21 Kasım 2012 Çarşamba

Mektup

Sevgili Oğlum,
Yazı Yazan Kadın 1934 - Pablo Picasso
Lütfen evden çıkmadan evvel ışıkları söndür, muslukları kontrol et. Para ağaçlarda çıkmıyor ve daha da önemlisi doğa'ya çok zararlı. Sağlığına dikkat et. Bedenin Allahın sana hediyesi, onu öyle kullan. Güzel beslen, bol su iç. Yatağını her sabah yap, elini yüzünü yıka, dişlerini fırçala, tırnaklarını kes. Sana aldığım kolonyayı her duştan sonra anlattığım gibi kullan. İkide bir aynada yüzünü inceleyip sakalının, bıyığının çıkıp çıkmadığını kontrol etmek isteğini anlıyorum ama rica ederim bana her seferinde sorma. Sen her "anne bıyığım çıktı mı" diye sorduğuna ben mini kalp krizi geçiriyorum evladım. Birincisi evet bıyığın var ama bu genetik; nen teyzenin dediği gibi kara insanız biz çocuğum! Sen bana bugün "Anne tıraştan sonra yüze sürülen sıvı, yüzü yakar mı" diye sorduğunda çok korktum! Neden sordun acaba diye düşünürken çizgi filmindeki Binbaşı Monogram'ın losyon sürdükten sonra aaarrraaaggghhhh diye bağırdığını söyleyince rahat nefes aldım. Çok hızlı büyüyorsun sanki, aptalca bir çaba ile çocukluğuna tutunmaya çalışıyorum. Bu arada nasıl mı biliyordum sorunun cevabını? Biliyordum işte. Okuyorum oğlum. Anlamaya çalışıyorum neler yaşadığını, yaşayacağını. Neler yaptığını biliyorum ve biliyor olacağım beyefendi!!!
Geleceğin için maddi olarak da hazırlanmaya çalışıyorum manevi olarak da. 
Biliyorum bazen eve suratım düşük, aklım dağınık, sinirli ve dargın geliyorum ama inan senden dolayı değil. İnsan yetişkin olunca çocukluğundaki gibi aklındaki bir şeyi unutup hemen başka bir şeye kolay kolay odaklanamıyor. Takıyoruz işte. Seni örnek almaya çalışıyorum, senin neşeni heyecanını her an hissetmeye çalışıyorum. Korkularını dinliyorum ama bazen olmuyor. İşlerim stresli. Stres: hani vardır ya sende de, ödevin bitmeyince yaşadığın huzursuzluk vardır ya, ya da evde bir şey kırılınca korku kaplar ya içini; bazen ben o duyguları çok yoğun ve çok uzun süreler yaşıyorum. Sağlığım bozuluyor. Gözüm seğiriyor, sonra başım ağrımaya başlıyor, en son boynum ve kolum tutuluyor. Merak edecek bir şey yok ama işte düşün, bu kadar yoğun etkisi olan bu stres denilen şey beni bazen çok mutsuz ediyor. Korkuyorum işte sana yeterince iyi bir gelecek sunamayacağım diye ama stresi kullanmayı da biliyorum, yönlendirmeyi. Zor oluyor bazen ama negatif enerjiyi pozitife çevirmeyi bilmek gerek... Hani o kendini çok kötü hissettiğin gün vardır ya. Bazen içimizi huzursuz eden şey bir şeylerin yanlış gittiğini, değişiklik yapmamız gerektiğini öğretir bize! Hayır efendim! Testlerden bahsetmiyorum, onlar yapılacak!
Resim yapmayı bırakma. Müzeleri sevmeyi de. Ünlü ressamların resimlerinin gerçeklerini görme şansın olursa, asla kaçırma. Deneyler de yap. Hani dünyanın en kötü kokusunu yapmıştın ya geçen yaz; ne kadar keyif almıştın unutma. Sadece... buzluğa koymak istersen bir dahaki sefere, beni uyar. Kuşların peşinde koş, kurbağları yakala ama hayvanlara zarar verme. Bir de unutma, eve giren böcekleri evden çıkarma görevi senin!
Geleceğin için çok ümitliyim. Çünkü sana güveniyorum. Ben seni oğlum olduğun için bir seviyorsam, olduğun kişi için on seviyorum. Senin gibi iyi yürekli, akıllı ve esprili bir insanla henüz tanışmadım. Gerçekten de özel bir insansın ve çok şanslıyım ki Allah bana seni tanımayı nasip etti. İnşallah bu temiz yürekliliğin, zekân ve hayata komik bakışını asla kaybetmezsin. Kendime de güveniyorum çünkü şartlar ne olursa olsun senin için hep en iyisini yapacağım ve Allah da yardım edecek, biliyorum.
Çok çalış ama dinlenmeyi, hayatın tadını çıkarmayı unutma. Hani o dağ'ı tırmandığımız gün vardı ya... Hayatta basit olandan zevk al. Kafan karıştığında doğa'ya çık. Bol bol müzik dinle, kitap oku, film izle, belgesel de. Harita incele. Ufkunu genişletir.
Hata yapmaktan çekinme. Rezil olurum korkusu ile de kendini sınırlama. Kimseyi üzme kırma. Söyleyeceğin güzel birşey yoksa, sus daha iyi ama dürüst ol. İyi bir dost gerçekleri söyler unutma! Arkadaşlıklarına sahip çık.
Zor günlerimiz oldu. Belki yine olacak ama asla vazgeçmek yok!
Dua etmeyi asla unutma. Ananeni sık sık ara. Seni çok seven teyzeleri de sık sık ara, evet özellikle seni ıslak, ıslak öpen Nen teyzen! Büyüklerini ziyaret et! İnsanlara yardım et. Senin çöp saydıkların bu dünyada yaşayan bir çok talihsiz için ganimet olabilir. Bilinçli tüket.
Dünyaya gönül gözünden bakmayı unutma.
Yine yazarım ben, sen de yaz.
Seni çok seven,
Annen
Not: Bu arada ödevin çok diye ev işinde seni rahat bırakıyorum. Paçayı sıyırdın sanma!

