş sarılmışımdır. Aklı ermeye başladığında da güvenimi sözlü olarak da sık sık ifade ettim. Niyetim benim gibi sevgi, güven eksikliği hisseden değil de; öz güveni yüksek, sevildiğini bilen insan yetiştirmekti.
Fakat arkadaşlar, ilk evlendiğimde alışamadığım için iki kişilik hayata, kendime ve kocama yatığım 76 kişilik makarna tenceresi gibi, bu olayın da suyunu çıkardım. Ergenlik öncesi sendroma bir de megolamanlık eklendi mi.... tam olduk.
Çocuk önce "anne sen çok şanslısın çünkü benim gibi muhteşem bir çocuğun var" dedi. İlk başta şirin geldi. Ana yüreği işte, dengeleyen katalizör baba da yok "ayyyyyyyy eveeeetttt çocuğum haklısıııın" tepkileri verdim. Baktım 1-2 velet abartmaya da başaldı mı bu durumu!! Yılbaşı ertesi arkadaşlarımın nazik daveti üzerine ziyarete gittiğimiz evin sahibi "haydi, dünyadaki en güzel şeyin resmini çiz dedi" baktım bu elinde kağıt, aynanın karşısına geçmiş kendini çiziyor. Önce güldüm, yaptığı komik geldi de sonra abarttığına inandım ama sesimi çıkarmadım.
Derken, eve döndük 2 gün sonra okulun verdiği performans ödevini yapıyordu. Amaç, bir ay'ı seçip takvimini yapmak idi. Doğum günü ayını seçen velet, doğduğu günü de daire içerisine alıp "Dünyanın en muhteşem çocuğunun doğduğu gün" diye not düşmez mi.... tutamadım arkadaşlar çenemi.
"Oğlum" dedim "tamam kendine güven iyi hoş da fazlası megolamanlıktır". "O nea annee" dedi. "İşte kendini fazla beğenmek, ayıp oğlum bu kadar da ortalık yerde kendini beğenme, bazı fikirlerini de kendine sakla" dedim, nasıl ifade edeceğimi bilememezlik halinde. Esas korkum tabii narsist eğilimleri olan babasına benzemesi idi derken çocuk "iyi de anne ben şaka yapıyorum" demez mi. Bırakırmıyım? Bırakmadım tabii "olmaz öyle şaka, haydi bu böyle kalsın da aynı şaka 40 defa yapılınca komik olmuyor" dedim. Bakalım dengelenecek mi, bu güven nereden geliyor. Hayır belli, ben getirdim bu çocuğu bu hale ya. Sevgi ve ilgi yumağı yaptım. Şimdi ara yaşlarda çocuk olma ile genç olma hali arasında sanırım. E herkes de annesi kadar sabırlı değil buna karşı. Tepki alıyor bazı davraışları. İnşallah büyüdükçe dengelenir. Keza bu öz güveni, yapamadığı şeylere bile "ben yaparım yeaaa" moduna sokuyor adamı. Alay konusu oluyor. Öğretmeye çalışıyorum, "bir şeyi yapabiliyor olmak o konuda en iyisi olduğun anlamına gelmez,  çok çalışman gerekir. Flütten ses çıkardın diye flüt çalabiliyor değilsin" vs diyorum ama işte kırmak da istemiyorum ki evladımın yüreğini, güvenini. Hele ben de sıfır'a yakın ya özgüven, öz evladımın bu süper öz güvenine anlam veremiyorum!
Gelgelelim başkalarına güvenme meselesine. Bu da daha çok yetişkinler ile ilgili. 
Şimdi biri var görüştüğüm. Bekar baba. Ciddi saçma ilişkiler yaşamış. İşleri de şükür iyi. Bundan dolayı da insanlar çok kullanmış bunun tencereler dolusu iyi niyetini. Çok iyi tanımıyorum kendisini. 2-3 kere oturup sohbet etmişliğimiz var, kısa kısa o da. Ama temiz yürekli olduğu belli. Anlamaya çalışıyorum onu. Hiç olmadı en azından insan tanımak, bakalım bana neler katacak bu insan diye merakımdan. Şimdi bu çok temkinli, söylüyor da açık açık; "güvenmiyorum insanlara" diyor. Ben de anlam veremiyorum açıkçası. Bu taze ilişki anlayışı bir kenara, Allaha inancım şükür var, ben de bu inancıma dayanarak insanlara önce hep güvenle yaklaşıyorum arkasından yiyorum affedersiniz yiyeceğim kazığı ama en azından hep mutlu başlıyorum iş, arkadaşlık ve efendim gönül ilişkilerime. Ben kimim ki insana önce kötü diyeyim. Allah yaratmış karşıma çıkarmış işte. Temkinli olmak lazım elbette ki ama ben şahsen çok seviyorum insanları. Kıyamam ki, durduk yere ben kimim ki yargılayayım buna güvenilir, güvenilmez diye. İngilizler derler ya "fool me once, shame on you. Fool me twice, shame on you/Beni bir kere kandırırsan, ayıp sana. Beni iki kere kandırırsan, ayıp bana." Şimdilik bu felsefe ile yaşıyorum arkadaşlar. Ama yukarıda anlattığı güven dozunun kaçması hikayesine karşılık da tedirginim bu davranışlarım ileride oğluma kötü örnek olur mu diye.  Bakalım neler olacak! İzlemeye devam.
Bu gece evimizde yalnızım. Çocuğum babannesine ziyarete gitti. Bende müzik dinliyorum. Buyrun beraber dinleyelim dengesiz duygularımın iniş çıkışını :)
 
