22 Ekim 2012 Pazartesi

Büyüyorum Anne!!!

Daha dün; çocuklarımızdaki değişimleri aylar itibariyle takip ediyorduk. 4-5 ayda katı mama, 8. ayda kendi başına oturdu, 15. ayda yürüdü derken değişim süreleri kreşteyken kısaldı. Her hafta yeni bir şey öğrendiler; renkler, şekiller, kendi başına yemek yemek derken okula geldiler. Bu sefer günlük olarak değişmeye başladı her şey. 1. gün sınıfa, 2. gün kantine, 3. gün sınıf arkadaşlarına, okul bahçesi, teneffüs, zil, doğal sayılar, "lale, ela, el ele" derken değişimler saatlere döküldü.
4. sınıfa giden, 9.5 yaşındaki oğlum an itibariyle ergenliğe adım attı.
Aslında sinyallerini veriyormuş 1 aydır filan. Mis gibi bebek kokusu gitti, yerini ekşi bir koku aldı. Herhalde yazdandır, sıcaktandır diye birey demedim her gün banyo yapması için zorladım. Bu yaz çok hızlı uzadı, çok hızlı kilo da aldı. Biraz huysuzlaşmaya başladı. O bildiğimiz 2 yaş sendromu ufak ufak geri geldi. Daha başka davranış değişiklikleri de oldu: baş kaldırmak, odasının kapısını arkasından kapatmak, ev dışı ortamlarda bana mesafeli davranması, kesinlikle, asla ve kati olarak benim onu yıkamamı izin vermemek (gerekiyor detaylı temizlik, kese/babasına kaç kere rica ettm hamama götür diye olmadı) v.s. Sonra cumartesi günü ben iş yerindeyken başım ağrıyor diye beni aradı bu tip! Bende hastayım zaten, herhalde ona da bulaştı diye eve gittim. Fiziksel olarak bir şeyi yoktu hatta TV izliyordu (keza başı ağrıdığı için ödevden izin istemişti). Yemek yedi, markete vs gittik sonra eve geldiğimde acayip canı sıkkındı çocuğun. Bende her günün mutlu bir gün olamayabileceğini, bazen insanın kendisini kötü hissedebileceğini, bunun sebebinin yorgunluk, hastalık veya henüz anlamadığı ve canını sıkan bir olayı olabileceğini söyledim. Bir kaç kere "kendimi çok kötü hissediyorum, bugün en kötü güüüüünnn" diye ağlayarak yanıma geldi. 3 yaşındayken düşürdüğü dondurmasına, ıslanan kağıt helvaya üzüldü "ben küçükken çok mu yemek döktüm anne?" diye sordu hıçkırıklar arasında. Çok garip davranıyordu. Daha önce ölen balığı, kaplumbağası, babasının bakamıyoruz diye bahçeli bir eve verdiği köpeğe vs ağlamıştı ve bende hastalığın da verdiği dalgınlıkla bu krizi de ona benzettim. Rahatlasın diye ödevini ertesi gün'e bırakabileceğini söyledim, rahatlaması (ve evet koktuğu için) banyoya yolladım, neşelenmesi için yıl başı ışıklarını çıkardım, perdeye astım, mum ve tütsü yakarak en sevdiği programı açtım TV de. Gece de benim yatağımda yatmasına izin verdim (hasta olmama ve boynum tutuk olmasına rağmen). Ertesi sabah daha neşeli uyandı, kahvaltı yaptık, ödevini yaptı, arkadaşına götürdüm. Arkadaşının annesi kendi oğlunun bir iki kere benzer duygusal anlar yaşadığını anlattı. Normaldir herhalde diye düşündüm geçiştirdim. Eve dönerken çok mutluydu ve bana "dün en kötü gündü, bugün çok mutlu bir gündü Anne, teşekkür ederim" dedi. Bir sürü konudan muhabbet ettik, yemek yedik. Sonra yatma saati geldi çattı. Yine yanımda uyumak istedi. Bende bir önceki gece tekmelendiğim ve boyun ağrım devam ettiği için hayır dedim ama sonra dayanamadım kabul ettim. Biraz zaman geçtikten sonra, kalktı geldi ve süper dramatik bir ses ile "Anne ben yatağını yaptım, kendi yatağıma gidiyorum" dedi. Nedenini sorduğumda "düşündüm de senin boynun ağırıyor, en iyisi ben yatağıma yatayım" dedi. Ya...resmen eridim düşünceli davranışının karşısında; "oğlum saçmalama, yat hadi ben iyiyim ve ayrıca ben de seninle uyuyayım diye geliyordum" dedim bunu yatağa götürdüm. Yatar yatmaz bu yine başladı mızıklanmaya. Dediğine göre biz çok kavga ediyormuşuz, bu durum onu çok üzüyormuş. Ya vallahi öyle bir şey yok. Olsa yazarım. Anormal bir tartışmamız yok hatta düşündüm sonra, kaç gündür çok sakindim. KAVGA dediği evvelki gün olmayacak birşeye tutturmuş da tutturmuş benim de sabrım taşmış biraz bağırmıştım. Ama travma yaratacak bir şey değildi. Yine düşündüm, sabah düşündüm....