27 Eylül 2012 Perşembe

Bekar Anne ve Eski Koca'nin Yeni Manitası

Az önce mesaj attım dostlara. "100. yazımı yazdım" diye. Halbuki yazıp da yayınlanmadığım 3 yazım daha varmış. Yani okuyucu, size her şeyi anlatmayabiliyorum. Fakaaaat, anlatmak istediğim bir mevzu var.
Bekar anne eski kocanın yeni sevgilisini görür!
Bunu nasıl mı yapar?
İşte bu kısım süper eğlenceli.
Malum 100 yıl evli kaldık, netice de bir çok ortak arkadaş vs vs derken sanal ortamda o beni olmasa da ben onu görebiliyorum (sanal ortamda görebilme olayı ne kadar psikopat değil mi?). İş yerinde canım acayip sıkılmış, önemli bir projenin sonucunun gergin bekleyişi esnasında canım hiç bir şey yapmak istemiyorken ben bir şekilde eski kocanın yeni sevgilisinin resimlerine ulaştıııımmm. Vallahi, inanın bana özellikle yapılmış bir ar-ge yok ortada. Tamamen tesadüf! Hatta bu tip şeylere o kadar karşıyım ki eski erkek  arkadaşımın internet üzerindeki herhangi bir üyelik, hesap ve bilumum bilgilerini öğrenmek bile istememiştim (ama güven oluşması için kendi tüm hesaplarımı ifşa etmişim ki, salak olduğum ve ona karşı içimde bir şekilde bir tür güven oluşturduğum günlerdi - aslında normal süreçti ama... neyse şimdi anlatacaklarım daha eğlenceli). Ya insan elinde bir tür araç olunca illa ki kullanmak istiyor, başımıza ne gelirse meraktan geliyor ya!
İşte bugün eski kocanın yeni sevgilisi ile fotoğraflarına ulaştım. Valla, insan üzülür değil mi, içi bir buruklaşır, bir tuhaf olur değil mi? Yok valla. İlk iş fotoğrafları Nen'e ilettikten sonra, affedersiniz kıçımız yarıla yarıla dalga geçtik. Yetmedi, işler yoğunlaşınca bu işi bir araya geldiğimizde beraber yapmak için konuyu bekletmeye aldık. Tamam dedikodu kötü günah da, durum çok komik! Görseniz anlarsınız ne demek istediğimi!
Şimdi eski koca'yı anlatmak için sayfalarca yazı yazmak gerek. Ama bu kızcağız, ah zavallı kız. Bir aşık, bir ümitli sormayın. Gözleri parıl parıl. Eski kocaya sorduğumda ise ilişkilerinin gidişatını, oğlumla tanıştırıp tanıştırmayacağını vs (ki tanıştırdı ben biliyorum o söylemese de) ilişkinin gelip geçici olduğunu söylüyor. (Genel anlamda) Erkek milleti o kadar egolarının oyuncağı oluyorlar ki, emin olun bunu kalbimi kırmamak adına filan da söylemiyor. Biliyorum ki, zincirlerdinden koparılmış gibi her dişi kişiye atlıyor kendisi. Kıza dua ettim. Valla! Ben yandım, bir de bu yanmasın.
Ama kızdım da bu adama!
Herif, resmen bar-mar, parti, disko - disko takılıyor, param yok diye ağılıyor, oğluna 10 TL harçlık vermiyor ya... babayım demesin kendine valla. Bir de iki gün sonra evlenirse, "bu da cici-annen oğlum" demesin vallahi parçalarım! Önce baba olsun, görevini bilsin! Bugüne kadar saygı çerçevesinde bahsettim kendisinden, hep alttan aldım ama çocuk yetiştirmenin zorluğunu büyüyen evladımla gün be gün daha fazla hissederken, her gün yorgunluktan içim sızlarken bunun bu hallerinin fotoğraflı olarak görüyor olmak, kendisine dair son saygı, sevgi ve anlayış kırıntısını yok etti. Tamam yumuşak bir insanım da bu kadar da değil. Yap görevini sonra git kiminle ne yapıyorsan yap değil mi???
Ama klasik hikaye bu, hepimiz duyduk. 
Çıkacak bunun karşısına dişli bir leopar. Parçalayacak!
Eeee müstahak da....
Bu arada okuyucu, hani ego değil ama ben hakikaten çok daha aklı başına ve fiziksel görüntüsü itibariyle eli yüzü düzgünmüşüm de çok gelmişim bu adama! Neyse canım, herkes olduğu gibi mutlu olsun, kötüler uzak dursun da!

