29 Eylül 2011 Perşembe

Yaz'ın Bitişi, Yazmak ve Yazım

Bir yazı yazdım hayatım değişti...
Demek isterdim ama doğru olmaz. Doğrusu, ağızımı açtım hayatım değişti olur! Yazınca bir şeyi, amacına ulaştırmadan evvel kaç defa kontrol edip, temizleyip düzeltebiliyorum ama konuşurken bu olmuyor! Bu yüzden de telefonda konuşmaktansa yazmayı tercih ediyorum ama çeneme hakim olamıyorum. Birilerine bir şey söylüyorum, sonra da 40 gün oturup düşünüyorum neden öyle dedim diye. Daha öncede burada defalarca anlattığım o yumurta kabuklarının üzerinde yürüme sendromundan kaynaklanan birşey bu ama diğer yandan da hakkikaten çok saçmalıyorum bazen. Beynime dur desem ağızıma, dilime hakim olamıyorum.
Bu yüzden hep yazayım ben! Öyle iletişeyim :)
Yaz bitti, sabahları üşüyoruz artık oğlumla. Yaz bitti, canım akşamları çorba istiyor. Yaz bitti, yazı bitti! İşlerin yoğunluğundan ve kafamı toparlayamadığımdan yazamıyorum....yazacağım ama, hatta bu yazma işini daha da geliştireceğim.
Susanna Tamaro'nun bu yazısı da tabii konuya ışık tutuyor, değil mi :)

Dün radyoda T-Pain versiyonunu dinlediğim güzel şarkı ile güzel bir haftasonuna giriş yapsak ya:-



Bir de:




Bu şarkıların sözleri de güzel yazı yazabilmenin güzel örnekleri. Keşke benden de böyle yaratıcı şeyler çıksa!
---------------
Gerçeklikle ilgili not: Oğlumu doktora götürdüm devamlı öksürdüğü için. Evde kedimiz vardı, ondan olduğunu tahmin ettiğim bir alerjik durumu vardı. Kedi gitti, öksürük gitmedi. Meğerse 2-3 ay'ı bulurmuş tüylerinin iyice temizlenmesi. Tahmin ediyordum, doktorda teyit etti...ev'i profesyonel olarak temizletmem gerekiyormuş. Yazın sonunda, kış'a temiz bir hazırlık :) hoşuma gitmedi değil bu fikir. Dün örgülerimi, battaniyelerimi çıkardım bile. Film listesi de yapacağım, kış boyu evde, oğlumla film, kitap ve kanepe keyfi yapacağım!

