10 Kasım 2011 Perşembe

Bağlılık, Sadakat

Ingilizcesi Commitment: Bağlılık korkusu (Fear of Commitment), Bağlılık fobisi (Commitmentphobia) ve Bağlılık sorunları (Commitment Issues) şeklinde, hastalık veya sorun olarak algılanan çeşitli türevleri var. Daha çok batı kültürlerine özgü bir sorunmuş olarak algılanan bağlanma korkusu, modern ilişkilerin yayıldığı tüm çevrelerde ve artık bizim kültürümüzde de görünüyor hem de gün be gün artan şekilde. Çevreme yeni dahil olmuş insanlarda, eski arkadaşlarımda, kardeşlerimde, benim gibi boşanmış insanlarda, bekar erkekler de hatta hiç evlenmemiş kadınlarda bile görüyorum bu sendromu (boşanmış erkeklerin 2. evliliği daha kolay kabullendiklerini gördüm). Bağlılık korkusu yaşayan insanlar ya ilişkilere girmez yada iyi giden ilişkilerinde olmadık yerde sorun görür, içten içe sevdikleri insanları çeşitli şekillerde kendilerinden uzaklaştırırlar.
Ben insanların çift olarak yaşamaları gerektiğini, keyifli bir ilişkinin insanı geliştirdiğini, daha iyiye götürdüğe inanan iflah olmaz bir romantiğim. O kadar ki, acele ediyor muyum, yeni boşandım ne oluyor demeden hayatıma çok önemli birini soktum ama bu bende de bağlılık korkusu olmadığı anlamına gelmiyor.
Buraya illa not girmem gerekiyor. Ben şu anda beraber olduğum insanı, burada daha önce de anlattığım gibi, yıllar evvel görmüştüm. Çok kötüye giden bir evliliğin en kötü noktasındaydım o zamanlar. Kendisine karşı o an ne fiziksel, ne de duygusal bir şey hissetmiştim ama unutmadım da. Yüzünü, duruşunu ve hatta bana ettiği bir çift sözden anladığım kadarıyla kişiliği hakkında sezdiklerimi dahil unutmadım. Yeni dönmüştü seyahatten, mutlu ve keyifliydi. Hikayelerle dopdoluydu.
Dedim ya, iflah olmaz bir romantiğim diye...yeniden karşıma çıktığında bunun bizim için yazılmış bir hikaye olduğunu ve rollerimizi muhakkak kabullenmemiz gerektiğini düşündüm. Sonu ne olursa olsun, pişman da değilim. Ne acele ettiğimden, ne de elalem ne der kaygısından! Ama var elbet bir bağlanma korkusu bende de.
Bendeki korkunun kaynağını çalışmam gerekiyor. Sebebi de belli aslında, her ne kadar kabullenmesem de, geçmiş olayların beni yıkmasına izin vermesem de çok uygunsuz bir biçimde aldatıldım. Hani; aldatılmanın uygunluğu, uygunsuzluğu yoktur ama benim hikayem biraz tuhaf. Başıma gelmez dediğim her şey başıma geldi. Kimsenin, hatta derler ya düşmanımın bile, başına gelmesini istemediğim tonlarca hikaye ama işte bu deneyimlerden dolayı benim korkularım tavan yaptı. Nedensizce panikliyorum yine aynısı olacak diye ve bu yüzden de tutuluyor dilim. Konuşamıyorum, anlatamıyorum da derdimi. Ben açılacağım, anlatacağım, konuşacağım sonra o da alacak bu bilgileri beni en hassas anımda yıkıp, ezip geçecek diye korkuyorum. Güvenmediğimden değil, güveniyorum da, hatta çok güveniyorum. Sadece korkuyorum. Düşüncem ile duygumun geçmiş ile çakıştığı bir noktada hep aynı korkuyu hissediyorum: gidecek, başkasını bulacak veya eskisine dönecek ve bitecek. Böyle bir şey olsa bile yapacağım şey sessizce çekilmek, durumu kabullenmek, afetmek ve yoluma devam etmek olur fakat hayatım böyle şekillenmek zorunda mı tekrardan? Korkum anlaşamamak, kavga etmek, farklı şeyler istemek ve beklemekle alakalı değil. Deneyimim korkularımı şekillendirdiğinden böyle sadece. Mantığını, gerçekliğini tartışmıyorum bile.
Sanırım bu tip korkular zaman ilerledikçe, duygular yoğunlaştıkça artıyor da, ama neticede bu bir korku! İnsan hep korkar ki bir şeylerden. Ben üniversiteye girmeden önce, evlenmeden önce, anne olmadan önce, akademik kariyerimi bırakmadan önce, şehir değiştirmeden, yeni bir sektöre çalışmaya girmeden ve en çok da boşanmadan önce de korktum. Korkularım zaman zaman beni felç etti, zaman zaman da umursamadım ama korktum. Zor oldu ama yenilmedim korkularıma. Bu korkuma da yenilmeyeceğim. Gelecekte neler olacağını asla bilemem ama şu anımda bağlanma korkumu alt edip, olduğu gibi yaşamayı tercih ediyorum ilişkimi ve hayatımı! Değer verdiğim şeyi sabote etmeyeceğim. Evet, ona değer veriyorum ve bu da riske girmek için yeterince mükemmel bir sebep değil mi?

