29 Kasım 2011 Salı

Kış Günü Sıcaklığı

İçimde garip bir şeyler kıpırdanıyor.
Korkuyorum bir yandan, heyecanlıyım diğer yandan.
Korkumdan oldu zaten en son paniklerim ama artık sakinleştirdim paniklerimi. 
Paniklerim sonsuza kadar yok olsun istiyorum.
Mutlu şeyler düşünmek, mutlu olaylardan bahsetmek istiyorum.
Arkadaşımın yeni doğan dünya güzeli bebeği gibi! Eşi ile, kızı ile ve artık bebeği ile oluşturduğu güzel aile gibi mutlu ve güzel şeylerden. Oğluma onları göstermek istiyorum. Görsün aile sevgisini, istiyorum.
Kitap okumak istiyorum, saatlerce arka arkaya film izlemek istiyorum. 
Oğlum'un bana sarılarak yanımda yatmasını istiyorum, ben uyuklarken onun çizgi film izliyor olmasını!
Oğlum çok mutlu olsun istiyorum. Bana hikayeler anlatsın istiyorum. Her zaman yaptığı gibi bilmediğim konularda bana sorular sorsun istiyorum. Bana dinozorları anlatsın istiyorum, kimya soruları sorsun istiyorum. 
Beni her zaman yaptığı gibi komiklikleri ile güldürsün istiyorum.
Ananaslı kremalı pasta istiyorum.
Evi baştan aşağı temizleyip, yemek yapıp, akşam koltuğa oturup o tatlı yorgunluğu hissetmek istiyorum.
Sessizce oturmak istiyorum, etrafı seyretmek istiyorum o arabasını kullanırken.
O fotoğraf çekerken yanında durmak istiyorum, çektiklerine bakmak ve dünyayı onun gözünden görmek istiyorum.
İçimdekileri anlatmak istiyorum, ben anlatırken dinlesin istiyorum. Konuşmak istemiyorsa sussun istiyorun. Ben gözlerinden anlayım ne düşündüğünü istiyorum.
Söyleyeyim artık istiyorum, o sussa da ben söyleyeyim istiyorum.
Suskunluğum sakladığım duygularım olmasın istiyorum.
Söyleyeyim de bilsin istiyorum, duysun istiyorum.
Ben söyleyince karşılığında bir şey istediğimi düşünmesin istiyorum.
İstiyorum da istiyorum!

28 Kasım 2011 Pazartesi

Sorular Geldi Aklıma

Bir süredir yazılarımı okuyan BB'nin en son yazıya yaptığı yorumlar aklıma sorular getirdi. Deneyim ve düşüncelerinizi merak ediyorum. BB dedi ki: "şehir değiştirmek istememende erkek arkadaş faktörü de biraz etken sanırım ;)" 
Siz benim yerimde olsanız ne yapardınız? (Maddi ve Manevi olarak) Tek başına çocuk yetiştirmeye çalışan bir kadın olarak neye öncelik vermeli: para mı, mutlu olunan bir iş mi? Yoksa yeniden aile kurmak mı?
Sizce bir bekaranne için mantıklı olur muydu çocuğunun babası olmayan bir erkeğe göre hayatının yönünü belirlemesi? Hangi noktada hayatınızı bir erkek (bir sevgili) için değiştirirdiniz? Bunun olması için öncelikli etkenler ne olurdu? Yeniden bir aile kurma isteği taşıyor musunuz, yoksa "bir kere ağızım yandı, bir daha istemem" mi diyorsunuz? Çocuklarınız ne istiyor? Sadece kendiniz için yapmak istediğiniz ve çocuklarınızdan bağımsız hayalleriniz var mı? Bunları gerçekleştirmek için ne yapıyorsunuz?
Benim deneyimim ise şöyle:
Para şart ama mutluluk daha da önemli! Yani bu konuda henüz çözümüm yok. Ama bulacağım. Hedefim her ikisini sağlamak, oğlumu rahat bir ortamda büyütmek.
İkincisi, ben hayatımın erkek arkadaşımınki ile kesiştiği noktalarda mutluyum. Öbür türlüsü, onun yoluna zorla girmek olur ve bu durum onu da beni de yıpratır. Ne ondan benim için önceliklerinden vazgeçmesini beklerim ne de o benden aynı şeyi bekler. Umarım zamanla önceliklerimiz değişir ve bunun sonucunda yolumuz daha sık kesişir ama bu değerli bir ilişki. Müdahale edip, didikleyip ve acele edip de bozmak istemiyorum.
Üçüncüsü, ben pek bir yere ait hissetmedim. Hayatımın bu döneminde, uzun süre sonra ilk defa, bir yuva ve bağ kuruyorum yaşadığım yer ile alakalı. İlk defa tadını alıyorum yaşadığım yerin! Şartlar uygun olduğu sürece bunu değiştirmek istemiyorum.
Hayallerim de var tabii... En önemlisi yazmak ve öğretmek. Elimden gelenini de yapıyorum bu konuda ama tam anlamı ile gerçekleşmesi de iş ve para ile alakalı! 
Aile... her zaman önemli ama doğru amaçlarla, aynı hayaller ve düşünceler ile kurulduğu sürece! Özen, sabır ve fedakarlık ister ve bu özeni ve fedakarlığı da ne yazık ki herkes gösteremiyor.


