31 Temmuz 2012 Salı

Neyin Var? Birşey mi Oldu? Beni Unuttun Sen Ya!!!

Allah şükürler olsun beni seven insanlar var. Bana, huysuzluğuma rağmen bana katlananlar, benimle vakit geçirmek isteyenler, benimle konuşmak isteyenler. Çok şanslı bir insanım ben. İnsana çok değer veririm, gerçekten. Bence şu dünyada Tarının en önemli eseri insan. Hele benim çevremdekilerin hepsi gerçekten birer eser. Kendi şahıslarına münhasır, özel kişilikler. Annemden, kardeşlerime, olmayan babamdan, tüm arkadaşlarım, iş arkadaşlarım hepsi çok, çok özel! Hepsi teker teker birer hikaye, yaz yaz bitmez.
Ama bazen beni kimse anlamıyor diye düşünüyorum.
Ya ben tek başıma oğlumu büyütüyorum ya, hani çok özel, benim yeteneklerimi gösteren bir marifet değil ama...bu çocuk bütün gün evde beni bekliyor, bekliyor eve girer girmez bir başlıyor konuşmaya Allah nazarımdan saklasın ama durmuyor. Dün mesela eve gittim, bana sağ olsun minik elleri (kimi kandırıyorum elleri kocaman oldu, az kaldı bir basket topunu tek eli ile kavrayacak çocuk) ile limonata yapmış iftarda içeyim diye. Anlattı da anlattı, sonra dışarı koştu "tamam sessizlik içinde yemeği yapayım, iftara hazır olayım" dedim komşum kapımı çaldı. Yeterince yapacak işim yokmuş gibi aidat ödeyip sıkışmak yerine site yöneticisi olur çalışırım öderim diye düşündüm ve yönetici de oldum. İyi oldu, nakit para her zaman lazım ama tanrım!!! Komşum anlattı da anlattı. Bahçeye çıktım, bir diğer komşum anlattı da anlattı. 20 dakika, yarım saat kadar balkonda asılı komşu çamaşırından tutun da toplanmayan aidatların tahsilatına kadar bir sürü konu konuştuk. İftar üzeri, tüm gün aç kalan ben için bu süre çok uzun bir süreydi.
Ofiste yaptığım işin zorluğu ve yoğunluğuna kendimi kaptırmışken iş arkadaşım "sende kesin bir şey var gerginsin" dedi. "Yok" dedikçe var dedi. "İşim var" dedikçe "bir şey var" dedi.
Bir diğer arkadaşım aradı. Her gün konuşuruz. Bir gün aramayınca "sen beni unuttun" diye sitem etti. "Ya unutmadım, yoğunum" derim "yok, sen bana yoğunsun, başkaları ile konuşuyorsun" diye sitem etti, üzüldüm!
Hafta sonu şehir dışından gelecek olan arkadaşımın toplantısı çıktı, "gelirim ama işte cuma gecesi gelir, pazar sabah dönerim" dedi. Bende "Ya ne anladım o işten, cumartesi zaten çalışıyorum" dedim. "O zaman haftaya" dedi, bende "dur bakalım haftaya ne program var bilmiyorum" dedim, "İstersen bu hafta geleyim" dedi "Sen bilirsin" dedim "İstersen sen gel" dedi, "Gelemem oğlum yanımda ve çok yorucu olur yolculuk, sen istediğinde gel, haber ver yeter" dedim "ohooo seni de memnun etmek ne zor" dedi. Biliyorum ki istediği şey ilgi, yorgun o da, annesi hastaydı, gelip kafasını dağıtmak istiyordu ondan böyle diyor.
Yahu kardeşim, sevgili dostlarım canlarım, canparelerim... birşeyim yok benim. İyiyim. Valla kimseyi unutmadım! Valla memnunum, hepinizi çok seviyorum, ilgi de göstereceğim, ayrı ayrı vakit geçireceğiz çok eğleneceğiz ama...
