7 Temmuz 2011 Perşembe

Önsezi


Önseziye inanır mısınız, hislerinize güvenirmisiniz?
Yüreğiniz sıkıştığında, hissettiklerinize anlam yüklemeye çalışırmısınız? Yoksa yok sayar, gerginlikte, havanın durumunda, yorgunlukta mı ararsınız sebebini?
İnsan anne olunca (ve belki de baba, bilmiyorum) hislerine daha fazla güvenmesi gerektiğini öğreniyor. Örneğin annem bir gün telefonda arkadaşı ile konuşurken bir anda konuşmasına ara vermiş ve içerdeki odaya koşmuş. Bir bakmış ki tam o anda küçük kardeşim elindeki tel tokayı prize sokmak üzereymiş. Ben de oğlumun okula ilk başladığı günlerden birinde içimde acayip bir huzursuzluk hissettim, meğerse okuldaki çocuklardan biri buna saldırmış ve gözünün kenarını (şükürler olsun ki es geçerek) tırnaklamış. Aynı huzursuzluğu birkaç defa yaşamışımdır...arkama döndüğüm anda düşmek üzere olduğunu, ağızına sokmaması gereken bir şeyi sokmak üzere olduğunu, hatta okul veya kreşteyken bir şeylerin ters gittiğini, hasta olduğunu vs hep hissetmişimdir. Bu anlık hisler, çok işime yaradı.
Oğlum olmadan evvel, küçük bir erkek bebeğimin olacağını hissetmiştim. Hatta hamileyken, yaptığım 3 gebelik testinin de negatif sonuç vermesine ve ultrasonda görünmemesine rağmen, durumu hissetmiş ve hamile olduğuma inanmıştım ve bu hissime dayanarak kendime dikkat etmiş, çılgın parti modundan çıkmış ve ileride bebeğe çok zararlı olabilecek davranışlardan içgüdüsel olarak kaçınmıştım.
Ama sanırım bendeki bu "hissetme" durumu anne olmakla ilintili değil. Küçüklüğümden beri bana malum olurdu bazı şeyler (aptala mı malum olurdu). Annem eve gelmeden evvel eğer içime sıkıntı basıyor ise, muhakkak kavga olurdu. Ya babam annemi dövmüş, yada annem gene mutsuz olmuş, yaşadığı hayattan bıkmış olurdu. Bir gece sağ kasığımda inanılmaz bir acı ile uyanmıştım. Rüyamda arkadaşımı görüyordum. Ertesi sabah o arkadaşımın apandistinin enfekte olduğunu, acil ameliyat için hastaneye kaldırıldığını öğrenmiştim. Oğlumun babasının beni aldattığı gün bile bir şeylerin ters gittiğini o kadar iyi biliyordum ve o anda içimde hissettiğim sıkıntıyı, bunalımı anlatamam (yaptığını yaptıktan sonra durduk yere beni arayıp beni çok sevdiğini söylemesi, hayatının en değerli varlığı olduğumu vs vs vs söylemesine rağmen geçmemişti o iğrenç duygu). Arkadaşım bana bir kızdan hoşlandığını anlatırken bile onun aslında bir diğerine aşık olacağını da hissediyordum. İş yerimle alakalı olarak da bazı durumları hissetmiş, bir şeylerin düzeltilmesi gerektiğini üstlerime anlatmaya çalışmış, fikirlerime önem verilmemiş ve yakın zamanda haklı olduğum ortaya çıkmıştı.
Şimdi bu duruma ne isim verilir bilmiyorum. Ya beyinimiz mevcut verileri otomatikman bir araya getirip bir sonuca ulaştırıyor yada çocukluğumuzdan bu yana bilinçaltımıza yerleşen bilgilerin kullanılması ile ortaya çıkan bilgi birikimi oluşuyor. Mesela annemler hep 'eğer çocuklar sessiz ise muhakkak bir şeyler dönüyordur' derdi ve bunu öğrendiğimiz için gerçekten de işlerimizi yaparken fark etmeden çocuk sesi dinliyor oluyoruz ve sessizlik oluştuğu anda içgüdüsel olarak koşup kontrol ediyoruz...
Ben bunlar ve bunlara benzer birçok olaya rağmen hislerime ne kadar güvenmeliyim bilmiyorum ama güveniyorum. Bu hislerime güvenerek zaten hayatımın bundan sonrası ve oğlumun geleceği için kararlar alıyorum mesela boşandıktan sonra yapmak istediğim gibi şehir değiştirmedim, işimi değiştirmedim. Oğlumu basketbol'a yazdırdım, oğlumun okulunu değiştirmiyorum, oturduğumuz evi hemen satmaya çalışmıyorum, vs vs.
Ancak geçmişte olduğu gibi süre geçecek ve hislerimde ve kararlarımda yanılıp yanılmadığım ortaya çıkacak. Gerçi şu anda onlara güvenmekten başka bir şey yapamam, güvenebileceğim tek onlar var.



****
Bu arada konuyla ilgili minik bir not daha: 
Yıllar evvel, henüz evliyken onunla ilk tanıştığımda o kadar çok hissetmiştim ki onunla bir daha karşılaşacağımızı. Sonra evli olduğumdan dolayı o vakitlerde, aklımdan o fikri silmiş öyle düşündüğüm için de kendime çok kızmıştım. Ayrılıncaya kadar bir daha hiç karşılaşmamıştım onunla ve 2.5-3 yıllık bir süreç boyunca onu gördüğüm yarım saat kırk-beş dakika sonucunda bir daha karşılaştığımızda onu çoktandır tanıyormuşum hissine kapılmadan edemedim (ki ben 10 yıllık bir beraberlik sonunda bir sabah ansızın oğlumun babasını hiç tanımamış olduğumu öğrenen ve insanları ne kadar tanıdığımı düşünsem de, kimseyi aslında bütünüyle tanıyamayacağımın farkında olan biriyim). Onu ilk gördüğüm zaman aklıma geldi; oturuşu, konuşması ve bakışı ve sanki bir milyon defa görmüşüm bu hallerini gibi gelmişti.
Hissedip de olduktan sonra keşke yanılsaydım dediğim çok çok olay oldu ama bu olay hissedip, başlarda korkup, kabullenmekten çekinip sonunda da olduğu için mutlu olduğum nadir olaylardan biridir ve şu anda bununla ilgili yine çeşitli şeyler hissediyorum. Anlatamayacağım ama umarım bazısı için haklı, bazısı için de haksız olurum.
Çünkü elimde değil, her geçen gün daha da fazla düşüyor içime.

2 yorum:

  1. "abdala" malum olur :)

    yazmasam olmayacaktı :D

    YanıtlaSil
  2. Ahahaha, aptala olmasın o! Valla öyle oluyor :))

    YanıtlaSil