28 Aralık 2011 Çarşamba

Çocuk Yetiştirme Sorumluluğu

Daha önce de anne ile baba(ların çoğunun)'nın çocuk bakımı arasındaki "anlayış" farkını daha önce de az çok yazdım. Bu konuda da ciddi anlamda sıkıntı çekiyorum. Oğlumun babası çok sorumsuz. Dün babasının evinde kalan oğlum için babasından iki tane şey istedim. Birincisi avuç içinde çıkmayan kıymıktan enfeksiyon kapan yarasına merhem sürmesini, ikincisi de matematik derslerini kontrol etmesiydi. Bunları yapmadığı gibi sabah 7:10 da dersi başlayan oğlumu, 1 saat geç bıraktı. Geç bırakması yetmiyormuş gibi beni de 8 de arayıp geç kaldığını söyledi. Bu da beni çok kızdırdı! Ben ne yapabilirdim ki. Ben hasta olsam kim, nasıl bakacak oğluma!
İkinci evliliğini yapan ve birkaç hafta önce doğum yapan arkadaşım P'nin de büyük kızının babası, kızı ateşlenince P'yi aramış, lohusa arkadaşım gecenin bir vakti kalkıp kızını almaya gitmiş. Adam evde ilaç bulundurmadığı gibi, öz kızını doktora götürmekten bile aciz. Sanki kendi çocuğu değilmiş gibi! Böyle adamlar beni çok kızdırıyor.
Tabii sadece babalar değil çocuklarını ilgisiz bırakan. Bence daha büyük zararı depresyon da olan, mutsuz anneler veriyor. Kendi mutsuzluklarını çocuklarına karşı sabırsız ve sinirle davranarak yansıtan çok anne gördüm. Annelik sabır işi. Düzen ve sükunet gerektirir ama mutsuz olan bir anne çocuğuna ihtiyacı olan ilgiyi veremez. Bende yaptım, bende depresyonuma kapılıp gittim. Oğlumun 1 yılını resmen otomatik bir biçimde yaşadım. Çok acı çekiyordum ve bu yüzden de sadece gerekenleri yapıyordum ama ona gereken ilgiyi veremiyordum. O yılımız aklımda çok net değil! İnşallah o duruma bir daha asla gelmem. Çocuğuma zarar vermedim, vurmadım, bağırmadım ama çok ağaladım onun yanında.
Ben bu yazıyı yazarken üst kat komşum avazı çıktığı kadar kızına bağırıyordu, kızı da ağlıyordu. Muhtemelen çocuk zor koşullarda çalışan annesini yormuş, sınırları zorlamıştır ama kadının depresyonda olabileceği aklıma geldi!
Fakat bu bahane değil. Ebeveyn olarak sorumluluğumuz ağır, ne kadar ağır olduğunu bu video gösteriyor. Uyarmam gerekir...çok üzücü bir video ama aynı zamanda çok eğitici.
Ben çocukken çok dayak yedim; çocukken maruz kalınan ilgisizliğin, sevgisizliğin ve zararını birebir yaşadım. Hiç bir çocuk ona kötü davranılmasını ve ona kötü örnek olan insanları haketmez! Kendi adıma söylüyorum, mutsuz bir çocukluk insanı bir ömür etkiliyor.
Tatlı, sevgi dolu rüyalar hepimize.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Ve Dönüş

Binyüzseksekizmilyonseksenaltınoktayirmibeş saattir iş güç peşinde koşuşturuyorum. Ben İspanya da kaldığım sürece babasında kalan oğlum, döndüğümde hastaydı. Aldığım gün ateşliydi, ertesi gün de. Pazartesi ve bugün okula gitmedi benimle ofise geldi. Yıl sonu olması itibariyle promosyon malzemeleri ile dolu kolilerden antrepoya dönen ofisimde çok güzel vakit geçirdik. Ben çalıştım, o oyun oynadı, kitap okudu, resim yaptı ve hamurdan minik yaratıklar yaptı. Zaman zaman sıkılıp benimle oyun oynamak istediği ve benimde işimin çok olmasından dolayı biraz zor oldu ama buna rağmen çok keyifliydi! Bu hafta sonu pazar yarım gün dahil çalışıyoruz ama bu hafta sonunun yerine yılbaşı akşamı oğlum ile arkadaşına evde parti var. Canlı yılbaşı ağacı aldık. Süsleri indikten sonra ağıcımızı besleyeceğiz, büyüteceğiz. Biraz pahalıya patladı ağaç canlı olunca ama oğlumla böylesinin daha güzel olacağına karar verdik. Bu hafta sonun en sevdiği arkadaşında kalacak, bir oyuncak çantası hazırladı götürmek için, inanılmaz! Resmen bir bavul oyuncak.