Peki bu bağlanmaya karşı korku neden oluşur? Bendeki geçmiştekini tekrar yaşama kaygısından, ama ya başkalarında? Sınırlanma, engellenme, daraltılma, hapisleştirilme korkusu mu? Sorumlulukları kaldıramama korkusu mu? Yoksa, istenilen kişi ile özgürce yatıp kalkamama korkusu mu? Ekonomik korku mu? Sağlıkla ilgili mi? Ailelerimiz mi engel oluyor yoksa?




Halbuki herşey bu şarkı sözlerindeki kadar basit olmalı! Sadakat olduktan sonra, gerisi kolay! Yanılıyormuyum? Yoksa iki gönülün bir olması samanlığı seyranlık yapamaya yetmiyormu? Bir insana ilk öpücükle verilen söz, sadakat anlamına gelmiyor mu? "Ben artık seninleyim, ta ki birşeyler değişinceye, bizler eğer ki vazgeçersek, vazgeçinceye kadar. Bu da benim sana bağlılığım" anlamına gelmiyormu? Yoksa maymun iştahımıza ve egolarımıza yenilip, karşımızdaki insana saygısızlık yaparak, sadakatsizlik yapmak daha iyi bir yol mu, hayatı yaşamak için? Bir elimiz yağda bir elimiz illa bal'da mı olacak yoksa tek malzeme ile en mükemmelini yapmaya çalışmak mı daha güzel? Peki sırf korkulardan dolayı, güzel olabilecek şeyleri yoksaymak, çöpe atmak büyük bir günah değil mi? Tanrının verdiği hediyelere yüz çevirmek değil mi?
Korku ne ki?

2 yorum:

  1. sevgili mina,

    15 kasımda duruşmam var, 8 aydan sonra ilk defa koca ile karşı karşıya geleceğiz. Korkuyorum. Salı akşamı haberlerde "bir kadın daha cani koca tarafından yol ortasında katledildi" diye bir haber görürsen o ben olabilirim.

    YanıtlaSil
  2. BB, lütfen böyle düşünme. Yanında mutlaka birileri olsun. Ben senin için dua edeceğim güzelim ne kadar zor olduğunu biliyorum. Keşke telefonda görüşebilsek. Konuşmak istersen bana mina7903@gmail.com adresine telefonunu yazabilirsin.
    Seni merak ediyor olacağım. Güçlü ol canım benim, bitecek!

    YanıtlaSil