20 Kasım 2012 Salı

Bekar Anne ve Bekar Baba Olmanın Güzel Yanları

Tek başına çocuk yetiştirmenin artıları da var canım. Hep şikayet ediyorum, evet zor ama bir insanın başına gelebilecek en kötü şey değil. Kabul edelim ki problemli, sıkıntılı bir yaşamdansa insanın evladı olup da evliliğin problemleri ile uğraşmadığı zaman hayat çok güzel oluyor.
Yanlış anlaşılmasın aile olmayı çok seviyorum. Sadece anne, baba, çocuk değil; ananne, babaanne, dedeler, halalar, kuzenler, eniştenin ablası, teyzenin komşusunun neşeli kızı, yılda birkaç kere ziyarete gelen dayı ve süslü yenge, ailenin üstün zeka bilim adamı oğlu ile şımarık ama dünya tatlısı prenses kız kardeşi, yaramaz ikiz kardeşler ve yorgun ama güçlü anneleri, birbirine yıllardır bağlı, çok kavga eden ama birbirlerini çok seven neşeli büyük teyze ve enişteleri severim. İnsanların bir arada yaşamasını, beraber çocuk büyütmeleri bence çok güzel bir şey. İnsanın onu seven bir eşinin olması, ebedi bir dostu olması da süper ama işte olmayınca olmuyor.
Olmayınca ve çocuklu olunca; bekar anne, bekar baba olunca dünya çok daha korkutucu geliyor. Benim durumumda olup; bekar anne olup aileden uzakta olanlar olduğu gibi, özellikle bekar anne olunca, ailesinin yanına taşınmak zorunda kalan kadınlar var. Daha boşandıktan sonra çocuğu ile baba evine dönen bir baba duymadım. Vardır elbet.
Fakat şartlar ne olursa olsun hayat güzel tarafından bakılınca güzel. Ben de bekar anne olmanın güzel yanından bakmak istiyorum bugün çünkü pek pozitif günümdeyim ve ayrıca kendimi iş stresinden uzaklaştırmanın bir yolunun tüm ofis politikaları ve olayları ile neden uğraştığımı hatırlamak olduğunu düşünmekteyim. Bakalım yanılıyormuyum?
1. Çocuğun belirli rutin ve disiplin konuları ile ilgili çocuğunuzun önünden sizinle tartışacak kimse yoktur. Evet, diğer yandan bencil bir kişi ile karşı karşıyasınız sizin zar zor oturttuğunuz rutini bozacak bir eski eş vardır ama olsun. Neticede o çocuk size geri döner ve zaman için de anne düzeni, baba düzeni diye ayırt etmeyi bilir. Ha, çocuk cin ise, ki bir çoğu öyle ve "ama babam gece yarısı korku sinemasını izlemeye izin veriyor" yada "annem istediğim pembe elbiseli bimilyonuncu barbie'yi almıştı amaaaa" diyen şirinlik ile şımarıklığı mükemmel harmanlayan manipülasyon ustası; siz daha  güçlü bir ebeveyn olmayı öğreniyorsunuz. Keza çocuğun aklını çelecek her zaman birileri olacak hayatında: bir şey olmaz diye bol bol şeker veren dede, siz hayır demenize rağmen almadığınız oyuncağı çocuğa alan teyze, "okuldan kaçalım bu ders" diyen arkadaşı, "bir kere denesen ne olacak ki" diyen haytalar...liste uzadıkça uzar. Çocuk, kim olursa olsun karşısındaki; doğru ve yanlışı ayırt etmeyi öğrenmeli, kendini savunabilmelidir. Tabii bunun için yasakladığınız şeyleri, oturtmak istediğiniz alışkanlıkların sebebini anlatmakta fayda var.
2. Eğer çocuğa boşanma olayı veya allah korusun, ölüm olayı, düzgün bir biçimde anlatılırsa kayıpların hayatın bir parçası olduğunu öğrenir ve hem sizi iyi bir model olarak güçlü olmayı kılar hem de kendi de güçlü olmayı öğrenir. Önemli olan ebeveyn olarak kaybı anlamak, kabullenmek ve ne olursa olsun hayata devam etmektir. Çocuğunuz var, vazgeçemezsiniz. Çocuk var, hayat devam etmek zorunda. Kocanız veya karınız sizi terk etti diye günlerce o yorganın altında, kafanızı gömüp yatamazsınız. Günlerce sağlıksız gıdalarla beslenemezsiniz. Üzüntünüzü unutmak için kendinizi içkiye veremezsiniz. Çevrenizdeki insanların "ah, vah" söylemlerine kulak veremezsiniz. İnsanların abuk subuk yorumlarından çocuğunuzu korumak zorundasınızdır. Zordur çok zordur ama ayağa kalkıp, silkinip, evladınızın elinden tutup yol alma zamanıdır. Siz ne kadar güçlü ve sağlıklı olursanız, çocuğunuzun psikolojisi ve sağlığı o kadar iyi olur. Siz evladınıza bunu borçlusunuz, o da size.