İkinci sorum ise bu çok keyifli bekaranne blogu  yazarı olan annenin hayali:-
"Gün gelse de bekar annelik kurumsal olarak tanınsa devlet tarafından ve ilave sosyal hakları olsa. (bekar anne tanımını bu yüzden de çok önemsiyorum.) Pozitif ayrımcılık yapılsa. Çocuk yardımından daha fazla yararlansa, birazcık da olsa daha fazla izni olsa, üniversite harçlarından tutun da burslara kadar öncelikleri olsa çocuklarımızın.
Sorunları olduğunda bir araya gelebilseler, bizler bekar anneler bir araya gelebilsek, konuşsak, tartışsak, çözüm bulsak, devlete önersek, baskı yapsak.
Hayallerim çok. Belki bizler bir platformda bir araya gelerek bir adım atarız, sonra başkaları atar birer adım, bazı ilerlemeler olur. Kim bilir?"
Kendisine bu konuda hak veriyorum. Hollanda'da yaşayan bekaranne arkadaşım, tek başına çocuğuna baktığı için devletten bir çok yardım ve destek aldı. Detaylarını kendisine sorup yazacağım. Belki bize de blog yazarı arkadaşımın hayalinin gerçekleşmesine, bizim gibi kadınların hayatlarının kolaylaşmasına faydası olur. Onun hayalleri belki bize yeni ve kolaylıklar sağlayan yollar açar, anne olarak bekar kalmaktan korkan ve bu yüzden şiddet dolu evliliklere, ilişkilere katlanan kadın sayısı azalır. Çocuklar mutlu ortamlarda büyür.
Fikirler için yorum rica ediyorum! Bu konuda düşünecek ve yapacak çok şey var!

23 Kasım 2011 Çarşamba

A = Anne, Aptal, Atak, Ah Almak ...