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bazı Durumlar

    • Duanın gücü/Power of Prayer: Dindar bir deli gibi görünme riskine karşılık şunu söylemek istiyorum; neye inanırsanız inanın veya isterseniz hiçbir şeye inanmayın, mesajınızı evrene göndermenin gücü gerçektir. En azından anlık olarak rahatlatır!
    • Psikolojinizin bozukluğundan kimseye bahsetmeyin, sizi çok iyi tanıyan bir dost veya aile ferdi veya bir profesyonel haricinde. "Depresyondaydım", "bu aralar biraz canım sıkılıyor", "geçmişteki olayları hatırlayınca üzülüyorum" ve en kötüsü de "panik atak geçiriyorum bazı günler" dediğinizde insanlar sizin hiçbir şeyi kaldıramayacağınızı, güçsüz olduğunuzu ve üzüleceğinizi düşünerek sizi gereksiz yere pamuğa sarıp bir kutunun içine koymaya çalışabilir. Ciddi fizyolojik bir ruhsal sorun değilse, boş verin anlatmayın çünkü kendinizi çok aptal hissedersiniz; benden söylemesi! Bence ben zaten can sıkıcı olayları kaldıramayacak kadar zayıf olsaydım; bunların hiç biri bende olmazdı! İnsanız sonuçta darbelerden az da olsa iz kalıyor!
    • Aynı şey iş yerinde biraz somurtmakla alakalı. İş arkadaşlarınız ve patronlarınız sizin onlardan ayrı bir birey olduğunuza inanmayıp sizi belli bir kalıba; mükemmel işçi kalıbına sokmaya çalışır. Başınızın ağrımasından dolayı, karnınızın ağrımasından dolayı, uykusuz olduğunuzdan dolayı veya sadece ve sadece o gün ofiste değil ev de kitap okumak istiyor olmanızdan dolayı oluşan ufacık bir somurtma, bu insanlar tarafından performans düşüklüğü ve iş yerine uyumsuzluk olarak algılanır, en olmadık zamanda kafanıza kafanıza vururlar!
    • Eğer gerçektende bir şeylerin ters gittiğine inanıyorsanız, o duyguyu başınızdan savmak yerine kendinize beş dakika ayırıp onun kaynağını bulun. Çoğu zaman yanılmadığınızı göreceksiniz (psikologlar buna ne der gerçi bilmiyorum, belki de hepimizi delirtmeye yönelik bir düşünce bu ama dün bir daha anladım ki yanılmıyorum. Belki kaynağını kestiremiyorum sıkıntının ama yanılmıyorum!!!)
    • Güçlü durun. Zayıf düştüğünüz anda iyisiyle kötüsüyle hayatı kaçırırsınız!! 
    • Aptal olmayın: Bu sabahtan bir haber. Bu durumdur sanırım Stokholm sendromu dedikleri. Kendisine defalarca ve/veya ciddi bir biçimde zarar veren insana acımak, onu defalarca afettmek. Hepimiz bunu bir derecede yapıyoruz, özellikle aile içi şiddet durumuna katlananlarımız.
    • Sevin, çok sevin insanları. Sevdikçe sevilmeye değer insanlar karşınıza çıkacaktır. Olmak istediğiniz kişi olun, kimsenin buna engel olmasına izin vermeyin ama bir yandan da hep orta yolu arayın çünkü sizin bildiğinizin hep doğru olacağına dair bir kural yok, belki de yeni bir şeyler öğrenirsiniz.