3. Tatlı günlük rutinleriniz olur. Ben her sabah oğlum daha uyurken kalkıp ona ve kendime beslenme kutusu hazırlıyorum. Sağlıklı gıdalar alıyorum. Yemek işini taze olması için akşamdan haletmiyorum. Duşumu alıyorum, oğlumun yanına sokulup onu uyandırıyorum. O kalkarken ben ayakkabılarımı ayağıma geçiriyorum. Ben işe giderken o mutfak penceresinden bana el sallıyor. Eve geldiğimde, o okuldan eve dönmüş oluyor. Her gün aynı şey: Kapıyı çalarım, o "kim o" der, ben "benim" derim, o da "sen kimsin" der kıkırdar. Ben de elim kolum dolu "oğlum benim aç kapıyı yaw" derim, bu da kıkırdayarak kapıyı açar. O ödevi yaparken ben yemek yaparım, spor ayakkabılarımı geçirir koşmak için kapıdan çıkarken bu ayağıma yapışır gelmek ister, önce hayır derim sonra bu beni ikna eder, ben koşarken basket sahasında sayar "biiiiiirrrrr, kiiiii, anne çok yavaşsın....bende senle koşuyorummmm" der (ayağında terlikleri) sonra ben ödevi çok, oyalanmasın diye koşumu bitirmeden eve girerim. Yemek yer, ödev biter, dişler fırçalanır, yatar, ben ışıkları söndürür, üstünü örter, iki sıkıştırır, mıncıklarım, öperim, uyumasını söylerim, o uyumaz, konuştukça konuşur taa ki "haydiiii yarın okul var" diyip kapıyı kapatıncaya kadar. Bu rutinimiz bize güven veriyor. Babası varken evde bu rutinlerimiz böyle değildi, başka şeyler vardı her şey elbette ki hep kötü değildi ama böyle değildi. Araya eşin istekleri giriyor, gereksiz bulduğu şeyler oluyor "şımartıyorsun sen bu çocuğu" diyebiliyor gerginlik oluyor. Olmayadabilir ama oladabiliyor.
4. Çocuk yattıktan sonra veya evde yokken, ayaklarınızı uzatıp sessizliğin tadını çıkarabiliyorsunuz. Gerçi bu çok uzun sürmüyor, özlem basıyor, bazen de hüzün. Bir yalnızlık kaplayabiliyor içinizi ama güçlü olmayı öğrendiniz ya; kendinize değer vermeyi, tanrının, evrenin sizin için daha güzel bir planı olduğu düşüncesi doğuyor ve düşe kalka düşe kalka yalnız kalmayı da öğreniyorsunuz. Hiç korkmadınız belki yalnızlıktan ama üzülmemeyi bilememiştiniz bu ana kadar. Artık bunu da biliyorsunuz. Her şey düzelecek, düzelmese de evladınız gelecek ve yine bir koşuşturma başlayacak. Belki de tekrardan seveceksiniz, yine bir eşiniz olacak ve bu sessiz anları yaratmak için vakit bulamayacaksınız. Belki olmayacak ve hobi edineceksiniz. En iyisi tadını çıkarmak. Ailenizin yanına gittiğinizde, onlarla yaşadığınızda; onların eleştirel bakışları, sözler olmadığında çocuğunuz ile ilgilenen onu sizin gibi candan seven dede, babaanne, ananeler için şükran duyacaksınız. Gün gelecek "iyi ki varlar; çocuğuma, bana sahip çıkıyorlar" diyebileceksiniz çünkü çocuğunuzun onları ne kadar çok sevdiğini göreceksiniz ve onun adına mutlu olacaksınız. Eğer aileniz sizi çok rahatsız ediyorsa, eleştirileri kırıcı oluyor ise, değiştireceksiniz. Durumu düzeltmeye çalışacaksınız. Yeterince çok isterseniz, hayırlı ise, düzelecektir. Her şey güzel olacaktır. Olmuyorsa da, zamanı vardır. Vazgeçmemeyi öğreneceksiniz.