Annem benim aptal olduğumu söyler durur. Buna da yeni başlamadı. Ben kendimi bildim bileli; hep aptal, paspas ve kendimi insanlara kullandıran bir geri zekalı olmuşumdur onun gözünde. Asla ama asla benim insanları seven bir insan olduğumu kabullenmedi. Asla benim insanlara yardım etmekten mutluluk duyduğumu, aptallık derecesinde bile olsa birileri için bir şeyler yapmanın bana hayat enerjisi kattığına inanmadı. Asla kimseye yük olmayı istemediğimi anlamadı (keza ona hep yük olmuştum çocukluğum boyunca). Haklı olduğu zamanlar da çok oldu. Bazen insanlara hep bir şeyler verdiğim için çok sık kullanıldım, mesela okulda arkadaşlarım beni sadece ders çalışmak istediklerinde aradılar. Çoğu zaman kullanıldığımın farkına varmadım ama bu asla yaptığımın aksini yapmama yol açmadı. Elbette ki kendi sınırlarım var, kendimi korumak istediğim noktalar ve bunları da koruyorum ama lütfen...aptallık? Gerçekten mi? Bir anne bunu kendi çocuğuna nasıl aşılar yıllar boyunca. Daha bir hafta önce kendisine, bu yaşımda bile bana bunlar söylemesinin beni ne kadar çok etkilediğini anlatmaya çalıştım, dinlemedi bile! 
Bugün oturduğum ofisin yakınlarındaki 2 bina manuel olarak milim milim yıkım'a hazırlanıyor (veya büyük tadilata giriyor) ve makinelerin sesi sinirlerimi bozuyor. Tam bu sinir bozukluğumun üzerine annemden gelen bir e-posta günümü iyice sinir bozucu bir hale soktu! (E-postanın kendisi değil, sonunda söylediği)
Annem, haklı nedenleri ile, bıraktığım kariyerime başka bir şehirde devam edebilmem için imkan sunan bir ilan yolladı bana. Kabul etmeliyim ki çok istediğim, sevdiğim ve beni tanımlayan ve tamamlayan bir iş ama maaşı şu anda kazandığımın yarısı. Hali hazırda oğluma ve kendime ancak yetişiyorum. Oğlumun eğitimine istediği gibi özel bir kolejde devam etmesini sağlarsam; bugün aldığım maaş yetersiz gelecek ama belki 1-2 sene sonra yetecek yani iyi bir geleceği var. Bu işimi bıraksam araç ve benzin gibi imkanlarımdan da vazgeçmek zorunda kalacağım ve kabul etmeli ki araba çok büyük bir artı! Yapmak istediğim işe geçsem, param daha az olacak ama zamanım çok olacak ve o işe bundan daha fazla saygım olacak. Yani kısacası, zor bir ikilemdeyim ama komik olan ben bu ikilemi kafamda silmiştim haftalar öncesinde. Bıraktığım kariyerimi hatırlamamaya çalışıyor, şu an ki şirket işimde gayet başarılıyım hatta yaptığım bu işi özel olarak, kendi kurduğum bir şirkette devam ettirmeyi hedefliyordum. Planım çok netti.  Çok çalış, para kazan, çocuğuna ve annene para biriktir!
Sonra da annem girdi bu tabloya ve elindeki fırça ile tüm resmi değiştirdi yine. Bana ilanını yolladığı şehir çok güzel bir şehir. Eğitim imkanları olan, sosyal imkanları olan ve kariyer imkanı olan bir yer. Burada istediğim işi yapabilirken, kariyerimi geliştirmek için gerekli eğitim imkanlarına da sahip olabilirim. Bu da yetmiyormuş gibi eksik kalan parayı bile tamamlamayı, yani bana maddi olarak bakmayı bile teklif etti annem! Her ne kadar nazik, iyi niyetli ve sevgi dolu bir teklif olsa da; annemden para almam. Ben daha fazla nasıl kazanırım da hem ona emekliliğinde hem de oğlumu eğitimi boyunca daha rahat nasıl yaşatırım diye kendimi bu işime adamışken, ondan para alma fikri beni çok üzüyor! Kızıyorum da çünkü yıllar boyu çok ama çok çalıştım ve çok kazandığım zamanlar da oldu ama geçmişte evli olduğum adam çalışmadığı için hep borç ödedim ve bu yüzden de birikimim olmadı ve annemden şu yaşımda "ben bakarım size" cümlesini duymak zorunda kaldım, duymamalıydım kimseden, annem bile olsa! Benim ona bakıyor olmam gerekmezmi? Haydi geçmişi sildim, sonuçta benim hatamdı tüm o durumlara ve o insana katlanmak ama 32 yaşıma gelip, annemden aylık olarak para almayı kabul etmemem ona göre saçma çünkü o her ne kadar bana destek olduğunu düşünse de, benim bunu reddetmemdeki sebebi benim aptallığımdan olduğunu düşünüyor! Kabul edersem teklifini ve ilan'daki şehir'e taşınırsam akıllılık yapmış olacağım. Halbuki istiyorum ki kazandığı paranın her fazla kuruşunu biriktirsin, kendi emekliliği için. Artık o bana bakmasın, ben ona bakayım! Ama o bu niyetimi aptallık olarak değerlendiriyor. Bense sadece sorumlu olmaya çalıştığımı düşünüyorum. Aptallık çok büyük ve ağır bir kelime değil mi bu durumda?
Kendisine isteklerimi açıklayan bir cevap yazdığımda da "göreceksin oğlun da senin gibi annesinin sözünü dinlemeyecek" diye beddua ediyor!  Bende oğluma bazen çok kızıyorum ama dinliyorum onu. İstemediği zaman bir şeyi, isteksizliğini aptallığına değil, karakterine veriyorum. Ben bunu da mı yanlış yapıyorum?
Gerçekçi ve pratik olmayı istiyorum. İstediğim işi yapmak için şehir değiştirmek, annemden para almak, zıplaya zıplaya eğitimimi tamamlamak kolay olurdu ama burada kalmam için de çok sebep var! Evet annem haklı, belki de aptalım. Zor olanı, geleceği belli olmayanı ve belki de bir hayali kovaladığım için kocaman bir aptalım! Pratik düşünmeye çalışıp, insanlara gereğinden fazla önem veren küçük kafalı bir paspasım. Ama bu benim. Aptal Mina!! 