...sadece, evin her işi bende. İşin işim olan kısmı de sadece bende. Şimdi yeni eleman aldım işin her işi bende olmasın diye ama benim kontrol manyağı yapım "başkasının işini kontrol etmektense kendin yap daha çabuk biter" diyor. Ben bununla savaşıyorum. Öğretmek öğrenmekten daha zor biliyor musunuz? Eee...lazımdı, yönetici de oldum...malum para lazım. Şimdi annem ayaklandı kardeşim evleniyor diye ekspress düğün hazırlığı var. Çocuk devamlı konuşmak, oyun oynamak ister. Yaz ödevi var, okuma listesi var. Eski kocanın eski eşyalarından kurtulma operasyonum da bitmedi. Komşular yemeğe gelecek, ayıp oldu her gördüklerinde görmüyoruz seni diyorlar, hep ben gittim kahveye davet etmedim. Okuldan kızlarla buluşulacak senelerdir görmedim. Site güvenlik köpeklerinden birine yeni yuva aranacak, iş için araştırma yapılacak, çocuk arkadaşından alınacak, yarın yine bir yerlere gidecek, alışverişi var, bulaşık, çamaşır, doğru dürüst çalışmayan süpürge ile temizlik yapılacak, anne kızdırılmadan istedikleri tamamlanılacak, kardeşin isteklerinin alışverişi yapılacak, düğünde giyilecekler alınacak, siteye bahçıvan alınacak, rapor yazılacak, çocuğun odası yeniden, bir milyonuncu defa düzenlenilecek, eski koca ile insani iletişime devam edilecek... gerçekten birşeyim yok. İşim var sadece. Bir fırsatını bulursam ağıran boynumu, acıyan kulağımı vs alıp doktora gideceğim ama hakikaten sıra gelmedi. Kaşlarım ne halde biliyormusunuz? Tırnaklarım? 5 aydır hamam'a gitme hayalleri kuruyorum daha fırsat olmadı.
Ramazan ya, sakinim. Sükunet içinde iş yapmaya çalışıyorum. Tamam bu sabah pasaport dairesinde delirdim. Evet, ofiste 1 değil 3 yerden talep gelince bir anda kaçmak istedim. Tamam, dün gece uyuyamadığım için bugün enerjim düşük kabul ediyorum ama birşeyim yok ya! Valla ne şımarığım ne de tavır yapıyorum. Unutmadım da kimseyi. Gerçekten hepsini çok seviyorum, onlar olmasa şu anda bulunduğum yerde olmazdım. Hayatım insanlarla tam, sevdiklerimle bir bütün, hayatımdan memnunum ama lütfen lütfeeeeennnn...yoğunum ben anlayın. Sadece ben değil, sorun bakın bütün kadınlar böyle! En yakın arkadaşımın en büyük fantazisi, kocası arkadaşları ile dışarıda vakit geçirirken evi huzur içinde temizlemek, sonra ayaklarını uzatıp temiz evin keyfini çıkarmak! Kaç kere bu ay ablayı çağıralım da evi temizlesin dedik de gerçekleştiremedik, kendimiz yaptık! Uykumu alabilmek için tam yarım saatte duş alıp, kıyafet seçip, ütü yapıp, makyaj yapıp, çocuğu uyandırıp, kahvaltısını VE öğle yemeği sandiviçlerini hazırlayıp, evden çıktığımı biliyormusunuz. Sadece ben değil, hepimiz böyleyiz. Daha ne diyeyim, vaktimiz olmuyor. Kafamızın dalgınlığı bundan, başka birşeyden değil.
Sorun sizde değil, bizde!