5. Aile bütçesi kısıtlı da olsa, yönetmeyi öğreniyorsunuz. Kimseye bağlı olmamayı öğreniyorsunuz çünkü söylenen çocuk yardımları gelmeyecek, gelse de aksayacak, düzenli gelse de taraflardan biri çocuk için harcanılan parayı bir noktada gereksiz bulacak: "ne gerek var dersane'ye okulda öğrensin" "vardı 3 tane montu zaten, ayakkabısı küçülmüştü ondan alsaydın ya". Gelen ekstra harçlıkları çocuğunuzun daha iyi değerlendirmesi için ona yardımcı olacaksınız yada fatura yatırmak için kullanıp, çocuğu kandıracaksınız ki bu çok ayıp bir şey çok; ama ne yapalım zor şartlar zor çözümler gerektirir.
6. Aileden olmayan yakınlarınız, can dostlarınız ile destek ağı yaratabiliyorsunuz. Çocuğunuzun teyzeleri, amcaları çoğalıyor. Gerçek dostlarınız en uyuz halinizde bile sizi dinliyor, "iyi gidiyorsun" diye teşvik ediyor. Sizin tarafınızı tutuyor, sizi rahatlatıyor. Hatalı olduğunuz yerlerde sizi uyarıyor. Yardıma ihtiyacınız olduğu için yardım eli uzatıyor, fedakarlıklarda bulunuyor. Çocuğunuzun güvenliğini düşünecek, asla yanlız hissetmemeniz için hep yanınızda oluyorlar. Çocuğunuzun başka bir yerde kaldığı gecelerde yanlız kalmamanız için sizi evlerine davet edip, meşgul edecekler.
7. Vaktinde uyuyup uyanıyor, sağlıklı besleniyor, çok çalışıyor, daha sağlam bir gelecek yaratmaya çabalıyorsunuz. Birileri ile (anne, baba) yaşıyor olsanız da, her sabah vaktinde çocuğunuz için uyanıyorsunuz. Çocuk ile tek başınıza yaşıyorsanız, çocuğunuzun kahvaltısını hazırlayacak tek kişi sizsiniz. Düzenli olmayı öğreniyorsunuz. Sırtınızı yaslayacak kimsenin olmaması, size ayaklarınızın üstünde durabilmek için gerekli tüm gücü aslında içinizde var olduğunu kanıtlayacak. Paranız az da olsa, yaşam koşullarınız istediğiniz gibi olmasa bile durumu düzeltmek için her zaman şansınız olacağını öğreneceksiniz, şansınız yoksa yaratacaksınız çünkü evladınızın sağlıklı gelişimi buna bağlı. Okuyup, araştırıp, öğreneceksiniz.
8. Hasta olduğunuzda, iyileşmek için en hızlı yolu buluyorsunuz.
9. Çocuk ile tek başınıza seyahat etmeyi öğreniyorsunuz. Oyalama, meşgul etme konusunda ustalaşıyorsunuz.
10. "Zombiler nasıl ölür?", "Bebeğime pırıltılı sarı elbise mi giydirsem, pembe mi?", "En uzun dinozor hangisi?", "sümük neyden yapılır?" gibi taramalı tüfek hızında art arda gelen ve başı sonu belli olmayan sorulara "bilmem babana/annene sor" diyemeyeceğiniz için manyak bir genel kültürünüz oluyor. Kabul, garip bir genel kültür anlayışı ama yine de genel kültür.
11. Sabır, çok çok sabırlı oluyorsunuz. Hassas olmayı öğreniyorsunuz. Çocuğunuzun duygularını dinlemeyi, denetlemeyi daha hızlı öğreniyorsunuz. Sabırlı olamadığınız zamanlarda da sinir krizi geçirip belli etmemeyi öğreniyorsunuz. Ustalaşıyorsunuz. 
ve en önemlisi
12. Sizi candan üzen, terk eden, hayatınızı kaplayıp sonra yok olan insanı affetmeyi, onun hakkında kötü düşünmemeyi, konuşmamayı öğreniyorsunuz çünkü sizin için ne olursa olsun o kişi çocuğunuzun annesi/babasıdır ve her şey bir kenara, çocuğunuzun duygularına saygı göstermeniz gerektiğini bilirsiniz.
İlk tercihimiz illaki aile olmaktır ama hayat şartları buna izin vermemişse ne yapalım. Kolay değil hiç kolay değil ama imkansız da değil, daha ne sıkıntılar var! Amerikalıların dediği gibi; hayat size limon veriyorsa, limonata yapın.
Hah şimdi canım naneli limonata çekti! Rejimdeyim ya! Dünya anne, dünya göbekli anne. Bereket sembolü benim göbeğim bereket! Hıh!

