24 Haziran 2011 Cuma

Şiddet ve Türlerini Tanımak

Şiddet nedir?
Her 3 kadından 1’i evde kocasının ya da sevgilisinin fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Kadına yönelik şiddet bütün dünyada en yaygın insan hakkı ihlalleri arasında. 1960’lı yıllardan beri kadın hareketleri buna karşı mücadele veriyorlar. Şiddetin kaynağında toplumun her yanında izlerini görebileceğimiz erkek egemenliğinin yattığı düşünülüyor.
Erkeklerin egemenliklerini tehdit altında görmeleri, ya da bu egemenliği güçlendirmek istemeleri şiddet davranışına yol açıyor. Türkiye’de resmi rakamlara göre 2006 yılında 72 bin 643 kadın şiddete uğradı, bunların 842’si saldırılar sonucu yaşamını kaybetti. Erkekler tarafından evde uygulanan şiddetin çocuklara da zarar verdiği biliniyor. Fiziksel yaralanmaların yanı sıra aşırı korku, yetersizlik duygusu, özgüven eksikliği bu zararlar arasında.  
Şiddet biçimleri
Fiziksel şiddet: Yumruklama, tokat atma, vurma, ısırma, çimdikleme, tekmeleme, saç çekme, itip kakma, yakma, boğazını sıkma, bir aletle vurma.
Ekonomik şiddet: Ekonomik özgürlüğü kısıtlama, eve para bırakmama veya çok az bırakma, sürekli hesap sorma, parayı kullanarak aşağılamaya çalışma.
Sözel şiddet: Yıkıcı eleştiri, bağırma, alay etme, suçlama, isim takma.
Psikolojik şiddet: Küsmek, baskı uygulamak, intihar etmekle tehdit, çocukları uzaklaştırma, arkadaşlarınıza, ailenize sizinle ilgili yalanlar söyleme, onları görmenizi engelleme, güveninizi kırma, bilgi saklama, kıskançlık, gözdağı verme.
Cinsel şiddet: İstenmeyen cinsel davranışları yapmaya zorlama, istemediğiniz halde cinsel ilişkiye zorlama, cinsel yöneliminize bağlı davranışlarınızı değersizleştirme, taciz etme, cinsel ilişki sırasında güç kullanma. (Kaynak: http://www.morcati.org.tr/tr/sayfa/1/Siddet-nedir.html)

 Bunlar tanıdığım, bildiğim ve çok yaralayan hikayeler. Hiç kimse bunu yaşamamalı, destek olup engellemek şart!

2 yorum:

