28 Aralık 2011 Çarşamba

Çocuk Yetiştirme Sorumluluğu

Daha önce de anne ile baba(ların çoğunun)'nın çocuk bakımı arasındaki "anlayış" farkını daha önce de az çok yazdım. Bu konuda da ciddi anlamda sıkıntı çekiyorum. Oğlumun babası çok sorumsuz. Dün babasının evinde kalan oğlum için babasından iki tane şey istedim. Birincisi avuç içinde çıkmayan kıymıktan enfeksiyon kapan yarasına merhem sürmesini, ikincisi de matematik derslerini kontrol etmesiydi. Bunları yapmadığı gibi sabah 7:10 da dersi başlayan oğlumu, 1 saat geç bıraktı. Geç bırakması yetmiyormuş gibi beni de 8 de arayıp geç kaldığını söyledi. Bu da beni çok kızdırdı! Ben ne yapabilirdim ki. Ben hasta olsam kim, nasıl bakacak oğluma!
İkinci evliliğini yapan ve birkaç hafta önce doğum yapan arkadaşım P'nin de büyük kızının babası, kızı ateşlenince P'yi aramış, lohusa arkadaşım gecenin bir vakti kalkıp kızını almaya gitmiş. Adam evde ilaç bulundurmadığı gibi, öz kızını doktora götürmekten bile aciz. Sanki kendi çocuğu değilmiş gibi! Böyle adamlar beni çok kızdırıyor.
Tabii sadece babalar değil çocuklarını ilgisiz bırakan. Bence daha büyük zararı depresyon da olan, mutsuz anneler veriyor. Kendi mutsuzluklarını çocuklarına karşı sabırsız ve sinirle davranarak yansıtan çok anne gördüm. Annelik sabır işi. Düzen ve sükunet gerektirir ama mutsuz olan bir anne çocuğuna ihtiyacı olan ilgiyi veremez. Bende yaptım, bende depresyonuma kapılıp gittim. Oğlumun 1 yılını resmen otomatik bir biçimde yaşadım. Çok acı çekiyordum ve bu yüzden de sadece gerekenleri yapıyordum ama ona gereken ilgiyi veremiyordum. O yılımız aklımda çok net değil! İnşallah o duruma bir daha asla gelmem. Çocuğuma zarar vermedim, vurmadım, bağırmadım ama çok ağaladım onun yanında.
Ben bu yazıyı yazarken üst kat komşum avazı çıktığı kadar kızına bağırıyordu, kızı da ağlıyordu. Muhtemelen çocuk zor koşullarda çalışan annesini yormuş, sınırları zorlamıştır ama kadının depresyonda olabileceği aklıma geldi!
Fakat bu bahane değil. Ebeveyn olarak sorumluluğumuz ağır, ne kadar ağır olduğunu bu video gösteriyor. Uyarmam gerekir...çok üzücü bir video ama aynı zamanda çok eğitici.
Ben çocukken çok dayak yedim; çocukken maruz kalınan ilgisizliğin, sevgisizliğin ve zararını birebir yaşadım. Hiç bir çocuk ona kötü davranılmasını ve ona kötü örnek olan insanları haketmez! Kendi adıma söylüyorum, mutsuz bir çocukluk insanı bir ömür etkiliyor.
Tatlı, sevgi dolu rüyalar hepimize.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Ve Dönüş

Binyüzseksekizmilyonseksenaltınoktayirmibeş saattir iş güç peşinde koşuşturuyorum. Ben İspanya da kaldığım sürece babasında kalan oğlum, döndüğümde hastaydı. Aldığım gün ateşliydi, ertesi gün de. Pazartesi ve bugün okula gitmedi benimle ofise geldi. Yıl sonu olması itibariyle promosyon malzemeleri ile dolu kolilerden antrepoya dönen ofisimde çok güzel vakit geçirdik. Ben çalıştım, o oyun oynadı, kitap okudu, resim yaptı ve hamurdan minik yaratıklar yaptı. Zaman zaman sıkılıp benimle oyun oynamak istediği ve benimde işimin çok olmasından dolayı biraz zor oldu ama buna rağmen çok keyifliydi! Bu hafta sonu pazar yarım gün dahil çalışıyoruz ama bu hafta sonunun yerine yılbaşı akşamı oğlum ile arkadaşına evde parti var. Canlı yılbaşı ağacı aldık. Süsleri indikten sonra ağıcımızı besleyeceğiz, büyüteceğiz. Biraz pahalıya patladı ağaç canlı olunca ama oğlumla böylesinin daha güzel olacağına karar verdik. Bu hafta sonun en sevdiği arkadaşında kalacak, bir oyuncak çantası hazırladı götürmek için, inanılmaz! Resmen bir bavul oyuncak.

