24 Eylül 2015 Perşembe

Siz Hiç....



 

Esasında yazmamaya çalışıyorum kötü şeyleri. Hani derlerler ya büyükler; kötü bir şeyden, bir beladan bahsederken "evlerden ırak" diye... En yakın arkadaşımın da sıkça tavsiyesi bana; "Düşünme bunları" dır. "Unut, artık takılma" der. Ben de aslında düşünmemeye çalışıyorum hakikaten de. Ne kadar düşünmezsem, evimden de o kadar ırak olur belalar, çok haklı. Geçmişi tam da ait olduğu yerde bırakmak lazım, geçmişte çünkü işin özünde barışığım yaşantımla artık... mutluyum böyle fakat burada sıkça yazdığım gibi olmadığım zamanlarım da oldu. 
Bu blogu, hele hele yazmayı ihmal ettiğim bu zamanlarda, yazma sebebimin benim yaşadıklarımı yaşayan kadınlara destek olmak olduğuna göre yazmaktan çekindiğim bir mevzuya parmak basma  zamanı geldi diye düşündüm.
Uzun ve duygusal olmayacak bu yazı. Açık açık yazıp geçeceğim çünkü çok tatsız bir konu ama çok ihmal edilen ve hiç olmamasına rağmen çok basitleştirilen bir durum.

Siz hiç sevgiliniz tarafından tecavüze uğradınız mı?
Evet...Aranızda resmi veya gayri resmi bir bağlılık sözü bulunan bir insanın sizi cinsel ilişkiye zorlaması da tecavüzdür. Unutmayın, sevgili veya kocanızın olması sizin bedeninizin üzerindeki haklarınızdan feragat etmeniz anlamın gelmez. Bedeniniz hala size aittir, sizin alanınız, sizin özelinizdir. 
Genellikle sevdiğimiz bir insanın bizi cinsel ilişkiye zorlamasını düşünce ve duygularımızda normalleştirmeye programlıyoruz kendimizi, ama inanının yabancı bir insanın sizi cinsel ilişkiye zorlaması ile sevdiğiniz, sevgiliniz olduğunuz inandığınız kişinin, eşinizin sizi zorlaması arasında hiç bir fark yok.
Hissi de duygusu da, kırgınlığı da, acısı da aynı. Tek fark; sevdiğine inandığımız biri olunca bize zarar veren, daha çabuk unutup, kendimize "beni seviyor" diyip aslında yanlış gidin bir şeylerin olmadığına inandırabiliyoruz. Birine (ister sevgilisi olarak ister eşi olarak) bağlılık sözü vermiş olmanız sizi daha az bir birey yapmaz...siz hala bedeninizin kontrolüne sahipsiniz. Unutmayın, bu günün her anında, her gün böyle. Eğer size zarar veren, cinsel ilişkiye zorlayan biri varsa çevrenizde; kendinizi (ve çocuklarınızı) bir an evvel güvenli bir biçimde o ortamdan uzaklaştırın.

25 Ağustos 2015 Salı

Kuzularınki Gibi Bir Sessizlik

Sessizliğimin sebebi var arkadaşlar.
Biraz kendi içime döndüm bu yaz. Oğlum uzun tatile gidince ve ben de yeni işe başlayınca, iyice kaçtım kendime. Bu aralar kendim ile ilgili yeni keşifler peşindeyim.
Terapiye ara verdim. 1 sene içinde çok şey öğrendim ve halen daha herkese tavsiye ederim ama maddi imkanlarımı TEOG sürecine girecek olan oğluma ayırmayı daha doğru buluyorum. Seçim yapmak zorunda kaldım. Bu arada meditasyon yapıyorum. Evet, evet...ciddi ciddi mum yakıp, pozisyon alıp dakikalarca meditasyon yapabiliyorum. Dua ediyorum. Hatta Ofis'te bile bulduğum her fırsatı bile değerlendiriyorum (bu yazıyı bitirir bitirmez meditasyon yapacağım misal, sanırım bağımlı oldum). Buraya olmasa da yazıyorum, çizmeye de başladım. Meşguliyetim çok.
Ama korkuyorum... Bu aralar çok fazla korkuyorum.
Ne büyük lüks ki tüm dünyevi sıkıntılarımı geride bıraktım, sıra bilinçaltıma geldi. Ne büyük lüks ki gelecek ayın kirasını nasıl ödeyeceğim diye düşünmek zorunda kalmadığım için bilinç altım otomatik temizleme moduna girdi. Gerçekten çok şanslı buluyorum kendimi.
Ancak her gece bir kabus, bir hareket, bir coşku... nefes nefese uyanıyorum bazen, bazen ağlayarak. Uyuyamıyorum sonra saatlerce. Ailemi, eski kocayı görüyorum. Hep yalnız kalıyorum kabuslarımda... ne varsa inşa ettiğim, elimden alınıyor. Bazen bir ev almaya çalışırken, evimizi kaybediyorum, bazen ailem oğlumu elimden alıyor. Bazen de birileri bana fiziksel olarak zarar veriyor, vücudum parçalanırken hıçkıra hıçkıra uyanıyorum... kötü yani! Kuzuların Sessizliği filmindeki gerilim misali. Hayır bir şey değil, sakinleşmek için yemek yemeye başladım, tam bir ayı moduna gelmekteyim.
Hayatımda varlığından haberim olmayan boşluklarla yüzleşiyorum. 10 yıldan sonra ilk defa bazı duygularımı keşfedecek lüksüm oldu. İyisi ile kötüsü ile, sorgulamalara itiyor beni. Elbet bunları da çözeceğim. Bende kalsınlar, benim olsunlar yazmayacağım buraya bu duygularımı ama bir kere daha anladım; iyi ebeveynliğin, çocuklarımıza verdiğimiz ilgi ve koşulsuz sevginin önemini.
Bekar ebeveynliğin zorluklarını yazmaya gerek yok şu anda tekrar tekrar ama çocuklarımızın mutlu, güven dolu bir geleceği olacaksa; kendimizi olabileceğimizin en iyisi haline getirmeliyiz, bir kere daha anladım. Ne kadar çirkin de olsa, kabuslarımızla yüzleşmeliyiz. Ne kadar bencilce gelse de rüyalarımızı gerçekleştirmeliyiz.
Ben bir fincan papatya çayı içmeye gidiyorum.