Ve bu hafta başıma gelen bir güzel olay daha...
GELDİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ :)))
Geldi
geldiii
geeeeldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii...
Bilmem sevincimi anlatabildim mi.
Henüz beraber vakit geçiremedik. İnşallah yarın başlayacak olan toplantı silsilesinin ertesinde, akşamları 1-2 kaçamak saat geçirebiliriz. 
İçime işlemiş, öyle özlemişim ki. Geldiğinde aklımda sadece mutluluğunu görmek vardı ki öyle de oldu. Gayet huzurlu ve biraz yorgun ve bir miktar hasta gördüm ama her zamankinden daha güzel göründü gözüme.
Böyle hissedebiliyormuymuş insan? Bir başkasına ihtiyaç duymadan, yokluğunu böyle derinden hissedebiliyormuymuş? Araya giren mesafe bu kadar tatlı olabiliyormuymuş? Hiç birşey beklemeden, sadece birinin yolunu gözlemek mümkünmüymüş? Karşıladığımda sadece yarım saat gördüm ama o yarım saat bile yetti delirip, coşmama.
Tabii bütün bu hisleri anlatmak, söyleyerek ifade etmek mümkün değil benim için.
Ben yazsam, hep yazsam.
Çok geç oldu... yarın'a doğru heycanla!
Sevgilerimle,
Mina

Not: A, aaaa bir de bugün aldığım mükemmel bir haber daha... en sevdiğim arkadaşlarımdan C, benim en zor günlerimde yanımda olan C, bir iki hafta içinde kız arkadaşına evlenme teklif edecek! Çok mutluyum... çok güzel bir yaşamı hak ediyor, dünyanın en iyi insanlarındandır! Bu da onlara:-


15 Aralık 2011 Perşembe

Uzaktayım, Uzaktasın, Uzakta

Küçük dünya, koca dünya oluveriyor bir anda! Bir uçağa biniyorsun, bir anda başka bir alemdesin!
Oğlumdan uzaktayım; o babasının yanında. Ben iş gezisinde İspanyadayım. Erkek arkadaşım zaten dünyanın taa öbür ucunda.
Benim gezilerim her ne kadar şirket ofisleri ve fabrikaları ile sınırlı olsa da ve gezmek güzel ve değişik olsa da, ev gibisi hakikaten yok. Başka yerlerde tatlar farklı, kokular farklı. Çalışmak daha çok yoruyor, ortamlar farklı. Hele bu sefer daha çok yoruldum, hastalığımı da tam atamamıştım üzerimden.
2 gün sonra ben evdeyim - oğlumun yanında. Fırsatım olursa çalışmaktan, oğluma yılbaşı hediyesini buradan almak istiyorum! Güzel bir süpriz yapmak istiyorum bu dönüşümde ona. Bu çalışmaya değsin istiyorum, şımartayayım onu biraz.
4 gün sonra da erkek arkadaşım dönüyor. Düşüncesi bile heyecan verici.
Toplantıya hazırlanmam gerekiyor ve sabahtan beri aklıma takılan parça ile, eğer okuyorsanız, sizi başbaşa bırakıyorum.


Allah hepimize sadece sürece kısa olan ve sonunda mutlu kavuşmaların olduğu özlemler nasip etsin.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Hava Ne Kadar Kuru Dedim, Yağmur Yağdı!

Allahımmmm.....
Benden daha salak ve şapşal birini tanımadım. 

Şimdi salı günü erkek arkadaşım uzun zamandır planladığı tatiline çıktı. Bende havaalanına bırakmayı teklif ettim. Arabasını annesinin evine bırakacağından önce annesinin oturduğu yere gittik. Ben arabamda beklerken bu çıktı, gel diye işaret etti. Aklımdan geçenleri tahmin edemezsiniz. "Ya saçımı taramamıştım, kokuyor muyum acaba" diye düşünürken kendimi annesinin elini öperken buldum. Çok tatlı ve içten gülümseyen gözleri vardı ama ben eminim ki yüzümdeki şaşkın ve şapşal ifademe gülüyordur. "Sizde mi gideceksiniz" dedi, "Yok hayır ben gitmiyorum" dedim ama içimden de konuşma devam etti "ya çalışıyorum hem bu kadar büyük bir tatil için şu anda erken, ayrıca onun biraz benden ve buradan uzaklardan yalnız başına vakit geçirmesi gerekiyor" v.s. v.s. 
Derin bir sessizlik. "Sağlığınız nasıl" desem, yaşlı olduğunu için hasta olması zorunlu olduğunu düşündüğümü ima ediyorum diye düşünmesi istemedim sustum. "Bu köpeğiniz çok tatlı ben bayılıyorum buna" desem "ben yokken oğlumla evime gelecek kadar utanmaz" demesini istemedim sustum. Erkek arkadaşım da bu arada içerilere kayboldu. Ben bu sırada küçüldüm, küçüldüm, utandım, heyecanlandım ve aklımdan tek geçen şey "Allahım ne olur bu adamı rezil edecek, utandıracak bir şey söylemeyeyim, yapmayayım" idi. Ve bomba...Döndüm, yüzünde güzel gülümsemesi eksik olmayan annesine "Hava ne kadar kuru" dedim... ve o anda yok olmak istedim! KURU MU???? HAVA KURU NE DEMEK YAA!!! Sağ olsun, kibarlığından bana "Evet alışmışız rutubete" filan dedi ve tam o anda arkadaşım geldi ve gitmek için bahçeden çıktık. Biz arabaya binerken "Yine gelin" dedi ama Tanrım, kim bilir neler düşünmüştür. Hava raporu sunucusu ben, arabama bindim ve aklımdan oğlum benim gibi şapşal birini eve getirse ne yaparım acaba diye düşündüm!

Bu arada amcasının elini zorla öpmeye çalıştığımı anlatamıyorum bile! Daha doğrusu onun "öpme" dediğini duymadım ama duyunca da çok utandım çok, kafamı bahçe duvarına sokmak istedim.
Ertesi gün, sevgilim dünyanın öbür ucunda, henüz gün doğmamışken ben gözümü açtım, pencereden baktım ki yağmur yağıyor. Kendimi aylardır yatak yaptığım üçlü koltuğuma geri atıp koltuğun açılıp beni yutmasını bekledim, olmadı tabii öyle bir şey. Koca kafamı kaldırıp güne başladım!

Bu da bu haftaki dans müziğim:


Sevgilim gittiğinden beri hastayım. İlaç kullanıyorum, burnum akıyor, sivilcem var kocaman, dudağımda uçuk ve gözümde gözlüklerim. Arkadaşıma sabah resmimi yolladım. "Bayılıyorum kadınların bu sevgili gidince kendini salma hallerini" dedi. Özellikle salmadım kendimi. Bu sene hiç olmadığım kadar hastalandım. Bıktım artık!!! Ama arkadaşım Nen haklı, süper rahat bir durum bu. Dün oğlumun çok sevdiği pastırmasından bir dilim bile yedim!

Ama özledim.
***********************
Doğurmam gerektiği fikrini beynime yerleştirmeye çalışan ürolog; normal doğum yapmamın zor olduğunu, sezeryanın ise sıkıntılı olacağını söyledi. Benim doğum yapmam gerektiğine inanıyor ama sanırım bu durumda seçeneklerimin arasında bir tek mitoz kalıyor, onu nasıl yapacağımı da söylemiyor!!

2 Aralık 2011 Cuma

Ben Buna Hazır Değildim

Bugün oğlumun en yakın arkadaşının annesiyle konuştum. Oğlum arkadaşına sınıftan bir erkek çocuğunun, yine sınıftan bir kız çocuğunu tuvalete götürüp, kıza kendini uygunsuz bir biçimde dokundurttuğunu ve kıza dokunduğunu anlatmış. Benim oğlumun arkadaşı, bunu annesine annesi de sağ olsun bana anlattı. Bu çocuklar 8 yaşında....
Şimdi bu durumda ilk tepkim "Ben Buna Hazır Değildim" oldu. İkinci tepkimde "Oğlum Bunu Neden Bana Anlatmadı" oldu. Hayır, daha beterini de duydum ama sonuçta insan başına gelmeden de böyle bir şeyin etkisini algılayamıyor.
Oğluma sık sık sorarım, sık sık konuşurum. Hayatında neler olup bittiğini öğrenmeye çalışırdım ve bugün'e kadar bu konuda yeterli olduğumu düşünüyordum ama meğerse gayet başarısız olmuşum! Oğlum bana böyle bir şeyi neden anlatmamış olabilir diye düşününce aklıma gelenlerden birincisi bana güvenmediği ikincisi de benim vereceğim tepkiden korkmasıdır ve her ikisi de hoşuma gitmedi. Bu durumda da yapmam gereken iki şey var. Öncelikle oğlumun benden korkmadan bana her şeyi anlatabileceği, güvenli  bir ortam yaratmam gerekiyor. Sanırım düşündüğüm ve istediğimden daha hızlı büyüyor ve artık kızmak, gülmek, şakalaşmak ve bağırmak gibi tepkilerimi çok daha farklı biçimlerde algılayıp kafasında işliyor (kendinizi ergenlikte hatırlayın) ve gurur ve utanç yapıyor. İkincisi, bildiğimi çaktırmadan olan biteni onun ağzından duymak ve gerekirse bu konuyu öğretmenine anlatmam gerekiyor, neticede ortada birilerinin çocuğu var, Allah korusun bu benimki de olabilirdi. Demek ki, diyorum, oğlum bunun yanlış olduğunu biliyor ki saklıyor, utanıyor. Neden yanlış olduğunu da anlatamam gerekecek. "Ayıp" demekle yetinemem. Sebebini bilmesi gerekiyor ve bu da şu anda hiç yapmak istemediğim cinsellik konuşması konusunu ortaya çıkaracak. Ortada bir fark var, o çocuklar birbirinin koluna bacağına dokunmuyor ki. Oğlum da kendisine dokundurtmaması gerektiğini, bazı şeylerin ayıp olduğunu, özeli olduğunu da biliyor ama artık sanki daha karmaşık bir aşamaya geçilmiş. Artık ortada (sınıfında, yaşıtlarında) cinsellik ile ilgili merak var! Karşı cins kavramı var. Ben erken desem ne olur ki. Gerçek şu ki çocuklar çok erken olgunlaşıyor artık! Yoksa ben yanlış mı düşünüyorum?
Offf... babasına da al anlat diyemem ki! En büyük sorun zaten o. Onun geçmişi, bugünkü hal ve davranışları yüzünden güvenemiyorum ki konuyu oğluma doğru bir şekilde anlatacağı konusunda. Sonuçta çocuklar çok zeki, en ufak tereddüttü, yalanı vs çok net algılıyorlar! 
Jerry Maguire filminde, Dorothy ablasına yaşıtlarını kastederek der: "Onlar kulüplerde parti yapıyor, salakça davranıp bir erkeğe sahip olmaya, ellerindeki erkeği tutmaya çalışıyor... ben değil. Ben bir erkeği YETİŞTİRMEYE çalışıyorum".
Durum bu. Benim yaşıtlarım ya yeni doğum yapıyor ya da hiç doğum yapmadı. Ben de bu esnada bir erkek yetiştirmeye çalışıyorum! Bazen bende kendimi dünyanın en yaşlı 32 yaşındaki kadın gibi hissediyorum. Benim erkek kardeşim yok ve böyle durumlarda oğlumun babasının, babasının babasının ve benim babamın iyi erkekler olmalarını çok isterdim ama değiller ve hayat adil de değil, basit de!
Çözüm bulunca yazarım.