Bekar Anne, Sorumlu Veli

Malum okullar açıldı, koşturmaca, yeni kitaplar, defterler, beslenme çantası hazırlıkları, "Anne ödevimi sabah yapabilir miyim?" "Hayır efendim!!! Ödevler akşamdan Bİ-Tİ-RİL-E-CEEEEKKK" konuşmaları derken geldi çattı veli toplantısı günü.
Çok ama çok, çok yoğun bir iş gününün ortasında okul'a gittim. İlk işim toplantının yapılacağı sınıfın en arka sırasına gidip cep telefonumu oradaki fişe takıp 2-3 e-mail cevaplamak oldu. Arkasından anneler sürüsü daldı sınıfa. Hepsi en ön sıralara yerlerini aldı, öğretmen girdi toplantıya başladılar.
Bu sene, verilen ilk görevi alamaya kararlıydım çünkü tecrübeliydim ya... öğretmen temel, dışarıdan haledilecek işleri önce anlatıyor, sınıfa yapılacak olan bilmem ne kermesi için kurabiye pişirimi türü olan ve benim hiç yapamayacağım en afilli işleri sona bırakıyordu. Meğerse tek görev varmış bu sene ben de ona atladım! En kısa süre de çözmem gereken acayip bir görevim var: sınıfın projeksiyonu taşınacak.
Link
Bu kadar dar vakitte bu işi yapamam diye kendime biraz kızarken, 'böyle ehmiyetli bir işi üstlenerek çocukların eğitim ve öğretimine katkıda bulunuyorum, vay efendim olur mu hiç projeksiyonsuz eğitim, katiyen buna izin veremem' diye üstün görev bilinci ile bu işe el attım. Öğretmen yavaşça yaklaşıp bana, "Eğer durumun uygun değil ise, masrafı bölüşürüz" dedi sağolsun. Az kalsın elimi göğüsüme vurup "Evelallah hoca, halimiz yerinde. Hallederizzzz!" diyecektim. 
Hakkikaten de kendimi sınıftaki tek baba gibi hisettim. 
Aman allahım. Nedir bu annelerin çilesi. Nedir bu hormon delirmesi. Yok çocuk öğlenci, devamlı TV izliyor sabah, yok ödev yapmak istemiyorlar, öğretmen çocuklarla konuşsunmuş da evde çocuklar annelerinin sözünü dinlesinlermiş, mezuniyette ne yapılacakmış bu sene vals mi, halk oyunları mı! Ya okul yeni açıldı, aşırı hormonlu anneler tutturmuş mezuniyet töreni diye. Ya bismillah bacım, ne acelen var da çocuğu iki dakikada mezun ediyorsun ki mezuniyet ne ya? Okul bitti mi? Yooo! Üniversiteye mi gitti bu çocuk??? E ne mezuniyeti? Ayrıca öğretmen çocuğunuzun ev disiplini verecek diye, sınıfta enerjisi kalmadı canım! Kendi ebeveynliğinizi kendiniz yapın kardeşim!
Düşündüm sonra, heralde dedim babalar çok inaktif evde ki bu kadınlar yorulmuş durumda çocukların enerjisinden, öğretmenden medet umuyorlar. Bilemedim! Öğretmen takım elbiseli, şık tuvaletli akşam yemeği mezuniyetinden bahsederken topuklarım kıçıma vura vura okuldan çıkıyor, işe geri dönüyordum; kafam da bir kere giyilecek olan takım elbise maliyeti hesabı! Götürmesen çocuğu olmaz şimdi! Ben yapardım halbuki onlara evde parti, daha ucuza ama neyse artık. Sosyalleşmek lazım!
Bu arada oğlumun sınıfından bir çocuğun annesi ile aynı günlerden boşanmıştık. Kadın 1 değil, 2 değil 3 erkek evlat ile bir başına kalmıştı. Yıllar sonra işe girmek, çalışma stresi derken bir hayli yıpranmıştı. Bu dönem ilk defa gördüğümde o yorgun kadın gitmiş, bakımlı, şık, parlayan bir kadın girmişti sınıfa. Evlenmiş! Yeni eşi de maşallah çok kibar biri. Çocuklardan en ufaği ile gelmişti toplantıya, ortancanın velisi olarak. O çocukla o kadar güzel ilgileniyordu ki, ufaklık üvey babasını öpücüklere boğuyor, sırtından inmiyordu. Hem çocuklar hem de kadın adına çok çok sevindim. İtiraf etmeliyim içim burkuldu biraz, benim oğluma böyle davranan biri çıkmadı karşıma henüz diye. Sonra akşam geç saatte işten çıkıp, aşırı (AMA GERÇEKTENDE ÇOK AŞIRI, NEREDEYSE AĞLAMAMA SEBEP OLACAK DERECEDE) yorgun bir halde arabada eve giderken, aslında böyle çok ama çok mutlu olduğumu ve aslında "ben projeksiyonu halederim ablacım siz merak etmeyin, çocuklarımızın eğitimdeki başarısı için herşeyi yaparım" hallerimin beni acayip bağımsız yaptığını gördüm. Şu anda gerçektende hayatımı komplikeleştirmek istemediğimi düşündüm, netice de bu bekar anne hem oğluna da yeter, hem de kendine. Allah biliyor da yolumu böyle çiziyor. 
O değil de arkadaşlar, projeksiyonu elektirkçi çeker mi?