Ne zaman canım sıkılsa, bu şarkı beni mutlu eder. Haydi dans edin, çocuklarınız sizi mutlu, şapşal ve güçlü görsün:


19 Kasım 2012 Pazartesi

Ofis Politikaları ve Bir Bekar Anne'nin Mücadelesi

Şu anda acayip derecede sinirliyim. Nedeni ise iş yerindeki erkek milletinden ciddi anlamda bıkmış olmam. Öncelikle biraz ortamımı anlatayım. Toplamda 36 kişinin çalıştığı firma da ben, sekreterimiz, asistanım, yemek yapan abla ve çoğunluğun kapsamadığı satış grubunda bulunan ve pek ofisin genel işleri ile ilgili olmayan bir kadın satış sorumlusu var.
Satış sorumlusu abla her ne yaptıysam bana karşı hep bir garip. Yurtdışı seyahatlarımı garip buluyor (işim gereği gidiyorum), gelip gittiğinde ne bir selam ne de bir sabahı var. Kadınla ne bir tartışmam oldu ne de başka bir durum, bir anda kesti selamı sabahı. Benim de oldum, olası en kızdığım şey! Selam vermemek, selama cevap alamamak benim en inatçı damarımı attırır. 
Diğer hatunlarla bir problemin yok, hepsi can, canan. 
Gelgelelim erkek milletine. 
Şimdi ben boşandıktan sonra, bir iki tanesinin eşi beni arayıp rahatsız etmişti. Bir tanesi, ki kız doğum'a girdiğinde ben hastanede bütün gece beklemiştim, beni boşanmamı takip eden bir-iki hafta sonra rüyasında gördüğünü benim rüyasında "kötü yola düştüğümü" söylemişti (tesadüf olamaz değil mi?). Hal böyle olunca ben kırılmış, kızmış ve iş arkadaşım olan eşi ile arama mesafe koymuştum. Tek niyetim evde tatsızlık çıkmamasıydı. Daha sonra da bu adam ve bir iki tanesini uygunsuz bir kaç davranışını duymuş; bu da benim için son damla olmuş ilişkimi profesyonel gereksinim haricinde iyice kesmiştim. Amaaa, bunlar satış ve pazarlama ekibi olarak alışmışlar müşterinin gönüllerini hoş tutarak iş yapmayı; kendi gönüllerini de hoş tutulmasını istiyorlar. Ben de yapmayınca, benden kötüsü yok!
Geçen gün bir konu ile ilgili şirket geneline bir mail yolladım, patron geldi bana "şimdi seni kaale almazlar; benim mailimden yollasaydık" dedi. Sinirlendim. Ne demek kaale almazlar ya! Meğerse haklıymış; gitmişler bir güzel neden göndermişim, ben kimmişim de yollamışım diye dedikodu yapmışlar. Hele bu eşi beni arayan kişi de çıbanın başı! Milleti gaza getirip, getirip kendi egosunu tatmin ediyor. Keyiflerini yapmıyorum diye eziyorlar, patron da ey kafanı önüne diyor resmen. Bu insanlarla benzer sıkıntıları paylaşan ve benimle merkezden çalışan erkek arkadaşa da kimse böyle davranmıyor, patron ondan ekstra toleranslı davranmasını beklemiyor. O kızsa da, ilişkisini kesse de kimse ona naz yapamıyor! Patronun dediğine göre ben ablaları gibiymişim, sonrada kendimi geri çekmişim şaşırmışlar. "Sen alıştırdın bunları iyiliğine" diyor! Nasıl ama? Valla ağızıma, aklıma yazacak çok şey geliyor da terbiyem müsait değil buraya yazmaya!
Cumartesi günü egoları şişkin bu insanlar şirket merkezini doluşuyor, konuşacağım. Artık tutamayacağım kendimi. Erkeklikse mesele erkek olsunlar, mert olsunlar. Adam gibi selam sabah versinler. Sonra da patron'a vereceğim ültimatom. Ya arkamda duracak, yada kovacak beni. Her halükarda durup bir şeylerin değişmesini beklemekten bıktım. Aman o incinmesin, bu kırılasın diye kendimi de paralayamam.
Şimdilik planım bu! Belki bu durumda, çocuğumu düşünüp, masrafı, geliri, gideri düşünüp susmam gerek ama bıktım artık! Onlar da zaten elim mahkum, bekar anneyim, tek başıma çocuk bakıyorum diye böyle davranıyorlar bana onu da bal gibi biliyorum ama artık yetti ofis politikaları bunların!

