28 Haziran 2011 Salı

Evde bir erkek var - panik!

Tuvaletin kapağı hep kalkık.
Yerde kirli çoraplar var.
Kirli bulaşıklar ortada bekliyor.
Kucağıma oturunca gaz çıkaran, öpmek için yüzümü yaklaştırdığında yüzüme geğiren biri var.
"Bak sana ne getirdim" diyip gözümün içine kurbağa veya kertenkele sokan ve bunlara dokunduktan sonra ellerini yıkamadan yanaklarımı avuçlayıp "seni çok seviyorum" diyen biri var.
Hatta, elini yüzünü yıkarken banyodaki aynayı kendi hizasına indirip, öylece bırakan biri var.
"Su getir", "peçete ver", "makarnayı sade yiyeceğim, sos istemiyorum" diyen biri...
Ve bu biri bilgisayar oynamaya da başladı (tatil olduğundan izinli şimdilik)!

Bu küçük adam iyiki var.
Ama düşünmeden edemiyorum; acaba vücudu ergenliğe yaklaştıkça değişmeye başladığında, sesi tuhaflaştığında, tıraş olması gerektiğinde, kız arkadaş ile eve geldiğinde ben hazır olacakmıyım....keza yüzüme bakıp gaz çıkardığında sinirlenmek veya kaçark uzaklaşmaktan başka bir tepki gelmiyor aklıma! Ya hazır olmazsam? Peki, sünnet olduğunda anlayabilecekmiyim gerçekten ne hisettiğini? Yani bilimsel olarak herşeyi açıklarım ama acaba bilinçaltında "ben gerçek erkek oldum" diye düşünecek mi? Ben "erkeklik penisinle alakalı değil, erkeklik sorumlulukların, davranışlarınla alakalı" mı diyeceğim?
Bir gün tampon görse ne diyeceğim? Ya benden izinsiz cüzdanımı karıştırır da  doğum kontrol haplarını görse?
Nasıl açıklayacağım?
Ben erkek çocuk annesi olarak ya beceremezsem...ya başarısız olursam? Ya kadın olduğum için yeteri kadar iyi bir örnek olamazsam?
Ya hep yanlız başıma kalırsam, yine de yetebilecekmiyim?
***
Nefes teknikleri, dua, yoga, kahve ... biraz sakinleşiyorum! Herşeyle sırasıyla ilgileneceğim. Listedeki ilk konu; geğirme adabı!!!



24 Haziran 2011 Cuma

Çalışırken küçük bir mola

Oğlum ananneyle havuz başında ben ofisimdeyim. Çok ama çok yoğun bir cuma günü, öğle yemeğinden sonra kendime küçük bir mola verdim şimdi. Kahvemi aldım ve dinliyorum:-


Valla keyfime diyecek yok. Aklımdan çıkmıyor hiç...düşünmesi bile ne güzel ki muhtemelen kendimi aşırı derecede aptal yerine koymaktayım! (as only fools rush in - UB40).
Yeter bu kadar...
Çalışmaya devam!

(Not: Patron duymasın ama keşke işim bu olsa, bütün gün yazsam, çizsem okusam demeden geçemiyorum)

Şiddet ve Türlerini Tanımak

Şiddet nedir?
Her 3 kadından 1’i evde kocasının ya da sevgilisinin fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Kadına yönelik şiddet bütün dünyada en yaygın insan hakkı ihlalleri arasında. 1960’lı yıllardan beri kadın hareketleri buna karşı mücadele veriyorlar. Şiddetin kaynağında toplumun her yanında izlerini görebileceğimiz erkek egemenliğinin yattığı düşünülüyor.
Erkeklerin egemenliklerini tehdit altında görmeleri, ya da bu egemenliği güçlendirmek istemeleri şiddet davranışına yol açıyor. Türkiye’de resmi rakamlara göre 2006 yılında 72 bin 643 kadın şiddete uğradı, bunların 842’si saldırılar sonucu yaşamını kaybetti. Erkekler tarafından evde uygulanan şiddetin çocuklara da zarar verdiği biliniyor. Fiziksel yaralanmaların yanı sıra aşırı korku, yetersizlik duygusu, özgüven eksikliği bu zararlar arasında.  
Şiddet biçimleri
Fiziksel şiddet: Yumruklama, tokat atma, vurma, ısırma, çimdikleme, tekmeleme, saç çekme, itip kakma, yakma, boğazını sıkma, bir aletle vurma.
Ekonomik şiddet: Ekonomik özgürlüğü kısıtlama, eve para bırakmama veya çok az bırakma, sürekli hesap sorma, parayı kullanarak aşağılamaya çalışma.
Sözel şiddet: Yıkıcı eleştiri, bağırma, alay etme, suçlama, isim takma.
Psikolojik şiddet: Küsmek, baskı uygulamak, intihar etmekle tehdit, çocukları uzaklaştırma, arkadaşlarınıza, ailenize sizinle ilgili yalanlar söyleme, onları görmenizi engelleme, güveninizi kırma, bilgi saklama, kıskançlık, gözdağı verme.
Cinsel şiddet: İstenmeyen cinsel davranışları yapmaya zorlama, istemediğiniz halde cinsel ilişkiye zorlama, cinsel yöneliminize bağlı davranışlarınızı değersizleştirme, taciz etme, cinsel ilişki sırasında güç kullanma. (Kaynak: http://www.morcati.org.tr/tr/sayfa/1/Siddet-nedir.html)