25 Eylül 2012 Salı

Anılar

Family Portrait
fotoğraf linki
Şimdi fark ettim....
Benim oğlumla yeterince fotoğrafım yok.
Bekar anne olmanın dezavantajlarından biri. Ben oğlumun fotoğraflarını çekiyorum, o isterse benimkileri çekiyor. Beraber çok fazla fotoğrafımız yok ancak işte o suratların kareden taşacak biçimde, fotoğrafı çekeninde fotoğrafta yer aldığı süper yakın çekimler var ki, yaşım ilerledikçe bu tür çekimleri  fazla müdahaleci bulmaya başlıyorum! Eskiden babası ortalıktayken verirdim eline makineyi çekerdi bizi. Ama artık sadece biz varız.
Bende karar verdim, fotoğrafçıya gideceğiz ve gün batımı, sahil ve çizgi film karakterlerinin olduğu acayip arka planların önünde en garip kıyafetlerle fotoğraflar çektireceğiz. Oğlum bundan hiç memnun kalmayacak ama ben çok eğleneceğim. Asla unutamadığı bir gün olacak ve ileride onu kız arkadaşlarına karşı utandırabileceğim ve şantaj amaçlı için kullanabileceğim fotoğraflarım olacak. Çok heyecanlıyım!

18 Eylül 2012 Salı

Erken Üşüdüm Bu Sene!

Şükürler olsun okullar açıldı. Artık oğlum başı boş dolaşmayacak, evde sıkılmayacak. Ev ödevi, performans ödeviydi, test, çarpım tablosu, proje derken geçireceğiz hayırlısıyla bir kış'ı daha. Hafta sonları battaniyelerimize sarılıp film izleyeceğiz. Ben evde mis kokulu kekler yapacağım, sıcak çikolata ile onları yiyeceğiz. Portakal alacağız bol bol eve, biraz da elma. Tarçinli elmalı kurabiyeler pişireceğim. En güzel tarhanadan çorba yapacağım, oğlum sevmese de içmesi için ikna etmeye çalışacağım, yine o kazanacak bütün çorbayı ben içeceğim. Sıcak banyolardan sonra, üşümemek için tertemiz yataklarımıza girip birbirimize sarılacağız.  Ayaklarımız buz kesecek. Yatağın içi ısınmadığı için kıpırdamadan yatacağız, kafamız battaniyelerin altında.
Çok yağmur yağacak, fırtına, rüzgar çıkacak. Evin garip yerlerinden ses gelecek. Onları bulup susturacağım. Süngerleyeceğim pencereleri, kapıların altını. Tamirat işlerinde iyice ustalaşacağım.
İşler artacak. Yine uzaklara gitmem gerekecek. Oğlumu nasıl, nereye bırakayım planları yapacağım. Babası yine son dakikaya kadar söyleyemeyecek bize yardımcı olup olamayacağını, ben yine panik olacağım. Sonunda Nen el uzatacak bize.
Uçak yolculuklarında, havaalanlarında oturup düşüneceğim, gelecek planları yapacağım. Oğlumu seneye nasıl bir okula versem, acaba seneye babası oğlunun eğitimi için para verir mi, dersleri hep iyi olacak mı - bunları düşüneceğim.
Evde olduğum zamanlarda eskiden bu evde daha büyük bir aile olduğumuz günleri düşüneceğim. Ne ümitlerle taşındığımızı hatırlayacağım. Oğlum evde yokken, sessizliği dinleyeceğim, sonra CARUSO'yu son ses dinleyip, pencereye vuran yağmuru izleyip, kahve içeceğim. Bana kışı hatırlatıyor bu şarkı, duygularımı bekletmeye almam gerektiğini hatırlatıyor, durup dinlemem gerektiğini....