Bu aralar pek yazamıyorum. Aslında anlatacak da çok şey var. Mesela en son yazımdan sonra ciddi bir panik atak geçirdim ki çok olmayacak bir yerde, zamanda ve durumda oldu. Panik atak zaten geliyorum demez tabii, adı üstüne atak - attack! Ama çok zayıf bir anımda ve gayet de topluluk önünde oldu. Haliyle rezil oldum, o kadar ki bu konuda konuşmak bile canımı acıtıyor. Panik atak geçiriken aptallaşıyorum, annemin öngörüsü tam anlamıyla gerçekleşiyor.

Ben de ne yaptım.... kendimi iyi hissetmek, değişiklik yapmak için saçlarımı kestirdim ve boyattım. Çok kadınsal bir hareketti ama bunları yaptığım gün gerçekten de iyi geldi bana. Olay şöyle gelişti. 
İş yerinden bir arkadaşım (ki kendisi erkektir ama çok bakımlıdır - tam bir balık burcu) tutturdu kuaföre git, kuaför Ali en iyisi diye. Belime gelen saçlarımın bana cadı görüntüsü verdiğini söyleyerek çok da dalga geçti. Hatta bir ara kendi götürmeyi bile teklif etti. Bende cuma günü işten erken çıktım, oğlumu önce doktora götürüp uzun zamandır geçmeyen öksürüğünün sebebinin tespiti için kan testi yaptırdım. Ardından yüzme kursuna gitmesi için arkadaşına bıraktım. Sonra da kuafördeki randevumu beklemek için bir yerde kahve içtim. Kahvemi içerken fal baktırır mısınız dediler, e iyi madem dedim bende. İnanırım fal'a, büyüye. Tehlikeli işlerdir! Genç bir adam aldı eline fincanımı, açtı önüme kağıtları başladı anlatmaya. Anlattıkları da doğruydu ama işin özünde dediğine göre benim enerjim çok yüksekmiş, olacakları gerçekten de hissedebiliyormuşum. Hatta ve hatta bana kötülük yapanlar, ahımı almaya görsün başlarına kötü şeyler geliyormuş... hatta eski koca ahımı aldığından sürünüyormuş maddi olarak bu ara! Daha da çok sıkıntı çekecekmiş. İstemem tabii sıkıntı çekmesini, neticede oğlumun babası ama çekiyormuş işte! İstemeden de olsa yapmışım!
Bunu benim için ilk söyleyen kişi bu metroseksüel falcı değildi. Bir gün iş arkadaşımın odasında çalışırken patronum içeriye dalmış "Dikkat et, bu kızın ahını alma" demiş, benimle dört yıl boyunca uğraşan, taciz eden ve yeni işten ayrılan bir adamın, ayrıldıktan sonra başına gelen türlü kötülükleri anlatmıştı.Yaşadıklarımı da bildiği için nedense benim beddua ettiğimi düşünmüştü!
Beni bilen de bilir, kimse için kötüyü isteyemem ama farkında olmadan kızmışımdır, içimden küfür etmişimdir mutlaka. Kolay kolay vazgeçmem kimseden ama belki de kızınca atak geçiriyorum, ah-atak! Panik atak gibi nereden geldiği belli olmayan ve sonu gelmeyecek bir atak!
Metroseksüel falcımın dediklerinden bir ders çıkardım. Hayır, vudu bebeği yapmadım ama hayatımın kontrolünün elimde olduğunu hatırladım. Geçmişteki olayların bende travma yaratmaması için düşüncelerimi sakinleştirmeye çalışıyorum ve belki de o gün ve onu takip eden, ofiste yaşadığım son panik ataklarımdı. Fal-terapisinden sonra tekrarlamadı! 
Belki de kuaför haklıydı, kafamdaki saç fazlalığı gidince biraz aklım ferahladı!!
Sebebi her neyse; aptal da olsam, nevrotik de olsam hislerim güçlü! benim olduklarına göre de benim yönlendirmem de mümkün olmalı. Belki de panik atak da annemin ataklarından? Belki de erkek arkadaşımın dediği gibi, annem haklı ve ataklarımın tek sebebi ben ve benim insanlar konusundaki aptallığımdır! Hayatımı düşünceler ve sorular ile fazla kalabalıklaştırıyorum. Belki de kolay olanı seçmeli! Ne dersiniz?