    16 Eylül 2011 Cuma

    Ve yaş 32

    Yani 32 bitiyor, 33'e giriyorum deniliyor. Bu yaştan çıkma yenisine girme olayını anlamıyorum... bana sorarsanız yaşım 32; küçültmeye de çalışmıyorum!
    Oğlum bana oyun hamurundan minik bir heykelimi yaptı hediye olarak. Uzun saçlarım toplu, uçları mavi ve ayağımda converselerim var. Sonra da kendi heykelini de yaptı; yine saçlar uzun ve ayakta converseler ama boyunu da benden uzun yapmış! Bugün çok sevdiği arkadaşına bıraktım ilk defa günler sonra. Giderken "Anne seni çok özleyeceğim" dedi. Bende "Aaa.. olur mu arkadaşında olacaksın, akşam görüşeceğiz" dedim. Bana döndü, kocaman boncuk gözleriyle baktı ve "Ama bugün doğum günün" dedi. Ona yarın kutlayacağımızı söylerken o daha arkadaşını görür görmez beni unutmuş, ona hızlı hızlı bir şeyler anlatmaya başlamıştı bile!
    Bugün ayrıca doktora gidiyorum. Burada sanırım daha önce yazmadım ama uzun süredir panik atak benzeri bir olay yaşıyorum. Hayatıma normal bir biçimde devam ederken ve aslında kötü hiçbir şey yokken, bir anda her şey çok kötü olacakmış ve ben yine her şeyi ve herkesi kaybedecekmişim gibi hissetmeye başlıyorum. Ofisimin içinde beni devamlı izleyen bir kamera da olduğundan, o titreme ve ağlama arasında aklıma gelen tek şey masamın altına girmek oluyor. Çekmecemde devamlı bir rulo tuvalet kağıdım vardır. Daha önce uzun yıllar çalıştığım arkadaşımı arardım, koşa koşa peçete getirirdi ama o ayrıldıktan sonra peçetemi kendim tutuyorum.
    En son 2 hafta önce yaşadığım bu saçma çöküntüden sıkılıp bir doktor'a gitmeye karar verdim. Hayatımda yeterince yıkım yaşamıştım ve bu nokta da artık tek sorumlu olduğum kendim ve oğlum....daha neden korkuyorsam!
    Geçen sefer gittiğim kişi psikiyatrist idi, 10 kilo almama sebep olan bir anti-depresan vermişti ve daha sonra da beni kahve içmeye davet etmişti! Bu daveti beni çok üzmüştü çünkü bu adam'a her şeyimi anlatmış ve ona güvenmiştim ama o beni hastası olarak umursamıyordu. Daha sonra başka kadın hastalarına da aynı şeyi yaptığını öğrenmiştim.
    Bu sefer yaşam koçu ve kadın bir doktor bulacağım dedim ve buldum. Geçen cuma yaptığımız ilk görüşmede benim güle oynaya anlattığım geçmişimi dinlemiş ve bende travma sonrası stres bozukluğuna benzer bir sendrom (dr. hanım yanlış anladıysam düzeltin lütfen - kendisi de okuyor da burayı) yaşadığımı ve bunun tedavisi için de EMDR denilen bir yöntem deneyeceğimizi söyledi. Bir hayli pahalı olan bu yöntemi (seans'ı 100 TL) doğum günüm olan bugün bir kere denemeye karar verdim. 
    Şimdi EMDR'da anladığım kadarıyla, bizi üzen olaylara bir nevi geri dönüş yapıp olayı tüketip atıyoruz! Böylece bugünümüzün dengesiz psikolojik tepkilerimize sebep olan dünümüzün travmasını hayatımızda nötrleştirdiğimiz için, ofiste masanın altına girip ağlamak gibi saçma sapan tepkiler vermiyormuşuz.
    Bugün deneyeceğim, bu benim kendime doğum günü hediyem olacak...belki ilk defa gerçekten de kendim olarak doğabileceğim...annemin babamın dayakları altında, babaannemin ilgisizliği ve baskısı ortamında, ananemin yokluğunda doğurduğu erken doğumla gelen, doktorun tek eliyle tuttuğu ufak, çelimsiz, aptal bebek olarak değil sadece kendim olarak, daha temiz ve yüksüz bir bilinçaltıyla!
    Oğluma doğum hikayesini anlattığımda; ben sanki pamuk prenses, pamuk bir yatak üzerinde, ormanda 7 cüceler ve yakışıklı prensin yardımı ile, kuşlar ortalıkta cıvıldarken, ceylanlar sıcak suyu ve minik tavşancıklar havluları hazırlarken doğurmuşum gibi anlatıyorum çünkü ben annemin babamdan ilk dayağı yemesine sebep olan bebek olarak doğudum! Belki de bugün bunu konuşuruz Dr'la.
    Devam edebilirmiyim edemezmiyim seanslara bilmiyorum. Tek seferlik mucizevi bir tedavi beklememekle beraber işin maliyeti bir hayli korkutuyor beni ama bugünden sonra herşey çok daha farklı olacak...daha iyi veya daha kötü değil. Farklı olacak. 
    Seanstan sonra anlatırım nasıl geçtiğini :)