15 Kasım 2012 Perşembe

Gelecek Güvencesi

Dün akşam bulaşıkları yerleştirirken IKEA'dan severek aldığım 1 TL'lik bardağın kırıldığını gördüm. Geçen hafta da tanesi 2 TL'den aldığımız evdeki tüm tabak popülasyonunu karşılayan 6 fıstık yeşili tabaklardan biri kırıldı. Toplasak toplasak, 5 TL'yi geçmeyecek olan bu zayiata karşı verdiğim tepki ise en acınacak sesimle "ooowww hayırrrr, hayırrr yaaa...OF YA, ama neden şimdi yaaaaaa" diye haykırarak kendimi mutfak zeminine atmaktı. İçeriden oğlumun sesi gelirken ben "neden şimdi ya param da yoktu, offf OFFF" diye söyleniyordum şuursuzca. Önce "Sus Mina abartma" dedi içimdeki mantıklı ben ama duygusal ben çırpınıyordu ve devam etti söylenmeye. Gözümden yaş gelirken oğlum yanıma geldi ve (gerçekten merak ettim ne tepki vereceğini) "Anne benden alabilirsin para bak kumbaram" dedi. "Oğlum sağol ben halederim sadece o bardağı çok seviyordum (!)" dedim. "Yok anne al ama hepsini alma" dedi. Mevcut olan ve bankaya yatırmak için aldığım ama babasının boşanırken aldığı arabanın tamiratı için kullanılmak sureti ile bitirdiğim bayram harçlıklarını düşününce içim acıya acıya teşekkür ettim ve tekar "çok tatlısın, çok sağol ama inan ihtiyacımız yok ona" dedim. Dağılmış ve sanat köşesi adını verdiğim, kalem, kağıt, oyun hamuru ve (özellikle onun alanı olduğu için toplaması ve temizlemesi için ona sorumluluk verdiğim için kesinlikle dokunmadığım) toz ile dolu rafını göstererek "tamam lazım olursa buraya koyuyorum" dedi.
Ulan kadın...bir bardak bir tabak, ne gerek vardı travma yaratmaya değil mi? Ama yok. Eve geldiğimde şofbenin akan su borusu ve evvelki gün eski koca ile yaşadığım konuşma sonunda bardak son damlaydı!
Aradım şimdi ben bunu. Ay sonu yine yurt dışına gideceğim iş için. Oğluma bakıp bakamayacağını, aksi taktirde alternatif bir şeyler bulmam gerektiğini söyledim. Bakabileceğini söyledi ve bir şekilde konuşma şöyle gelişti:-
Eski Koca: Eeeee daha daha nasılsın?
Ben: İyiyim, çalışıyorum.
Eski Koca: Başka neler yapıyorsun?
Ben: Hiç, oğlumla vakit geçiriyorum onun haricinde ev iş.
(Hala daha sakin ve normalim keza son konuşalı 1 hafta olmuş, sinirli değilim. Afettim, evrene saldım onu. Allah'a havale ettim...evren mi? Aaaa...bak evren bile geri püskürttü)
Eski Koca: Eeee var mı hayatında biri?
Kaynak
Ben: Aaaa evet hatta kocam var evde. Oğlumla beraber çıktık aradık bulduk senden habersiz evlendim eve yerleştik.
Eski Koca: Meh meh meh ha ha ha!
Ben: Tövbeeee tövbeeee.
Eski Koca: Bende geleceğimi planlıyorum. Bankalar rahat bırakmadı. Emeklilik sigortası yaptırdım.
Ben: Hayırlı olsun.
Eski Koca: Evet ayda 100 TL ödüyorum.
Ben: 100 mü? 100 ha...eh iyimiş!
Eski Koca: Evet, geleceğimle ilgili tek yatırımım bu.
Ben: (Dişlerimi sıka sıka) Tamam hadi işim var! İyi günler.
İnanamadım. Çocuğa maddi bir yardımda bulunmadığı gibi, manevi bir destek sağlamayan bu adam birde geçen ay param yok diye bana dakikalarca ağladı bende destek çıktım, sonuçta oğluma bakacaktı ve böyle bir durumda eksiklikleri olsun istemedim. Bendeki mi geri zekalılık, ana yüreğim elverdi bir de ne de olsa baba, sürünmesin dedim ama işte, sonuç aynı!
İnsan önce evladının geleceğini güvenceye almaz mı? Alamayabiliyormuş demek ki. Sanırım bir de evin bölüşülmesi ile alakalı kafama taş geldi ama hiç oralı olmadım. Benim değil oğlumun yatırımı o. Zor olsa da, kıpırdamayacağım kardeşim! Madem o düşünmüyor oğlumuzun geleceğini, ben ikimizin yerine güvenceye alacaksam, kıpırdamayacağım! Tabii bu gelişmeler ışığında işimi yeniden sevmem ve dişimi sıkmam gerekecek. 100 Tl'lik emeklilik sigortasına karşılık 100 TL servis ücreti ödenebilirdi mesela! Ama neyse... ben halederim.
Oğlum bana dün gece "Dünya Anne" adını taktı. Her şeyi yapabildiğim için ben dünya anneymişim. Çok gururlandım derken sırıtarak "göbeğin de dünya gibi" diyerek beni kah güldürdü, kah yediğim kekler hakkında düşündürdü! Bu eşşekler bayılıyor ne kadar yaşlılık ve şişkoluk alameti varsa görmeye, göstermeye.
Bu arada...evdeki tabak sayısı 6'lı setten 5 tek'e düştüğü için artık üzülmüyorum. 6'lı bardak seti de 5'e düştü, denge sağlandı.... ommmmmmm :)