1 Aralık 2011 Perşembe

Doktor

Doktor Konusu 1:-
Benim Babammış gibi sevdiğim amcam hasta. Daha yeni akciğer kanserinden temiz raporu alan amcamın beyninde tümör bulundu. Yıllarca dudaklarının arasından inandığı felsefeler de eksik olmadı, sigarası da. Dua ediyoruz. Çok zor çok! Umarım hep iyi doktorlar çıkar karşısına. Bu konuyu çok uzatmak istemiyorum, ama ümit ediyorum ki okuyan 1-2 kişi ona da dua eder.
Doktor Konusu 2:-
Az önce dünyanın en iyi doktorunun yanından geldim. Kendisi Ürolog. Ben daha odaya girer girmez "Dişlerin gerçek mi" diye sordu. Muayene ederken hamilelikte sarkmış olan ve aşırı dercede çatlak karnıma bakıp "Daha yaşın 32 bu ne 40 yaşında kadınlar gibi. Hiç beğenmedim!" diye azarladı, "Oğlun sünnet oldu mu" diye sorup "İnsanlar bebekken yaptırır sünneti, daha çabuk iyileştiği doğru ama malzeme büyük olunca daha estetik oluyor" dedi. Ben bu bilgiyi sindirmeye çalışırken, benim "bu çatı" ile normal doğum yapmamış olduğum için de eski doktorlara çok kızdı! (Doğallıktan yana bir doktor bulmak ne kadar nadir bir durum değil mi?). Kendisinin yeni evlendiğini, erkeklerin 32 yaşından sonra nasıl değiştiğini anlattı sonra da "Sen bekarsın, gel seni bekar doktor arkadaşlar var, tanıştırayım" dedi. "Olmaz, hayatımda önemli biri var" dedim, bu sefer de "Evet, o zaman çocuk yapmalısın, oğlun 8 yaşında kardeş zamanı geldi!" dedi. Beni çok güldürdü, ağrımı bile unutturdu! Çok samimi ve bilgili biri. Hayatı sevdiği belli ve neşesi ile resmen iyileştiriyor. Kendisi gibi herkesin mutlu olmasını istiyormuş gibi bir hali vardı. Onu tanıdığıma sevindim.
Doktorum, ilginç bir iki şey daha anlattı ve onu paylaşmak istedim:
Kadın ve erkek anatomisindeki bakteriler, ilişkileri süresi uzayınca birbirine uyum gösterirlermiş ve kadınlar bir anda oluşan sistit rahatsızlıklarından, eşlerinin onları aldattıklarını anlayabilirlermiş çünkü o 2 kişilik dünyaya bir üçüncü kişi girince o bakteriyel denge bozulurmuş! Aslında tek eşli olması için insanların, bir değil bin tane sebebi varmış değil mi? Her şeyden önce daha sağlıklı! Bu da böyle biline...
Gitme sebebim ise böbreğimin olduğu bölgenin dün beni ağrıdan kıvrandırmış olması idi ama rutin testlerin yanı sıra yeni ve önemli bir şey daha öğrendim: Ben oğluma doğum yaparken beni acil sezeryana alan doktor yanlışlıkla mesanemi de kesmişti (daha doğrusu "parmağım kaçtı" demişti). Ben bu olaydan bu yana ilk defa (ki seneler geçti) ürolojiye gittim ve iyi olmuş çünkü bu doktorumun anlattığına göre mesane dikilince gayet güzel iyileşmiştir ama rahim v.b çevre organlarım mesaneme yapışmıştır. Bir daha hamile kaldığımda, doğumda mutlaka kendisini çağırırlarmış çünkü bir Jinekolog için bir hayli tedirgin edici bir durum olabilirmiş, mesanenin yeniden açılma ihtimali mi ne varmış ve onun orada müdahele etmesi gerekebilirmiş. Ayrıca beni sıkça rahasız eden hastalığın sebebi de olabilirmiş bu durum! Neyse... bekleyip göreceğiz, önemli birşey değil ama ben bilmiyordum çünkü bu tip (pelvik bölgesine ait) her rahatsızlık için nedense sadece kadın-doğuma gidilir ama hataymış. İnsan anatomisi çok mucizevi ve karmaşık bir yapı. Basit ve tek düze bir makineymiş gibi davranmamak gerekir. Bunu öğrenince paylaşmak istedim benzer bir durum yaşamış olan varsa diye! Lütfen bedeninize hak ettiği saygıyı gösterin.
Sağolsun doktor bey her sorumu çok güzel cevapladı, tavsiyelerde bulundu. Oradan ayrılırken de "Umarım yakında hayırlı haberlerinle gelirsin bana" dedi.  
Kafamda hiç bir doktorun cevaplayamayacağı ve çok vakitsizce gelen bir soru ile çıktım ofise döndüm... Üzerinde biraz düşüneyim, yazarım.
İkinci durak, gözlük almak için göz doktoruna.
Sağlık dolu günler diliyorum.