    Bu arada; alışmışım garip doğum günlerine.... bu senede işte değişiklik olur, arkadaşlarımla takılırım diyordum keza onun nerede olacağını bile bilmiyordum; belki şehir dışında olacaktı ama burada olursa o da gelirdi diye düşünmüştüm. Ama dün akşam beraber başbaşa birşeyler yapacağımızı söyledi. Şaşkınlığımı ifade edemeyeceğim şu anda..."nedenki, neden benle, doğum gününde böyle mi yapılır" gibi düşünceler geçiyor aklımdan. Kız arkadaşlarımın anlayışlı sözleri ve destekleri ile aldım gazı; ilk yetişkin doğum günü kutlamama da gideceğim. 
    Sanırım kendimize iyi şeyler hakettiğimizi inandıramıyoruz...sanırım bizim de eskiden baktığımız minik çocuklarımız kadar minik ve saf olduğumuzu unutuyoruz. Sanırım ben oğluma bakarken hissettiğim sevginin ve sıcaklığın ve onu koruma ve mutlu etme isteğinin nasıl oluyorda annem ve babamda olmadığını, gösteremediklerini anlamıyorum. Sanırım ben birini severken; ister bu sevgilim, ister arkadaşım olsun, kılına zarar gelmemesi için uğraşırken, onun hayatını kolaylaştırmak isteyip de mutlu etmek için çabalarken; bazı insanlarda bu duygunun nasıl yok olduğunu anlayamıyorum.

    Benimle aynı gün doğan B.B. King'i saygılarımla anıyorum;


    9 Eylül 2011 Cuma

    Söylemek İsteyip de İçimde Tuttuklarım

    Oğlumun Babasına:
    Seninle sadece oğlumun seninle bir ilişkisi olsun da büyünce "annem benimle babamın arasına girdi" demesin diye konuşuyorum!
    Oğlumun Babaannesine:
    Size saygımdan değil anne demem, oğlum aile bağının ne olduğunu bilsin diye. Size anne dersem sanki babaannesi olarak kabullenmesi daha kolay olacak. Evet oğlunuzdan boşandım ve size hala anne diyor olabilirim ama inanın anne olduğunuzu düşünmüyorum. Sadece oğlum bilmesin babaannesinin anneliğin a'sından anlamadığını. Hayatta paradan daha önemli çok şey var!
    Oğlumun Dedelerine:
    Çok korkuyorum çok....oğlum "erkek" olmanın ne demek olduğunu sizden öğrenecek diye çok korkuyorum ve bu yüzden onun yanına bile yaklaştırmak istemiyorum sizi.
    Oğlumun Halasına:
    Ben ölürsem çocuğuma babasıyla senin bakıyor olma fikri beni çok korkutuyor.
    Oğlumun Anneannesine:
    Lütfen, benim için olmasa bile artık torununuz için mutlu olmayı öğrenin!
    Oğlumun Teyzesine:
    Hayatta seni sevecek bir yeğeninin olması durumunu kendi kendine yıktın ablacığım!
    Oğlumun Öğretmenine:
    Oğlumun okulda sakin ve "içine kapanık" durmasının sebebini onunla konuştum. Düşündüğünüz gibi "boşanmadan dolayı parçalanmış ailesi" değil sessiz olmasına sebep. İkinci sınıftayken "Suyun element açılımı H2O" dediğinde sizin sınıfa dönüp "çocuklar arkadaşınız yanlış biliyor, H3O değil, H2O" demeniz ve "Öğretmenim ben öyle demedim" diyen çocuğu dinlememeniz ve evet 7 yerine 6 kıta var demenizden dolayı. Çocuk Amerika kıtasını 2'ye bölmüş kafasında çünkü ben öyle öğrendim, öyle öğrettim. Hatalı olan bu her iki bilgi de değil, hatalı olan hataların olabileceğini bilip doğrusunu öğrenmenin iyi bir yol olduğunu öğretmemeniz.
    Oğlumun Nen Teyzesine, Vey Amcasına:
    Teşekkür ederim, çok ama çok teşekkür ederim. Siz olmasanız yapamazdım inanın!!!
    Oğluma:
    Sana kan bağımızdan iyi bir aile veremediğim için çok, çok üzgünüm ama seni çok seviyorum ve yakınlarında hep Nen Teyze ve Vey Amca gibi iyi insanların olmasını sağlamak için elimden gelenini yapacağım, büyüdükçe bunun değerini daha iyi anlayacaksın.

    Ne Olur Vakit Olsa...

