17 Temmuz 2011 Pazar

Mini Mini Kuşlar

Bir Film:-
Geçen akşam "Kaybedenler Kulübü" isimli filmi izleyim dedim. Tamamlayamadım filmi, yapacak çok keyifli başka bir şey çıktı neyse ki. Film beni ağır bir sıkıntının içine sürüklemeye başlamıştı zaten daha ilk beş dakikasında. Hatırlatmak için:-



Film konusunda bir şey diyemeyeceğim keza bitirmedim bile ama çok garip bir şey hatırladım: Üniversitedeki hallerimiz!
Üniversitedeyken siyah giyinirdik, boncuklarımız olurdu ama renk renk. Üniversitedeyken Bukowski okurduk, ucuz yemek yer, ucuz içkiler içerdik. Üniversitedeyken hep karanlıktık ama aslında gizliden gizliye geleceğe karşı kocaman ümitlerimiz vardı. Havalıydık, karanlıktık ya! Yaklaşamazdı öyle herkes, yaklaşanı da "postmodernizm, marksizim, feminizim" der kovalardık. Kalanlarla da iyi dost olurduk.
Hamburgeri dört ısırıkta bitirenimiz de vardı, filtresiz Camel sigarası içenimizde...
Politiktik, asla apolitik değildik. Rocker kızlar ve oğlanlardık.
Eğlenirdik elbet. Bahar şenliklerine gider, şarkılar söyle coşardık ama o karanlığın her zaman ruhlarımızı ele geçirmesine de izin verirdik. Hep bir aile boş vermişliği, kapalı kutu dostluklarımız vardı...şiirler yazardık, minik öyküler, kapkaranlık resimler. Kitaplarımızın defterlerimizin yanına "Comfortably Numb" yazardık. Mutlaka da günlük vari defterlerimiz vardı, bir kaç kişiyle paylaşıp içerisine hep beraber yazı yazdığımız!
Ama ne kadar da karanlıktık...o zamanlarda yaşadıklarımız güzel, güneşli, kuşların cıvıldadığı bir günde perdeleri çekip, başımıza battaniyeyi çekip haftalarca evden çıkmamaktı resmen...bir gün cesaret edip de çıktığımızda bir bakmışız ki akşam olmuş kocaman bir gün geçmiş gitmiş.
İlginçtir ki o filmin kalanını izlemediğim o günün devamında işte bana bu zamanları hatırlatan çok konuşma geçti bulunduğum ortamda ve düşünmeye başladım.
Ben oğlumun böyle bir üniversite hayatı yaşamasına izin vermek istemiyorum. Benim yaşadığım ruh hali kadar karanlık olmayacak. Benim aksine depresif olmasına izin vermeyeceğim...aptal bir düğünde eğlenir gibi kendisine rağmen, dünyaya rağmen eğlenmesini öğreteceğim ona. Çünkü her ne kadar "cool" görünürse görünsün, hiç havalı bir durum değildi. Evet, muhakkak yaşının getirdiği bunalımlar, hayatı keşfederken karşılaşacağı hayal kırıklıkları olacak ama bunlar yüzünden bir kaybedenler kulübü üyesiymiş gibi asla hissetmeyecek!
Çünkü o yaşlardayken hissedilen neşe, içten atılan kahkahalar ilerleyen yaşlarda aynı tadı vermiyor. Yaşı ilerledikçe insan daha kontrollü oluyor ve kontrolsüzlüğü özlüyor sanki.
Ne bileyim; mutlu olsun hep! Hayatı boyunca amaçları olsun ve amaçları için onu sonsuz desteklerini esirgemeyen annesi olsun (sonrada Magna Cum Laude diplomasını alırken de fotoğrafını çekiyor olsun bu anne).
Benimkilerin aksine, ruhunu karartmayı değil kendini güzelliklere açmayı, güçlü ve istekli olmayı öğreten bir ailesi olsun çünkü yaşı gelince insanın; kendisine acımanın güçsüz olmanın, hüzünlü olmanın hiç de eğlenceli bir tarafı olmadığını hatta kocaman bir vakit kaybı olduğunu öğreniyor insan!
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bir Gezme Hikayesi:
Yaşadığım şehirde kocaman bir alışveriş merkezi açıldı. Benim oğlanda oradaki oyuncakçıya hasta. Haklı da çocuk, çok ilginç bilim seti oyuncaklar var: patates'den elektronik saat yapmak, fırçayla robot yapmak v.b. Geçen pazar yine ufak bir oyuncak almaya gittiğimizde, yerin altında kalan otopark'a araba park etmeyi sevmediğimden bir kaç sokak öteden merkeze doğru yürümeye başladık. Hoşuma gitmeyen ve daha öncede bir yerde daha duyduğum kokular geldi burnuma: patates kızartması kokusu.
Tüm çevreyi kaplamıştı bu koku ve aynı 10 yıl önce ABD'ye gittiğimde almış olduğum kokuydu. Sokakları fast food, suyu plastik kokan doğallıktan uzak bu kocaman ülkeye benzemeye başladık. Anti-Amerikanizm yapmaya çalışmıyorum sadece bir anda özledim bahçelerde aldığım meyve ve çiçek kokularını. Sonra da benim oğlan döndü bana şehirdeki alışveriş merkezlerinin büyüklüklerine göre sıralamasını yapmaya kalktı, iyice çıldırdım! Gençleri bir yandan sokaklardan, sokaktaki kötülüklerden (özellikle uyuşturucu) uzak tutan alışveriş merkezleri diğer yandan ne kadar tek tip yapıyor hepimizi. Çok korkutucu değil mi?
Çocuğumu da bu gerçeklikten koparmak, asla gitmesine izin vermemek onu yer altında zorla yaşatmakla aynı şey olacağından, ziyaretleri bir tek ay başlarındaki oyuncak hakkını kullanmak için sınırlamak en mantıklısı olacaktır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Düşünceler kaplıyor:
Birilerini mutlu edebiliyor olma ihtimali ne kadar güzel! Soğuk bir günde, yumuşak, temiz ve mis kokulu bir battaniye'ye sarınmak gibi bir duygu...huzur veren. Bu süreçte birşey öğrendim...elbet başkalarını mutlu etmek önemli, önce kendini mutlu etmeli insan ama ben battaniyemi paylaşabilirim, kocaman çünkü. Hem paylaşınca daha keyifli :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder