13 Eylül 2012 Perşembe

Buldum Galiba!

Efendim, malumatınız olmuştur ki ben geçen cumartesi gecesi çok sevdiğim, yıllardır dinlediğim Red Hot Chili Peppers konserindeydim. Kalktım taaa İstanbullara gittim, uzun uzun kuyruklara girdim ve sonunda en ucuz biletime ait olan en arka sıra kategorisindeki yerimi aldım. Gitmeden evvel dalga geçiyordum arkadaşlarımla, yerim tuvaletin yanı diye. Gerçekten de öyle oldu. Yerim çok uzaktı, sahneyi neredeyse hiç göremedim, sahneyi gördüğüm anlarda ise grubu zıplayan minik noktalar halinde gördüm. Gittiğimde zaten tutuk olan boynuma da sol çapraz tarafımdaki ekrana bakmak hiç ama hiç iyi gelmedi. Sıcak şehirimizden kalkıp İstanbul gece ayazında olmak ise içimi titretti. Gittiğimde saat 18:00 idi konserin başlama saati 21:30. O vakit'e kadar oturdum çimlere kitap okudum. Açlıktan ölüyor olmama rağmen yemek almadım hatta tuvalete bile gitmedim yerimi kaparlar diye. 
Bakmayın efendim böyle yazdığıma, şikayet etmiyorum. En güzel, en mesut gecelerimden idi. Tek başıma gittim konsere ama aslında binlerce kişiyle beraberdim (kırk bin galiba). Gençlik aşkım olan grubun muhteşem solisti Anthony'ye yeniden aşık oldum. Ekrana kilitlendim, ellerine bakıp durdum, ne muhteşem eller nasıl bir ses, delirdim coştum.
RHCP izlemek benim ömrümde muhakkak yapmam gereken şeylerden biriydi, ne büyük şans ki İstanbul'a kadar geldiler fakat bir baktım etrafımdaki gençler oturmuş beklerken cep telefonu ile oyun oynuyor, ben ve benim yaşımdaki insanların aksine konseri beyinlerine kaydetmek yerine cep telefonlarına kaydediyor. Kendilerini unutmak, müziğe kapılmak yerine, kendi varlıkları içlerine batarcasına telefonları ile tanıdıklarına ben buradayım mesajları yolladılar. Ne bileyim, bana garip geldi, sanki kimse kendini dinlemek istemiyormuş gibi, sanki görmeye değil göstermeye gelmişler gibi! Oğlumu düşündüm. Onun böyle olmasını istemedim. Neticede canlı izlemeye hayalini kurduğumuz insanlar ayağımıza kadar gelmişler, dünyanın en güzel şehirlerinden birindeyiz. Burada kendimizi kaybetmeyeceğiz de ne zaman edeceğiz. 
Döndüğüme eve farklı bir insanım. İçimde garip bir enerji vardı, sanki damarlarımdaki kan çok farklı akıyordu. Karar verdim, oğlum yeteneklerini geliştirecek ve gerektiği yerde bu konuda onu zorlayacağım. Bateri çalmak istiyor, çalacak. Daha çok resim yapacak, daha çok heykelcik yapacak. Evin kirlenmesi, duvarların boya olması, yerlerde kağıt parçaları olması, ritim buldum diye takır takır sağa sola vurmasını umursamayacağım (kulak tıkacı alırım belki ama). O yorulmadıkça; her anını keyifle yapmak istediklerini yapmayı sağlayacağım. Yorulmamayı da öğreteceğim ona, yılmamayı. Hayallerinin peşine koşmayı ve istediklerini elde etmenin zor olduğunu anlatacağım. Elde ettiği zaman ise değerini bilmeyi öğreteceğim. Kendisini bulması için zaman zaman kendisini kaybetmesi gerektiğini anlatacağım. 
Ben cumartesi akşamı kendimi kaybettim, döndüğümde bir yanımı da bulmuş döndüm. Vallahi efendim, çok mutluyum.


Ama bir daha ki sefere kıracağım kumbarayı, önlerden alacağım biletimi...yaşlanmışım ayyyy hala ağırıyor her yerim!

1 yorum: