29 Ağustos 2011 Pazartesi

Parçalar

3 gündür evdeyim. Oğlum iyileşirken bende onunla çizgi film izliyor, bilgisayar oynarken yaptığı yorumları dinliyor, yemek yapıyor, bulabildiğim her şeyi yiyor, gazete ve kitap okuyorum.
Evde olunca bir yandan ev ile ilgilenme, diğer yandan kendimle ilgilenme fırsatı buldum. Evle alakalı yapabileceklerim belli: temizlik, çamaşır, bulaşık vs. Ama konu kendime gelince her şey bana rahatsızlık vermeye başladı. Boşluktan da olabilir, yaklaşan yeni yaşın getirdiği heyecan da olabilir.
Ben doğum günlerimde depresyona girmem. Büyümeyi, yaşlanmanın etkilerini izlemeyi seviyorum. Çok güzel bir kadın değilim, Allaha şükür elim yüzüm yerinde fakat boşluktan veya 18 yaşımdan bu yana ilk defa birinin beni beğenmesini istediğimden olsa gerek bu sefer kendimi hiç mi hiç beğenmiyorum! Gözlerimdeki bozukluk (miyop'um) çok rahatsız ediyor. Cildim aşırı kırışık değil ama resmen şeffaf, damarlarım görünüyor. Gene bu şeffaf cildimden dolayı çok ama çok aşırı çatlağım. Ayaklarım kocaman ve biçimsiz, ne yaparsam yapayım sıkılaşmayacak bir (hamilelik artığı) göbeğim var. Bacaklarımın alt kısımları normal, zayıf kıvrımlı vs ama tanrım üst kısmı ve kalçam Yunan babaannemin hatırası ya KOCAMAN ve bunların aksine kollarım ve bileklerim ince, hatta bileklerim çok ince ve ucundaki eller de kocaman! Tırnaklarım çatlıyor, esmerliğin verdiği aşırı tüylülük (kaşlarım eskiden tek çizgiydi) ve bunlara karşılık devamlı dökülen uzun saçlarım var. Saçlarım ne düz, ne kıvırcık, aptal bir dalgalanma modundalar. Ortadan ayırdığımda sol tarafında istediğim dalga ve hareketi yakalasam sağ tarafım dümdüz oluyor; hiç anlamıyorum. Alışveriş yapmaktanda hoşlanmadığım için; gidip yakışanı bulmaktan ziyade, çıkışa en yakın, en ucuz, en spor ne varsa alıp kaçıyorum. Ancak kızıl kafa arkadaşım yanımdaysa biraz daha dikkat ediyorum çünkü o bu işleri biliyor. Bugün bir problemimi daha fark ettim: varis!!!
Daha yaşım ne? Devamlı oturarak çalışıyor olsam da, sık sık hareket ediyorum! Evin içindeyken devamlı yapacak bir şeyler buluyorum! Bu varis ne şimdi? Çatlak izleri yetmiyor muydu??? (9 aylık hamileliğimde göğüslerimden başlayarak, göbeğime ve oradan bacaklarıma inen çatlaklarım var. 9 değil 11 aylık bir hamilelik olsaydı sanırım tüm vücudum bu garip çizgilerle kaplı olacaktı!).
Sıkıldımmmm....koşmak istiyorum. Koşarken çok mutlu oluyorum ve neye benzediğimin hiç bir önemi olmuyor.
Acaba gerçekten de bütün bunların önemi var mı? Daha gençken, hatta çok, çok daha gençken o kadar önemsemiyordum. Temel gereksinimleri yerine getiriyordum. Şimdi sanki daha fazla uğraşmam gerekiyor! Neden mi? Sabah uyanıp aynada kendime baktığımda; daha uzun yıllar oğluma bakabileceğimi görmek istiyorum ve evet her ne kadar bana okulda öğretilen feminizm öğretilerime ters de olsa onun beni gördüğü zaman beni gerçekten görmesini istiyorum!! Elimde değil, netice de bende birini beni beğenmesini istiyorum! Kadın olduğumu hissetmek istiyorum!



Diğer bir yandan düşününce de, oğluma bakıyorum ve tüm eksikliklerime, hatalarıma ve bozukluklarıma (ve arızalarıma rağmen) şu ana kadar fena bir iş çıkarmadım. 



Soruyorum size kardeşler...dişi hissetmek için, gerçektende çok bakımlı ve güzel olmak şart mı? Yoksa hamama gitmek yeterli mi? :)

28 Ağustos 2011 Pazar

Değişimler/Changes

Astroloji delisi değilim...tamam kabul ediyorum biraz delisiyim. Hatta her ay muhakkak Susan Miller'ın sitesindeki aylık güncellemeleri okuyorum. Dinim fal'a inanmamamı söylese de, yaşadığımız evrenin bir parçası olduğumuzu, evrendeki her bir değişikliğin; yağmurlu veya güneşli bir gün gibi, dolunay gibi, ilk bahar veya son bahar gibi bizleri etkilediğini düşünüyorum. Bu fikir elbette ki benim buluşum bir felsefe değil (olsaydı fena olmazdı).
Humorism Yunan ve Romalı doktorlar ve felsefeciler tarafından geliştirilen ve Hipokarattan sonra Yunan, Roman ve hatta Müslüman tıp adamları tarafından da kabul gören ve 19. yy modern tıp anlayışının gelişmesi ile  geçerliliğini yitiren bir teoridir.
Bu teoriye göre insan vücudunda Bile (ing.) adı verilen ve Türkçesi "Safra" veya "Huy" olarak açıklanan 4 ana madde yani Humor mevcuttur. Bunlar siyah (melan chole), sarı (chole), mavi (phlegma) ve kırmızı (sanguis) tir.
Bu 4 madde dengedeyken, insan sağlıklıdır ve herhangi birinin fazlası hastalığa yol açmaktadır. Esas önemli olan ise bu maddelerin mevsimden ve elementlerden etkilendiği ve belli organların işleyişinde rol oynadığıdır. Hatta Ayurveda'nın temelinde de bu inanış yatar. İngiliz şair ve dramatist Ben Jonson'un da (Shakespeare'ın ölümünden sonraki Jacobean döneminde) bu konuda çalışmaları olmuş.
Her ne kadar modern tıp bu düşünce akımını artık geçerli bulmasa da hepimiz mevsim geçişlerinin, çevremizdeki değişikliklerin bizleri çeşitli biçimlerde etkilediğini biliriz.
İşte bu değişimlerin güneş, ay, yıldız ve gezegenlerde de olduğunu ve insanların da bunlardan etkilendiğine inanıyorum. Belki Humorism'in felsefesindeki gibi vücut sıvılarımız değişiyor, belki de daha farklı çekimlere maruz kalıyoruz ama astrologlar bu senenin değişimler yılı olacağını, eskiden bildiğimiz tanıdığımız her şeyin şekil değiştirip yıkılacağını ve insanoğlu olarak istesek de istemesek de yenilikler ile karşı karşıya kalacağımızı söylemekte.
Dünyada oluşan siyasi değişiklikler (Libya, Mısır, Suriye) ve mevsimsel ve coğrafi yıkımlar (Japonya, ABD) bildiğimiz ve şu ana kadar tanıdığımız dünyanın yıkıldığını göstermiyor mu sanki? Ne felsefeciyim, ne siyaset bilimci ne de doğa bilimci. Tek yapabildiğim okumak ve düşünmeye çalışmak.
Sadece dünyada değil, değişimlerin kendi hayatımda da olduğu aşikar. Bu sene hayatımda bir sürü değişiklik yaptım ama her hükümetin devrilmesi, her deprem veya her başkaldırış gibi bir anda olmadı bu değişiklikler; yavaş yavaş oldu. Boşanma kararını verip harekete geçmem 3 (zor) yılımı aldı, çalıştığım iş yerinde müdür olmam 4 yıl (gerçi 1 yıldır müdürüm), kısmen de olsa bir ev sahibi oldum (gerçi maddi bir şeylere sahip olmak beni huzursuz ediyor), eski ve uzun süredir görüşmediğim ve bütün bu süreçler boyunca bana çok destek olan arkadaşlarımı buldum. Yani kısacası yeniden yapılandım.
Dün gece çok kötü bir kabusla uyandım, yalnızlıktan ve karanlıktan korkmamama rağmen zor kendime geldim. Rüyamda sel uyarısı vardı, oğlum yanımda değildi ve ben bir sürü olaydan sonra oğlumu buluyordum ve kocaman bir asansörün içindeydim. Asansör bir katta duruyordu ve buna bembeyaz (hortlak gibi) bir kadın ve kızı biniyordu. Kadından çok korktuğumu hatırlıyorum. Kadın tam kucağımdaki oğlumu almak için uzanırken nefes nefese uyandım. Bir hayli korkmuştum. 
Sakinleşmek için su içtim ve bir sigara yaktım. Mutfak penceremden dışarı bakarken artık gerçek anlamda değişime hazır olduğumu fark ettim. Kabusum sanki beni takip eden eski kötü anılarımdı ve ben artık çok yorulmuştum bunlardan kaçmaktan, arkama bakmayıp onlarla yüzleşmek yerine, küçük bir çocuğun gecenin karanlığında korktuğu zaman battaniyesinin altına kaçıp, hareketsiz bir biçimde korktuğu o gece canavarının gitmesini  beklemesi ve beklerken uyuya kalması gibi hareketsiz geçip gitmelerini bekliyordum.
Artık bıkmıştım...tüm tersliklerden, güvensizliklerden, kötü anılardan bıkmıştım! Artık gerçekten de kaçmayacağım. Olan oldu varsa geçmişe dair kalan ve savaşmam gereken bir şey; gelsin. Hazırım ben!
Kaldı ki, daha önce de dediğim gibi; değişimler aslında bir anda olmuyor. Kalıcı değişimler zaman içinde yavaş yavaş oluyor ve ben hayatımdaki en büyük değişiklikten, hayatımın aldığı şekilden, hayatımdaki insanlardan ve özellikle hissettiğim bir yeni duygudan dolayı çok mutluyum!