    ...tatile gitsem. Kaş'a gitsem, Adrasan'a gitsem, Çıralı'ya gitsem veya Assos'a gitsem. Ayaklarımı uzatsam, ayaklarım suya değse, ben güneşin altında kitap okusam. Kemiklerime kadar ısınsam, Eylül güneşini içime hapsetsem. Kışın o güneşin ısısıyla ısınsam, Haziranda yine depolasam.
    Veeeee....tahmin edin ne oldu....
    Ben güzellll bir tatil hayali kurarken oğlumun gittiği etüd'deki 55-60 yaşındaki erkek matematik öğretmeni aradı. Şimdi bu adam beni yazın da aradı. Çok nazik bir biçimde konuştu hal hatır sordu ve beni, oğlum ile beraber oturduğu ilçeye davet etti!!! Ah....bu arada boşanmış olduğumu tabii ki de biliyor. Zaten akşamları iş çıkışı oğlumu almaya gittiğimde de nazik davranıyordu ama yazın ortasında gece 23:00 de birbirimize söyleyecek hiç bir şeyimiz yokken beni arayıp bu şekilde davet etmesi benim hiç mi hiç hoşuma gitmemişti (saat 22:00 den sonra sadece en yakın arkadaşlarımla konuşurum ben telefonda, o da gerekliyse). Telefonumu etüd'deki kayıtlardan almış. Ben de bu konudaki rahatsızlığımı arkadaşıma anlatırken "ee abi hani iş çıkışı gidiyorsun, öyle düğüne gider gibi de olmuyorsun ki, şık vs...bu ne ya şimdi" diyerek tam olarak durumumu açıklamıştı. Etüd'e girilir, iki merhaba, bir "Evet, işler çok yoğun. Oğlumun sıkıntısı var mı? Bilmem gereken bir şey var mı?" konulu konuşmalardan sonra çocuk alınıp hızla uzaklaşılır.
    Ben bu olayı unutmuştum ki az önce matematik öğretmeni yine aradı!! Haydi, bu sefer okullar açılıyor kayıt bilgisi içindir dedim ama ben kayıt ile alakalı olarak esas orada çalışan bayan müdür yardımcısı ile yeni görüşmüştüm ve "hemen gelsin, yaz programımız var" dediğinde de oğlumun sünnet olduğunu, bundan dolayı henüz iyileşmediğini, okul açıldığında başlayacağını söylemiştim. Matematik hocası da bunu duymuş olmalı ki "Aman, sünnet olmuş haber verseydiniz de bende gelip yardımcı olurdum" dedi. "Düğün yapmadık" vs vs konulu bir şeyler söyleyince de (gerekli durumlarda bile insanlara karşı kaba olamama gibi bana bir çok defa zarar veren bir sorunum var) "Aman zaten artık önce doktorlar yapıyor, merasimi de sonra yapılıyor. Ben size moralman destek olurdum" dedi bu adam!!!!
    Ya ben çok memnundum etüdümden ya....okulun hemen karşısındaydı ve oğlumun gitmekten zevk aldığı, sınıf arkadaşlarının da gittiği bir yerdi burası!!! Ya ağlayacağım şimdi. Bu adam belli ki kendini oğlumun öğretmeni (ki aslında doğrudan oğlumu çalıştırmıyor, oradaki çocukların ödev kontrolünü vs yapıyor) değil daha fazlası olarak görüyor. "Amca yaşın ne başın ne, bu ne cesaret" diye bağırıp çağırmak istiyorum!!! Ben oğlumu nasıl göndereceğim oraya, ya adam manyak ise, ya bir şeyler yaparsa diye aklımdan bin türlü şey geliyor. Kendimi kontrol etmeye çalışıyorum, paranoya yapmamaya çalışıyorum ama kızıyorum ben ya!!! Sonuçta tamam, insanız. Olur ilgisi olur, belki de ben yanlış anlıyorum sadece "arkadaş" olmak istiyordur veya belki de gerçekten de yardımcı olmak benim yapayalnız olduğumu ve destek olabileceğini düşünüyordur (daha kötüsü de geliyor aklıma, neler duyuyoruz!!! Çocuğuma zarar verir mi acaba???) ama bu hayatta herkesin kendine, topluma, çevresine karşı rolleri var. Lütfen bu sınırlar aşılmasın artık.
    Ben nasıl güvenirim de gönderirim oğlumu oraya!! Gidip kurum müdürü ile konuşup bu işi çözeceğim. Ama ya müdür başka öğretmen bulamam korkusu ile veya bu adamı çok başarılı buluyor diye uzaklaştırmayıp, üstüne üstelik şikayetimin olduğunu söyler de bu adam bu sefer ters tepki gösterir de hırçınlaşırsa ne olacak? Ben bu sefer başka etüd arıyacağım, bu etüd yakınlarda olmayacak, servis tutulacak, çocuk bir de servise binecek! Yeni etüdü sınıf arkadaşları orada olmayacağı için belki de sevmeyecek v.s...sorun yokken bir anda çözülmesi gereken bir çok sorun. Neden??? Bir adamın densizliğinden dolayı!!
    Buna benzer bir şey benim başıma 1-2 ay önce de geldi. Eşya taşıyan nakliye arabasının sahibiydi bu sefer beni arayıp, telefonuma resim yollayan (eşyayı babasının evine taşıdığımızı söylerken duymuş nakliyeci oğlumu, patronuna yetiştirmiş olmalı keze araç sahibini 2 dakika sitenin önünde görmüştüm, adamın bekar veya evli olduğumu bilmesine imkan yoktu). O durumda da tek başımayken evde kalmamış, telefonların ve mesajların hiç birine cevap vermemiştim. Başka 1-2 olay da oldu buna benzer, hem de iş yerinde. Ama bu sefer başka. İşin içinde oğlum da var ve sinirlerim bozulmuş durumda. 
    Neyse bulacağım buna da bir çözüm ve nasıl yaptığımı da yazarım. Biraz düşünmem gerekiyor sadece!
    Ne olur vakit olsa da dünyayı kadınların kendi istediklerine, zevklerine ve ihtiyaçlarına göre nesneler olarak gören erkekleri tek tek elektroşok terapi ile tedavi edebilsem! Keşke bu adamlara sınırların ne olduğunu öğretebilsem. Keşke önce insan olmayı öğretebilsem. Keşke vakit olsa da tedirginlikle değil de, güvenle, huzurla yaşayabilsek hep beraber!!!