29 Kasım 2011 Salı

Kış Günü Sıcaklığı

İçimde garip bir şeyler kıpırdanıyor.
Korkuyorum bir yandan, heyecanlıyım diğer yandan.
Korkumdan oldu zaten en son paniklerim ama artık sakinleştirdim paniklerimi. 
Paniklerim sonsuza kadar yok olsun istiyorum.
Mutlu şeyler düşünmek, mutlu olaylardan bahsetmek istiyorum.
Arkadaşımın yeni doğan dünya güzeli bebeği gibi! Eşi ile, kızı ile ve artık bebeği ile oluşturduğu güzel aile gibi mutlu ve güzel şeylerden. Oğluma onları göstermek istiyorum. Görsün aile sevgisini, istiyorum.
Kitap okumak istiyorum, saatlerce arka arkaya film izlemek istiyorum. 
Oğlum'un bana sarılarak yanımda yatmasını istiyorum, ben uyuklarken onun çizgi film izliyor olmasını!
Oğlum çok mutlu olsun istiyorum. Bana hikayeler anlatsın istiyorum. Her zaman yaptığı gibi bilmediğim konularda bana sorular sorsun istiyorum. Bana dinozorları anlatsın istiyorum, kimya soruları sorsun istiyorum. 
Beni her zaman yaptığı gibi komiklikleri ile güldürsün istiyorum.
Ananaslı kremalı pasta istiyorum.
Evi baştan aşağı temizleyip, yemek yapıp, akşam koltuğa oturup o tatlı yorgunluğu hissetmek istiyorum.
Sessizce oturmak istiyorum, etrafı seyretmek istiyorum o arabasını kullanırken.
O fotoğraf çekerken yanında durmak istiyorum, çektiklerine bakmak ve dünyayı onun gözünden görmek istiyorum.
İçimdekileri anlatmak istiyorum, ben anlatırken dinlesin istiyorum. Konuşmak istemiyorsa sussun istiyorun. Ben gözlerinden anlayım ne düşündüğünü istiyorum.
Söyleyeyim artık istiyorum, o sussa da ben söyleyeyim istiyorum.
Suskunluğum sakladığım duygularım olmasın istiyorum.
Söyleyeyim de bilsin istiyorum, duysun istiyorum.
Ben söyleyince karşılığında bir şey istediğimi düşünmesin istiyorum.
İstiyorum da istiyorum!