15 Eylül 2012 Cumartesi

Ya Beceremezsem?



Daha önce bahsettim belki. Benim erkek kardeşim yok, kızlar ile dolu bir evde büyüdüm. Evimiz kalabalık idi, sesimizi duyurmak için bağır çağır konuşurduk. Kimin sesi en çok çıkarsa, o en çok sözünü anlatabilen olurdu...taaa ki eve baba gelinceye kadar. Çok sinirli bir babaydı. Eve geldiğinde her şeyin yerli yerinde olmasını, perdelerin bile düzgün durmasını ister, her hangi bir dağınıklık veya istenmeyen manzara ile karşılaşınca başlardı kızmaya, dövemeye.
Benim çocukluğum böyle bir dünya da geçti. Arkasından zekasına rağmen, disiplinsizlikten, tembellikten, rahatlığından dolayı bir baltaya sap olamamış, ne bir kariyeri, ne bir yerde birikmiş parası ne de geleceği için bir planı olan bir insan ile evlendim. Bu kişi, her ne kadar tekrar tekrar söylüyorum çok zeki olsa da, psikolojik sorunları ve disiplinsiz yetiştirilme tarzı nedeniyle beni çok üzmüştür ve oğluna kötü bir örnektir.
Gel gelelim benim oğlumla ilişkime. 
O kadar çok geçmişimi sırtımda taşıyor, o kadar çok korkuyorum ki saçmalıyorum! Neyse ki beni sarsacak, arada kendime getirecek harika bir arkadaşım var. Bu konuşmayı benimle binlerce defa yapmıştır ve eminim ki binlerce defa daha yapacaktır.
Buyrun...
**************************************************************************************************************
Nen: Oğluş babada mi
Mina: Evet, sabah bıraktım. Dün bana "sen çok ilgilisin, arkadaşlarımın annesinden çok daha fazla ilgilisin" dedi. Bende "bu seni rahatsız ediyor mu" diye sordum. "Evet" dedi!!! Alllaaaaaahhhh!!!! Sen misin bunu söyleyen. Dedim "benim görevim bu, ben sana söylemesem yapacak mısın, saatinde yatacak mısın, öğrenecek misin çarpım tablosunu vs" dedim. "İstemiyorsan yapma ama hayatta yapmak istediğin şeyleri yapmak için eğitimini tamamlaman şart" dedim.
Nen: Ne dedi?
Mina: Ben buna bayağı bir kızdım bağırındım, sonra sarılmadan; hayatımızda ilk defa, sarılmadan yatırdım yatağa. Kızdım, istedim ki çabamı görsün. Ben ona çarpım tablosu vs diyorsam bir bildiğim var ki diyorum. Ki zorlayıcı bi anne değilim bence. "Boya yapmak için bile eğitim lazım beyefendi" dedim. Çıktım salona gittim. Arkamdan geldi. "Anne özür dilerim düşünmeden söyledim" dedi. Sonra barıştık. Bilmiyorum, umarım hata yapmıyorum.
Nen: Abi zorlayıcı bir annesin, affedersin ama.
Mina:Hahahahah, kibarsın sende. Öyle, biliyorum ne mal olduğumu!
Nen: Evet yani çocuk haklı cok aşırı üstündesin, anlıyorum sende haklısın da çocuğun nefes alanı yok. Senin kontrolün dışında bir şey yapamıyor.
Mina: Evet ya...
Nen: Yemek bile yiyemiyor.
Mina: Kraker yiyebilir miyim diye beni arıyor.
Nen: Ay yavrum. Yerim onu ben kırp kırp kraker niyetine!
Mina: Ama ben bunu asla demedim, izinsiz yeme demedim!
Nen: Evet de...
Mina: Yediği için kızmadım, şeker dışında! 
Nen: Senin haberin dışında bir şey yaptığı zaman, herhangi başka bir şey, öyle kızıyorsun ki çocuk soruyor mecbur!
Mina: Şu okul işini oturtalım biraz rahat bırakacağım. Büyüyor, ezmemem lazım biliyorum
Nen: Evet Mina ve erkek o
Mina: Hele hele erkek!
Nen: Aynen. Ev geçindirecek, kadınına sahip çıkacak!
Mina: Ama nasıl yapacağımı bilmiyorum!
Nen: Güçlü olacak!