 Bunlar tanıdığım, bildiğim ve çok yaralayan hikayeler. Hiç kimse bunu yaşamamalı, destek olup engellemek şart!

23 Haziran 2011 Perşembe

Kalimero

Son günlerde biraz sıkıntılıyım...bu nedenle de mümkün olduğu kadar sık yazmaya çalışıyorum çünkü düşüncelerimi ancak bu şekilde verimli bir hale sokup benim için yıkıcı olmasını engelliyorum. 
Bir arkadaşım, başıma gelen kötü şeyleri anlattığımda hayrete düşmüş ve o konuda neden birşey yapmadığımı sorup bana kendime acımayı kesmem gerektiğini ve harekete geçmem gerektiğini söylemiş arkasından da olaylara sebep olan kişiye ağız dolusu küfür etmişti. Arkadaşım P'nin söyledikleri kafamda hala çınlar. P akıllı bir kadındı ve ne söylemek istediğini çok iyi biliyordum ama o anda kendime acımak bana kolay geliyordu. Tek başıma oğlumu büyütme fikri korkunç geliyordu, operasyonel açıdan değil...tamamen onun psikolojisi açısından. Babasız büyüyen bir çocuğun asla mutlu olamayacağını;  hasta, başarısız ve kötü bir insan olacağını düşünüyordum. Oğlumun (o zamanlar 5 yaşlarındaydı) gözlerindeki parlaklığını kaybedeceğini düşünür korkardım.
Meğersem P haklıymış...kendime acımaktan başka birşey değildi bu çünkü hakkikaten de ne kadar acısa da, oğlumun gerçek ihtiyaçlarını göremeyecek kadar içime kapanmıştım. Yine P sayesinde o psikolojiden kurtuldum ama bir hayli vaktimi aldı.
Şimdi kendim de birinin evladıyım ya; iyi ki P var olmuş hayatımda beni sarsıp kendine getirmiş diyorum. Keşke birileri de benim ebeveynlerime de aynı uyarı da bulunmuş olsalardı o zaman herşey çok farklı olabilirdi. Ama madem durum böyle; ders çıkarıp aynı hatayı tekrarlamamaktan başka yapacak birşey yok.
Kafamda sonsuza kadar özümün (geldiğim yerin, geliştiğim hanenin) bir parçasını taşıyacağım, Kalimero gibi. Çünkü hatalarımı, pişmanlıklarımı ve üzüntülerimi kendimi unutturup, kendimi bir nevi "zen" yolculuğuna çıkarıp kendimi aklamak yerine bunlardan ders çıkarıp tekrarlamamam gerek. Ancak bu şekilde oğluma daha iyi örnek olabilirim sanırım!
--- 
Ya bu arada....yine kalimero gibi devamlı geziyorum sanki. Bir gün köklerimi salabilecekmiyim bir yere? 
---
Bu ne karmaşa, yarrabbim bu ne kafa karışıklılığı. Kurtulmam için dans etmem gerekiyor. Haftaya hafta sonu programını bu çerçevede geliştirebilirim! Bu arada daha gençken utanırdım dans etmekten artık daha yaşlıyım ya, hiç utanmadan çok eğlenebiliyorum! 



aaahh...yaşım ilerledikçe aynı zamanda pek manik depresif oluyorum :)