23 Temmuz 2011 Cumartesi

Vücut Hırsızları

Pardon ama bir şey soracağım...
Son 10 yılda moda endüstrisine, daha doğrusu iç çamaşırı modası endüstrisine ne oldu böyle? 
Birincisi alımlı görünmeye çalışmak çok zorlaştı, insan beğendiği birini nasıl etkileyebilir ki bu karmaşa ve çeşitlilikle. 
Olay şöyle:
Polyanna'nın büyüdükten sonraki yaşamı ile ilgili bir kitabım vardı çocukken okuduğum. Bu kitapta Polyanna'nın mutlu bir evliliği ve muhteşem yakışıklı ve anlayışlı bir kocası vardı. Gel zaman, git zaman Polyanna'nın muhteşem yakışıklı kocası bir sabah tıraş olmuyor ve Polyanna sebebini sorduğunda; karısına "nasıl olsa beni kimse görmeyecek, tıraş olmama gerek yok" der. Polyanna ise bu duruma çok bozulur, ertesi gün bulabildiği en eski ve kirli kıyafetlerini giyer, özel bir çaba ile saçını başını çirkinleştirir ve kocası için hazırladığı muhteşem sofraya önlükle (aman allahım mutfak önlüğü!!!) oturur. Kocası ise durumun sebebini sorduğunda, Polyanna vermek istediği dersi vermiş olur, kocası eşine karşı gösterdiği özensizlik için üzülür ve hayatlarını hep şık ve mutlu geçirirler.
Bu kitap nereden geldi, daha 10-12 yaşında neden okudum (gerçi elime geçen her şeyi okurdum...Evet annemin gizlediği "romantik" kitapları bile!) bilmiyorum ama konuyla alakalı olduğu için yazmadan edemedim.
İnsan uzuuunnn bir ilişkisi olduğunda ister istemez birazcık kendini salıyor, dikkat etmiyor. Aslında edilmesi gerekir ama bundan daha korkunç bir durum var...
Uzun bir ilişkide, yanınızdaki adam veya kadın sizin en olmayacak halinizi görmüştür (en utanç vericisi de sarhoş olup kusarken saçların tuvalete girdiğini) ama sonra gün gelir şartlar değişir ve bir anda kendinizi yeniden birilerine anlatmak zorunda kalırsınız.
Aslında yeniden başlamanın getirdiği endişeler heyecanlıdır. Bu fırsattır kendini yeniden yapılandırmak için, ama artık 20 yaşında değilsinizdir. Hatta 25 bile. Tanrım 28 bile değilsiniz. VE DOĞUM. Hamileliğin ve emzirmenin bünyenize yaptığı şeyleri tek bir kişi, bir de jinekolog görmüştür. 
Sonra hayatın çarkı döner ve bir şeyler değişir. Önce zordur, sonra kolaylaşır ve en sonunda o an gelir. Vücudunuza yabancı olan biri sizi ilk defa görecektir. Sadece size değil, hamileliğe yabancıdır. Hamileliğin bir kadına neler yapabildiğini bilmez. Karşısındaki lapa kıvamlı insanın gerçek bir kadın olduğunun farkına bile varamayabilir belki ama durum budur.
Bu hamilelik hasarını gizlemek için düzgün iç çamaşırı almanın özgüveni geliştirmek için eğlenceli bir egzersiz olduğunu düşünmüştüm. Cebimdeki bir miktar para ile bir mağazaya girdim. 
Aman allahım, neler olmuş bu endüstriye. Eskiden sayılar vardı şimdi bide yanına harfler eklenmiş, sütyen almak acayip bir fizik eğitimi gerektirir olmuş. Çalışanlardan birine yaklaştım yardımcı olmasını rica ettim. O da ne....yavaş çekim film sahnesi gibiydi. Elleri yavaş yavaş göğüslerime yaklaştı ve benim dehşet dolu bakışlarımın altında bana dokunarak mevcut çamaşırım ile ilgili bir sürü teknik bilgi sayıkladı. Arkasından indirimde olan modellerden bir sayı ve harf uzattı bana.
Bu hatundan önce memelerimi elleyen en son yabancı emzirme hemşiresiydi ve bana yaptıklarını anlatmak bile istemiyorum. Aldığım en ilginç ve komik derecede eğlenceli sütyen ise önü pencere gibi açılan emzirme sütyeniydi. İç çamaşırı pazar pazarındaki çamaşırcı abladan alınıyordu ve gayet de rahat; hatta arkadaşlarımla aramızda "babaanne donu" dediğimiz türde rahat, geniş ve pamuklu ürünlerdi.
İnat etmiştim ya aldım bir şeyler çıktım ama çok acayip bir deneyimdi.
Birincisi, çok pahalanmış ya bu çamaşırlar.
İkincisi, bu kadar çeşit arasından beğendiğinizi etkilemeye çalıştığınız kişi beğenir mi? Yoksa sizin onu giydikten sonra, modeli üzerinde gördüğü dik kalçalı, dolgun memeli ve uzun bacaklı (ve evet gözle görünür beli olan) mankene dönüşmenizi mi bekler!
Üçüncüsü, babaanne donu gerekli her tür yeri kapatıyor, bu yeni modeller ne işe yarıyor anlamadım bile!
Ya bende hep şık olmak istiyorum ama her seferinde travma yaşamamak için sanırım spor yapmak, lazer, bir iki ameliyat, kozmetik....hayırrrrrr, kapılmayacağım endüstrinin tuzaklarına.
Gerçek şu:
Victoria's Secret mankeni olmamış olmanın getirdiği stres çok yorucu ama ben onlardan değilim olamam da. Muhtemelen 1000 TL vererek alacağım çamaşırlar bile çatlak cildimi ve göbeğimi saklamayacak ve dışım manken olmayabilir ama şu özgüven eksikliği meselesini çözer çözmez çok daha sağlam olacağım; bundan eminim. Sıcak, sevecen, özverili bir kadınım...Çatlamış olabilirim, tamam muhtemelen gündüz vakti veya ışıklı ortamlarda karşılaşmayacağız uygun kostüm olmadan ama güvenilirim ve temizim. Belime gelen saçlarıma rağmen her sabah duşumu da alıyorum abi ben!
Hiç kimse bir babaanne donunu bu kadar seksi taşıyamaz ya. Mesele rahatlık dostum! Biraz da gizem! Hatta çok gizem, çoook gizem. Görebilmek ise ayrıca bir şans, herkese nasip olmaz! Anne olmuş bir kadın ruhunu açıyorsa birine, rahatlığından vazgeçip bütün hassas, rahatsız, takıntılı yanlarını ve evet çatlak göbeğini bile gösteriyorsa bir hayli etkilenmiş demektir ki ve işte bu etkiyi ve beraberinde gelen güveni hiç bir ürün sağlayamaz!
Ayrıca Polyanna haklı. Hep dikkat etmek gerekir temiz ve bakımlı olmaya, ister 1 ay olsun ister 50 yıl. Babaannem mesela süslenirdi hep dedem için, dedem de çok şıktı. Onca kavgaya rağmen paşa dedem babaanneme baktığında gözleri parlardı!

1 yorum:

  1. the guardian'da bir haber var ona belki göz atmak isteyebilirsin:

    Too fat to be a model? The picture that caused a storm in the fashion world

    (link veremedim facebookta gördüm konuyu)

    YanıtlaSil