  1. her şey çok güzel başlamıştı. hep hayalini kurduğum tipti; sarışın, renkli gözlü, uzun boylu, kariyer sahibi,eğlenceli.. üstelik araya birilerini sokup benimle tanışabildikten sonra peşimde çok koşmuştu. evlenme teklif ettiği gece muhteşemdi. "benim onu sevdiğimden daha çok beni sevecek" birini hayal etmiştim ve buldum sandım.
    ilk tartışmalar daha nişanlıyken başladı. evimizi kiralamıştık, eşyalarımızı alıp yerleştirmeye başlıyorduk, onun elyalarının arasından daha önce birlikte yaşadığı eski kız arkadaşının fotoğrafları çıktı, ben bunlar ne arıyor burada diye sorunca kavga etmeye başladık, eline geçen ne varsa kırdı. ne yalan söyleyeyim, o kırdığı şeylerin daha ileriki kavgalarımızda benim kafamda kırılacağı hiç aklıma gelmezdi.
    evlendik. ama nasıl evlendik? düğün günümüzde tüm gün telefonunu elinden düşürmedi, çalıştığı şirketten ayrılıyordu tüm gün boyunca tazminatı yatmış mı onu kontrol etti.ve ben düğün günümüzde bile paradan başka bir şey düşünmeyen bu herifle evlendim!
    eşim benim maaşımın 4 katı kazandığı özel bir projede çalışıyordu. bu proje uzun ömürlü değildi, işsiz kalma olasılığı vardı. ama işsiz kalsa bile benim işim garanti ikimizi geçindirecek kadar kazanırım diye düşünüyordum.bir gün gelip de ilk çocuğumuza hamileyken "ben aylıksız izin kullanmayı düşünüyorum" dediğimde kocamın buna karşı çıkacağı hiç aklıma gelmezdi!
    eğitim ve kültürel anlamda eşimden daha iyi olmamı eşim asla kabullenemedi. kariyerimde ilerleyebilmem için önüme çıkan tüm fırsatları türlü bahanelerle reddetmeye ikna etti beni."kariyerim olmasa da olur aile iç, mutluluk daha tatmin edici" diye düşünüyordum.
    kocam olacak yaratıktan ilk yediğim dayak o sırada kemoterapi gören annemle telefonda biraz fazla konuşmam yüzündendi. kabul edilemez bir şeydi, boşanmaya karar verdim, ailesi yalvardı yakardı bir daha olmaz yeminleri edildi. affettim. oysa bir kez dayak yemiş olmak ve bunu kabullenmiş olmak demek boyun eğmekle eş anlamlı. devamı geldi. doğum yapmama 5 gün kala bebeğime bir karyola aldım diye (bebek odası falan değil, sadece karyola) işitmediğim laf kalmadı: "sen nasıl benden habersiz böyle bir harcama yaparsın! eşit mi kazanıyoruz da böyle para harcama hakkın var sanıyorsun röööaarhh blööaaahhh" (yaratığın teki olduğu için her zaman anlamlı sesler çıkaramıyordu) bir de üzerine bana vurmaya kalkınca ARTIK YETER dedim.
    keşke bunu demeden önce boşanmada haklılığımı ispat edebileceğim adli darp raporlarını alsaydım, şahitler toplasaydım. utanmasaydım, çekinmeseydim. en azından kendi aileme yaşadıklarımı anlatabilseydim. onlar üzülür diye her şey güllük gülistanlık gibi davranmasaydım.
    ve keşke bir yerlerde biraz birikimim olsaydı(evlenince kocam olacak yaratık yavaş yavaş tüm maaşıma el koydu), bu yaşıma gelip ücretsiz doğum iznindeyken beş parasız dımdızlak kalmasaydım, ailemden harçlık almak zorunda kalmasaydım.

    ŞİDDETİN HANGİ TÜRÜ OLURSA OLSUN, BİR KEZ ŞİDDET GÖRDÜĞÜNÜZDE BUNU KABULLENMEYİN, UTANIP SIKILMADAN GEREĞİNİ YAPIN. O YARATIK SİZE ŞİDDET UYGULAMAYA UTANMIYORSA SİZ ONU GEREKLİ MERCİLERE ŞİKAYET EDERKEN UTANMAYIN!

    YanıtlaSil
  2. Bir roman'da okumuştum:

    “Bazı kadınlar öyledir. Bazı aşklar öyledir. Görebildiğim kadarıyla, bir çok aşk öyledir. Yüreğin fazlasıyla kalabalık bir kurtarma botu gibi gelir. Yüzeyde tutmak için gururunu atarsın ve öz saygını ve bağımsızlığını. Bir sure sonra insanları atmaya başlarsın – arkadaşlarını, tanıdığın herkesi. Ama bu yine de yeterli değildir. Kurtarma botu batmaya devam eder ve yanında seni de götüreceğini bilirsin. Bunu bir çok kızın başına geldiğini gördüm…” – Shantaram (Yazarı Gergory David Robert)

    Bu şekilde davranan insanlarda kişilik bozukluğu olduğunu, psikolojik destek almaları gerektiğini ve olanların sizden kaynaklanmadığını, sorunun onlarda olduğunu unutmayın. İlişkinin başlarında peşinizde deli divane olan bu adamlar, ilişki ilerledikçe kontrollerini kaybederler çünkü amaçlarına ulaşmışlardır ve taktıkları maskeden kurtuluyorlardır. Lütfen hiç kimse için, kim olduğunuzu unutmayın ve hiç kimse için de gururunuzu, öz saygınızı, bağımsızlığınızı, ailenizi, dostlarınızı, kariyerinizi ve paranızı atmayın!

    Bu konuda daha fazla yazmak için lütfen mesaj atın. Bu konuda anlatacak çok şey var ve çok zor yollardan öğrendik.

    Sizi yeniden cesaretiniz için kutlarım, bir çok kadının evliliklerinin 10-15-20 yıllarında atmaktan korktukları adımı çok erken ama çok vakitlice atmışsınız. Geçmiş olsun.

    YanıtlaSil