10 Kasım 2011 Perşembe

Bağlılık, Sadakat

Ingilizcesi Commitment: Bağlılık korkusu (Fear of Commitment), Bağlılık fobisi (Commitmentphobia) ve Bağlılık sorunları (Commitment Issues) şeklinde, hastalık veya sorun olarak algılanan çeşitli türevleri var. Daha çok batı kültürlerine özgü bir sorunmuş olarak algılanan bağlanma korkusu, modern ilişkilerin yayıldığı tüm çevrelerde ve artık bizim kültürümüzde de görünüyor hem de gün be gün artan şekilde. Çevreme yeni dahil olmuş insanlarda, eski arkadaşlarımda, kardeşlerimde, benim gibi boşanmış insanlarda, bekar erkekler de hatta hiç evlenmemiş kadınlarda bile görüyorum bu sendromu (boşanmış erkeklerin 2. evliliği daha kolay kabullendiklerini gördüm). Bağlılık korkusu yaşayan insanlar ya ilişkilere girmez yada iyi giden ilişkilerinde olmadık yerde sorun görür, içten içe sevdikleri insanları çeşitli şekillerde kendilerinden uzaklaştırırlar.
Ben insanların çift olarak yaşamaları gerektiğini, keyifli bir ilişkinin insanı geliştirdiğini, daha iyiye götürdüğe inanan iflah olmaz bir romantiğim. O kadar ki, acele ediyor muyum, yeni boşandım ne oluyor demeden hayatıma çok önemli birini soktum ama bu bende de bağlılık korkusu olmadığı anlamına gelmiyor.
Buraya illa not girmem gerekiyor. Ben şu anda beraber olduğum insanı, burada daha önce de anlattığım gibi, yıllar evvel görmüştüm. Çok kötüye giden bir evliliğin en kötü noktasındaydım o zamanlar. Kendisine karşı o an ne fiziksel, ne de duygusal bir şey hissetmiştim ama unutmadım da. Yüzünü, duruşunu ve hatta bana ettiği bir çift sözden anladığım kadarıyla kişiliği hakkında sezdiklerimi dahil unutmadım. Yeni dönmüştü seyahatten, mutlu ve keyifliydi. Hikayelerle dopdoluydu.
Dedim ya, iflah olmaz bir romantiğim diye...yeniden karşıma çıktığında bunun bizim için yazılmış bir hikaye olduğunu ve rollerimizi muhakkak kabullenmemiz gerektiğini düşündüm. Sonu ne olursa olsun, pişman da değilim. Ne acele ettiğimden, ne de elalem ne der kaygısından! Ama var elbet bir bağlanma korkusu bende de.
Bendeki korkunun kaynağını çalışmam gerekiyor. Sebebi de belli aslında, her ne kadar kabullenmesem de, geçmiş olayların beni yıkmasına izin vermesem de çok uygunsuz bir biçimde aldatıldım. Hani; aldatılmanın uygunluğu, uygunsuzluğu yoktur ama benim hikayem biraz tuhaf. Başıma gelmez dediğim her şey başıma geldi. Kimsenin, hatta derler ya düşmanımın bile, başına gelmesini istemediğim tonlarca hikaye ama işte bu deneyimlerden dolayı benim korkularım tavan yaptı. Nedensizce panikliyorum yine aynısı olacak diye ve bu yüzden de tutuluyor dilim. Konuşamıyorum, anlatamıyorum da derdimi. Ben açılacağım, anlatacağım, konuşacağım sonra o da alacak bu bilgileri beni en hassas anımda yıkıp, ezip geçecek diye korkuyorum. Güvenmediğimden değil, güveniyorum da, hatta çok güveniyorum. Sadece korkuyorum. Düşüncem ile duygumun geçmiş ile çakıştığı bir noktada hep aynı korkuyu hissediyorum: gidecek, başkasını bulacak veya eskisine dönecek ve bitecek. Böyle bir şey olsa bile yapacağım şey sessizce çekilmek, durumu kabullenmek, afetmek ve yoluma devam etmek olur fakat hayatım böyle şekillenmek zorunda mı tekrardan? Korkum anlaşamamak, kavga etmek, farklı şeyler istemek ve beklemekle alakalı değil. Deneyimim korkularımı şekillendirdiğinden böyle sadece. Mantığını, gerçekliğini tartışmıyorum bile.
Sanırım bu tip korkular zaman ilerledikçe, duygular yoğunlaştıkça artıyor da, ama neticede bu bir korku! İnsan hep korkar ki bir şeylerden. Ben üniversiteye girmeden önce, evlenmeden önce, anne olmadan önce, akademik kariyerimi bırakmadan önce, şehir değiştirmeden, yeni bir sektöre çalışmaya girmeden ve en çok da boşanmadan önce de korktum. Korkularım zaman zaman beni felç etti, zaman zaman da umursamadım ama korktum. Zor oldu ama yenilmedim korkularıma. Bu korkuma da yenilmeyeceğim. Gelecekte neler olacağını asla bilemem ama şu anımda bağlanma korkumu alt edip, olduğu gibi yaşamayı tercih ediyorum ilişkimi ve hayatımı! Değer verdiğim şeyi sabote etmeyeceğim. Evet, ona değer veriyorum ve bu da riske girmek için yeterince mükemmel bir sebep değil mi?

Peki bu bağlanmaya karşı korku neden oluşur? Bendeki geçmiştekini tekrar yaşama kaygısından, ama ya başkalarında? Sınırlanma, engellenme, daraltılma, hapisleştirilme korkusu mu? Sorumlulukları kaldıramama korkusu mu? Yoksa, istenilen kişi ile özgürce yatıp kalkamama korkusu mu? Ekonomik korku mu? Sağlıkla ilgili mi? Ailelerimiz mi engel oluyor yoksa?




Halbuki herşey bu şarkı sözlerindeki kadar basit olmalı! Sadakat olduktan sonra, gerisi kolay! Yanılıyormuyum? Yoksa iki gönülün bir olması samanlığı seyranlık yapamaya yetmiyormu? Bir insana ilk öpücükle verilen söz, sadakat anlamına gelmiyor mu? "Ben artık seninleyim, ta ki birşeyler değişinceye, bizler eğer ki vazgeçersek, vazgeçinceye kadar. Bu da benim sana bağlılığım" anlamına gelmiyormu? Yoksa maymun iştahımıza ve egolarımıza yenilip, karşımızdaki insana saygısızlık yaparak, sadakatsizlik yapmak daha iyi bir yol mu, hayatı yaşamak için? Bir elimiz yağda bir elimiz illa bal'da mı olacak yoksa tek malzeme ile en mükemmelini yapmaya çalışmak mı daha güzel? Peki sırf korkulardan dolayı, güzel olabilecek şeyleri yoksaymak, çöpe atmak büyük bir günah değil mi? Tanrının verdiği hediyelere yüz çevirmek değil mi?
Korku ne ki?