    ***
    Not: Evet...yakaladınız beni çok ama çok yorulmuştum ve ara vermem gerekiyordu ve bu yüzden de iş yerinde çalışmam gereken saatte tatil hayali kuruyordum :) Cezamı aldım, uçtu hayallerim bir telefonla!!! Sıkı çalışmam gerek, yıl sonu yaklaşıyor hızla. Performansı arttırıp iyi zam alıp, çocuğu iyi bir etüd'e yollamam gerek! Belki de bakıcı bile tutmak gerekebilir! Ne tatili kadıııııınnnnnn....çalışşşşşş!!! :))

    7 Eylül 2011 Çarşamba

    Bekar Anne Olarak Rahat Etmek

    Sıkça takip ettiğim ve çok iyi bulduğum Blogcu Anne sitesindeki bu yazı beni çok eğlendirdi. Şimdi belirtmem gerekir ki, evli olup da bekar anne kadar tek başına kalan kadın çok, hatta benim anne olmuş evli arkadaşlarımın bir tanesi eşinden başka bir ülkede yaşıyor ve arkadaşım küçük kızına tek başına bakıyor zamanın çoğunluğunda. Annemle babam evli olmalarına rağmen, babam ya çok çalışırdı ya da eve gelir gelmez TV'nin önüne atardı kendini bizimle hiç ilgilenmezdi.
    Rahat etmek için telefon, televizyon, bilgisayar oyunu vs kullanan annelerin bu konudaki temkinli yaklaşımları, iyi niyetli ölçülü davranışları ve aşırıya kaçtığını düşündükleri zamanlardaki vicdan azaplarını çok iyi anlıyor ve saygıyla önlerine eğiliyorum. Bu konuda kendilerine karşı ukalalık yapmak istediğimden veya "vah vah benim durumum daha kötü" diye düşündüğümden değil ama tamamen bir de buyrun buradan bakın demek istediğim için açıklıyorum: oğluma bazen "oğlum NE OLUR otur televizyon izle bir süre, git bilgisayar oyna, BİR ŞEYLER YAAAAPPPPPP" demek zorunda kalıyorum. Rahat etmek için mi? Evet. Ama sadece ondan değil...çalışabilmek için, yemek yapabilmek için, uyumak için ve bazen de kendi düşüncelerimi duyabilmek için!!!
    Benim bir bakıcım yok, annem, kardeşim veya anneannem de yok yakınımda oğluma ben çalışırken göz kulak olabilecek. Okul günlerinde okuldan sonra etüt merkezine gider oğlum ve benim işten çıkışımı bekler. Yaz tatillerinde de yaz okuluna vermeye çalışırım ama oradan da sıkılır ve benim yanımda olmak ister. Sonunda (sağ olsunlar patronlarımın da anlayışları sayesinde) genelde benimle ofis'e gelir. Bir oda da oturur resim yapar, oyun oynar, kitap okur ve bilgisayar oynayarak mesaimin bitmesini bekler. Bu arada da çok sıkılır veya bir şeyler anlatmak ister, yanıma gelir ve konuşur, soru sorar ve hikayeler anlatır. Elbette ki gönül ister ki dinleyeyim, cevap vereyim ama gerek işlerimin yoğunluğundan gerekse yaşı ilerledikçe ilgi alanlarının spesifikleşmesi ve benim tamamen kızlarla dolu bir ailede büyümüş olmamdan dolayı pek bir şey anlamam. Bugün mesela işten eve dönerken, kafamın içinde milyon tane düşünce, yapılması gereken işler ve planlamalar dolaşırken; oğlumun konuşası geldi. "Oğlum biraz düşünmeye