Ve bu hafta başıma gelen bir güzel olay daha...
GELDİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ :)))
Geldi
geldiii
geeeeldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii...
Bilmem sevincimi anlatabildim mi.
Henüz beraber vakit geçiremedik. İnşallah yarın başlayacak olan toplantı silsilesinin ertesinde, akşamları 1-2 kaçamak saat geçirebiliriz. 
İçime işlemiş, öyle özlemişim ki. Geldiğinde aklımda sadece mutluluğunu görmek vardı ki öyle de oldu. Gayet huzurlu ve biraz yorgun ve bir miktar hasta gördüm ama her zamankinden daha güzel göründü gözüme.
Böyle hissedebiliyormuymuş insan? Bir başkasına ihtiyaç duymadan, yokluğunu böyle derinden hissedebiliyormuymuş? Araya giren mesafe bu kadar tatlı olabiliyormuymuş? Hiç birşey beklemeden, sadece birinin yolunu gözlemek mümkünmüymüş? Karşıladığımda sadece yarım saat gördüm ama o yarım saat bile yetti delirip, coşmama.
Tabii bütün bu hisleri anlatmak, söyleyerek ifade etmek mümkün değil benim için.
Ben yazsam, hep yazsam.
Çok geç oldu... yarın'a doğru heycanla!
Sevgilerimle,
Mina

Not: A, aaaa bir de bugün aldığım mükemmel bir haber daha... en sevdiğim arkadaşlarımdan C, benim en zor günlerimde yanımda olan C, bir iki hafta içinde kız arkadaşına evlenme teklif edecek! Çok mutluyum... çok güzel bir yaşamı hak ediyor, dünyanın en iyi insanlarındandır! Bu da onlara:-


15 Aralık 2011 Perşembe

Uzaktayım, Uzaktasın, Uzakta

Küçük dünya, koca dünya oluveriyor bir anda! Bir uçağa biniyorsun, bir anda başka bir alemdesin!
Oğlumdan uzaktayım; o babasının yanında. Ben iş gezisinde İspanyadayım. Erkek arkadaşım zaten dünyanın taa öbür ucunda.
Benim gezilerim her ne kadar şirket ofisleri ve fabrikaları ile sınırlı olsa da ve gezmek güzel ve değişik olsa da, ev gibisi hakikaten yok. Başka yerlerde tatlar farklı, kokular farklı. Çalışmak daha çok yoruyor, ortamlar farklı. Hele bu sefer daha çok yoruldum, hastalığımı da tam atamamıştım üzerimden.
2 gün sonra ben evdeyim - oğlumun yanında. Fırsatım olursa çalışmaktan, oğluma yılbaşı hediyesini buradan almak istiyorum! Güzel bir süpriz yapmak istiyorum bu dönüşümde ona. Bu çalışmaya değsin istiyorum, şımartayayım onu biraz.
4 gün sonra da erkek arkadaşım dönüyor. Düşüncesi bile heyecan verici.
Toplantıya hazırlanmam gerekiyor ve sabahtan beri aklıma takılan parça ile, eğer okuyorsanız, sizi başbaşa bırakıyorum.


Allah hepimize sadece sürece kısa olan ve sonunda mutlu kavuşmaların olduğu özlemler nasip etsin.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Hava Ne Kadar Kuru Dedim, Yağmur Yağdı!

Allahımmmm.....
Benden daha salak ve şapşal birini tanımadım. 

