18 Temmuz 2012 Çarşamba

Hayat

Bu konuda hiç konuşmuyorum, konuşmamayı tercih ediyorum ama sanırım artık anlatmam gerek.
Bir arkadaşım vardı. Vardı diyorum çünkü kendisine çok kızgınım.
Bu arkadaşımın biri 4 yaşında diğeri ise 7 aylık olan dünya güzeli kızı vardı. Kızlar pamuk gibidir. Bembeyaz, pamuk gibi ten. Parıldayan taşlardan daha parlak bir çift göz ve kocaman yürekleri vardır. Bu arkadaşım çok zor bir çocukluk geçirmiş. Gel zaman git zaman hayatının erkeği ile tanışmış ve evlenmiş. İlk çocukları olduğunda çok mutlu olmuş. Biraz kocasının istemesiyle, biraz da vakti geldiği için ikinci çocuklarına hamile kalmış. Hislerim kuvvetlidir. İkinci çocuğuna hamile kaldığını hissetmiştim.
Hamileyken arkadaşım, yaşadıkları şehir'i iş için ziyaret etmiştim. Kaldığım otel onun iş yerinin karşısındaydı, arkadaşım hamile bedenini sürükleye sürükleye beni göremeye gelmişti. Kızları kadar temiz, pamuk gibi bembeyaz bir ten; dünyada var olan en parlak taşlardan parlak gözleri, bir karpuz pürüzsüzlüğündeki yusyuvarlak karnı ile karşımda dikilen bu arkadaşımı, kocaman kucaklamış bırakmak istememiştim. Ayağında terlikleri vardı, hava sıcaktı. Üzerindeki elbisesi püfür püfürdü ama arkadaşım sanki eziliyordu. Hamileliğin ve havanın sıcaklığına vermiştim durumu, aklıma gelen ve içime doğan sıkıntıyı kovalamıştım salak gibi.
Aylar geçti, ikinci kızı doğduktan bir kaç ay sonra arkadaşımın mutsuz olduğunu eşinden öğrendim. Telefon ile arıyor, bana ne zaman ihtiyacı olursa gidebileceğimi anlatıyordum ona. Gittikleri doktorları dinliyordum telefonda, verilen ilaçları duydukça şiddetle karşı çıkıyordum. İnternetten iyi olacağına inandığım, referans aldığım bir doktor bulup haber vermiştim eşine, randevu alınmış arkadaşım ise bir şekilde iyi olduğunu söylemiş ve eşini gitmemeye ikna etmişti.
Arkadaşım ile en son konuştuğumda eşinin sesinde zoraki bir sevinç, konsere gittiklerini anlatıyordu. Arkadaşım iyi olduğunu söyleyip beni sakinleştiriyordu ama yoktu işte, sesinde o sevinç yoktu! Şimdi anlıyorum ki iyi hisseden bir insan'ın neşesi yoktu. Sesi donuktu.
O son konuşmaydı.
Yanlış hatırlamıyorsam 1 hafta sonrasıydı.
Bir başka tanıdığım aradı beni. O zamanlar eski erkek arkadaşım olan adamla yeni görüşmeye başlamıştık. Telefonda okuldan tanıdığım ve benim için çok değerli olan başka bir kız arkadaşıma adamı anlatmış, güle güle telefonu kapatmıştım. Hayatın güzel olduğunu düşünüyordum.
Ortak tanıdığımmız beni aradı.
Arkadaşın intihar etti dedi.
Pat diye.
Doğrudan, duraksamadan.
Biliyorum ki bu haberi vermenin kolay yolu yoktu.
Sakin bir yolu da.
Sanki bana o şekilde söyleyerek kendi kulaklarına inandırmaya çalışıyordu gerçekliği ama anlayamazdı. O kız benim arkadaşımdı. Fıstık yeşili parlak kumaş yüzey üzerinde siyah kocaman daireler olan fular hediye etmişti bana. Aylar geçmişti ama sanki daha yeni görmüştüm onu.
Ertesi gün cenaze denildi, gittim.
Kocasına sarıldım. Ağlayarak, karısını nasıl bulduğunu anlattı.
Kızdım çok kızdım arkadaşıma. Bunu nasıl yapabileceğini anlamadım.
Rica etti benden eşi. Yaparsan sen yaparsın dedi.
Hayatımın en zor görevini verdi bana.
Oğluma babası ile boşandığımızı söylerken zorlanmıştım ya.... bu hiç bir şeye benzemez!
Dört yaşındaki kızına annesinin öldüğünü ben söyledim.
Annesi öldükten 1 gün sonra, kızına annesinin hasta olduğunu ve öldüğünü söyledim.
Kızının elinden tutup babası ile, annesinin mezarına da götürdüm.
Gerçeği ne kadar çabuk algılar ise, o kadar çabuk ertesi güne hazır olacağına inandım.
Yaşadıkları yerde ne psikologlar vardı, ne de bu işi yapacak bir teyze, abla, anneanne, babaanne, hala veya yenge.
Babası kızının bir an önce durumu anlamasını istedi. Bu görevi bana verdi.