18 Temmuz 2012 Çarşamba

Hayat

Bu konuda hiç konuşmuyorum, konuşmamayı tercih ediyorum ama sanırım artık anlatmam gerek.
Bir arkadaşım vardı. Vardı diyorum çünkü kendisine çok kızgınım.
Bu arkadaşımın biri 4 yaşında diğeri ise 7 aylık olan dünya güzeli kızı vardı. Kızlar pamuk gibidir. Bembeyaz, pamuk gibi ten. Parıldayan taşlardan daha parlak bir çift göz ve kocaman yürekleri vardır. Bu arkadaşım çok zor bir çocukluk geçirmiş. Gel zaman git zaman hayatının erkeği ile tanışmış ve evlenmiş. İlk çocukları olduğunda çok mutlu olmuş. Biraz kocasının istemesiyle, biraz da vakti geldiği için ikinci çocuklarına hamile kalmış. Hislerim kuvvetlidir. İkinci çocuğuna hamile kaldığını hissetmiştim.
Hamileyken arkadaşım, yaşadıkları şehir'i iş için ziyaret etmiştim. Kaldığım otel onun iş yerinin karşısındaydı, arkadaşım hamile bedenini sürükleye sürükleye beni göremeye gelmişti. Kızları kadar temiz, pamuk gibi bembeyaz bir ten; dünyada var olan en parlak taşlardan parlak gözleri, bir karpuz pürüzsüzlüğündeki yusyuvarlak karnı ile karşımda dikilen bu arkadaşımı, kocaman kucaklamış bırakmak istememiştim. Ayağında terlikleri vardı, hava sıcaktı. Üzerindeki elbisesi püfür püfürdü ama arkadaşım sanki eziliyordu. Hamileliğin ve havanın sıcaklığına vermiştim durumu, aklıma gelen ve içime doğan sıkıntıyı kovalamıştım salak gibi.
Aylar geçti, ikinci kızı doğduktan bir kaç ay sonra arkadaşımın mutsuz olduğunu eşinden öğrendim. Telefon ile arıyor, bana ne zaman ihtiyacı olursa gidebileceğimi anlatıyordum ona. Gittikleri doktorları dinliyordum telefonda, verilen ilaçları duydukça şiddetle karşı çıkıyordum. İnternetten iyi olacağına inandığım, referans aldığım bir doktor bulup haber vermiştim eşine, randevu alınmış arkadaşım ise bir şekilde iyi olduğunu söylemiş ve eşini gitmemeye ikna etmişti.
Arkadaşım ile en son konuştuğumda eşinin sesinde zoraki bir sevinç, konsere gittiklerini anlatıyordu. Arkadaşım iyi olduğunu söyleyip beni sakinleştiriyordu ama yoktu işte, sesinde o sevinç yoktu! Şimdi anlıyorum ki iyi hisseden bir insan'ın neşesi yoktu. Sesi donuktu.
O son konuşmaydı.
Yanlış hatırlamıyorsam 1 hafta sonrasıydı.
Bir başka tanıdığım aradı beni. O zamanlar eski erkek arkadaşım olan adamla yeni görüşmeye başlamıştık. Telefonda okuldan tanıdığım ve benim için çok değerli olan başka bir kız arkadaşıma adamı anlatmış, güle güle telefonu kapatmıştım. Hayatın güzel olduğunu düşünüyordum.
Ortak tanıdığımmız beni aradı.
Arkadaşın intihar etti dedi.
Pat diye.
Doğrudan, duraksamadan.
Biliyorum ki bu haberi vermenin kolay yolu yoktu.
Sakin bir yolu da.
Sanki bana o şekilde söyleyerek kendi kulaklarına inandırmaya çalışıyordu gerçekliği ama anlayamazdı. O kız benim arkadaşımdı. Fıstık yeşili parlak kumaş yüzey üzerinde siyah kocaman daireler olan fular hediye etmişti bana. Aylar geçmişti ama sanki daha yeni görmüştüm onu.
Ertesi gün cenaze denildi, gittim.
Kocasına sarıldım. Ağlayarak, karısını nasıl bulduğunu anlattı.
Kızdım çok kızdım arkadaşıma. Bunu nasıl yapabileceğini anlamadım.
Rica etti benden eşi. Yaparsan sen yaparsın dedi.
Hayatımın en zor görevini verdi bana.
Oğluma babası ile boşandığımızı söylerken zorlanmıştım ya.... bu hiç bir şeye benzemez!
Dört yaşındaki kızına annesinin öldüğünü ben söyledim.