Mina: Sizde erkek kardeşin var kızım, biz paso kız! Nasıl yapılır ki! Dur bir araştırayım!
Nen: Baba işte!!!
Mina: Ne yapsam, sorumluluk mu versem?
Nen: Benim kocamın babasi bunları erkek gibi yetiştirmiş!
Mina: Tıraş bıçağı mı koysam?
Nen: Valla kocam 5 yaşındayken babasıyla gaz kuyruğuna giriyormuş. Çok küçük yaştan, sorumlulukları varmış. Hani, abidik gubidik de değil. Bayağa görev.
Mina: Evet, seneye kesin çalışacak da...
Nen: Nerede çalışacak, küçük siyah çocuk işçi hahah!
Mina: Valla bulacağım bir yer, olmazsa arkadaşının annesiyle konuşacağım. O çalıştırsın atölyede bunları. O sonra da şimdi ne yapsam acaba. Aikido bir başlangıç.
Nen: 2 gün sonra ben istemiyorum diye ağlayacak arkadaşının annesinin yanını istemeyecek.
Mina: O zaman yabancı biri ile çalışacak.
Nen: Yabancı olacak? Gene ağlayacak. Bence evden basla, evde iş yapıyor biliyorum ama
çalışmak için küçük bence, ya da şöyle yapabilir...evet her yaptığı ayrı sanat ama
kendi işlerini satıp parasını takip edebilir. Kardeşim babamın şeylerini, çok sattı valla! Aikido olabilir!
Mina: Var evde görevi!
Nen: İstemediği bir şeye yazdırma, çünkü yarım bıraktıkça başarısızım duygusu oluşabilir.
Mina: Evet doğru diyorsun, zorlamayacağım. Denesin! Ya basket, resim vs hep kendi istediğinde bıraktı o konuda zorlamıyorum okul konusunda da bu sene zorluyorum!
Nen: Zaten çalışkan
maşallah!
Mina: Zorlayacağım, yetmiyor Nen!
Nen: Abi nasıl yetmiyor, çocuk zehir gibi kendi kendine kitap okuyan bir çocuk bugünlerde ne kadar zor bulunur biliyor musun.
Mina: Evet ya!
Nen: Yeteneklerinden soğutma çocuğu!
Mina: Tamam, bir de bağırmamam lazım abi!
Nen: Abi evet!!!
Mina: Kontrol sıfır, kopuyorum resmen!
Nen: Gerçekten çok bağırıyorsun!
Mina: Ne yapsam ki!
Nen: Yani, bağır...
Mina: Saymayı denedim....
Nen: Kesinlikle, otorite ol!
Mina: ...dua denedim!
Nen: ... ama sen eğiri oturdun, makarnan kaldi kalemlerini topla, ayağını çek... her şeye bağırıyorsun ama sende öyle görmüşsündür eminim! Gerçekten hatalı olduğu şeyde bağırırsan öğrenir, her şeye bağırırsan seni kaale almaz.
Mina: Haklısın, aman ya beceremiyorum...
Nen: DENEYECEKSİN YAPACAK BİRŞEY YOK!
Mina: Deniyorumm zaten de....Var ya! Analık tam zamanlı vicdan hesabı!
Nen: EVET ALLAH YARDIMCIN OLSUN!
Mina: AMİİİNNNN!
**********************************************************************************
Çok üzülüyorum çok. İyi bir anne değilim diye korkuyorum. Okuyorum bakıyorum ama hiç bir yerde bu konuda yazan bir anne görmedim. Ya siz kızmadan nasıl yapıyorsunuz, bağırışma olmuyor mu sizin evde? Ya bir erkek çocuğu nasıl erkek gibi yetiştirilir, nasıl öğretilir sorumluluk, nasıl anlatılır, nasıl öğretilir? Hele ortada baba yoksa nasıl olur bu işler?
Tamam, çocuğum uslu, peki ben ona kızdığım için uslu olmuş olamaz mı? Bıraksaydım başı boş ne olacaktı? Ya da daha da kötüsü, ya bu çocuk başı boş, disiplinsiz, şımarık olursa ben yeterince disiplin uygulamadığım için!!!
Ben oğlumu tek başıma büyütmek zorunda kalacağımı hiç düşünmemiştim, buna hiç hazırlıklı değildim ve şimdi de zorlanıyorum. İyiki Nen var kocası var bana yardımcı olan!
Allaha şükürler olsun ki oğlum sakin, akıllı ve anlayışlı. Bari bunu bozmasam! Çok korkuyorum arkadaşlar! Ya beceremezsem?