28 Kasım 2011 Pazartesi

Sorular Geldi Aklıma

Bir süredir yazılarımı okuyan BB'nin en son yazıya yaptığı yorumlar aklıma sorular getirdi. Deneyim ve düşüncelerinizi merak ediyorum. BB dedi ki: "şehir değiştirmek istememende erkek arkadaş faktörü de biraz etken sanırım ;)" 
Siz benim yerimde olsanız ne yapardınız? (Maddi ve Manevi olarak) Tek başına çocuk yetiştirmeye çalışan bir kadın olarak neye öncelik vermeli: para mı, mutlu olunan bir iş mi? Yoksa yeniden aile kurmak mı?
Sizce bir bekaranne için mantıklı olur muydu çocuğunun babası olmayan bir erkeğe göre hayatının yönünü belirlemesi? Hangi noktada hayatınızı bir erkek (bir sevgili) için değiştirirdiniz? Bunun olması için öncelikli etkenler ne olurdu? Yeniden bir aile kurma isteği taşıyor musunuz, yoksa "bir kere ağızım yandı, bir daha istemem" mi diyorsunuz? Çocuklarınız ne istiyor? Sadece kendiniz için yapmak istediğiniz ve çocuklarınızdan bağımsız hayalleriniz var mı? Bunları gerçekleştirmek için ne yapıyorsunuz?
Benim deneyimim ise şöyle:
Para şart ama mutluluk daha da önemli! Yani bu konuda henüz çözümüm yok. Ama bulacağım. Hedefim her ikisini sağlamak, oğlumu rahat bir ortamda büyütmek.
İkincisi, ben hayatımın erkek arkadaşımınki ile kesiştiği noktalarda mutluyum. Öbür türlüsü, onun yoluna zorla girmek olur ve bu durum onu da beni de yıpratır. Ne ondan benim için önceliklerinden vazgeçmesini beklerim ne de o benden aynı şeyi bekler. Umarım zamanla önceliklerimiz değişir ve bunun sonucunda yolumuz daha sık kesişir ama bu değerli bir ilişki. Müdahale edip, didikleyip ve acele edip de bozmak istemiyorum.
Üçüncüsü, ben pek bir yere ait hissetmedim. Hayatımın bu döneminde, uzun süre sonra ilk defa, bir yuva ve bağ kuruyorum yaşadığım yer ile alakalı. İlk defa tadını alıyorum yaşadığım yerin! Şartlar uygun olduğu sürece bunu değiştirmek istemiyorum.
Hayallerim de var tabii... En önemlisi yazmak ve öğretmek. Elimden gelenini de yapıyorum bu konuda ama tam anlamı ile gerçekleşmesi de iş ve para ile alakalı! 
Aile... her zaman önemli ama doğru amaçlarla, aynı hayaller ve düşünceler ile kurulduğu sürece! Özen, sabır ve fedakarlık ister ve bu özeni ve fedakarlığı da ne yazık ki herkes gösteremiyor.


İkinci sorum ise bu çok keyifli bekaranne blogu  yazarı olan annenin hayali:-
"Gün gelse de bekar annelik kurumsal olarak tanınsa devlet tarafından ve ilave sosyal hakları olsa. (bekar anne tanımını bu yüzden de çok önemsiyorum.) Pozitif ayrımcılık yapılsa. Çocuk yardımından daha fazla yararlansa, birazcık da olsa daha fazla izni olsa, üniversite harçlarından tutun da burslara kadar öncelikleri olsa çocuklarımızın.
Sorunları olduğunda bir araya gelebilseler, bizler bekar anneler bir araya gelebilsek, konuşsak, tartışsak, çözüm bulsak, devlete önersek, baskı yapsak.
Hayallerim çok. Belki bizler bir platformda bir araya gelerek bir adım atarız, sonra başkaları atar birer adım, bazı ilerlemeler olur. Kim bilir?"
Kendisine bu konuda hak veriyorum. Hollanda'da yaşayan bekaranne arkadaşım, tek başına çocuğuna baktığı için devletten bir çok yardım ve destek aldı. Detaylarını kendisine sorup yazacağım. Belki bize de blog yazarı arkadaşımın hayalinin gerçekleşmesine, bizim gibi kadınların hayatlarının kolaylaşmasına faydası olur. Onun hayalleri belki bize yeni ve kolaylıklar sağlayan yollar açar, anne olarak bekar kalmaktan korkan ve bu yüzden şiddet dolu evliliklere, ilişkilere katlanan kadın sayısı azalır. Çocuklar mutlu ortamlarda büyür.
Fikirler için yorum rica ediyorum! Bu konuda düşünecek ve yapacak çok şey var!

23 Kasım 2011 Çarşamba

A = Anne, Aptal, Atak, Ah Almak ...