Bu arada çocuğun gördüğü davranışları örnek alması konusuna örnek: Ben evliyken eski koca canımı acıtırdı bazen. Ben de sık sık en ufak fiziksel temasta "canım acıyor" derdim (hem psikolojik olarak uzaklaştırmak istediğimden hem de gerçekten de kaba olmasından dokunuşlarının). Baktım, oğlum da malesef aynı şeyi yapıyor. Onu sık sık alıp sıkıştıran, onunla güreşen, fiziksel sınırları deneyen bir babası olmadığı için ne yazıkki çok zayıf. Arkdaşının babasını izledim geçenlerde, oğlu ile nasıl güreştiğini. O çocuk çok daha güçlü ve tam bir erkek çocuk gibi babasına güreşerek karşılık verirken, benim oğlum ne yazık ki bilmiyor ne yapacağını ve onunla güreşmeye çalışan erkek tanıdıklarımızdam "canım acıyor" diye kaçıyor. Hem öğrendiği bir davranış var hem de bilmemezliğin verdiği bir tepki! Bu durumu düzeltmek için aikido kurslarını yeniden araştırmaya başladım ayrıca yazın yaz kampına yollamayı düşünüyorum. Kısmet tabii. Siz siz olun, unutmayın. Çocuklar sünger gibi, her davranışınızdan muhakkak birşeyler öğreniyor. Kimse mükemmel değil tabii ama en azından ebeveyn olunca olabildiğimizin en iyisini olmamız gerektiğini bir daha gördüm.

4 yorum:

  1. Ah bekar anne ah, sen çok iyi bir annesin bunu bil, kendini sorgulayan, evladına maddi manevi hep daha iyisini vermeye çalışan devamlı bir çaba halindesin böyle olmak gerek zaten, daha okuduğum ilk satırda gittim oğluma sımsıkı sarıldım sımsıkı. Şu sıralar o da 4 yaşın verdiği her türlü inatlaşma, evi karıştırma, bilimum yaramazlıklarla haşır neşir, bazen kaldıramıyorum bunları ama bir gülüşü, karşıdan bir öpücük verişi var, tüm yelkenlerimi suya indiriveriyorum.
    Kolay gelsin Bekar anne ve her şey yolunda gitsin senin için:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok, çok teşekkür ederim :) Çok fena oluyorlar değilmi şirinlik konusunda :)) Allah hepimize iyi insanlarla karşılaşmak nasip etsin. Özellikle çocuklarımıza. İkinize sağlık ve mutluluk diliyorum. Sevgiler.

      Sil
  2. Hepimize kolay gelsin demek düşüyor bana:)
    Yazdığın gibi kimse mükemmel değil, elimizden geleni yapıyoruz.
    Güven meselesi bende hislerimle gerçekleşir. Yani karşıdan aldığım sinyal önemli. (genelde yanılmam ama bilerek yanılmak istediğim insanlar da çok olmuştur. Yani o insandan bana zarar gelebileceğini bile bile gençliğin enerjisiyle olaya katıldıklarım:))
    Çocuklara bu güven meselesini öğretmek çok da kolay değil. Ailesine güvenmesi çok önemli, arkasında her zaman dik durabilecek insanların olması. Ben bunu sağladığımı düşünüyorum. Kimse benden okuldaki notlarını saklamıyor, korkmuyor. Bunu masaya yatırıp konuşuyoruz ve yanlış düşündükleri yerleri de yüzlerine karşı söylüyorum.
    Kendine güvenmek ayrı bir konu. Fazlası dediğin gibi komik oluyor. "Ben de yaparım, ne var ki bunda" diyebiliyorlar. Hatırlattığım şey, herkesin her yönü kuvvetli olamaz, bir tarafı güçlü, bir tarafı zayıf olabilir. Bunun farkına varmak önemli diyorum. Kendimden benim zayıf ve güçlü olduğum yönlerden örnek veriyorum. Biraz olsun kavrayabiliyorlarsa ne mutlu bana:)
    Ama dediğin gibi zor konu, hassas konu.
    Kış kampı düşünürsen önerim olabilir: http://campwolftrack.com/blog/item/13-16-yas-soemestr-survival-kampi-kayitlarimiz-basladi.html
    Kurucusu Serdar Kılıç ile tanışma fırsatım oldu. (bloğumda da bahsetmiştim.)
    Peer Ole iki sene yaz kamplarına katıldı. Çok memnun kaldık.
    Eğer kışın uygun değilse yazın düşün derim. (aslında sana epey uzak tabii)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gençliğin enerjisi olayına çok güldüm :)Bazen bile bile güveniyoruz değil mi? Ben genç değilim artık ama hala yapıyorum bu eşşekliği.
      Çocuklarımız da yapacak aynı şeyi :) biz de göre göre birşey diyemeyeceğiz, yeri geldiğinde kendi dersini kendi alsın diye.
      Kış kampı linkine bakmıştım sen twitterdan ilk yayınladığında. Oğlumun yaşı tutmuyor henüz ama yazın yollayacağım ne yapıp ne edip. Blogundan okumuştum Peer Ole'nin deneyimlerini çok hoşuma gitmişti.
      Çok tatlı bir annesi Semi sen. Keşke benim annem de senin gibi olsaydı!
      Sevgiler :)

      Sil