8 Kasım 2012 Perşembe

Genel Geçer Konular

Son zamanlar sık sık aklımda yazmak. Elime alıyorum bilgisayarı, "hadi yaz" diyorum kendime ama yazacak çok da bir şey gelmiyor aklıma. İşlerin yoğunluğunun da alakası var bu durumla. Tam sezon ve aynı zamanda yıl sonu, gelecek yılın planlaması, bütçe v.s. v.s. Spora başlayayım dedim, üyeliğimi güncelledim ama 4. sınıfa giden her devlet okulu öğrencisi gibi benim oğlum da okula öğlen başlıyor. İkimizin eve varışı neredeyse aynı saate denk geliyor ve bu yüzden onu evde, karanlıkta, tek başına bekletip kendim spora gitmek istemiyorum. İçime sinmiyor ama ben de yakında içime sığamayacağım o ayrı. Oğlumun ergenlik-öncesi semptomları da şu aralar kontrol altında. Bir tek benimle yeterince vakit geçiremediğini söylüyor. Vakit yok dediği de ödevler biter bitmez yatmak zorunda ve bu durumdan hiç mi hiç hoşlanmıyor yoksa babası artık onu almayı iyice kesti ve bu yüzden hafta sonları da bende (mesela geçen hafta sonu dağ tırmandık, ondan önce sinemaya gittik). Eskiden zorlardım alsın diye ama artık zorlamıyorum. Koca adama bu saatten sonra babalığı ben öğretecek değilim. Çok meşgul olduğunu söylüyor, almayayım günahını ama bence kimse oğlu ile haftada 1 gününü geçiremeyecek kadar yoğun değildir. Bırakın aynı şehiri, aynı mahalledeyiz üstelik (ve kuşların söylediği kadarıyla, gece gezmelerine filan gidecek zamanı ve parası da var). Ben de kışın yaklaşmave düzenimizin oturması ile çok ev kuşu oldum. Eskiden devamlı görüştüğüm biri varken çıkıyordum dışarı ama iyi ki devam etmedi o ilişki, hiç bana göre değilmiş. Evde olmanın verdiği huzur, keyif başka birşey de yok. Devamlı parti modu çok sahte bir hayat! Doğum gününü takip eden tek bir akşam gezmesi maceram haricinde aylardır çıkmıyorum ve bu durumdan çok memnunum. Hem param bana kalıyor hemde sokakta rezil olmuyorum (buna bir hayli meyilliyim - sık sık sokak kenarında oturup ağlıyorum, travmalarım geçmemiş demek ki). 1 tane kısa süreli bir ilişki dışında sözde "aşk" hayatımda da gelişme yok. Benim gibi bekar annelerin zaten kendisine uygun birileri ile tanışma şansı da çok az. Ne kadar iyi bir insan olursa olsun, insanın karşısındaki baba olmamış ise çocuklu hayatı hiç mi hiç anlamıyor. Hızlı bir romantik süreç yaşıyor, karşısındakiyle bir nevi anne-oğul güveni ile olgun kadın çekiciliği kapsamında ilişki yaşıyor kendince ama iş ciddiye binince; "hayır gelemem