Annem benim aptal olduğumu söyler durur. Buna da yeni başlamadı. Ben kendimi bildim bileli; hep aptal, paspas ve kendimi insanlara kullandıran bir geri zekalı olmuşumdur onun gözünde. Asla ama asla benim insanları seven bir insan olduğumu kabullenmedi. Asla benim insanlara yardım etmekten mutluluk duyduğumu, aptallık derecesinde bile olsa birileri için bir şeyler yapmanın bana hayat enerjisi kattığına inanmadı. Asla kimseye yük olmayı istemediğimi anlamadı (keza ona hep yük olmuştum çocukluğum boyunca). Haklı olduğu zamanlar da çok oldu. Bazen insanlara hep bir şeyler verdiğim için çok sık kullanıldım, mesela okulda arkadaşlarım beni sadece ders çalışmak istediklerinde aradılar. Çoğu zaman kullanıldığımın farkına varmadım ama bu asla yaptığımın aksini yapmama yol açmadı. Elbette ki kendi sınırlarım var, kendimi korumak istediğim noktalar ve bunları da koruyorum ama lütfen...aptallık? Gerçekten mi? Bir anne bunu kendi çocuğuna nasıl aşılar yıllar boyunca. Daha bir hafta önce kendisine, bu yaşımda bile bana bunlar söylemesinin beni ne kadar çok etkilediğini anlatmaya çalıştım, dinlemedi bile! 
Bugün oturduğum ofisin yakınlarındaki 2 bina manuel olarak milim milim yıkım'a hazırlanıyor (veya büyük tadilata giriyor) ve makinelerin sesi sinirlerimi bozuyor. Tam bu sinir bozukluğumun üzerine annemden gelen bir e-posta günümü iyice sinir bozucu bir hale soktu! (E-postanın kendisi değil, sonunda söylediği)
Annem, haklı nedenleri ile, bıraktığım kariyerime başka bir şehirde devam edebilmem için imkan sunan bir ilan yolladı bana. Kabul etmeliyim ki çok istediğim, sevdiğim ve beni tanımlayan ve tamamlayan bir iş ama maaşı şu anda kazandığımın yarısı. Hali hazırda oğluma ve kendime ancak yetişiyorum. Oğlumun eğitimine istediği gibi özel bir kolejde devam etmesini sağlarsam; bugün aldığım maaş yetersiz gelecek ama belki 1-2 sene sonra yetecek yani iyi bir geleceği var. Bu işimi bıraksam araç ve benzin gibi imkanlarımdan da vazgeçmek zorunda kalacağım ve kabul etmeli ki araba çok büyük bir artı! Yapmak istediğim işe geçsem, param daha az olacak ama zamanım çok olacak ve o işe bundan daha fazla saygım olacak. Yani kısacası, zor bir ikilemdeyim ama komik olan ben bu ikilemi kafamda silmiştim haftalar öncesinde. Bıraktığım kariyerimi hatırlamamaya çalışıyor, şu an ki şirket işimde gayet başarılıyım hatta yaptığım bu işi özel olarak, kendi kurduğum bir şirkette devam ettirmeyi hedefliyordum. Planım çok netti.  Çok çalış, para kazan, çocuğuna ve annene para biriktir!
Sonra da annem girdi bu tabloya ve elindeki fırça ile tüm resmi değiştirdi yine. Bana ilanını yolladığı şehir çok güzel bir şehir. Eğitim imkanları olan, sosyal imkanları olan ve kariyer imkanı olan bir yer. Burada istediğim işi yapabilirken, kariyerimi geliştirmek için gerekli eğitim imkanlarına da sahip olabilirim. Bu da yetmiyormuş gibi eksik kalan parayı bile tamamlamayı, yani bana maddi olarak bakmayı bile teklif etti annem! Her ne kadar nazik, iyi niyetli ve sevgi dolu bir teklif olsa da; annemden para almam. Ben daha fazla nasıl kazanırım da hem ona emekliliğinde hem de oğlumu eğitimi boyunca daha rahat nasıl yaşatırım diye kendimi bu işime adamışken, ondan para alma fikri beni çok üzüyor! Kızıyorum da çünkü yıllar boyu çok ama çok çalıştım ve çok kazandığım zamanlar da oldu ama geçmişte evli olduğum adam çalışmadığı için hep borç ödedim ve bu yüzden de birikimim olmadı ve annemden şu yaşımda "ben bakarım size" cümlesini duymak zorunda kaldım, duymamalıydım kimseden, annem bile olsa! Benim ona bakıyor olmam gerekmezmi? Haydi geçmişi sildim, sonuçta benim hatamdı tüm o durumlara ve o insana katlanmak ama 32 yaşıma gelip, annemden aylık olarak para almayı kabul etmemem ona göre saçma çünkü o her ne kadar bana destek olduğunu düşünse de, benim bunu reddetmemdeki sebebi benim aptallığımdan olduğunu düşünüyor! Kabul edersem teklifini ve ilan'daki şehir'e taşınırsam akıllılık yapmış olacağım. Halbuki istiyorum ki kazandığı paranın her fazla kuruşunu biriktirsin, kendi emekliliği için. Artık o bana bakmasın, ben ona bakayım! Ama o bu niyetimi aptallık olarak değerlendiriyor. Bense sadece sorumlu olmaya çalıştığımı düşünüyorum. Aptallık çok büyük ve ağır bir kelime değil mi bu durumda?
Kendisine isteklerimi açıklayan bir cevap yazdığımda da "göreceksin oğlun da senin gibi annesinin sözünü dinlemeyecek" diye beddua ediyor!  Bende oğluma bazen çok kızıyorum ama dinliyorum onu. İstemediği zaman bir şeyi, isteksizliğini aptallığına değil, karakterine veriyorum. Ben bunu da mı yanlış yapıyorum?
Gerçekçi ve pratik olmayı istiyorum. İstediğim işi yapmak için şehir değiştirmek, annemden para almak, zıplaya zıplaya eğitimimi tamamlamak kolay olurdu ama burada kalmam için de çok sebep var! Evet annem haklı, belki de aptalım. Zor olanı, geleceği belli olmayanı ve belki de bir hayali kovaladığım için kocaman bir aptalım! Pratik düşünmeye çalışıp, insanlara gereğinden fazla önem veren küçük kafalı bir paspasım. Ama bu benim. Aptal Mina!! 