çok uzun zamandır (en son Nen ile uzun uzun konu ile ilgili konuştuktan sonra) ekstra dikkat ediyorum. Hayır kaldı ki tartışsak da, ortada bu kadar tepki yaratacak bir şey yok "beraber yaşayan insanlar arasında olur bu tip gerginlikler. En yakın arkadaşın 2 gün üst üstte bizde kaldığında nasıl kavga etmiştiniz hatırlamıyor musun, çocuk tutturmuştu eve gideceğim" diye hatırlattım, "biz kavga etsek de ben seni hep seviyorum biliyorsun değil mi" diye sordum, hatta "başka bir şey mi var oğlum, okulda ters giden, babanı mı özledin istersen arayalım götüreyim" bile dedim "yok" dedi. Acaba dedim kavga ettik babasıyla, babası gitti; bununla tartışıyoruz (ki tartışma dediğim bunun bir konuda inat etmesi benim hayır demem, bunun sükunetimi ve sabrımı zorlaması ve benim en son avaz avaz "AAAA HAYIR DEDİM OĞLUM AMA YETER" ile biten hararetli konuşmalar) da benim bunu terk edeceğimi mi düşündü diye tahmin yürüttüm. "Biliyorsun seni asla bırakmayacağım, sen büyüyüp benim yanımdan ayrılıp kendine başka bir yaşam kurduğunda bile ben senin yanında olacağım, destek olacağım sana" dedim, ona da "biliyorum" diye cevap verdi, derken yeni bir gündem konusu yarattı. "Seni çok özlüyorum ve ben okuldayken sana bir şey olacak ve sen öleceksin diye korkuyorum" diyerek; sanki kocaman bir çift el beni duvardan duvara savurmuş hissi yarattı. En sakin halimle, "Biliyorum, bu korkun da normal. İnsan büyüdükçe ve bir şeyleri öğrendikçe korkuları artar ama bu korkularının gerçekleşeceği anlamına gelmez. Sen düşündükçe aklına çok kötü şeyler de gelebilir, çok güzel şeyler de. Bence sen güzel şeyleri düşün" diye tam sa-kin-leş-tir-dim derkeeeeeennnn okulu sevmediğini ilan etti. Allahımmmm bu ne, neler oluyor oğluma??? "İstersen okula gitmezsin ama hayatını cahil ve bilgisiz bir insan olarak mı geçirmek istersin?" diye sordum "Hayır ama ben ödev sevmiyorum, söyleyeceğim öğretmene MEB'e bildirsinler olmaz ödev çok saçma" diye başkaldırıda bulundu küçük maymun "Sevmiyorum işte ödev yapmayı,çok saçma, çok gereksiz, haksızlııııkkk" diye devam etti söylenmeye. En, ennnnn sakin tavrımla "Oğlum, hayatta bazen yapmak istemediğimiz şeyler olur, yapmak zorunda kalırız. Bende rapor yazmaktan hoşlanmıyorum ama gidip patronuma 'bana ne ya yazmak istemiyorum raporumu' desem işimden kovulurum. Mutsuz ol demiyorum ama başarılı olmak için bazen yapmaktan hoşlanmadığın şeyleri yapmak zorundasın, bu iş yerinde de böyle olacak" dedim. "Ben ofiste çalışmayacağım ki, mucit olacağım, patent alacağım" dedi cin! Yorulmaya başlamıştım ama "Patent almak için bile rapor yazman gerek!" dedim ve artık uyuması için ikna ettim.
Bugün okul'a gitmeden evvel de beni aradığında önce en ağlamaklı sesi ile konuştu, telefonu kapattı, 1 dakika sonra yine birşey anlatmak için kahkahalar ata ata pür neşe konuştu benimle!
Bir kaç dakika içinde bu kadar çok duyguyu; vicdan, kayıp korkusu, kızgınlık, baş kaldırı, asilik, kızgınlık nasıl yaşanır yahu diye düşünürken aklıma geldi...