Şimdi salı günü erkek arkadaşım uzun zamandır planladığı tatiline çıktı. Bende havaalanına bırakmayı teklif ettim. Arabasını annesinin evine bırakacağından önce annesinin oturduğu yere gittik. Ben arabamda beklerken bu çıktı, gel diye işaret etti. Aklımdan geçenleri tahmin edemezsiniz. "Ya saçımı taramamıştım, kokuyor muyum acaba" diye düşünürken kendimi annesinin elini öperken buldum. Çok tatlı ve içten gülümseyen gözleri vardı ama ben eminim ki yüzümdeki şaşkın ve şapşal ifademe gülüyordur. "Sizde mi gideceksiniz" dedi, "Yok hayır ben gitmiyorum" dedim ama içimden de konuşma devam etti "ya çalışıyorum hem bu kadar büyük bir tatil için şu anda erken, ayrıca onun biraz benden ve buradan uzaklardan yalnız başına vakit geçirmesi gerekiyor" v.s. v.s. 
Derin bir sessizlik. "Sağlığınız nasıl" desem, yaşlı olduğunu için hasta olması zorunlu olduğunu düşündüğümü ima ediyorum diye düşünmesi istemedim sustum. "Bu köpeğiniz çok tatlı ben bayılıyorum buna" desem "ben yokken oğlumla evime gelecek kadar utanmaz" demesini istemedim sustum. Erkek arkadaşım da bu arada içerilere kayboldu. Ben bu sırada küçüldüm, küçüldüm, utandım, heyecanlandım ve aklımdan tek geçen şey "Allahım ne olur bu adamı rezil edecek, utandıracak bir şey söylemeyeyim, yapmayayım" idi. Ve bomba...Döndüm, yüzünde güzel gülümsemesi eksik olmayan annesine "Hava ne kadar kuru" dedim... ve o anda yok olmak istedim! KURU MU???? HAVA KURU NE DEMEK YAA!!! Sağ olsun, kibarlığından bana "Evet alışmışız rutubete" filan dedi ve tam o anda arkadaşım geldi ve gitmek için bahçeden çıktık. Biz arabaya binerken "Yine gelin" dedi ama Tanrım, kim bilir neler düşünmüştür. Hava raporu sunucusu ben, arabama bindim ve aklımdan oğlum benim gibi şapşal birini eve getirse ne yaparım acaba diye düşündüm!

Bu arada amcasının elini zorla öpmeye çalıştığımı anlatamıyorum bile! Daha doğrusu onun "öpme" dediğini duymadım ama duyunca da çok utandım çok, kafamı bahçe duvarına sokmak istedim.
Ertesi gün, sevgilim dünyanın öbür ucunda, henüz gün doğmamışken ben gözümü açtım, pencereden baktım ki yağmur yağıyor. Kendimi aylardır yatak yaptığım üçlü koltuğuma geri atıp koltuğun açılıp beni yutmasını bekledim, olmadı tabii öyle bir şey. Koca kafamı kaldırıp güne başladım!

Bu da bu haftaki dans müziğim:


Sevgilim gittiğinden beri hastayım. İlaç kullanıyorum, burnum akıyor, sivilcem var kocaman, dudağımda uçuk ve gözümde gözlüklerim. Arkadaşıma sabah resmimi yolladım. "Bayılıyorum kadınların bu sevgili gidince kendini salma hallerini" dedi. Özellikle salmadım kendimi. Bu sene hiç olmadığım kadar hastalandım. Bıktım artık!!! Ama arkadaşım Nen haklı, süper rahat bir durum bu. Dün oğlumun çok sevdiği pastırmasından bir dilim bile yedim!

Ama özledim.
***********************
Doğurmam gerektiği fikrini beynime yerleştirmeye çalışan ürolog; normal doğum yapmamın zor olduğunu, sezeryanın ise sıkıntılı olacağını söyledi. Benim doğum yapmam gerektiğine inanıyor ama sanırım bu durumda seçeneklerimin arasında bir tek mitoz kalıyor, onu nasıl yapacağımı da söylemiyor!!