Bu aralar pek yazamıyorum. Aslında anlatacak da çok şey var. Mesela en son yazımdan sonra ciddi bir panik atak geçirdim ki çok olmayacak bir yerde, zamanda ve durumda oldu. Panik atak zaten geliyorum demez tabii, adı üstüne atak - attack! Ama çok zayıf bir anımda ve gayet de topluluk önünde oldu. Haliyle rezil oldum, o kadar ki bu konuda konuşmak bile canımı acıtıyor. Panik atak geçiriken aptallaşıyorum, annemin öngörüsü tam anlamıyla gerçekleşiyor.

Ben de ne yaptım.... kendimi iyi hissetmek, değişiklik yapmak için saçlarımı kestirdim ve boyattım. Çok kadınsal bir hareketti ama bunları yaptığım gün gerçekten de iyi geldi bana. Olay şöyle gelişti. 
İş yerinden bir arkadaşım (ki kendisi erkektir ama çok bakımlıdır - tam bir balık burcu) tutturdu kuaföre git, kuaför Ali en iyisi diye. Belime gelen saçlarımın bana cadı görüntüsü verdiğini söyleyerek çok da dalga geçti. Hatta bir ara kendi götürmeyi bile teklif etti. Bende cuma günü işten erken çıktım, oğlumu önce doktora götürüp uzun zamandır geçmeyen öksürüğünün sebebinin tespiti için kan testi yaptırdım. Ardından yüzme kursuna gitmesi için arkadaşına bıraktım. Sonra da kuafördeki randevumu beklemek için bir yerde kahve içtim. Kahvemi içerken fal baktırır mısınız dediler, e iyi madem dedim bende. İnanırım fal'a, büyüye. Tehlikeli işlerdir! Genç bir adam aldı eline fincanımı, açtı önüme kağıtları başladı anlatmaya. Anlattıkları da doğruydu ama işin özünde dediğine göre benim enerjim çok yüksekmiş, olacakları gerçekten de hissedebiliyormuşum. Hatta ve hatta bana kötülük yapanlar, ahımı almaya görsün başlarına kötü şeyler geliyormuş... hatta eski koca ahımı aldığından sürünüyormuş maddi olarak bu ara! Daha da çok sıkıntı çekecekmiş. İstemem tabii sıkıntı çekmesini, neticede oğlumun babası ama çekiyormuş işte! İstemeden de olsa yapmışım!
Bunu benim için ilk söyleyen kişi bu metroseksüel falcı değildi. Bir gün iş arkadaşımın odasında çalışırken patronum içeriye dalmış "Dikkat et, bu kızın ahını alma" demiş, benimle dört yıl boyunca uğraşan, taciz eden ve yeni işten ayrılan bir adamın, ayrıldıktan sonra başına gelen türlü kötülükleri anlatmıştı.Yaşadıklarımı da bildiği için nedense benim beddua ettiğimi düşünmüştü!
Beni bilen de bilir, kimse için kötüyü isteyemem ama farkında olmadan kızmışımdır, içimden küfür etmişimdir mutlaka. Kolay kolay vazgeçmem kimseden ama belki de kızınca atak geçiriyorum, ah-atak! Panik atak gibi nereden geldiği belli olmayan ve sonu gelmeyecek bir atak!
Metroseksüel falcımın dediklerinden bir ders çıkardım. Hayır, vudu bebeği yapmadım ama hayatımın kontrolünün elimde olduğunu hatırladım. Geçmişteki olayların bende travma yaratmaması için düşüncelerimi sakinleştirmeye çalışıyorum ve belki de o gün ve onu takip eden, ofiste yaşadığım son panik ataklarımdı. Fal-terapisinden sonra tekrarlamadı! 
Belki de kuaför haklıydı, kafamdaki saç fazlalığı gidince biraz aklım ferahladı!!
Sebebi her neyse; aptal da olsam, nevrotik de olsam hislerim güçlü! benim olduklarına göre de benim yönlendirmem de mümkün olmalı. Belki de panik atak da annemin ataklarından? Belki de erkek arkadaşımın dediği gibi, annem haklı ve ataklarımın tek sebebi ben ve benim insanlar konusundaki aptallığımdır! Hayatımı düşünceler ve sorular ile fazla kalabalıklaştırıyorum. Belki de kolay olanı seçmeli! Ne dersiniz?