Çocuk bildiğiniz ergenliğe giriyor.
Erkek çocuklarında 9 yaşında bu sürecin başlaması normalmiş. Biz sıcak iklimde, güneyde yaşıyoruz. Babası da ben de sıcak iklimlerde büyüdük. Ben resmen ergenliğe 11 yaşında girmiştim, kardeşlerim, kuzenlerim, annem ve teyzelerimde öyle. Babasını bilmiyorum. Çevremde bir çok kız çocuğu erken ergenliğe giriyor. Benzer şekilde erken ergenliğe giren erkek çocuk duymadım henüz ama sanırım beslenme, çevre v.b. şartları erkekleri de etkiliyor. Şu anda oğlum da fiziksel bir değişiklik yok, aşırı hızlı boy uzaması ve buna bağlı kemik ağrısı ve 30 kg'a yaklaşması dışında (ah evet... ya bide kokuyor çocuk) ama duygusal olarak dalgalanmalar yaşıyor. Yanıldığımı sanmıyorum; emin olmak için doktora götüreceğim ama sabahtan bu yana yaptığım araştırma sonuçları bana büyük neon ışıklı tabelalar formunda o en çok korktuğum kelimeye işaret ediyor: "ERGENLİK".
Fiziksel değişimlerin 11-12 yaşında ortaya çıktığı erkek çocuk ergenliği, 9 yaşında duygusal olarak kendini gösterebilirmiş. 9.5 yaşındaki çocuğumun bedenini resmen uzaylılar ele geçirdi. Bazen tanıyamıyorum bu yanımda yaşayan yaratığı. Sanırım aynı dili de konuşmuyoruz. Benim konuşmam ona "dır dır dır dır dır bıdı bıdı dır dır dır - BLA BLA BLA" olarak giderken, onun ki bana "mırmır mır mmm pıt tak bıt, BÖĞAHHHHHH mıymıy mıy, ha ha ni ha na na la la böööööhöööö" olarak geliyor. Zaten dişi, erkek farkı var...bu daha da mı çok ortaya çıkacak?
Başka şeyler de gelmiyor değil aklıma: Acaba boşanmaya karşı gecikmiş bir tepki mi? Yoksa beni çok özlüyor da ondan mı böyle? Okulda bir sorun mu var? Birisi bir şey mi yaptı oğluma? 
Soruyorum, soruşturuyorum. Okulda bu seneki durumu geçen seneden daha iyi. Keyfi yerinde. Dersleri hep iyidi, şu anda da öyle. Arkadaşları ile anlaşıyor. Babasını bırakın özlemeyi, zorlamadığım sürece özellikle gidip de görmek istemiyor, aileden başkasıyla pek bir yakınlığımız yok ne yazık ki, özlesin...Şu anda açıkça ifade ettiği en büyük travması bu 5 yaşındayken ölen balık ve 3 yaşında düşürdüğü dondurma! Beni seviyor, bana güveniyor, fiziksel olarak bir sorun yok, güzel uyuyor, iştahı (maşallah) hiç olmadığı kadar iyi! Derslerine karşı (ödev istememek dışında) ilgisi devam ediyor. Valla bilmiyorum, doktora gidinceye kadar da bilemeyeceğim.
Bu arada...babasına bu konudan bahsetmeyi düşünmüyorum. Kendisini, ne yazık ki, bu durum ile olgunlukla baş edecek kadar sağlam bulmuyorum. İçimden bir his, çocuğu çok yanlış yönlendirebileceği yönünde. Belki yanılıyorum, belki bir masumun günahını....bir saniye masum... ha ha ha. Evet, bu durumla tek başıma baş edeceğim. Bebekler nereden gelir konuşmasını yaptığımdan bu yana olayı anlatamama gibi bir korkum yok; sabrımı kaybedermiyim, kalıcı hasarlar oluşurmu bu dönemde, ona kim örnek olacak v.b. sorular var kafamı kurcalayan. Eğer gerçekten olayımız ergenlik ise, kendisine anlatacağım. Fiziksel ve duygusal olarak zorlu bir değişim süreceine girdiğini, onu anladığımı, yanında olacağımı anlatacağım. İnsanın özünde hep değişim olduğunu, değerlerini, disiplinini kaybetmemesinin önemli olduğunu söyleyeceğim (becerebilirsem). Değilse eğer, başka bir derdi var ki bu beni aslında ergenlikten daha fazla korkutuyor.
Annelik zor arkadaşlar, bildiğiniz dakika dakika dikkat, olgunluk, sabır, daimi vicdan azabı da gerektiriyor sonsuz mutluluğun yanında!
Ben şimdi çocuğu tekrar koklamaya gidiyorum. Belki ben yanlış anladım hı? 