ihtiyacım var beş dakika sen etrafı seyreder misin lütfen ben seninle birazdan konuşacağım" dediğimde bile "Hmm...bakıyorum, evet yol var, köprü var, tabela var, araba ne kadar komik" diyip durdu. Markete uğradığımızda, eve geldiğimizde hala bir şeyler söylüyordu. Çocuk haklı tabii...anlatacak, soracak, keşfedecek ama yetişemiyorum! Her saniye cevap veremediğim gibi, kafamdaki işleri ve soruları bir sıraya sokamıyor ve bunları çözememenin verdiği huzursuzlukla iyice dağılıyor ve yoruluyorum. Böyle anlarda "Al telefonumu, baksana şu oyuna" demek ve bir süreliğine de olsa ilgisini başka bir yere vermesini istiyorum. Eee kafa bu, durdurayım da çocuk uyuduktan sonra düşüneyim veya bana ne iş beklesin gece ilgilenirim diyemiyorum da!
    Sadece ikimiz olunca ister istemez ilişkimiz bir hayli laçkalaşıyor. Okul açılsın artık diyorum kendime. Akşam olduğunda böylece birbirimizi çok özlemiş ve gerçekten de dinlemeye hazır bir mod da oluyoruz ki böyle günlerde bile birinin evde olmasını ve oğlumla biraz, birazcık, ben işin stresini üzerimden atıncaya kadar veya yemeği hazırlayıncaya kadar onunla konuşmasını istiyorum. Öyle biri de olmayınca TV açılıyor ve ben de ancak bu arada yapmam gerekenler yapıyorum. Keza bütün gün okulda veya etüd'de ders çalışmış, resim yapmış ve oyun oynamış bir çocuk illa ki bunlara doymuş olarak eve geliyor.
    Birde çocuklarda bir "benimle oyna" durumu oluyor. Oğlum mesela onunla oyun oynamamı istiyor ama yapamıyorum çünkü oyunlarını artık anlamıyorum.
    Bu beni kötü bir anne mi yapıyor? Hmm..emin değilim. Mesela bayram boyunca evdeydik ve kaliteli vakit geçirelim istediğimden devamlı bir şeyler yapalım istedim. Böylece bana doyacaktı ve beni kış dönemi iş yoğunluğumdan dolayı bekleyen yoğun koşuşturmacılı günlerimde onunla yeterince vakit geçirmediğimi düşünmeyecekti. Ama tabii ki bu da olmadı. İşe dönüşümün ikinci gününde benden izin alıp eve erken dönmemi istedi. Ne yazık ki genelde ziyaret ettiği arkadaşı da yoktu ve bu yüzden sıkıldı da sıkıldı!
    Bu durumda yapacak tek şey kalıyor, bilgisayarda oyun veya film!
    İster tek başınıza bu işi yapıyor olun, ister evdeki baba ile! Hepimizin de rahat etmek için zaman zaman çocuklarımızı konvansiyonel olmayan yollarla oyalaması gerekiyor ve inanın yaşları büyüdükçe, oyalamak zorlaşıyor. Gönül ister ki mükemmel bir dünyada yaşıyor olalım ve sonsuz bir enerjimiz olsun ama bu hiç de mümkün değil. Belli bir noktadan sonra, kahve bile enerji vermiyor! Evet, vicdan azabı çekiyoruz çocuklarımızı yetiştirirken yaptığımız bazı şeylerden...evet, çok TV seyrediyorlar veya asla izin vermeyeceğim dememize rağmen bilgisayar oyunları oynuyorlar ama ben açıkçası başka çözüm bulamıyorum. Varsa bilen lütfen söylesin!

