24 Ocak 2013 Perşembe

Ben Bir Ağaç Olsam


Çok severim alternatif tıp ve terapileri. Hastalıklara karşı ile tepkim "acaba hangi ot'u kaynatsak da içsek" olur. Grip ve sinüzit ataklarına karşı ilk başvurduğum ilaç tavuk çorbasıdır. Baş ağrısına ilacım yeşil elma ve son zamanlarda yaşadığım ve doktorun haftalık iğneler tavsiye ettiği B vitamini eksikliğine karşı da başvurduğum ilk şey tam tahıllı ekmek.
Hal böyleyken, her ne kadar zamanında konvansiyonel tıbbi müdahale yani anti depresanlara başvurmuş olsam da, psikolojik sorunlar için de alternatif terapiler denemekten büyük haz alırım. E halim ortada. İlaç denedim. Pahalı olmasına rağmen EMDR denedim. Psikologa gittim. Sonuç aynı. Ben hala korkuyorum! Bildiğiniz aptal aptal derine işlenmiş travma halinden gelen saçma sapan tepkilerimle yaşamaya çalışıyor, mantığımı ve aklımı kaybediyorum.
Gel zaman git zaman bir akşam evde bu konu da ne yapabilirim diye internette "travma sonrası stres bozukluğu tedavisi alternatif çözümler" arayışım sürecinde karşıma KUANTUM TERAPİ çıktı. Denemediğim bir de bu vardı, deneyelim bakalım diye pazar akşamı saat 19:00 civarında aldım elime telefonu aradım internet sayfasındaki numarayı. Hiç beklemiyorum ama telefonu tatlı sesli bir bayan açtı. Bana hemen ertesi gün kendisini görmeye gidebileceğimi söyledi. Çok sevindim. "Bu bir işaret, evet evet kurtuluyorum sonunda" diyerek ertesi gün yolunu tuttum bana hayatımda ışık tutabilmeyi öğretecek ablanın iş yerine.
Kendisi ile tanışıp konuşmaya başladık. İlk iş "ben Allah'a inanıyorum" demek oldu. Hani kuantum filan, yanlış anlaşılmasın diye! "Allaha dua ediyorum bana yardım etsin diye ama sonuçta dua ettikten sonra oturup beklenilmeyeceğini çaba göstermem gerektiğini ve ben çaba gösterdikçe Allah bana kapıları açacağına inanıyorum" dedim. Alternatif tıp iyi hoş da, hani, özümü unutmadığımı da belirtmek istedim. 
Bu duruma da netlik getirdikten sonra (cadıyım sanırım) başladık terapiye. Anlattım, doğduğum andan başladık günümüze kadar geldik küçük adımlarla - bildiğiniz adımlarla çünkü ayağa kalktım hayatımın dönüm noktasını ifade eden her hikayede bir adım attım.
Uzun lafın kısası benim problemim en başında. Doğumum ile alakalıymış. Annem, çok severim kendisini - kokusu burnumda tütüyor, çok güçlü bir kadındır ama benim doğumum ile babamın ona şiddet uygulaması hikayesini eş zamanlı anlatırdı; "ilk sana hamileyken...". Bu durumda bende ister istemez "ben olmasaydım" duygusu yaratmış. Terapistin dediğine göre bu tip travmaları bilinç altımıza, bizim yaşamsal fonksiyonlarımızdan sorumlu olan ilkel beynimize, atıyormuşuz. Bu da zaman içinde öz değer ve öz saygıda problem yaratıyormuş (bkz. ben). Bunun çözümü de ilkel beyne bu güne kadar bizi korumak için yaptıkları için kendisine teşekkür edip yeni bir programlama yapmakmış. Ufak bir çalışma, duygusal bir sürü an, akan göz yaşı sonunda bana eğer bir varlık olsaydım insandan başka, nasıl bir varlık olurdum diye sordu. Önce "taş" dedim. Ayy sonra beğenmedim. "Soğuk o ne öyle". Sonra "ben" dedim "ağaç olmalıyım". Böylece ağaç oldum. Hemde öyle böyle değil. Ceviz ağacı oldum arkadaşlar. Meyve veren, kocaman bir ceviz ağacı oldum.