Bu arada oğlum da sünnet oldu. Beklediğim kadar zor olmadı ama arkadaşım konuyla ilgili "bir daha asla eskisi gibi olmayacak" demişti. Belki de ondaki değişim de havadaki değişim rüzgarının bir parçasıdır.

Bu şarkı da Changes diyince aklıma gelen ilk şarkı, konuyla tek alakası da budur:




Ve ustadan da daha anlamlı bir şarkı:



Gerçekten...dünyayı değiştirebilseydiniz, neyi değiştirirdiniz?


****
Not: Buraya yazıyorum; sen de yakında bir şeyleri değiştireceksin hayatında. Ben sana ve yaratıcılığına güveniyorum ve eminim ki muhteşem bir şeyleri başaracak, çok mutlu olacaksın. Ümit ederim ben de bu değişimlere ve bunların sana getireceği mutluluklara şahit olurum.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

PMS, Biyolojik Saatler, Duygusal Karmaşalar

16 yaşında mıyım ben?
Yok, hayır...gayet'te 32'ye az kalmış 31.8 yaşındayım. 
Madem öyle, neler oluyor vücuduma, beynime ve hatta kalbime? 18-20 yıldır aynı döngüyü yaşayan biri olarak artık öğrenmiş olmam gerekmez mi? Vücudumun bu durumu tanıyor, kabul ediyor ve artık isyan etmeyi kesiyor olması gerekmez mi? Yani insan alışır değilmi???
Ama yoookkk...ne mümkün!! Her seferinde daha bir hırsla, bir kızgınlıkla, karşı takıma saldırmaya hazır; güçlü, dengesiz, kirli, deli, steroidli Amerikan futbolcular edasıyla koştura koştura geliyor ve baaammmmm diye çarpıyor!
Hadi çikolata, cips ve kola krizleri bir kenara; biyolojik saatim geçiyor, bitiyor, bitiyorrrrrrrrrr diye panik atak geçirip bu yaşımda zaten yarı boyuma gelmiş olan bir evlada sahip olacak kadar şanslı olan bir kadının şiştim, göbeğim çok büyük, çok kilo aldım, zayıflamam şart, asla kilo almayacağım demesi ne kadar normal?
Tüm bunlara ek olarak oğlum 2 gün sonra sünnet oluyor ve ben bu kadar canavar bir haldeyken ona "sızlanma, bunu bir kere yaşıyorsun, kadın değilsin, adet görmeyeceksin, doğum yapmayacaksın, çatlakların olmayacak" diye çemkirmeyeceğim değil mi? Hormonlarım dinginleşir değil mi? Yine sakin ve sevgi dolu bir kadın olurum değil mi? Yani normalim o değil mi?
Her yerim ağrıyor, midem bulanıyor ve kafamın içi pamukla dolu sanki ve bu yüzden de kendimi dinlemeyi reddediyorum çünkü dinlersem işten hemen çıkıp cilt bakımı yaptırmam, arkasından Çin yemeği yemem, Mado'dan kendime 1 kg fıstıklı dondurma ısmarlamam, asla kullanmayacağım bir yüz kremi aldıktan sonra, arabamla uzun bir yola çıkıp, kötü araba kullanan şoförlere uyuz ve anlamsız bir biçimde bağırıp çağırıp zorla kavga çıkarmam, eve dönüp koltuğuma kıvrılıp, battaniyemin altına kafamı sokmam "beni sev beni seeeeeevvvvv" diye ağlamam, duşa girip kendime geldikten sonra oğlumu arayıp "seni özlediiim" demem ve en son da toparlanıp bir fincan çay ile komedi dizisi izleyerek şapşal, şapşal gülmem gerek.
Bunların hiçbirini yapmayacağım ve işte bu yüzden bunu her ay yaşamayı reddediyorum!!!