2 Aralık 2011 Cuma

Ben Buna Hazır Değildim

Bugün oğlumun en yakın arkadaşının annesiyle konuştum. Oğlum arkadaşına sınıftan bir erkek çocuğunun, yine sınıftan bir kız çocuğunu tuvalete götürüp, kıza kendini uygunsuz bir biçimde dokundurttuğunu ve kıza dokunduğunu anlatmış. Benim oğlumun arkadaşı, bunu annesine annesi de sağ olsun bana anlattı. Bu çocuklar 8 yaşında....
Şimdi bu durumda ilk tepkim "Ben Buna Hazır Değildim" oldu. İkinci tepkimde "Oğlum Bunu Neden Bana Anlatmadı" oldu. Hayır, daha beterini de duydum ama sonuçta insan başına gelmeden de böyle bir şeyin etkisini algılayamıyor.
Oğluma sık sık sorarım, sık sık konuşurum. Hayatında neler olup bittiğini öğrenmeye çalışırdım ve bugün'e kadar bu konuda yeterli olduğumu düşünüyordum ama meğerse gayet başarısız olmuşum! Oğlum bana böyle bir şeyi neden anlatmamış olabilir diye düşününce aklıma gelenlerden birincisi bana güvenmediği ikincisi de benim vereceğim tepkiden korkmasıdır ve her ikisi de hoşuma gitmedi. Bu durumda da yapmam gereken iki şey var. Öncelikle oğlumun benden korkmadan bana her şeyi anlatabileceği, güvenli  bir ortam yaratmam gerekiyor. Sanırım düşündüğüm ve istediğimden daha hızlı büyüyor ve artık kızmak, gülmek, şakalaşmak ve bağırmak gibi tepkilerimi çok daha farklı biçimlerde algılayıp kafasında işliyor (kendinizi ergenlikte hatırlayın) ve gurur ve utanç yapıyor. İkincisi, bildiğimi çaktırmadan olan biteni onun ağzından duymak ve gerekirse bu konuyu öğretmenine anlatmam gerekiyor, neticede ortada birilerinin çocuğu var, Allah korusun bu benimki de olabilirdi. Demek ki, diyorum, oğlum bunun yanlış olduğunu biliyor ki saklıyor, utanıyor. Neden yanlış olduğunu da anlatamam gerekecek. "Ayıp" demekle yetinemem. Sebebini bilmesi gerekiyor ve bu da şu anda hiç yapmak istemediğim cinsellik konuşması konusunu ortaya çıkaracak. Ortada bir fark var, o çocuklar birbirinin koluna bacağına dokunmuyor ki. Oğlum da kendisine dokundurtmaması gerektiğini, bazı şeylerin ayıp olduğunu, özeli olduğunu da biliyor ama artık sanki daha karmaşık bir aşamaya geçilmiş. Artık ortada (sınıfında, yaşıtlarında) cinsellik ile ilgili merak var! Karşı cins kavramı var. Ben erken desem ne olur ki. Gerçek şu ki çocuklar çok erken olgunlaşıyor artık! Yoksa ben yanlış mı düşünüyorum?
Offf... babasına da al anlat diyemem ki! En büyük sorun zaten o. Onun geçmişi, bugünkü hal ve davranışları yüzünden güvenemiyorum ki konuyu oğluma doğru bir şekilde anlatacağı konusunda. Sonuçta çocuklar çok zeki, en ufak tereddüttü, yalanı vs çok net algılıyorlar! 
Jerry Maguire filminde, Dorothy ablasına yaşıtlarını kastederek der: "Onlar kulüplerde parti yapıyor, salakça davranıp bir erkeğe sahip olmaya, ellerindeki erkeği tutmaya çalışıyor... ben değil. Ben bir erkeği YETİŞTİRMEYE çalışıyorum".
Durum bu. Benim yaşıtlarım ya yeni doğum yapıyor ya da hiç doğum yapmadı. Ben de bu esnada bir erkek yetiştirmeye çalışıyorum! Bazen bende kendimi dünyanın en yaşlı 32 yaşındaki kadın gibi hissediyorum. Benim erkek kardeşim yok ve böyle durumlarda oğlumun babasının, babasının babasının ve benim babamın iyi erkekler olmalarını çok isterdim ama değiller ve hayat adil de değil, basit de!
Çözüm bulunca yazarım.