Terapiye gidenler bilir. Çıkınca 10 kilo taş'ı 10 km taşımış kadar yorgun olursunuz. Ben bu sefer kuş kadar hafif çıktım. Hoplaya zıplaya arabama bindim. Radyoyu açtım. Yıllardır duymadığım ama hiç unutmadığım ve çocukken teyzemin söylediği ve bu yüzden aklımda hüzünle karışık bir rahatlık hissi uyandıran bu şarkı çalıyordu:
Çok garip bir duyguydu. Yıllardır duymadığım sesler,  ardından kokular ve dokuların hepsi geri dönmüştü. Mutlu bir anımdı o şarkıyı ilk, çocukken duyduğum an. Ramazan ayı idi. Teyzem o gün, o zamanki aklımla anlamadığım bir nedenle oruç değildi. Belli ki acıkmıştı, ayıp olmasın diye yemek yemek için herkesin öğle uykusuna yatmasını beklemişti. Her çocuk gibi öğle uykularından nefret eden ben teyzemin kalktığını görünce onu gizlice mutfağa takip etmiştim - yatakta olmam gerekiyordu sonuçta. Tabağına yemek alan teyzem bu şarkıyı söylüyordu. Yaz sıcağında, pencereden gelen hafif esintiler, evdeki sessizlik ile teyzemin muhteşem sesi birleşince mest olmuştum. Daha sonra şarkının sözlerini okuyunca, içeriğinin geçmişe, unutulmamış hatıralar ile ilgili olduğunu fark ettim. Çok garip bir duygu idi, dediğim gibi hüzün ile huzur karmaşası. Tam da çocukluğumun o dönemi gibi.
Kafamda "ben bir ağacım, güçlüyüm kendimi seviyorum bu yüzden de kendime güveniyorum" olumlamalarımla işe döndüm. İçimdeki manik depresif ben arada canlanıp "Alahımmm  ağaç, ağıcım beeen hahahahayyytt" diye bağırıyor sonra yine sakinleşiyordu. İyi gelmişti burnuma ilaç sokmaya çalışmayan bir psikiyatriste geçmişi anlatmak ve gerçekten de dinlendiğini hissederek ve çözümün bende olduğunu duymak. Enerjim inip, çıkıyordu. Akşam da oğlumla bir yere giderken bana dönerek "anne acaba ağaç olmak nasıl bir şey" dedi ansızın. Çok şaşırdım. Onu takip eden günlerde ağaç her yerde karşıma çıktı. Hatta ağaç olma olayını abartarak birilerine kızdığım bir anı arkadaşım nen'e anlatırken "... çok kızdım ama ben bir ağacım, güçlüyüm, dallarım savururum, cevizlerimi kafalarına kafalarına atarım oldu bitti işte" dedim. Tamam biliyorum, bu değildi yolu ama her fırsatta ağaç olmak işime yarıyordu. 
Geçen hafta sonundan bahsetmiştim.
Oğlumu babasına bıraktım. Cumartesi günü yalnız kalmamak için arkadaşım Nen ve ailesi ile vakit geçirdim. Tek başıma kalsaydım, oğlum için zaten endişeleniyorken, iyice panik olacaktım. Dostumla olmak iyi geldi. Pazar günü öğle saatine doğru oğlumu almak için kaldıkları yere gittim yine. Bana vurmasından sonra o yere ilk dönüşümdü. Ama ben bir ağacım, güçlüyüm, kendime değer veriyor bu nedenle de güvendeyim ya... çok sorun etmemeye çalıştım. 
Hayat tabii ki kafamızdaki kadar basit olmayabiliyor. Siz ne durumda olursanız olun, hayat akmaya devam ediyor; onu güzelleştiren veya çirkinleştiren insanlar ile beraber. Benim, oğlumun (o saate kalan) kahvaltısını bekleme sürecim de öyle oldu. Babası istersem içeride bekleyebileceğimi söyledi ama hiç bir şekilde onun yakınında olmak istemiyordum. Arabada bekledim. Telefonumdan internete girdim bir şeyler okumaya çalıştım. Kendimi arabanın içine kilitlemiş, gergin bir şekilde bekliyordum esasen. Derken bu çıktı geldi. Kafamı çevirim bir kere bile bakmadım ama, güzlerini bana dikmiş bir şekilde sigara içtiğini görüyordum yan aynadan, hissediyordum. Tepemde bir şahin gibi dolanıyordu. Belli ki konuşmak, ilgiyi kendisinin üzerine çekmeye çalışıyordu. Ben görmezlikten geldikçe arabaya yaklaşıyordu. Pişman olan bir insanın yapmayacağı bir hareketti bu. Pişman olan, utanır. Bu varlığı ile beni daha da rahatsız etmeye, kontrolü kendi eline almaya çalışıyordu. Arabadan inseydim, biliyordum ki yine kavga çıkacaktı. Tam o sıra da o akşam bu bana vurduğunda, bunu tutan adamı gördüm yan gözle. Aynı sakallı adam. Bana doğru dik dik bakıyordu. O adam bunun kalıp çalıştığı yerde kalıyordu. Tanışıyorlardı yani. Kim bilir benimle ilgili neler demişti eski koca. İrkildim ama dahası çok iğrendim. "Allahım ben güçlüyüm, bana güçlü olduğumu gösterecek fırsatı ver" diye dua ettim durdum içimden. Bir yandan "ben bir ağacım, ağaç, aaaağğğaaaaçççççç" diye haykırıyordu içimdeki ses. Mantık ile mantıksızlık arasında gelip gidiyordu duygularım. Korkuyordum, tedirgindim, cesurdum ama en önemlisi oğlumun bir an önce çıkmasını ve oradan uzaklaşmayı istiyordum. Neyse ki çok bekletmeden geldi oğlum. Gösterisi vardı. Gösterisine gelmedi babası ama biz alışığız. Biz evliyken bile gelmezdi, hep bir bahanesi bir işi olurdu!
Çocuğumu da kendimi de uzaklaştırmak istiyorum. Şehir değiştirmem elzem oldu. Burada ne iş var ne de bize huzur. Çok korkuyorum bazen ama ben bir ağacım ya, savururum dallarımı karşıma çıkanı yıkar geçerim.... 
...nasıl yani öyle çalışmıyor mu bu sistem? Tamam barışçıl bir ağaç olacağım, söz dallarımı kimseye savurmayacağım, cevizleri kimsenin kafasına atmayacağım! Ama belki 1-2 tane?
Hayatımda hep hüzün oldu, günlük yaşamımın bir parçası oldu. Ben yapım itibariyle hüzünlü değilimdir esasında. Hayata komik, güçlü, eğlenceli ve ironik yanından bakmayı severim. Şartların beni değiştirmesine hep izin verdim bu güne kadar. Artık ben şartları kendime göre değiştirmeye hazırım...
...çünkü ben bir tahtayım! Aman... ağaç işte!

2 yorum:

  1. Canım Minacım, güçlü ceviz ağacım, meyvelerin çok, rüzgarın bol olsun, savur yapraklarını gökyüzününe, sen iyisini bilirsin, yüreğin biliyordur gerçeği doğru olanın ne olduğunu. Tebdili mekanda ferahlık vardır büyüklerimiz boşuna dememiş değil mi, bu alternatifi araştır canım, yüzün hep gülsün, oğluşunla mutlu sağlıklı dilediğin gibi bir hayat sür, Allah yar ve yardımcın olsun arkadaşım.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim canım benim. Güzel sözlerin bana tahmin edebileceğinden çok destek oluyor. Allah seni de aileni de korusun, sağlık huzur versin. Candan sarıldım sana, oğluşuna da.

    YanıtlaSil