Resim Kaynak: http://menstruationresearch.org/wp-content/uploads/2009/11/cartoon_No_pms.jpg

21 Ağustos 2011 Pazar

Ton Balıklı Ekmek

10 defa söylüyorum.
Oğlum ağızını tabağa yaklaştır, lütfen yemeğini tabağının üzerinde ye! Dökmeden ye DÖKME...
Ağızını şapırdatma.
Lütfen, lütfeeeennnn kaşığın dişlerine çarpmasın.
Ama yok, anlatamıyorum!
Oğlumdan beklentim birincisi derslerine iyi çalışması, ikincisi odasını temiz tutması, üçüncüsü evdeki bir iki minik görevini yerine getirmesi (sofrayı kurup kaldırmak, bulaşıkları makineye yerleştirmek, çamaşırlarını katlayıp kaldırmak) ve sonuncusu temel terbiye ve kişisel hijyen kurallarını unutmaması.
Çok mu bunlar? 
Dün çok kızdım...bir ağlama huyu var geçiremedim. 
Yemeğim fazla diye ağaladı.
Allaahhhh senmisin yemeğim çok diye mızıkçılık yapan. Girdim Somalili çocuklardan, çıktım ne kadar çok çabaladığımdan bende bilirdim kuru ekmek ve peynir yedirtmeyi vs vs vs.
Arkasından da özür dilerim diye ağlamaya başladı ve bu böylece uzayıp gitti.
Kızmak istemiyorum ama sanırım benzemesini istemediğim insanlara benzeyecek diye evhamlanıp fazla üstüne gidiyorum çocuğun.
Mesela bir konumuz da saçları. Uzatmak istiyor. Sorun yok uzatsın hatta uzun olunca saçları daha da şirin oluyor ama ne var ki taramak istemiyor. Kestireceğim diyorum ağlıyor.
Ya 8 yaşındaki bir çocuğun ağlayarak tepki vermesi normal mi? Belki de değil! (Bende kolay ağlayabiliyorum sanırım benden de almış olabilir). Hassas bir çocuk, kabul etmeli ki her ne kadar inanılmaz bir olgunlukla karşılamış olsa da annesi ve babası ayrıldı. Hoş, boşanma evveli 3 yıl boyunca çok daha beter durumlarla karşılaştı keza bizimkisi basit bol kavga ve şiddet dolu bir ev değildi. Bunların yanı sıra psikolojik sorunlar vardı: Sınırda Kişilik Bozukluğu, Depresyon, Ankisyete, Panik Atak, Paranoya vs vs vs.
Hiç hoş değildi.
Elimden gelenini yaptım, etkilenmesin diye. Fark etmesin diye. Kalbimin kırık olduğunu, mutsuz ve kızgın olduğumu göstermemek için elimden gelenini yaptım ama sanırım düşündüğüm kadar başarılı olamadım.
Belki de en ufak şeye ağlaması sadece gurur yapması, üzülmesi, incinmesinden değil. Belki de hayatının ilk yılları boyunca benim de aynı şekilde tepki veriyor olmamdan.
Gördüğünü öğrenmiş olabilir mi? Bu durum nasıl düzeltilir?
Ama diğer yandan karşılaşabileceğiniz en şirin, akıllı, iyi yürekli ve komik bir çocuk. Dürüst de üstelik. Sorumluluklarını biliyor. Arkadaşları tarafından çok seviliyor ve sevgiyi almayı bildiği kadar de vermeyi biliyor. Bilim adamı olacakmış büyünce. Kitap okuyor. Faresi var evde (hamster değil, bildiğiniz fare). Gurur duyuyorum onunla. Her şeye rağmen gayet sağlıklı!
Geri kalan ufak tefek meseleler için de spor'a yönlendirmeye çalışıyorum. Basket oynasın, takım oyununu öğrensin, güçlü olsun, kazanmak kadar kaybetmeyi de bilsin istiyorum.
Sırayla hepsini düzelteceğim. Adım adım. Halihazırda çok fazla yol aldık beraber. Arada tökezlememiz normal. Ayrıca çocuk yetiştirirken arada bir sert olmak şart! Yeter ki sevginizden asla şüphe etmesinler. Daha da önemlisi kendini bilmek.
Çok başarılı bir Afrikalı-Amerikalı Kadın (ve bekar anne) Yazar olan Maya Angelou'nun sözleridir: "Çocuklarımızın kendilerini kabul etmeleri için, bizim kendimizi kabul ettiğimizi görmeleri gerekir."
Bence doğru.
Başka fikirler?