    1 Eylül 2011 Perşembe

    Laforizmalar

    Laforizma: bilindik atasözleri, özlü sözler vsler üzerinde ufak oynamalar yapilarak güncel sorunlara itina ile laf sokma sanati (Kaynak - Ekşi Sözlük).
    Cihan Demirci'yi Saygılarımla ve bu güzel kelime için teşekkürlerimle (detay için bkz. Aforizma)
    (Aşağıdakiler elbetteki ne atasözü nede bilindik meşhur özlü sözlerden ama bizim evde öyleler! Bunlar bizim Laforizmalar!)
    ---------------------------------------------------------------------------------------------------------
     1. Ben deprem çantasındaki konserve yaprak sarmayı açarken:
    -"Anne o acil durumlar için!" 
    -"Oğlum bu acil bir durum: EVDE YEMEK YOK!!!!"
    2. Sünnetinden sonra oğluma: 
    "Seninle gurur duyuyorum!!" 
    -"Bende uyuşturucuyla gurur duyuyorum!!!!"  (Lokal Anestezi'den bahsediyor!)
    3. Sevgi üzerine:
    -"Anne seni çok çok çok çok çok çok...aslında bu çoklar sonsuza kadar sürebilir ama ben şimdilik bu kadarını söyleyebileceğim, seviyorum"
    -"Oğlum ben seni daha çok seviyorum"
    -"Anne hani anlaşmıştık eşittik"
    -"Olsun ben anneyim seni daha çok sevmeye hakkım var"
    -"Of ya"
    4. Büyüme konulu:
    -"Anne pipim parlıyor!"
    -"Bunu duymak istemiyorummmmm...la, la, la, laaa"
    5. Harçlık üzerine:
    -"Anne paramı bankaya koydunmu?"
    -"Hı hı....ya sen yemeğini bitirdinmi de konuşuyorsun bakiim!!!"
    6. Yabancı diller:
    -"Anne babam 50 tane Rusça kelime biliyor!"
    -"Hmm...lazım oluyordur tabii."
    -"Neden?"
    -"Eveeeettt biz ne zaman İngilizcemizi ilerleteceğiz beyfendi??? What is this???" (duymayacağı şekilde de) "What the fuccckkkk!!!"
    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    Bizdeki çeneyle eminim devam edecek!