13 Eylül 2012 Perşembe

Sonbahar Geldi, Hoşgeldi!

Aslında acele ettim bu yazıyı yazmak için. Daha vakit var, hemen yazmasam da olurdu. Biraz da erken yazıyor olmak özellikle bu konuda şımarıklık ama dedim ya az önce, kendimi biraz buldum sonunda. İçimdeki yeni enerji sebebiyle içimden akan düşünceleri anında buraya dökmek istedim.
Az önce oğlumla konuştum telefonda. "Biliyorsun" dedim "pazar günü benim doğum günüm. Bence sen bir plan yap, bizi bir yerlere götür" dedim. "Ben kullanırım arabayı, sen bana söylersin ben de bizi götürürüm" dedim. "Bir de" ekledim "bana bir sürpriz düşünürsün artık". Karşı taraftaki minik adam sabırsızca "tamam anne, tamam tamam" dedi kapattı. Biliyorum ki düşünüyor bir şeyler kerata. Bana 3-4 ay evvel vermişti zaten hediyesini ama olsun. Malum bizim yanımızda bir eş yok, özel gün kutlaması nasıl yapılır, bir kadına, özel bir insana özel bir günde nasıl davranılır gösterecek biri yok. Bende durumu ele almaya karar verdim. Sadece ben değil, arkadaşlarının, nen teyzesinin, sevdiğimiz insanların özel günleri, bayramları, yılbaşıları nasıl kutlanır hep göstermeye çalışıyorum. Valla bu sene güzel bir plan bekliyorum kendisinden. Beklentim yüksek, öğrenmeli bu işleri de. Zorla olacak ama sanırım öğrenmesinin yolu bu. Sadece ona yapılmasını değil, başkalarına da yapmayı öğrenmeli. Eee... anasından daha önemli kaç kişi var :) şimdilik en azından!
Diğer bir yandan geçen gün şöyle bir düşünce geldi aklıma. Bizler hep yıl başlarında geçen yılı değerlendiriyoruz. Yeni yıl'a dair planlar, umutlar yapıyoruz. Aslında bunu 31 Aralıkta değil, her doğum gününde yapmalıyız. Geride bıraktığımız yaşımızda neler öğrendik, nasıl olgunlaştık, kayıplarımız kazançlarımız nelerdi oturup düşünmeliyiz.
Eh...eliniz mahkum! Benim yılımı da okuyacaksınız. 

Bu yıl kaybı öğrendim.
Sevdiğim büyüğümü kaybettim. Yüreğimi yerinden oynattı, beni sarstı gidişi. Şimdi düşünüyorum da, alışamamışım bu eksikliğe. Oğlumun dedesiydi, onunla kalem tutmuş, boya, resim göstermişti. 
İnsanın sevdiğini, hayatını kurmayı düşündüğü, beraberinde hayal kurduğu geleceği planladığı kişiyi kaybetmesinin ne demek olduğunu öğrendim.
Bağırıma taş bastım sevdiğime inandığım insan'a karşı hak ettiğimi düşündüğüm duyguları, güvenceyi istedim. Güvendiğim insanlara dost dedim, dostluklarının yalan olduğunu gördüm, onları da kaybettim. 
Bir babanın babalığının lafta olabileceğini öğrendim. İnsanların para uğuruna evlatlarının, yeğenlerinin, dostlarının hakkını yiyebileceğini!
Bazı insanların asla affetmediğini, kızgınlıklarının sonsuza kadar sürdürüp kendilerini sonsuz bir karanlığa sürüklediğini öğrendim.
İnsanların çoğunun yüreğine sevginin beraberliğin değil, paranın, gücün cesaret verdiğini öğrendim.
İnsanların kendi çıkarları uğuruna verdikleri sözleri tutmamayı bile becerdiklerini öğrendim.
Çok az insanın gerçek aşk'ı tanıdığını öğrendim, çoğunun asla tanımayacaklarını.
En iyi sevgilinin en iyi dosttan çıktığını öğrendim. Dostluğun, aşkı büyüttüğünü.
Sevdiği için tüm vaktini eşinin ailesi ile geçiren bir arkadaşımı öğrendim. Bir anda nasıl bir aileye sahip çıkılabileceğini gördüm onda. Sevdiklerini elleri ile toprağa veren kadınlar tanıdım.
Yükselmek için dibe batmanın gerekli olduğunu öğrendim.
İnsanların mutlu olmayı da mutsuz olmayı seçebildiğini öğrendim. Kişiliğin erken yaşta oluştuğunu da.
9 yaşında bir erkek çocuğuna annelik etmeyi öğrendim. Büyüme ağrılarını hatırladım yine. Sadece eklemlerde, kemiklerde değil zihnin de ağırıdığını aklın da uzadığını hatırladım tekrar. Büyüyen çocuğum için sevindim, geleceği için daha çok korktum bu sene.
Hayatın içinde acı olduğunu, acısını benimsemeyi öğrendim. Affetmeyi öğrendim. Başıma gelen iyi ve kötünün Allah tarafından geldiğini, hepsinin birer armağan olduğunu öğrendim. Kardeşlerimi, annemi yeniden tanıdım.
İnsanın egosunun ne kadar kırılgan olduğunu, şişip böbürlediniğimiz her şeyi bulduğumuz gibi kaybedebileceğimizi öğrendim.
Sesimi buldum ben bu sene. Kalemimi yeniden tuttum.
Geçiştirdiğimiz, ertelediğimiz her şeyin bizi birgün yeniden bulacağını, yaşamamız gereken derslerden kaçamayacağımızı öğrendim.
En iyi arkadaşımı önce kaybettim sonra buldum. Beni benden daha iyi tanıdığını öğrendim.
Komşularımı, komşuluğu öğrendim. Kadınların ne kadar çok ezildiğini ama ne kadar güçlü olduğunu gördüm. En zor şartlarda dünyaya gelecek olan bir bebeğin, ne kadar çok umut getirebileceğini gördüm.
Dünyada çok çirkinlik olabileceğini gördüm. Müziğin ne kadar sihirli bir güç olduğunu yeniden gördüm.
En çok da ülkemi sevdim bu sene. Bağımsızlığımızı hatırladım. Bize normal gelen özgürlükler için ne çok insanın ne çok kan ne çok göz yaşı döktüğünü hatırladım.
Hayallerin peşinden koşmanın ne demek olduğunu yeniden hatırladım...
Korkuyorum elbet ama her gidenle de yeni birşeylerin geldiğini de öğrendim artık...korkunun yersiz olduğunu öğrendim. Kaybettiğim herşeyden, her gidenin arkasından birşeyeri kazanmayı da öğrendim.


Bir kuşun kanadına tutundum, uçtum. Hala konmayı bekliyorum beni yeni yaşımda bekleyen yeni diyarlara.


Buldum Galiba!

Efendim, malumatınız olmuştur ki ben geçen cumartesi gecesi çok sevdiğim, yıllardır dinlediğim Red Hot Chili Peppers konserindeydim. Kalktım taaa İstanbullara gittim, uzun uzun kuyruklara girdim ve sonunda en ucuz biletime ait olan en arka sıra kategorisindeki yerimi aldım. Gitmeden evvel dalga geçiyordum arkadaşlarımla, yerim tuvaletin yanı diye. Gerçekten de öyle oldu. Yerim çok uzaktı, sahneyi neredeyse hiç göremedim, sahneyi gördüğüm anlarda ise grubu zıplayan minik noktalar halinde gördüm. Gittiğimde zaten tutuk olan boynuma da sol çapraz tarafımdaki ekrana bakmak hiç ama hiç iyi gelmedi. Sıcak şehirimizden kalkıp İstanbul gece ayazında olmak ise içimi titretti. Gittiğimde saat 18:00 idi konserin başlama saati 21:30. O vakit'e kadar oturdum çimlere kitap okudum. Açlıktan ölüyor olmama rağmen yemek almadım hatta tuvalete bile gitmedim yerimi kaparlar diye. 
Bakmayın efendim böyle yazdığıma, şikayet etmiyorum. En güzel, en mesut gecelerimden idi. Tek başıma gittim konsere ama aslında binlerce kişiyle beraberdim (kırk bin galiba). Gençlik aşkım olan grubun muhteşem solisti Anthony'ye yeniden aşık oldum. Ekrana kilitlendim, ellerine bakıp durdum, ne muhteşem eller nasıl bir ses, delirdim coştum.
RHCP izlemek benim ömrümde muhakkak yapmam gereken şeylerden biriydi, ne büyük şans ki İstanbul'a kadar geldiler fakat bir baktım etrafımdaki gençler oturmuş beklerken cep telefonu ile oyun oynuyor, ben ve benim yaşımdaki insanların aksine konseri beyinlerine kaydetmek yerine cep telefonlarına kaydediyor. Kendilerini unutmak, müziğe kapılmak yerine, kendi varlıkları içlerine batarcasına telefonları ile tanıdıklarına ben buradayım mesajları yolladılar. Ne bileyim, bana garip geldi, sanki kimse kendini dinlemek istemiyormuş gibi, sanki görmeye değil göstermeye gelmişler gibi! Oğlumu düşündüm. Onun böyle olmasını istemedim. Neticede canlı izlemeye hayalini kurduğumuz insanlar ayağımıza kadar gelmişler, dünyanın en güzel şehirlerinden birindeyiz. Burada kendimizi kaybetmeyeceğiz de ne zaman edeceğiz. 
Döndüğüme eve farklı bir insanım. İçimde garip bir enerji vardı, sanki damarlarımdaki kan çok farklı akıyordu. Karar verdim, oğlum yeteneklerini geliştirecek ve gerektiği yerde bu konuda onu zorlayacağım. Bateri çalmak istiyor, çalacak. Daha çok resim yapacak, daha çok heykelcik yapacak. Evin kirlenmesi, duvarların boya olması, yerlerde kağıt parçaları olması, ritim buldum diye takır takır sağa sola vurmasını umursamayacağım (kulak tıkacı alırım belki ama). O yorulmadıkça; her anını keyifle yapmak istediklerini yapmayı sağlayacağım. Yorulmamayı da öğreteceğim ona, yılmamayı. Hayallerinin peşine koşmayı ve istediklerini elde etmenin zor olduğunu anlatacağım. Elde ettiği zaman ise değerini bilmeyi öğreteceğim. Kendisini bulması için zaman zaman kendisini kaybetmesi gerektiğini anlatacağım. 
Ben cumartesi akşamı kendimi kaybettim, döndüğümde bir yanımı da bulmuş döndüm. Vallahi efendim, çok mutluyum.


Ama bir daha ki sefere kıracağım kumbarayı, önlerden alacağım biletimi...yaşlanmışım ayyyy hala ağırıyor her yerim!