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Hiçbirşey Yapmamanın Narin Sanatı

Keyifsiz bir yolculuktan sonra boş evime döndüm. Aslında bir yandan beklediğim gibi özlemiştim onu (aradaki kilometre mesafesiyle alakalı bir durum idi, zamanla alakalı değildi çünkü daha yeni görüşmüştük) diğer yandan da dört gözle bekliyordum bomboş bir evde iç çamaşırım ve çamaşır suyu lekeli t-şörtümle yalnız bir akşam geçirmeyi. Ama seyahatteyken karşılaştığım olaylar canımı o kadar çok sıkmıştı ki, bana göre olmayan bir hızla kafayı bulmuş ve uyumuştum. Neyse ki yalnız da kalmamıştım o akşam, iyiki görüşmüştük! Tamam iç çamaşırı ve t-şört ile evin içinde umarsızca dolaşma fantezimi o akşam gerçekleştirmedim ama beni dinlemesine çok sevinmiştim. Gece'nin bir vakti uyanmış, oryantasyonumu tamamen kaybetmiştim çünkü ona sarılmışım uykumda. Kalorifer kadar sıcak olup kendi bünyeme bile zor dayanabildiğim için bu mucizevi birşeydi benim için. Eskiden yatağım varken, yatağın içinde döner dururdum serin noktaları bulabilmek için! İyiki yanımdaydı! Yine bana bilmediğim birşeyler öğretti. Aksi taktirde çok kötü hissedecektim kendimi!
Ertesi gün de bana kahvaltı hazırlamış olmasının verdiği muhteşem lüksün tadını güzel bir film ve eğlenceli birkaç dizi ile devam ettirerek zamanı kelimenin tam anlamıyla "yayılarak" geçirmiş olmanın verdiği tatlı haz ile evime döndüm. Resmen mini bir tatil yaşadım onunla!
Oğlum da evde olmayınca, pazar günümü yayılarak devam ettirdim - daha doğrusu yorgunluktan hastalandığım için, devam ettirmek zorunda kaldım.
Ve karar verdim...devamlı bir şeyleri yapıyor olma çabası kendimden ve yüzleşmek istemediğim tatsızlıklarla yüzleşmemek için yaptığım bir şey idi. Geçen gün boyunca yaşadığım ise, hiç bir şey yapmadan kendim olmaktı ve bu çok yeni bir deneyim oldu.
Bunu biriyle yapmak ise çok keyifliymiş. Tek başıma da denedim o zaman da güzel oluyor hiç bir şey yapmamak ama kabul etmeli ki insanın kendiyle geçirdiği vakit kadar kendisini anlayan biriyle zamanı denemesi çok şey öğretiyor...her şey dozunda güzel tabii. 