Kızının haberi duyduktan sonra bana bakarak söylediği ise "Biliyorum" idi. Farkındaydı.
Gerçekleri öğrendikten, mezarı ziyaret ettikten sonra eve döndük.
Komşuların çocuklarını gördükçe her birine "Biliyor musun, annem öldü ama o bir melek oldu, beni izliyor ve ben onu unutmayacağım" dedi. 
Bu hayatımda yaptığım en zor şeydi. O ailenin yaşadıkları ise cehennem!
Ne bir erkeğin aldatması, ne de terk edilmek. Ne parasızlık, ne tedavisi olan hastalık. Ne küskünlük, ne kavga, gürültü. Hiç bir şey bundan zor değildi.
Arkadaşıma çok kızgınım.
Büyük kızı bana sarılırken, küçüğü kucağımdayken aklıma tek gelen bu çocukları nasıl bırakıp gittiğiydi.
Bir yılı geçti.
Çocuklar yüzeysel olarak alıştı bu duruma. Anneleri ile ilgili gerçeği öğrenmedikleri sürece, en azından büyük kız için, hayat şansızlığın ve haksızlığın olduğu dönemler içerecektir. Büyünce bu durum içlerinde nasıl bir iz bırakacak bilmiyorum. Büyük kız az çok hatırlayacak, küçük ise hiç hatırlamayacak. Babaları resim göstermeye devam edecek. Hastaydı, çok hastaydı diyecek. Yalan da değil, çok hastaydı.
Ben hala kızgınım.
Anneler, çocuklarınız istediğiniz yerinizden gelmiş olursa olsun...ister karnınızdan, ister yüreğinizden asla terk edilmemeli. Anneliğe yakışmayacak bir şeydir bu.
Para, iş, aile kaygılarından ve gelip geçici heves ve heyecanlardan dolayı onları seven insanları kıran insanlara da söylemek istediğim şey şu: küçük bir kızın gözünün içine bakıp da annen öldü demediyseniz, hayat size gerçekten de bok atmamıştır. Küçücük yaşta annenizi babanızı kaybetmediyseniz, Allah göstermesin evladınızı kaybetmediyseniz hayat gayet güzeldir. Kıçınızı kaldırın ve size sunulanların değerini bilin. Düzelmeyen bir yer var ise düzeltin!!
Küçük kızın hayatını ise muhteşem bir kadın kurtardı. O kadın babaları ile evlenerek kendisinin olmayan çocuklara annelik yapıyor her gün. Hayatın kötü bir dönüş yapmasına ve bombok olmasına rağmen, küçük kız dünyadaki aç ve ailesi olmayan milyonlarca çocuktan daha şanslı çünkü kendisini karnında olmasa da her gün yüreğinde büyüten bir annesi var.  Başkasının çocuğuna annelik veya babalık yapmaktan korkan her insana karşılık, bu çocukları koruyup kollayacak biri var. Terk edenlere karşılık, sarılıp kollayan biri.
Bazen kendime anlayışlı olmam gerektiğini söylüyorum. Depresyon'un ne kadar ağır bir hastalık olduğunu hatırlatıyorum kendime. Arkadaşımın çaresizliği aklıma geliyor. Sonra da gitmeyi nasıl planladığını, ayarladığını hatırlıyorum ve içimde bir perde iniyor ve anlamamaya ve daha fazla kızmaya başlıyorum.
Daha göremedim. Gitmeye cesaret edemedim henüz. Beni gördüğünde hatırlamasını istemiyorum annesinin öldüğü günü ama belki de kızları yeniden görünce arkadaşıma kızmamaya başlayabilirim.
Ve evet... zamanı gelince oğluma da bu hikayeyi anlatacağım!
Allah hepimizi beterinden korusun, evlatlarımızı korusun. Allah arkadaşımı afetsin.

Belki neşe dolu bir şarkı gibi gelecek ama değil, ümit dolu ve sözleri iyi dinleyin. Her kötü an için bir sonraki, daha iyi olma potansiyeline sahip bir an vardır yeterki cesur olup, hayata sarılabilelim! Keşke arkadaşım bunu anlayabilseydi! Klipteki U2 dan Edge kızının ciddi bir hastalığı ile mücadele eden bir baba, Bono ise bu şarkıyı intihar eden bir arkadaşına ithafen yazmış söylentiye göre. Buyrun:-


3 yorum:

  1. Nasil yurek burkan bir hayat hikayesi ve nasil dogru tespitleriniz. Cok uzuldum, biseyler yazmak istedim, anlamli/anlamsiz... Hickimse hicbir cocuk, es, arkadas yasamasin bu terkedilisi..

    YanıtlaSil
  2. çok kötü çok kelimeler anlamını yitiriyor gerçekten Allah o iki meleğin yardımcısı olsun :(

    YanıtlaSil