Not: Konu ile ilgili bir yazı "Ergenlik Yaşı Küçülüyor Mu?"
 

4 yorum:

  1. Anne endişeleri hiç bitmez. Senin bir de tek başına olman sanırım endişelerini daha da arttırıyor.
    Benim büyük oğlum 5.sınıfta. Ödevden nefret halleri, okul neden var ki sormaları, kokması...benzer şeyler. Geçen yıl başladı, bu sene devam:) Hiç büyütmüyorum, ergenlikse ergenlik. Biz de girip çıktık, o da öyle. Ben mi çok hafife alıyorum bilmiyorum ama konuşmayı da düşünmüyorum açıkçası. Bu kez daha çok dikkat çeker, daha da saçmalar diye düşünüyorum hep.
    Öte yandan cinsellikle ilgili sorularını yanıtlıyoruz elbet.
    Çocuk büyütmenin her dönemi ayrı zor. İnsanın kendisini sorgulaması hiç bitmiyor, doğru mu yapıyorum acabalar...
    Hepimize kolay gelsin:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende çok gidip geliyorum anlatmak ile anlatmamak arasında ama böyle bir duygusal dalgalanmayı daha sık yaşarsa veya daha şiddetli yaşarsa içinin rahat etmesi için, sorunun onda değil hepimizin yaşadığı bir durum olduğunu bilmesi için sanırım anlatacağım. Çok akıllılar ya...istedikleri gibi konuyu nasıl manipüle ediyorlar bilgiyi:))
      Hepimizin endişesi var evet, ben sadece farklı olarak daha çabuk yoruluyorum. Hem yapımdan dolayı hem de evet, tek başına olunca bir nebze daha zorlaşıyor. Çocuk benden sıkılıyor artık, kafasında vızıldayan tek bir ses. Ben de full time dikkatimi veremiyorum çünkü kabul edelim, Fineas & Ferb'ın bilmem kaçıncı bölümündeki hikayeyi kaç kere dinleyip aynı derecede ilgili görünebiiriz ki :)) Ama annelik herkese kolay gelsin evet ya :))

      Sil
  2. amanın bir de bunlar var.. oy anam oyyy.. bugünlerin üstüne ben bu hali düşünemiyorum..

    Canım arkadaşım, tekrar geçmiş olsun.. önceki yazını okumuş ama yorum yazamamıştım.. Tez zamanda tastamam iyileş inşallah

    Allah'a emanet olun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah Deli Anne, Yazarken seni çok düşündüm. Bak dedim, kendime, yazıyorsun da şimdi okuyup daha da endişelenecek DA! Ama valla hiç kaygılanma bunlar atlatılmayacak şeyler değil...çok komikler ve büyüdüklerini görüyoruz. Önemli olan sağlıklı olmaları, sabırlı olabilmek ki sen benden daha iyi biliyorsun bunu.
      Çok teşekkür ederim; meşgul olduğunu biliyor, güzel haberlerinizi bekliyorum. Sık sık bakıyorum bloga yeni birşey var mı diye. Dualarım sizinle. Sevgiler.

      Sil