Annesi öldükten 1 gün sonra, kızına annesinin hasta olduğunu ve öldüğünü söyledim.
Kızının elinden tutup babası ile, annesinin mezarına da götürdüm.
Gerçeği ne kadar çabuk algılar ise, o kadar çabuk ertesi güne hazır olacağına inandım.
Yaşadıkları yerde ne psikologlar vardı, ne de bu işi yapacak bir teyze, abla, anneanne, babaanne, hala veya yenge.
Babası kızının bir an önce durumu anlamasını istedi. Bu görevi bana verdi.
Kızının haberi duyduktan sonra bana bakarak söylediği ise "Biliyorum" idi. Farkındaydı.
Gerçekleri öğrendikten, mezarı ziyaret ettikten sonra eve döndük.
Komşuların çocuklarını gördükçe her birine "Biliyor musun, annem öldü ama o bir melek oldu, beni izliyor ve ben onu unutmayacağım" dedi. 
Bu hayatımda yaptığım en zor şeydi. O ailenin yaşadıkları ise cehennem!
Ne bir erkeğin aldatması, ne de terk edilmek. Ne parasızlık, ne tedavisi olan hastalık. Ne küskünlük, ne kavga, gürültü. Hiç bir şey bundan zor değildi.
Arkadaşıma çok kızgınım.
Büyük kızı bana sarılırken, küçüğü kucağımdayken aklıma tek gelen bu çocukları nasıl bırakıp gittiğiydi.
Bir yılı geçti.
Çocuklar yüzeysel olarak alıştı bu duruma. Anneleri ile ilgili gerçeği öğrenmedikleri sürece, en azından büyük kız için, hayat şansızlığın ve haksızlığın olduğu dönemler içerecektir. Büyünce bu durum içlerinde nasıl bir iz bırakacak bilmiyorum. Büyük kız az çok hatırlayacak, küçük ise hiç hatırlamayacak. Babaları resim göstermeye devam edecek. Hastaydı, çok hastaydı diyecek. Yalan da değil, çok hastaydı.
Ben hala kızgınım.
Anneler, çocuklarınız istediğiniz yerinizden gelmiş olursa olsun...ister karnınızdan, ister yüreğinizden asla terk edilmemeli. Anneliğe yakışmayacak bir şeydir bu.
Para, iş, aile kaygılarından ve gelip geçici heves ve heyecanlardan dolayı onları seven insanları kıran insanlara da söylemek istediğim şey şu: küçük bir kızın gözünün içine bakıp da annen öldü demediyseniz, hayat size gerçekten de bok atmamıştır. Küçücük yaşta annenizi babanızı kaybetmediyseniz, Allah göstermesin evladınızı kaybetmediyseniz hayat gayet güzeldir. Kıçınızı kaldırın ve size sunulanların değerini bilin. Düzelmeyen bir yer var ise düzeltin!!
Küçük kızın hayatını ise muhteşem bir kadın kurtardı. O kadın babaları ile evlenerek kendisinin olmayan çocuklara annelik yapıyor her gün. Hayatın kötü bir dönüş yapmasına ve bombok olmasına rağmen, küçük kız dünyadaki aç ve ailesi olmayan milyonlarca çocuktan daha şanslı çünkü kendisini karnında olmasa da her gün yüreğinde büyüten bir annesi var.  Başkasının çocuğuna annelik veya babalık yapmaktan korkan her insana karşılık, bu çocukları koruyup kollayacak biri var. Terk edenlere karşılık, sarılıp kollayan biri.
Bazen kendime anlayışlı olmam gerektiğini söylüyorum. Depresyon'un ne kadar ağır bir hastalık olduğunu hatırlatıyorum kendime. Arkadaşımın çaresizliği aklıma geliyor. Sonra da gitmeyi nasıl planladığını, ayarladığını hatırlıyorum ve içimde bir perde iniyor ve anlamamaya ve daha fazla kızmaya başlıyorum.
Daha göremedim. Gitmeye cesaret edemedim henüz. Beni gördüğünde hatırlamasını istemiyorum annesinin öldüğü günü ama belki de kızları yeniden görünce arkadaşıma kızmamaya başlayabilirim.
Ve evet... zamanı gelince oğluma da bu hikayeyi anlatacağım!
Allah hepimizi beterinden korusun, evlatlarımızı korusun. Allah arkadaşımı afetsin.