1 Aralık 2011 Perşembe

Doktor

Doktor Konusu 1:-
Benim Babammış gibi sevdiğim amcam hasta. Daha yeni akciğer kanserinden temiz raporu alan amcamın beyninde tümör bulundu. Yıllarca dudaklarının arasından inandığı felsefeler de eksik olmadı, sigarası da. Dua ediyoruz. Çok zor çok! Umarım hep iyi doktorlar çıkar karşısına. Bu konuyu çok uzatmak istemiyorum, ama ümit ediyorum ki okuyan 1-2 kişi ona da dua eder.
Doktor Konusu 2:-
Az önce dünyanın en iyi doktorunun yanından geldim. Kendisi Ürolog. Ben daha odaya girer girmez "Dişlerin gerçek mi" diye sordu. Muayene ederken hamilelikte sarkmış olan ve aşırı dercede çatlak karnıma bakıp "Daha yaşın 32 bu ne 40 yaşında kadınlar gibi. Hiç beğenmedim!" diye azarladı, "Oğlun sünnet oldu mu" diye sorup "İnsanlar bebekken yaptırır sünneti, daha çabuk iyileştiği doğru ama malzeme büyük olunca daha estetik oluyor" dedi. Ben bu bilgiyi sindirmeye çalışırken, benim "bu çatı" ile normal doğum yapmamış olduğum için de eski doktorlara çok kızdı! (Doğallıktan yana bir doktor bulmak ne kadar nadir bir durum değil mi?). Kendisinin yeni evlendiğini, erkeklerin 32 yaşından sonra nasıl değiştiğini anlattı sonra da "Sen bekarsın, gel seni bekar doktor arkadaşlar var, tanıştırayım" dedi. "Olmaz, hayatımda önemli biri var" dedim, bu sefer de "Evet, o zaman çocuk yapmalısın, oğlun 8 yaşında kardeş zamanı geldi!" dedi. Beni çok güldürdü, ağrımı bile unutturdu! Çok samimi ve bilgili biri. Hayatı sevdiği belli ve neşesi ile resmen iyileştiriyor. Kendisi gibi herkesin mutlu olmasını istiyormuş gibi bir hali vardı. Onu tanıdığıma sevindim.
Doktorum, ilginç bir iki şey daha anlattı ve onu paylaşmak istedim:
Kadın ve erkek anatomisindeki bakteriler, ilişkileri süresi uzayınca birbirine uyum gösterirlermiş ve kadınlar bir anda oluşan sistit rahatsızlıklarından, eşlerinin onları aldattıklarını anlayabilirlermiş çünkü o 2 kişilik dünyaya bir üçüncü kişi girince o bakteriyel denge bozulurmuş! Aslında tek eşli olması için insanların, bir değil bin tane sebebi varmış değil mi? Her şeyden önce daha sağlıklı! Bu da böyle biline...
Gitme sebebim ise böbreğimin olduğu bölgenin dün beni ağrıdan kıvrandırmış olması idi ama rutin testlerin yanı sıra yeni ve önemli bir şey daha öğrendim: Ben oğluma doğum yaparken beni acil sezeryana alan doktor yanlışlıkla mesanemi de kesmişti (daha doğrusu "parmağım kaçtı" demişti). Ben bu olaydan bu yana ilk defa (ki seneler geçti) ürolojiye gittim ve iyi olmuş çünkü bu doktorumun anlattığına göre mesane dikilince gayet güzel iyileşmiştir ama rahim v.b çevre organlarım mesaneme yapışmıştır. Bir daha hamile kaldığımda, doğumda mutlaka kendisini çağırırlarmış çünkü bir Jinekolog için bir hayli tedirgin edici bir durum olabilirmiş, mesanenin yeniden açılma ihtimali mi ne varmış ve onun orada müdahele etmesi gerekebilirmiş. Ayrıca beni sıkça rahasız eden hastalığın sebebi de olabilirmiş bu durum! Neyse... bekleyip göreceğiz, önemli birşey değil ama ben bilmiyordum çünkü bu tip (pelvik bölgesine ait) her rahatsızlık için nedense sadece kadın-doğuma gidilir ama hataymış. İnsan anatomisi çok mucizevi ve karmaşık bir yapı. Basit ve tek düze bir makineymiş gibi davranmamak gerekir. Bunu öğrenince paylaşmak istedim benzer bir durum yaşamış olan varsa diye! Lütfen bedeninize hak ettiği saygıyı gösterin.
Sağolsun doktor bey her sorumu çok güzel cevapladı, tavsiyelerde bulundu. Oradan ayrılırken de "Umarım yakında hayırlı haberlerinle gelirsin bana" dedi.  
Kafamda hiç bir doktorun cevaplayamayacağı ve çok vakitsizce gelen bir soru ile çıktım ofise döndüm... Üzerinde biraz düşüneyim, yazarım.
İkinci durak, gözlük almak için göz doktoruna.
Sağlık dolu günler diliyorum.