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Dünüm, Bugünüm ve Yarınım

Dün oğlumu anneannesine bırakırken ağladı. Çok ağladı! Bana beni çok özlediğini artık eve printer almamız gerektiğini, benim artık evde oturup kitap yazmamı ve kitabı yayıncıya göndermem gerektiğini söyledi. Paranın çok gereksiz olduğunu, insanların bunu gereksiz yere icat ettiğini anlattı. Göz yaşları arasında artık benimle olmak istediğini, beni özlediğini söyledi. Ben otobüsüme geçirmek için gelmek istemediğini kendini daha kötü hissedeceğini anlattı. Sonra sakinleşti, ben giderken beni öptü ve TV seyretmeye koyuldu. Bu tepkileri normaldi tabii ve ağlayarak ifade etmesi de gayet sağlıklı. Elbette ki özleyecek, bende onu özlüyorum. 
Sabah annem fotoğrafını da yolladı oğlumun, gayet neşesi yerinde görünüyordu. Ama tabii içimdeki burukluk tam geçmedi. Bana sarılıp, hıçkıra hıçkıra ağlayarak beni özlediğini söylemesini unutamıyorum ki ben oğlumla bir hayli çok vakit geçiriyorum. Yaz tatilinde neredeyse her gün iş yerimde benimle. Ama kaliteli geçirilen vakit değil tabii bunlar çünkü çalışıyor oluyorum.
Aklıma yine kariyerim ile ilgili sorular geliyor. Ben burada ne yapıyorum ki? Gerçekten de bu kadar çok çalışmaya değer mi?
Ama masraflar, masraflar. Oğlumun masrafları, benimkiler, ev ödemesi, aidat, faturalar...kitaplar, oyuncaklar...tüm bunları şu anda bu iş sayesinde elde ediyorum. Bende oğlum'da sabırlı olup öğreneceğiz, alışacağız. Bize yeni....boşandığımdan bu yana ilk uzun iş seyahatim! Normal tepkiler bunlar. İkimizin de içli içli ağlaması da normal! Okullar açılınca yine rutin'e binecek!
Bu dünüm idi.
----
Kalbimin kırılabiliyor olması canımı sıkıyor!
Bu da bugünüm.
----
Yine yol ve araya çok aptal mesafeler girecek! Nedense bu yol beni mutlu etmiyor bu sefer. Hemen dönmek istiyorum. Hiç birini bırakmamayı istiyorum, sanki döndüğümde gitmiş olacaklar gibi geliyor. Korkuyorum nedensizce! 
Bu da yarınım.
----
Müzikal Terapi. Geçen akşam yeniden hatırladım bu parçayı! Unutmuştum sözlerini, hatırlayınca tekrar tekrar dinlemek istedim. Loop'ta U2:


5 Ağustos 2011 Cuma

Özüme Dönüş Yolculuğu

Oğlum yolculuğa çıkıyor. Başka bir şehirde yaşayan anneannesinde kalacak. Ben de bu arada iş seyahati için başka bir ülkeye gideceğim.
Bu sabah duygularım çok karmaşık. Pazar sabah oğlumu anneannesine bırakıp 8 saat otobüs yolculuğu ile geri döneceğim ve arkasından salı günü yurtdışına gidip, cuma dönüp, cumartesi gecesi otobüsle 8 saat gidip, pazar gecesi yine otobüsle oğlumu alıp geri döneceğim. Yolculuk severim, bu yüzden aşırı bir yorgunluk ve huzursuzluk hissetmiyorum bu plandan dolayı. Ama oğlum ilk defa benden uzakta, çok da iyi tanımadığı anneannesi ve teyzeleri ile bir haftaya yakın zaman geçirecek. Ümit ediyorum ki sıkılmaz ve her şey yolunda gider çünkü çok uzakta olacağım ve bana ihtiyacı olduğu anda ona ulaşamayacağım ve bu benim için korkutucu bir şey. Ayrıca annesinin çocukluğundan biraz tadacak, bu da yeni ve tedirgin edici bir durum. Ama büyüyor ve bu tatil onun istediği birşeydi. Benden bağımsız olarak birşeyler yapması onun gelişimi için önemli, biliyorum!


Diğer yandan da seyahat etmeyi çok, çok sevmeme rağmen iş ve kariyer konusunda kafam çok karışık. Daha fazla kazandırdığı için beni ifade etmeyen, etik açıdan mantığımın savaştığı bir iş de mi kalmalıyım yoksa daha az kazandıracağını ve oğlumun şu anda karşılayabildiğim bir çok ihtiyacını karşılayamayacağımı bile bile beni en azından manevi olarak ve kariyer açısından daha fazla tatmin edecek bir işe mi girmeliyim onu bilmiyorum...Bu yolculukta bu soruma cevap bulmayı ümit ediyorum!
En son olarak da...artık bazı günler özlüyorum onu ve aradaki kilometreler uzayınca ister istemez onu daha da fazla düşünüyor olacağımı da biliyorum. Saçmalıyor muyum?