Belki neşe dolu bir şarkı gibi gelecek ama değil, ümit dolu ve sözleri iyi dinleyin. Her kötü an için bir sonraki, daha iyi olma potansiyeline sahip bir an vardır yeterki cesur olup, hayata sarılabilelim! Keşke arkadaşım bunu anlayabilseydi! Klipteki U2 dan Edge kızının ciddi bir hastalığı ile mücadele eden bir baba, Bono ise bu şarkıyı intihar eden bir arkadaşına ithafen yazmış söylentiye göre. Buyrun:-


9 Temmuz 2012 Pazartesi

Beautiful Boy

Tam tamına 4 gün sonra oğlum evimize dönüyor. O kadar çok özledim ki. Hani...çocuk yok biraz rahatlarım, yayarım, yatarım, kalkarım gezerim diye düşündüm. Eh! Yalan değil hepsini yaptım ama gittiğinin 2. günü evdeki sessizliği hissettim, 4. günde deli gibi özlemeye başladım. Bugün en son telefonda "tırnakların uzadı mı?" diye sordum "Evet" diyince hemen babasını aradım, "E artık gelsin, gider misin getirirler mi?" diye sordum! Sonuç olarak yapılan planların akabinde kararlaştırılan; cumartesi burada olacak minik adam (bu arada babası getirmiyor, oradan gelen bir akrabaları ile beraber gelecek! Ballı adam gene işini yaptıracak birini buldu) ve evim yine dolacak, şenlenecek, dağılacak, kirlenecek, buzdolabı yemekle dolacak, yerleri minik kesik kağıt kırpıntıları renklendirecek, salondaki kapı ve duvardan bulaşık makinesine uzanan akrilik boyalı minik parmak izleri olacak. Sıkılacak, bunalacak, anne ne zaman eve geliyorsun diye beni 10 defa işten arayacak (9 yaşına giren oğlum artık evde tek başına kalmaya başladı ben işteyken). Ben de yeniden canlanacağım. Sabah kalkmak, yemek yapmak, her gün çamaşır yıkamak, ofiste oyalanmak yerine eve koştura koştura gitmek için yeniden bir sebebim olacak! 1 ay sonra yine birbirimizin gözünün içine bakıyor olacağız bir süre ayrı kalmak için ama ben yine 1 gece dayanacağım, 2. gün yüreğim titreyecek, 3. gün "kulaklarının içinin temizlenmesi gerekiyordur şimdi" den tutun, "ben kumandayı bulamadım" kadar absürt bin bir bahaneyle eve geri getiriyor olacağım oğlumu. Zaman ilerledikçe o benden daha da uzaklaşacak, ayrı kalabileceği süreler uzadıkça, benim onu daha çok yanımda isteyeceğim günler gelecek...o büyüyecek, olgunlaşacak ve yuvadan uzaklaşacak! Ben büyüyeceğim, olgunlaşacağım ve civcivlerini etrafında isteyen yuvaya bağımlı bir anne tavuk haline geleceğim! Olması gereken de bu, her nesil kendi önüne bakar....anneler de heeeeppp çocuklarının gözünün içine bakar, yanımda kal diye!
Dua ediyorum. Allahım, bana akıl sağlığı ver ki çocuğum delirmeden, kendi isteğiyle yanımda kalsın, yaşlılığımda beni ziyaret etsin, beni arasın sorsun, yanımda keyifli mutlu zamanlar geçirsin! Mecburiyetten değil, istekle yanımda kalsın! Kendimi bile şaşırtacak biçimde nevrotikleşebiliyorum çünkü - tırnak uzadı diye eve mi döndürülür çocuk, döndürülür işte. Kesmezler şimdi, hasta olur pis olursa!! Gelsin şimdi sonra yine gider! :))