çünkü oğlumun yarın okulu var" veya "şehir dışına gidemem oğlumu bırakacak yerim yok" hatta en bombası "tabii ki de bizde kalamazsın, oğlumun da evi o - olmaz!" noktasına gelince, erkek milleti sessizce uzaklaşıyor. Bir de ukala tipler var. En son bir tane esnaf/manken-model bir çocuk takıldı bana. İş sebebiyle tanıştık, telefonum o sebepten vardı. Bin ısrar etti. Neymiş efendim; ben çok mutsuz görünüyormuşum da bana arkadaşlık edip beni neşelendirmek istermiş. Hayatımın en mutlu günlerimi yaşadığım gerçeği bir kenara nereden bu özgüveni buluyor anlamıyorum. Bana modellik yaptığını söyledi. Sanırım görüştüğü bir çok kız gibi dizlerimi titretmeyi bekliyordu. Allahı var, güzel çocuk da...ben uzaktan geri zekalıya mı benziyorum abi??? Bir türlü buluşmadık. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine ("buluş, bu iş olmaz de yoksa adam başına bela olur" dedi) kahve içmeye tamam dedim ama denk gelmedi. Geçenlerde iş için aradı yine buluşmayı teklif etti; yoğun olduğumu, müsait olmadığımı açıkladım bana "ben biliyorum kocandan neden boşandığını, adama da böyle davrandıysan kaçmakta haklı" dedi geri zekalı herif. Hayır, terslemeyince, kibarlık yapınca anlamıyor öküzler...iyilikten anlamıyorlar! Telefonu kapattım, bir daha da cevap vermeyeceğim ama bu nasıl bir düşünce biçimi. Birincisi, sen kimsin kardeşim. İkincisi, sen bir kahve içimlik buluşmayı nasıl bir evliliğe benzetirsin. Üçüncü ve en önemlisi, dünyanın tek kralı sen misin...ya git allah aşkına modelliğinle mankenliğinle her neyse mutlu ol! En sonuncusu da yakın bir arkadaşımın bana ayarladım dediği ama henüz gerçekleşmeyen "tam sana göre, çok güler yüzlü biri" dediği boşanmış baba buluşması. Bilemiyorum, eğer canım pijamalarımı terk edip, saçımı taramak ve ruj sürmek isterse giderim. Bakalım baba olunca adamdaki öküzlük kat sayısında artma veya azalma oluyor mu!
Şimdilik böyle iyiyim. Sonsuza kadar böyle mutlu olur muyum bilmiyorum, aile olmayı çok seviyorum çünkü ama şimdilik pijama, film, kitap, arkadaşlarımla akşam yemekleri, komşularımın gece gece bana gelip pasta getirmeleri, mangal partileri ve en önemlisi çocuklarımla (oğlum ve kankası) çok mutluyum. Buna uymak isteyen olursa, her seferinde saçımı tarayıp ruj sürmemi beklemezse, yol ortasında ağlamamı aldırış etmezse süper olur. Olmazsa da olur!
Bu da konuyla alakalı...çok severim bu şarkıyı (ne yapayım canım...ruhum romantik):